Ulaşım
Ulaşım
Emirdağa Ulaşım
Konaklama
Konaklama
Nerede Kalınır
Nerede Yenir
Nerede Yenir
Yemeklerimiz
Yemeklerimiz
Tarihimiz
Tarihimiz
Emirdağ Spor
Emirdağ Spor

Abdil AğaABDİL AĞA

1. Beyler Daim Bey olur.

Emirdağ yöresinin son ‘’Türkmen Beyi’’ Yusuf Bey, 1839-1904 yılları arasında yaşamıştır. Bey, çok eski bir Türk ünvanı olup ilk defa Orhun Yazıtlarında ve Uygur metinlerinde geçmektedir.
Bey kelimesi Kubbealtı Lugat’te: Beg 1. Bir beyliğin, küçük bir devletin başında bulunan kimse, emîr, prens. 2. İleri gelen nüfuzlu kimse, eşraf. 3. Efendi, sâhip. 4. Türk devletlerinde asılzâdelere, ileri gelen devlet adamlarına verilen unvan. Erkek isimlerinin sonuna eklenen saygı sözü anlamlarıyla açıklanmıştır. Selçukname’de; ‘’beğlik ve asalet ancak göçebelikte ve Türkmenlik’tedir.’’ denilmektedir.Keza bir Kekük hoyratında da; ‘’ Ben sana beyim derim,
Beyler daim bey olur.’’ifadesiyle ‘’beylik’’in sosyal hayatta önemli bir statü olduğu belirtilmiştir.
Türkmen Beyi; konar-göçer obaların başlarına atama yoluyla görevlendirilen kişilere verilen idari bir ünvandır. Bunların başlıca görevleri; kararlaştırılan vergileri toplayarak devlet hazinesine ulaştırmaktı. Çeşitli sebeplerle, belirlenen aşiretler dışında göç edip gelen cemaatleri himaye etmeyerek geri göndermek Türkmen Beyi’nin sorumluluğundaydı. Eşkiyalık yapanları gerekli yerlere bildirmek de Türkmen Beyi’nin görev alanına girmekteydi.
Yusuf Bey, atalarından devraldığı bu vazifeyi uzun süre devam ettirmiş, daha sonra yeni idari yapılanma sürecinde Aziziye Kazasının yönetiminde önemli mevkilerde yer almıştır. Hüdâvendigâr Vilayeti Salnamesinin Aziziye bölümünde açıklamalar yapılmıştır.(1)
1870 yılından başlayarak vefatına kadar Aziziye Kaymakamlığı Meclis-i İdaresinde ‘’Aza-yi müntehabe’’(2), Muhacirin Komisyonu Reisliği (3) ve Tedarik-i Vesait Nakliye-i Askeri Komisyonu azalığı (4) yapmıştır. (5)
Yusuf Bey; Emirdağ için kökleri derinliklerde, dalları yüceliklerde ulu bir çınardır. O, Emirdağ kuruluş halkının farklı aşiret/oymak kültürlerinden bir sentez yaparak bölgenin ‘’Emirdağ Türkmen Kimliği’’ ni tesis etmiştir. Muhacirin Komisyonu Başkanlığı sürecinde Anadolu’ya sığınan ‘’kaybettiğimiz topraklardaki vatan evlatları’’nı sorunsuz olarak iskan etmiş, ihtiyaçlarını karşılamış, birlik ve beraberlik içinde yaşamalarını sağlamıştır.
‘’Beylik dermekle, ağalık vermekle’’ sözü gereğince Türk kültürünün temel özelliklerinden olan ‘’sofra ve kesesi’yi açık tutma geleneğini yerine getirmiştir. Verilen her görevi layıkı veçhile yaptığı için genç yaşlarından itibaren ölümüne kadar saygın kişi olma vasfını sürdürmüştür. Günümüzde de adının hayırla yâd edilmesi, halkın ona olan saygısını ifade etmektedir.


