Altınımı Ben Boynuma Cizerim

Altınımı ben Boynuma dizerimAltınımı ben, boynuma cizerim.
Ağlıya ağlıya, destân yazarım.
Gönülsüz kötüye, veriyor babam.!
Ölümünen olsa, gene bozarım.!
Vaktiyle Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesinin Hamzahacılı köyünde birbirini deli gibi seven iki genç vardır. Bunlar birbirlerini ta ufak yaşta sevmişler, hem de ölesiye sevmişler.
Genç delikanlı, Emirdağ’da ilk ve ortaokulu bitirdikten sonra, o zamanlar beldesinde lise bulunmadığı için, tahsilini yapabilmek amacıyla Afyonkarahisar’a gider.
Kız ise bu ayrılığa göğüs gerememiş olacak ki, yüreğinin derinliklerinden gelen bu sevgi sesini türkülere döker. Kızın söylediği bu türküler, Emirdağ’da dillere destan olmuştur.
Hamzahacılı köyü, diğer köylere giden yolun üzerinde olduğu için, kız bir gün suya giderken, yolda başka bir delikanlı kızı görür ve beğenir. Babasından istetir. Başlık parasını da vererek kızı bu delikanlıya nişanlarlar.
Kız, durumu, Afyonkarahisar’da tahsilini yapmakta olan sevgilisine bildirir. Postada gecikme olduğu için mektup geç ulaşır. Oğlan mektubu alınca, "sınav sonunda giderim" düşüncesiyle kızın yanına hemen ulaşamaz. Kız, sevgilisinden de hiçbir haber alamaz ve içindeki duyguları türkü haline dönüştürür.Kız, oğlandan haber alamayınca ne yapacağını şaşırmıştır. Bir taraftan da düğün hazırlıkları başlamış; kız ise kendini için için yemektedir.
Morali iyiden iyiye bozulan kız, düğün gecesi her şeyi göze almıştır. Sırrını söylemek, derdini açmak amacıyla ahretliği (kardeşliği) olan Dudu’nun yanına gider. Dudu’nun yanında babasının olduğunu görünce derdini açamaz, helallaşamaz. Üzgün ve bitkin bir halde evlerine döner.
Giden kızın ardından ailenin durumuKız kendini asmak için evlerinin ahırında hazırladığı urganı yağlarken, bir yandan da kendisine yaktığı ağıtı okumaya devam eder. Gençliğinin baharında muradına eremeden kendi isteği ile bu dünyadan göç eder.
Hamzahacılı köyüne gelen genç sevdiği kızın kendini asıp, öldüğünü duyunca sevdiği kızın mezarını ziyaret ettikten sona, köyden ayrılır. Köye bir daha dönmez.Kızın kendi el yazısı ile yazıp, odasına koyduğu bu ağıt yıllarca yörede söylenir.

Aldım helkeleri, giderim suya.!.
Aman zalım babam, ben varmam ona.!
Üçgün evvel, söyledim ben anama.!
Dördüncüsü günü, yanarsın bana.!

Keşif geldi, gapımıza dayandı.!
Sarı saçlar, fışkılara belendi.!.
Zalım baban, sana nasıl dayandı.!
Uyan sarı gızım, derdine bakın.!

Add comment


Security code
Refresh