Ulaşım
Ulaşım
Emirdağa Ulaşım
Konaklama
Konaklama
Nerede Kalınır
Nerede Yenir
Nerede Yenir
Yemeklerimiz
Yemeklerimiz
Tarihimiz
Tarihimiz
Emirdağ Spor
Emirdağ Spor

Ahmet UrfalıAğustos, yaz mevsiminin son ayıdır. Orak ayıdır, alın terinin damladığı ,emeğin devşirildiği harman yeridir. Olgun başak tanelerinin toplandığı, hasadın, bolluk ve bereketin ayıdır. Rabbimin bağışıyla toprağın cömertliğini sunduğu bu ayda bin bir zenginlik insanın emrine verilir.
Tarım ve hayvancılıkla uğraşan toplumların emek verip sonucunu bekledikleri ümitlerin ayıdır, ‘’harman sonu’’nda yapılan düğünlerin, ödenen borçların vaktidir. Yiğitlerin şükür niyetine toprağa diz vurup emek nasırlı avuçlarını Tanrı’ya açmalarıdır.
Az olanın çoğaldığı, zayıf olanın güçlendiği zamanın adıdır Ağustos.
Yıl, yıldan kötü gelmeye başladı. Tarlaları karasabanıyla deşeleyen oğullar uzak memleketlere gitti. Analar dövündü, babalar acılarını içlerine akıttı.
Şimdi takvimler 1921 yılını gösterirken bu karanlık istila ufuklara niçin çökmektedir? Oysa oğullar uzak vatanları kurtarmaya, savunmaya gideli beri bozkır yalnızlığındaydı yürekler ve o yüreklerden taşan türküler, ağıtlar…
16 Ağustos 1921 günü Kurban Bayramı’nın ilk günüydü. Bayram, sevinçlerin paylaşıldığı günlerdi. Oysa bugün sadece acılar vardı gözyaşlarında. Çaresizlik, umutsuzluk kol geziyordu Aziziye’nin tozlu yollarında.
Kara Yunan topuyla tüfeğiyle gelmişti kara günde. Dağlar yastaydı, ovalar suskunlukta. Koca vatan baştan başa bir ham hayâlin esiri yapılmak istiyordu.
Bu zulme baş eğemezdi Aziziye’nin yiğit halkı, razı olamazdı esaretin kanlı zincirlerini boynunda taşımaya. Silkindi, titredi kahraman halk. Emir dağlarından indi Mürettep Tümen, Karakeçili serdengeçtileri.
Bu topraklarda yabancı bir soluk dolaşamazdı. Özgürlük ve bağımsızlık bu halkın temel değerlerindendi. 16 Ağustos 1921’di o gün, yiğitliğin Oğuz savaşçılarından miras alındığı emanetin gereğini yerine getirmenin vaktiydi.


Şu kopan fırtına Türk ordusudur Yârabbi!
Senin uğrunda ölen ordu budur Yârabbi!
Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,
Gaalib et, çünkü bu son ordusudur İslâm'ın.
Duaların, zaferin müjdesini vermeye yakın olduğunun ışıltısını taşıyordu gözler. Dört gün boyunca , Kara Yunan’ın askerleri yok edildi, cephanesi infilak ettirildi.
Sonra… Sonra yeniden geldiler. Yeniden yakıp yıktılar. Çarşı Camii’ne topladıkları halkı yakmak istediler. Vazgeçtiler, alıp götürdüler Sakarya’ya doğru.
Eylül ayı gelmişti, mevsim sararmaya başlamıştı kara toprağın dallarında. Eylül, hüzünlerin ayıydı. Ama şimdi bir şahlanış başlamıştı Sakarya’da.
Sakarya ey güzel nehir, sensin büyük zaferlerin adı, kahramanlıkların yurdu.
Takvimler 22 Eylül 1921’i gösterirken Kara Yunan yenilginin acısını alıyordu masum halkın malından canından.
36 uzun gündü işgalin zorlu yokuşlarında yaşamak. İşgalin kara lekesini alıp götürmüştü sert esen poyraz.
Şimdi bu 36 günün hüznünü ve zaferle biten sonucunu yaşamak, yaşatmak ve her 22 Eylül’de hatırlamak, hatırlatmak bir vefa değil midir?