Yusuf Bey’in soyu, Emirdağ bölgesinde kurdukları akrabalık ve hısımlık yoluyla çok geniş bir topluluk olarak varlıklarını devam ettirmektedir.
Yusuf Bey’in ölümü üzerine söylenen ağıdın hatırda kalan bir bölümü şöyledir:
‘’Abdil’i ağa da Çakır’ı savran
Seydi’si hekim de Hurşit’i ümran
Acep sürer m’ola bizdeki devran
Bey’ime bey’ime Yusuf Bey’ime
Benden selam götür bütün soyuma’’(6)

 


2.Yolbaşçı Bir Bey Oğlu

Yusuf Bey’in oğulları arasında Abdil (1855-1929); ağalık, cömertlik, teşkilatçılık gibi yeteneklerinden dolayı öne çıkmıştır. Onun ailede büyük ağabeyliği işleri çekip çevirmede etkin olmasını sağlamıştır. Çiftçilik, hayvancılık ve kervancılık işleriyle uğraşan Abdil Ağa, atalarından tevarüs eden halka hizmet etme görevini yürütmüştür. Olmayanı oldurmaya, yetmeyeni yetirmeye çalışmıştır. Babası Yusuf Bey’in ölümü üzerine ailenin ve yöre halkının işlerini, hizmetini görmeye devam etmiştir.
Abdil Ağa’nın yöre halkı tarafından hâlen sevilip sayılmasının en başında onun İstiklâl Savaşı boyunca yaptığı faaliyetlerdir.
15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’e asker çıkarması üzerine yurdun her köşesinde olduğu gibi Emirdağ’da da halk tedirginlik yaşamaktaydı. Yunanlıların yaptığı zalimlikler kulaktan kulağa, dilden dile dolaşıyordu. Türk’ün aziz Anadolu’su düşman çizmeleri altında kalıyor, işgal yurdun içlerine doğru ilerliyordu. Kazanın vatansever insanları kaygı ve telaş içinde kıvranıyorlardı. Bir şeyler yapmak gerekiyordu. Nereden ve nasıl başlanmalıydı? Öncü ve yolbaşçı olmak durumunda olan milliyetçiler, vatan toprağının savunulması için tedbirler almak, savunma birlikleri kurmak, silahlı mücadeleye başlamak, asker toplamak gibi çalışmalar yapmak üzere görüş alış verişinde bulundular. Abdil Ağa, yürek ve aklında her an bulundurduğu vatan ve millet aşkıyla işe başladı.
Milli Mücadele’nin yolbaşçıları çok yüksek seviyede bir özgüven taşıyorlardı.’’Ya İstiklal Ya Ölüm’’ parolası bunun bir göstergesiydi. Abdil Ağa da bu özgüvenin Emirdağ’daki öncüsüydü. Bu cümleden olarak, onun yolbaşçılığı akademisyen çevrelerince de yaptıkları araştırmalar sonucunda vurgulanmıştır: ‘’ Emirdağ’da Kuva-yı Milliye teşkilatını ulemadan Yusuf Beyzade Abdülkadir Efendi kurmuştur. Teşkilatın kuruluşunda Afyon Kuva-yı Milliye’nin önde gelenlerineden Hoca İsmail Şükrü (Çelikalay) Bey’in de yardımları görülmüştür.’’(7)
Bir başka araştırmada yine Abdil Ağa’nın öncülüğü belirtilmiştir: ‘’Sivas Kongresi'nin ardından Yusufbeyzade Abdülkadir reisliğinde 64 kişilik " idare heyeti ile yardımcı heyeti" ile Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin Aziziye Şubesi tesis edilmiştir.’’(8)
Yine ‘’Milli Mücadele’de Emirdağ’’ konusunu ayrıntılı olarak incelenen bir araştırmada; ‘’Emirdağ’da Kuva-yı Milliye teşkilatını ulemadan Yusuf Beyzade Abdülkadir Efendi kurmuştu.’’ sonucu beyan edilmiştir. (9)
Yarbay Arif Bey’in Emirdağ’a gelmesi bütün bu yapılanmalara hareket getirrniştir. Abdil Ağa’nın kurucu başkanı olduğu Emirdağ Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti ile Karakeçili Alayı işbirliği içinde çalışmışlardır. Abdil Ağa, Kuva-yı Milliye ve Emirdağ Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti Reisi, Yarbay Arif Bey ise Kuva-yı Milliye Kumandanı olarak milli görevlerini üstlenmişlerdir. ‘’Afyonkarahisar’dan gelen Cevat Bey, Çerkez Mehmet’in Emirdağ’daki hanında beraberinde Arif Bey olduğu halde orada bulunan ahaliye açıklamalarda bulunmuştu. Cevat Bey, Yusuf Beyzade Abdülkadir’i Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti’nin başına getirdiklerini Askerî Komutan olarak da Arif Bey’in seçildiğini dile getirmişti.(10)
