Adını ve ülküsünü taşımakla gururlandığım dedem Ahmet Çavuş, Yemen ve İstiklal Savaşı Gazisi olup 1893-1974 yılları arasında yaşamıştır. Dedeli- nineli büyük aile ortamında yetişip büyüdük. Bu yüzden kültürel değerlerimizi yaşayarak davranış haline getirdik. Şahsen tarih bilincini, şiir bilgisini ilk ondan kazandım. Osmanlı’nın son askerlerindendi. Yedi kardeşinin dördü cephelerde şehit düşmüştü. Mustafa (Ibık) 1883-1918 Yemen, Ali (1889-1911) Edirne, Salih (Karabıyık- 1890-1912) Kudüs, Mehmet (1891-1919) Batı Cephesi’nde kalmıştı.
Dedem; 1914’te Yemen 117.Nizamiye Alayı, 2.Tabur, 2.Bölükte asker olmuş, aynı askeri birlikte çavuş rütbesiyle görev yapmıştır. Yemen görevi sırasında kahramanlıklarından dolayı Cedit Yemen madalyası ile taltif edilmiştir. Yemen’in işgal edilmesi üzerine İngiliz, K.7 Kumandanlığının 07.11.1918 tarih ve 111-100 numaralı emrine atfen esir alınmış, Mısır- Seydibeşir Kampında 2 yıl tutulmuştur. Adı geçen esir kampında dezenfekte etmek bahanesiyle krizol havuzuna atılmış ve diğer Türk esirleri gibi ömrünün son sekiz yılını kör olarak geçirmiştir.
Emirdağ’a döner dönmez, Ağustos 1919’da Emirdağlılar tarafından kurulan ve Arif Bey’in komutanı olduğu Karakeçili Alayı’na yazılmıştır. Arif Bey’in bir suikast sonucu şehit edilmesine kadar
( 11-12 Mayıs 1920) alayda fiili olarak görev almış, iç isyanların bastırılmasında yararlıklar göstermiştir. Daha sonra Batı cephesinde bulunmuştur. Yunan kuvvetlerine karşı çeşitli görevleri üstlenmiştir.
Gazilik maaşını hak ettiği hâlde ‘’vatan ve millete yapılan hizmetin bedeli, hiç bir maddi şeyle ölçülemez.’’diyerek kabul etmemiştir.
Dört evlat babası olan Ahmet Çavuş, 12.03.1974’te vefat ederek Emirdağ mezarlığına defnedilmiştir. Ruhu şad olsun.
Emirdağ’da Cinibizlerin Faruk Faruk (Sayın) amcaya ait halkın Gaziler Kahvesi dediği mekan vardı. Her Cuma namazdan sonra Cephelerden ‘’gazi’’ olarak dönen kahraman dedeler orada topalnır birkaç saat sohbet ederlerdi. Dedemin gözleri kör olduğu için onu ben götürürdüm. Sohbet sonuna kadar da sessizce konuşmalar dinlerdim. O konuşmalar; düşmanla beraber yokluğun da savaşını ihtiva ederdi. Şimdiki Cumhuriyet Meydanında bulunan Gaziler Kahvesine bazen meraklı insanlar da gelir, anlatılanları kulak verirlerdi. Bunlardan biri de Çatallı Köy, Türkmen Düğünü adlı tiyatro eserlerin yazarı Ali Yürük’tü. Ali Yürük, daha sonra evimize gelip dedemin Yemen ve İstiklal Savaşı anıları yazdı.
Çerkez Mehmet Başaran komşumuzdu. İlerlemiş yaşına rağmen dinçti ve çok şık giyinirdi. Borazan dedeyi tanırdım. Tahir Efe, dedemin yakın dostu ve akrabasıydı. Daha onlarca kahraman seferlik günlerini anlatırlardı. gözyaşlarını silerek. Bu kahramanlar, duyarlı öğretmenler tarafından okullara davet edilerek hatıraları anlattırılırdı. Sonra her 22 Eylül’de Cumhuriyet Meydanı’nda görkemli kurtuluş günleri düzenlenirdi. Tahir Efe, 10 kadar atlı ile meydana girer, bayrak direğinin yanında siyahlara bürünmüş kızın üzerindeki örtüyü alırdı. Kızın boynuna bağlanan Türk bayrağı ortaya çıkınca halk galeyana gelerek alkış tutmaya başlardı. O sırada sunucu coşkuyu artırıcı şiirler okurdu. Benimle yaştaş olanlar o günleri canlı bir biçimde hatırlar.
Dedem Yemen ve istiklal Savaşı anılarını gözyaşlarını katarak anlatırdı.. Ağıtlar söylerdi. Bu anılar, benim çocukluk döneminden başlayarak belleğimde derin izler bırakarak yer edindi. Dedemin söylediği ağıtları not ettim.
İnsan çok okuyup bilgi dağarını doldurdukça yazma hevesi artar. Bizde de aynısı oldu. Tarih hem bilgi hem de bilimdir. Bilgi; İnsan hakkından alabileceği gerçek, olgu ve ilkeler bütünü, herhangi bir konu veya iş açısından öğrenilen ya da öğretilen şeyler anlamındadır.
Bilim ise; alanına göre belli yöntemlerle elde edilen ve uygulamayla doğrulanan,sebep-sonuç ilişkisini açıklayan, her zaman ve her yerde geçerlik ve kesinlik nitelikleri taşıyan yöntemli ve dizgesel bilgidir. Tarih, belgelere dayanır. Bu belgeler bilgiyle desteklenir. Tarih konusunda anılar ve arşiv birinci derecede bilgi kaynaklarıdır. Anılar, belgelerle örtüşmelidir.
Tarihi konuları yazarken ‘’bana göre’’ ifadesi yer almamalıdır. Şayet ‘’bana göre’’ denirse o yazı tarih olmaktan çıkar.
Özellikle yerel tarih yazımında konuyla ilgili bilgi ve belgeler çarpıtılmadan ortaya konulmalıdır. Yanlış yazılan bir konu belgeli bir başka yazıyla düzeltilir.













