İsmet Paşa ile Albay Asım Bey, harita başındaydılar.İsmet Paşa "Biz ikmal sistemimizi güçlendirirken, Yunan ordusu her gün ikmal merkezlerinden uzaklaşıyor." dedi, "İkmal yolları her gün biraz daha uzuyor. Böyle büyük bir deney yaşamadıkları için bunun tehlikelerini bilmiyorlar. Bu acemi orduya bu tehlikeyi hatırlatma zamanı geldi. Sakarya'nın güneyinden yürüyen düşman kolordusunun Emirdağ üzerinden ikmal edildiği anlaşılıyor. Hatırlatmaya buradan başlayalım. Afyon'un doğusundan Mürettep Tümen adını taşıyan karma bir tümenimiz var. Bu tümen Emirdağ'a baskın vererek bu ikmal merkezini körletsin. Sonra da..."
Mürettep Tümen, sabah Emirdağ'ın batısındaki tepelere yaklaşıp gizlenmişti. Durumu anlaması için köylü kıyafetiyle şehre yollanan küçük keşif birliği çabuk döndü. Birliğin komutam teğmen raporunu sözlü olarak verdi:
"Fırınlara el koymuş, kasabaya pek çok yiyecek yığmışlar. Prens'in kolordusu Emirdağ'dan besleniyormuş. Burada dinlenen bir büyük birlik, bu sabah doğuya hareket etmiş. Geride kalan kuvveti, iki piyade taburu, bir süvari bölüğü diye tahmin ettik. Ciddi bir güvenlik önlemi yok."
Yüzbaşı Yümnü güldü:
"Demek bunlar bir baskına uğrayacaklarına hiç olasılık vermiyorlar."
Komutan kararını açıkladı:
"Top kullanırsak şehre zarar veririz. Top yok. Bir saat sonra, iki yandan birden şehre gireceğiz. Şehir düşmandan temizlenecek, fırınlar yıkılacak, yiyecek stokları imha edilecek."
Gerekli emirler verildi. Bir saat sonra süvariler iki yandan şehre daldılar. Yüreğil tarafından 300 atlı ile Selahattin Tekelioğlu komutasındaki birlik ilçeye yıldırım hızıyla girdi. Sevinç çığlıkları yükseldi:
"Kemal'in askerleri!..."
Deli Battal sevinçten çıldırmıştı, çıplak ayak bir bölüğün önüne düşmüş, bağıra bağıra koşuyordu:
"Asker ağalar! Düşman şu yanda! Peşimden gelinnnn..."
Yunanlılar panik içinde silah başı yaptılar. Bir Yunan subayı tabancayla Deli Battal 'ı vurdu, aynı anda da bir kılıç darbesiyle yüzü ikiye bölündü. Süvariler Yunan karargâh ve ordugâhlarını bastılar, yakaladıklarını kılıçtan geçirdiler, çiğnediler, mızrakladılar, kurşunladılar. Sağ kalanlar, geride beşi subay, yüzden fazla ölü, bir o kadar da yaralı bırakarak şehirden kaçtılar. Emirdağlılar fırınları ve yiyecek yığılan yerleri gösterdiler. Fırınlar yıkıldı. Yiyecekler halka dağıtıldı, kalanlar dışarı çıkarılıp yakıldı.
Yaşlı bir kadın bir teğmeni elinden tutup büyükçe bir ambara götürdü. Yunanlılar ambara pek çok kuru yiyecek doldurmuştu. Teğmen ofladı:
"Bu kadar yiyeceği dışarı taşıyıp imha etmek için günler ister."
Yaşlı kadın,:"Gam çekme oğul.." dedi gülümseyerek "..dök gazı, yak. Bu bina benim. Varsın yansın."
Yaktılar.
Hakimiyet-i Milliye Gazetesi 24 Ağustos 1921 tarihli nüshasında baskınla ilgili olarak şu haberi geçti: ‘’Batı Cephesi’nde sol kanadımıza düşman taarruz hareketleri gelişmektedir. Bir kısım kuvvetimiz Aziziye’de iki tabur muhafazasında bulunan bir düşman kafilesine yaptığı baskın ile düşmana 7’si subay olmak zere 100’den fazla ölü verdirmiş ve birçok silah, cephane ve erzak elde etmiştir. ‘’
Yunan Yarbay Spridonos'un feryadı duyuldu. Yüzü kıpkırmızı "Bir Türk birliği Emirdağ'ı basmış! Fırınları yıkmış! Bütün yiyecek stoklarını yakmış!"
Hepsi ayağa fırladılar. Spridonos ağlamaklıydı:
"İkinci Kolordu'yu nasıl besleyeceğim? Emirdağ'dan ayrılan birlik derhal geri dönsün. Bu melun birliği yok etsin!"
Birlik geri dönecek,
Afyon'daki Trikopis'in 4. Tümeni de ileri çıkarak yolunu kesmeye çalışacaktı. Ama bu 'melun birlik' sarp Emirdağ dağlarını durmaksızın yürüyerek bir gece içinde aşmayı başarıp çemberden sıyrıldı. Yunan ordusunun başına iş açmayı sürdürecekti.
Bu arada Belpınar'da 14. Süvari Tümeni ihtiyat olarak bekletilmekte, Seyitgazi'ye yapılacak baskına hazırlanmaktaydı.
Ve Yunan birliği Emirdağ'a kin, intikam, hırs, gözü dönmüşlük ile geri geldi. Dağılgan üzerinden Emirdağ'a doğru top atışına başladılar. Yunan’a cevap veren Türk birlikleri, sabaha kadar düşmanı ilçeye sokmadı. Bu arada Türk süvarisi Karacaöeren üzerinden Akşehir'e doğru yola koyuldular. Çeteler ise daha güvenli gördükleri yaylaya yerleşmişlerdi bile.
Yunan askeri, ölü arkadaşlarını görünce çılgına döndüler. Üstelik cephanelik uçurulmuş, erzak depoları yakılmıştı. Yunan palikaryası 2. İnönü'den sonra ilk ciddi bir mukavemetle karşılaşıyordu. Yine sokak ve caddeleri tutup evleri tek tek aramaya başladılar. Kaymakam Nuri Bey başta olmak üzere bütün erkekleri Çarşı Camii'ne topladılar. Sıra sıra gazyağı tenekelerini dizdiler. Bu arada yerli Rumlar, Yunan komutanı ile sürekli bir şeyler konuşuyor, el kol hareketleri yapıyorlardı. İçerdekiler konuşmalardan bir şey anlamasalar da sıkı bir pazarlık yapıldığını düşünüyorlardı. Papaz Efitim, Türk komşularını çok severdi. Onlardan hiçbir kötülük görmemişti. Belki de geçmişin hatırını böyle karşılamak istiyordu.
Karakeçili mensupları ilçeyi sürekli denetim altında tuttu. Zaman zaman tebdil-i kıyafet ile ilçeye inip edinilen bilgileri Ali İhsan Sabis Paşa'ya ulaştırdılar. Sakarya cephesi ile devamlı irtibat kuruldu. Yunan ordusunun ikmal kaynakları yok edildiğinden aşırı derecede moralleri bozuktu.
!6 Ağustos 1921’de başlayan Yunan işgali, Tekelioğlu Sinan Bey komutasındaki birlik tarafından 4 gün sonra büyük bir baskına uğruyordu.
Kaynak: TURGUT ÖZAKMAN, ŞU ÇILGIN TÜRKLER BİLGİ YAYINEVİ 156. BASKI EKİM 2005