Emirdağ Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti kuruluşunun hemen ardından faaliyetlerine başlamış o günün şartlarında savaşmak için çok gerekli olan silah, cephane ve her türlü malzemenin sağlanması için büyük bir seferberlik hareketi başlatmıştı. Özellikle Arif Bey’in halka yaptığı etkili bir konuşmadan sonra herkesin elinde ne varsa getirmesi yolundaki hitabı, hemen etkisini göstermiş, Yusuf Beyzâde Abdülkadir Ağa’nın harman yerine toplanmaları konusundaki çağrısı halk tarafından büyük bir kabulle karşılanmıştı. Arif Bey, elinde silahı olanların silahıyla mavzer, barabellum, lüver, altı patlar, kılıç her türlü silahın mermileriyle birlikte, atı olanın atı ile gelmelerini ayrıca her türlü hayvan bağışının kabül edileceğini açıklamıştı. Emirdağ ve civar köyleri büyük bir içtenlik ve katılımla bağışlarını yaparak ortalığı adeta bayram yerine dönüştürmüşlerdi. Bütün bu silah ve mühimmat daha sonra Karakeçili Millî Alayı’nın nüvesini oluşturmuş Kuva-yı Milliye’nin yararına en etkin bir şekilde kullanılmıştı .(11)
Yunan mezaliminin artarak devam etmesi üzerine Afyonkarahisar ve havalisinde milis müfrezelerinin teşkiline başlanmıştı. "Bolvadin ve Aziziye kazalarından toplanıp gelen 500 atlı ile 600 kadar piyade Afyonkarahisar'da büyük bir sevgi ve törenle karşılanmış, Bu birliklerin başında bulunan, yüz yaşlarındaki Sultan Bey adındaki ihtiyarın, atın üzerinde ve birliklerin önünde Afyonkarahisar'a girişi halk üzerinde büyük tesir bırakmıştır. Bu gönüllü birlikler daha sonra Uşak Cephesine gönderilmiştir. (12) S.585
Abdil Ağa’nın Kuva-yı Milliye’ye asker toplamasıyla ilgili bir anı da Suvermez Köyü’den Abdülkadir Köse’ye aittir. Köse, değişik cephelerde savaşmış, esir olmuş, daha sonra da tutsaklıktan kurtularak köyüne dönmüştür. Bir akşam üstü, ailesiyle dertleşirken bir görevli evine gelerek: ‘’Abdil Ağa seni çağırıyor.’’ demiştir. Abdülkadir Köse, bu çağrı üzerine At Kuyusu mevkiindeki topakevde Yarbay Arif Bey’le oturan Abdil Ağa’nın yanına varmıştır. Hoşbeşten sonra Abdil Ağa, Abdülkadir Köse’ye: ‘’ Bugün evinde yat, sabah erken Haymana’daki Türk birliklerine katılacaksın.’’demiştir. Köse, bu görevlendirmeye şiddetle tepki göstererek; ‘’Ağa, ben yedi senedir Padişahımız için çakmak çalıyorum, şindi nasıl olur da Kemal Paşa’nın yanında yer alırım’’ demesi üzerine Abdil Ağa.’’ Biz hepimiz Padişah için bu vatana hizmet ettik, ama bu gün vatan tehlikede, bak Arif Bey de ben de biz hepimiz bu günden sonra Kemal Paşa’yla birlikte hareket edeceğiz, sen de bize güç katacaksın.’’ sözleriyle muhatabını ikna etmiştir. Köse, gözyaşlarıyla Abdil Ağa’nın elini öper ve ertesi sabah birliğine katılmak üzere Haymana’ya doğru yola çıkmıştır.(13)
Bir başka anı da Tekalif-i Milliye Kanunu gereğince Kuva-yı Milliye’ye yardım toplanmasıyla ilgilidir. Abdil Ağa; kardeşlerine, komşularına haber göndererek, görevlinin dolaştıracağı torbaya gönüllerinden ne koparsa altın atmalarını ister. Abdil Ağa’nın gönderdiği torba boşaltıldığında bir ‘’gözer’’ (büyük kalbur) dolusu altın toplandığı görülmüştür. Bu altınlar Kuva-yı Milliye’ye ulaştırılmıştır.

