Önce okuyucularımdan özür diliyorum. Zira bir önceki yazımın başlığı “Emirdağ’ın Sorunu” idi. Halbuki bu başlık yukarıdaki başlık, yani “Emirdağ’ın geleceği” ya da “Emirdağ’ın istikbali” filan gibi bir şey olmalıydı.
O yazımda “yayla turizmi” konusunu işledim. Sanayi çağını gerilerde bıraktık. Şimdi yeni bir dünya kuruluyor. Bu dünyada yığınlar ücretli/maaşlı işler peşinde koşmayacak. Koşsa  da toplumun ezici çoğunluğu fabrikalarda, işletmelerde, devlet dairelerinde iş bulamayacak. Herkes kendi becerisine göre, kendi işini kendisi kuracak, kendi dükkanını kendisi açacak. Herkes kendi kendisinin efendisi, işvereni olacak.  Bu nedenle yeni çağda bireysel işletmecilik alabildiğine yaygınlaşacak.
“İşsizliği biz yok edeceğiz” diye nutuk atan cengaver demogoglara inanmayın. Çünkü artık emek/yoğun işyerleri tarihe karıştı. Teknoloji 10 000 işçi çalıştıran işyerlerindeki işçi sayısını 2000’lere düşürdü. Yani, artık bundan böyle teknoloji/yoğun işletmeler var. Siyasiler hangi yalanları sıralarsa sıralasın, işsizlik yatırımlarla önlenmeyecek. Peki o zaman, dünyada bunca insan aç mı kalacak? Elbette kalmayacak. Anlatalım.
Kapitalizm aşılıyor. Sanayi çağında büyük balık küçük balığı yutmuştu. Önümüzdeki tarihsel evrede tarım ve üretim alanlarındaki “küçük işletmecilik”  acayip teşvik görecek. Bütün dünyada “orta sınıf”ın gelirleri yükseltilecek, ekonomik zenginlik orta ve alt kesimlere yansıtılacak. Değilse ekonomik bunalım atlatılamaz. Dünya asla ve asla huzur bulamaz. Orta direğin ekonomik gücünün yükseltilmesinin tek yolu ise “hizmet sektörü”nün geliştirilmesiyle olanaklıdır. Yani tek yol; hizmet sektörünün, işsiz kitleleri massetmesinden geçiyor. Bundan sonra işsizlik, ancak ve ancak hizmet sektörünün geliştirilmesiyle önlenebilir. Hizmet sektörünün de bütün dünyada en yaygın bölümü “turizm”dir.
Fakat, ülkemizde turizm deyince akla hemen “kıyı turizmi” gelir. Oysa ki, en az kıyı turizmi kadar önemli olan bir başka turizm alanı daha vardır ki, o da “yayla turizmi”dir. Ülkemiz ise, en az deniz  turizmi kadar yayla turizmi potansiyeline de sahip bir ülkedir.
Deniz kıyıları hızla kirleniyor. Betonlaşıyor. Kıyılar giderek doğallığını kaybediyor. Bu nedenle çok yakın gelecekte yayla turizmi öne çıkacak ve yaygınlaşacaktır. Dağlar sanayi kirliliğinden uzaktır. Dağlar temizdir. Dağları betonlaştırarak doğayı tahrip etmek mümkün değildir. Tersine, insanoğlu dağlara yerleştiğinde doğayı daha da güzelleştirmeye çaba harcar. Kısacası, nereden bakarsanız bakınız, dağlar yakın geleceğin dinlenme ve turizm alanlarıdır.
Öte yandan, ülkemizin büyük bölümü kurak geçer. Fazla yağış almaz. Hele hele Orta Anadolu’ya tam bir bozkır iklimi egemendir. Orta Anadolü dağları, dolayısıyla Emirdağlarımız yağmursuzdur, nemsizdir. Havası çelik gibidir, tertemizdir. İşte bu olanaklar yayla turizmi için bulunmaz özelliklerdir. İngiltere’de, Fransa, Almanya. Belçika, İsveç, Polonya vb. ülkelerde de dağlar var. Hem de yemyeşil dağlar. Fakat bu dağlar sürekli yağmur altındadır. Her taraf küflü küflü nem kokar. O dağlarda, altına oturup piknik yapacak bir tek ağaç bulamazsınız. Toprak vıcık vıcık çamurdur. Kısacası, ülkemiz yayla turizmine en elverişli dağlara sahiptir.
Günümüzde Karadeniz’de, İkizdere yaylalarında bu anlamda girişimler başlamıştır. Fakat o dağlar da aşırı yağış alan bölgelerde bulunuyor. Bu açıdan bakıldığında Orta Anadolu bulunmaz olanaklara sahiptir. İşte kendi dağlarımız…Emirdağ’ları. Bu dağlarda yayla turizmi konusunda ideal yaylalar vardır. Öte yandan ilimiz Afyonkarahisar, dünyada geleceğin en büyük termal merkezlerinden birisi olmaya adaydır. Termal turizmiyle yayla turizminin nasıl bütünleştirileceğini ve diğer konuluları yazmaya devam edeceğiz.