Ferda Boz Güneri
- Ayrıntılar
Şiir yazarken, özellikle Filistin’le ilgili kaleme aldığım tüm eserlerde yaşanan olayları, acıları ve dünyanın bu acılara karşı takındığı tavrı anlatmam gerektiğini düşündüm. Bu bilinçli bir seçimdi. Filistin’in, Kudüs’ün ve Gazze’nin anlatılması gerekiyordu. Özellikle gençlerin, kendi yaşlarına hitap eden bir müzik diliyle bu sözleri duymasını; şiirlerin insanların kulağına girmesini ve hafızalarda kalmasını istedim. Feyiz kulaktan dolar, kalpten taşar. İnsanlarımız dinliyor ve izliyor.
Müzik; müziğin dili globaldir. Bu coğrafyanın hem acısını hem de direncini daha geniş kitlelere taşıyan güçlü bir dil. Vicdanların susturulmaya çalışıldığı, dünyanın susmaması gereken bir savaşı seyrediyoruz. Bu sebeple ben de, elimden geldiğince eserlerimle yaşananları görünür kılmaya çalışıyorum. “Bana ne” denmemesi, duyarlılığın kaybolmaması adına kaleme aldığım her anlatımı gerçek hayat hikâyelerinden besleyerek yazıyorum. Yazdıklarım kurgu değil; yaşanmışlıkların, tanıklıkların ve sessiz bırakılan acıların bir ifadesidir. Amacım sözü yalnızca okutmak değil, duyurmak ve unutturulmamasını sağlamaktı. Bu nedenle yazdığım şiirlerin seslendirilmesi ve klip olarak yayına girmesi sürecinde Reba Dijital Reklam Şirketi ile çalışıyorum. Aynı zamanda Marmara Müzik YouTube kanalının yayınlarını da üstlenen bu şirketle güzel çalışmalara imza atıyoruz.
- Ayrıntılar

Bismillah ile açıldı gönül defteri
Rahmetinle başlıyor her kulun seferi
Üç aylar erişirken kapımıza ya Rab
Affınla silinsin ömrümüzün kederi.
Niyet ettik nefsimizden hicret etmeye
Kalbimizle sükût ederek varmaya
Kiriyle dünyayı ardımıza almaya
Kulluk acziyle, izzetine sığınmaya.
Dilimize özümüze doğruluk giydir
Kalbimize takva edep mührünü vurdur
Beni bana bırakma bana ısmarlama
Beni Sana bırak affı bol olan Gafûr.
Resûlün izinden yürüyen kullarını
Ya Rabbi yolunda sabit kıl ayağını
Sözde değil, özde ümmet eyle kulunu
Amelimi niyetimle bir kıl Allah’ım.
Receb’in, Şaban’ın, Ramazan üç ayların
- Ayrıntılar

Devamı yapılacak bir program olduğu ifade edildi; gelecek yıl da yeni isimlerin ödüllendirileceği müjdelendi.
Emirdağ insanımın bu azmine, bu başarısına bir kez daha hayran kaldım.
Onları bir arada görmek, gayretlerinin ışığını yüzlerinde okumak, her birinin kendi alanında gösterdiği üstün çabayı duymak…
Yüreğimde tarifsiz bir övünç, derin bir şükran ve içten bir gururla gözyaşlarımı tutarak izledim.
Ne güzel insanlarsınız siz, Emirdağ’ın temiz yürekli evlatları…
Her adımınız çalışkanlık, her sözünüz vefa, her emeğiniz bereket saçıyor.
Sizleri görmek, bu memleketin topraklarında böyle cevherlerin yetiştiğini bilmek bana inanılmaz bir haz verdi. Allah sayılarınızı artırsın. Vatanından doğduğu topraklardan uzakta olsa insanım toprağının kendisine kattığı değerle yol alıyor ve o değere sahip çıkıyor. Gönlünde taşıdığı o kadim kültür, anne kokusu gibi sarmalayan o memleket havası, nereye giderse gitsin ona yön veriyor.
Bir adım atarken bile çocukluğunun sokaklarını, büyüklerinin öğütlerini, toprağının mertliğini içinde taşıyor.
Bu yüzden nerede olursa olsun, Emirdağlı insanım çalışırken de üretirken de kendini memleketinin bir parçası olarak hissediyor.
Devamını oku: 7 Aralık 2025 Emidağ’ın Miladında Birleşme Noktası
- Ayrıntılar

Gül meyleder sükûnetle açmaya
Rahmet iner sabah ile dünyaya
Bülbül başlar aşk nağmesi ötmeye
Kokunla âlem huzura gark olur.
Sen geçince rüzgâr bile susar
Her çiçekte adın ayrı kokar
Kalplerde yeşerir özlemin bahar
Kokunla âlem huzura gark olur.
Diken bile edep ile dururken
Yaprağın aşktan sararıp solarken
Gül utanır, kızarıp bükülürken
Kokunla âlem huzura gark olur.
Ey gül yüzlüm, mahzun gönlümün nuru
Sensin kalplerin sekine, huzuru
Adınla silinir her gam kederi
Kokunla âlem huzura gark olur.
- Ayrıntılar

Sordum Ela’ya:
“Ne istersin yavrum?
Ayakkabı mı, elbise mi, oyuncak mı?”
Gözlerini yere eğdi önce.
Ses etmedi,istemedi hiçbirisini.
Sonra birden başını kaldırdı,
Ve sadece bir kelime döküldü dudaklarından:
” Babamı…”
Sustu zaman.
O an yıkıldı her şey yeniden.
Bir çocuğun kolunu, babasını değil,
Tüm dünyayı almıştı altına Gazze’nin enkazı.
Ela’nın bir kolu yok artık,
Kaldı enkaz altında,
Oyuncak bebekleriyle birlikte.
Ama sapa sağlam duran bir şey var hala:
“Babası için çarpan yüreği.”
O yıkıntının altından
Ne bir bebek çıktı,
Ne bir oyuncak.
Yalnızca “baba” diye çırpınan
Tek kollu bir çocuğun duası…
Ela büyüyecek.
Ama ne zaman bir kalabalıkta,
Bir baba seslense evladına,
Ela oraya dönecek…
Koşmayacak.
Duracak.
O sese ağlayacak
Ve bir kez daha içinden
Sessizce diyecek:
” Ben babamı isterim…”