Bu arada yörede aşayişin sağlanması için gerekli tedbirler alınmış, Abdil Ağa ile Arif Bey Kara Hüseyin Çetesini çökertmişlerdir. Olaylar sonunda çete elebaşları Kara Hüseyin, Koca Mustafa, Kel Recep, Gede Durmuş öldürülerek ‘’mermer direklere sardırıldı.’’ Böylece yöredeki asayiş sorunu kökenden halledilmiştir.(14)
Abdil Ağa’nın evi, Liva Komutanı İsmail Hakkı Bey’in karargâhı haline getirilmiştir.Burada 20 gün Emirdağ’da kalınmış, bilahare Haymana tarafına çekilinmiştir. (15)
Abdil Ağa, deve kervanını Kuva-yı Milliye’nin emrine vermiştir. Deve kervanı özellikle mühimmat taşınmasında kullanılmıştır. Yunan kuvvetleri işgal amacıyla Emirdağ’a doğru gelmekte olduğu istihbaratı alınınca bazı kişiler Abdil Ağa’ya; ‘’ Sen ne kaygısız adamsın, yarın öbür gün düşman buraya gelecek, en evvel seni götürecekler. Ne duruyorsun hemen gidelim.’’ demiştir. Bunun üzerine Abdil Ağa; ‘’Ben bu aşiretin büyüğü olarak tanınırım. Onları atıp gidemem. Onlara ne olursa bana da olur.’’ diyerek yurdunu, ocağını, halkını terk etmemiştir.
Emirdağ, 16 Ağustos 1921’de Kurban Bayramı’nın ilk günü Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir.Emirdağ’a giren Yunan birliklerinin geldikleri yerlerden koyun sürüleri toplamış oldukları dikkati çekmiştir. Yunan kuvvetleri sonradan top sahası (Abdil Ağa’nın harman yeri) olarak adlandırılan yerde arabaları, ağırlık ve askeri malzemeleriyle birlikte toplanmışlardır. Bir kısım askerle Hükümet binasını işgal etmişlerdir.(16)
Abdil Ağa, tutuklanarak esir alınmış, konağı yakılmıştır. Abdil Ağa, 64 yaşındadır ve çok kiloludur. Piribeyli’ye kadar 40 km. yaya olarak yürütmüşlerdir. Oğlu Sadık Bey tarafından ricacı gönderilen bir papaz (muhtemelen Papaz Eftim) aracığıyla esaretten kurtarılarak Emirdağ’a getirilmiştir. (17)
Bir başka anıda ise, Sarımsak Gavur denilen ve değirmencilik yapan yerli bir Rum’a altmış kile sarı buğday verilerek Abdil Ağa kurtarılmıştır.
Abdil Ağa, kurtarıldıktan sonra vatan-millet yolunda hizmetlerine devam etmiştir.

3.Sonuç

Abdil Ağa; Emirdağ Kuva-yı Milliye ve Müdafa-yı Hukuk Cemiyeti’nin kurucusu ve reisi olarak İstiklal Savaşı boyunca büyük yararlılıklar göstermiş, halkın öncüsü ve yolbaşçısıdır. İşgal ordularına karşı kahramanca mücadele etmiş, halkın gönlünde yer edinmiştir. Milli mücadeledeki yararlığı ve fedakârlığı sebebiyle MİLLİ KAHRAMAN ilan edilerek İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir. (18)
Abdil Ağa’nın naaşı, Emirdağ mezarlığına defnedilmiştir.
Abdil Ağa’nın torunları ulu çınarlarının dalları olarak emanet aldıkları kutlu mirası uç filizlerine aşılayarak bu istiklal meşalesini gururla taşımaktadırlar.
Emirdağ halkı, asırlar öncesinden kendilerini uyaran Bilge Kağan’ın sözünü kutsal bir metin olarak gönüllerinde hissetmekte, belleklerinde taşımaktadırlar: “Ey Türk-Oğuz Beyleri, milleti, işitin. Yukarıda gök basmasa, aşağıda yer delinmese, senin ilini, töreni kim bozabilir. Ey Türk milleti, titre, kendine dön.”
Ruhları şâd olsun.

YARARLANILAN KAYNAKLAR:
1 HÜDÂVENDİGÂR VİLAYETİ SALNAMESİ
Anadolu kıtasının en büyük vilayetlerinden biri olan Hüdâvendigâr vilayeti gerek mamuriyete olan kabiliyet-i tabiiyesi ve gerek Dersaadet’e yakınlığı ve Devlet-i Aliye-i Osmaniye’nin en evvel zuhur ve teşkil ettiği mahal bulunmakla fevkalade ehemmiyete haizdir. Adı geçen vilayet, ilk önceleri Bitinya denilen kıta dahilinde olarak kuzeyden İzmit mutasarrıflığı ve Marmara Denizi ve doğudan Bolu Mutasarrıflığı ve Ankara ve güneyden Konya ve batıdan Aydın vilayetleri ve Biga mutasarrıflığı ile çevrili ve sınırlıdır.
İnegöl Ovası’nın batı cihetindeki dağlara Ahi veya Ahu dağı denir. Ahi dağından ayrılan bir dağ silsilesi Domaniç dağlarını teşkil eder. Söğüt dağları dahi Ahi dağının şubelerindendir. Emir dağı ile Sultan dağı, Konya vilayeti hududunda olup, bunlardan Emir dağı doğudan güneybatıya doğru altı saat devam eder.
Hüdâvendigâr vilayeti, Hüdâvendigâr, Ertuğrul, Germiyan veya Kütahya, Karahisar-ı Sahip namında dört adet mutasarrıflığa taksim olunmuş ve makro vilayeti Bursa şehri bulunmuştur. Mezkur mutasarrıflıklardan Hüdâvendigâr sancağının merkez idaresi Bursa şehri olduğu gibi Ertuğrul sancağının idare kürsüsü Bilecik, Germiyan veya Kütahya sancağının merkezi Kütahya ve Karahisar-ı Sahip sancağının makro idaresi Afyon karahisarı kasabalarıdır.
Hüdavendigar Salnamesinde Aziziye 24 defa yer almıştır.İlki 1870, sonuncusu 1908 tarihini içine alır.
2 “İlçe İdare Kurulu” yerine geçen kurula “İdare Meclisi (İdare-i Meclis)” denir.Bu meclisin başkanı kaymakam,tabi üyeleri naip,müftü ve mal müdürü , tahrirat katibi (Yazı İşleri Müdürü) ‘dür.Üye sayısı 6-7 kişi arasında değişir.Üyelerin yarısı tabii (atanmış) kişilerden,diğer yarısı ise seçim (müntehabe) yoluyla görev almıştır.
3 Osmanlı Devleti 5 Mayıs 1860’dan sonra Muhacir Komisyonları kurdu. Buna bağlı olarak Aziziye’de ilk “Muhacirin Komisyonu” 1899’da oluşturuldu. Bu Komisyonda;
Reis : Yusuf Bey Azalar : Mehmet Ali Ağa, Mustafa Ağa, Ahmet Efendi, Hacı Hafız Efendi görevliydi.
Bu komisyon marifetiyle Emirdağ’a muhacirler iskan edildi. Komisyon 1908 kayıtlarında da bulunmaktadır.
Emirdağ’a iki toplu iskan yapılmıştır. Bunların dışında da daha az sayıda yerleştirmeler olmuştur. Emirdağ’a iskan edilen muhacirler; Bosna, Bulgaristan ve Romanya’dan gelmişlerdir.
4 1880’den itibaren ilçede asayiş amaçlı sayıca çok az süvari ve piyade bulundurulmuştur.Redif (yedek-ihtiyat),ve askerlik şubesi olarak Seyitgazi’ye bağlıdır.
5 Ahmet Urfalı, Emirdağ Salnamesi Ekim 2014
6 Ağıdın bu bölümü aşağıdaki bölümü yerel tarih ve kültür araştırmacısı Ömer Faruk Köse’den alınmıştır.
7 Recep Çelik, T.C. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANA BİLİM DALI , MİLLİ MÜCADLE’DE DİN ADAMLARININ ROLÜ (Doktora Tezi) İst. 1998 s.83
8 Turan Akkoyun,Tarih Okulu Dergisi EMİRDAĞ HAVALİSİNDE BAĞIMSIZLIK MÜCADELESİ başlıklı yazı s.583
9 Ahmet Altıntaş, T.C. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANA BİLİM DALI, Milli Mücadele Döneminde Afyon ve Havalisi (1919-1922) İst. 1990 Yüksek Lisans s.18
10 Prof. Dr. Ahmet Altıntaş, MİLLİ MÜCADELE’DE EMİRDAĞ Kasım 2017 Emirdağ Belediyesi Yayını, Kuvva-yı Milliye’nin Emirdağ’daki Faaliyetleri s.152
11 Altıntaş age s.153
12 Akkoyun a.g.e s.585
13 Yerel tarih ve kültür araştırmacısı Ömer Faruk Köse arşivi
14 Abdil Ağa’nın oğlu Sadık Bey’den olma Niyazi Bey’in oğlu Enver Türkmen arşivi
15 Prof. Dr. Sadık Sarısaman, MİLLİ MÜCADELE’DE EMİRDAĞ Kasım 2017 Emirdağ Belediyesi Yayını, (Emirdağlılar’ın Anılarında Milli Mücadele s.106
16 Sarısaman a.g.e s.115
17 Abdil Ağa’nın oğlu Sadık Bey’den olma Niyazi Bey’in oğlu Enver Türkmen arşivi
18 Abdil Ağa’nın oğlu Sadık Bey’den olma Hayri Bey’in oğlu Abdil Muhsin TÜRKMEN arşivi. İstiklal Madalyası ailenin büyüğü olarak Abdil Muhsin Türkmen’e intilal ettirilmiştir.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI İSTİKLAL MADALYASI BERATI
Berat No.: M3132
Milli mücadeledeki yararlığı ve fedakârlığı sebebiyle aşağıda kimliği yazılı milli kahraman, 29 Kasım 1920 tarih ve 66 sayılı İstiklal Madalyası Kanunu’na istinaden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 21 Nisan 1925 ve 108’inci içtimai numarası gereği İstiklal Madalyası ile taltif edilmiştir.
İstiklal Madalyası sahibi Abdülkadir’in vefatı nedeniyle, aynı Kanun’un EK-2’nci Maddesi gereğince ve isteği üzerine İstiklal madalyası torunun oğlu Abdil Muhsin TÜRKMEN’e intikal ettirilmiştir. 27 Aralık 2019
Davut ALA
Gazi Tuğgeneral
Bakan Adına Genel Müdür
(Mühür-İmza)
Adı : Abdülkadir Baba Adı : Yusuf Bey Doğum Tarih: 1271 Görevi : Halk Frrkası Reisi