Ferda Boz Güneri
- Ayrıntılar

Bir gün Cebrâil gelmişti nûrlu huzura
Hüzünler düştü bir anda Fahr-i Kâinat’a
Dedi Yâ Resûlallah sabret duyduğun sırra
Hüseyin’in yolu düşer Kerbelâ çölüne
Öptü kokladı torununu bağrına bastı
Mübarek gözlerinden inci yaşları aktı
Ashabı hayret etti gönülleri de şaştı
Hüzünler çökmüştü Nebî’nin nûrlu yüzüne
Bu canım yavrum buyurdu şehit düşecektir
Susuz çöller içinde canları verecektir
Ümmetimde ne yazık onlara kıyacaktır
Kanı güle dönecek Kerbelâ’nın yurdunda
- Ayrıntılar
Geçtiğimiz günlerde SUMUD dizisinin gala programına katılma fırsatı bulduk. Bu anlamlı organizasyonda dizinin oyuncuları ve yapım ekibiyle bir araya gelerek sohbet etme imkanı yakaladık. Kendilerine çalışmalar sürecindeki duygu ve düşüncelerini sorduk, ortaya koydukları emek dolayısıyla tebriklerimizi ilettik.
SUMUD, yalnızca bir yapım olmanın ötesinde; direnişi, sabrı, umudu ve insanlık vicdanını ekrana taşıyan önemli bir çalışma olarak dikkat çekiyor. İzlerken zaman zaman hüzünlendiren, zaman zaman düşündüren, siyonizmin gayri insani yönünü anlatan sahneleriyle izleyiciyi derinden etkileyen bir anlatım sunuyor.
Gala gecesinde sanatçılarımızın samimiyeti ve projeye olan inançları da dikkat çekiciydi. Her biri, böylesine anlamlı bir çalışmanın parçası olmaktan duydukları memnuniyeti dile getirdi. Bizler de kendilerini tebrik ederek başarılarının devamını diledik.
Toplumsal meselelere duyarlılık kazandıran, farkındalık oluşturan ve güçlü mesajlar veren yapımların değerli olduğuna inanıyoruz. SUMUD da bu yönüyle izlenmeyi hak eden, emek verilmiş kıymetli bir dizi çalışması olmuş.
- Ayrıntılar

Geliniz dedi Hak ezelden kula
Kimi yaya gelir kimi çöllerden
Hacılar düştüler aşk ile yola
Lebbeyk sesleri yükselir dillerden
Kâbe bir taş değil Hak’tan bir nurdu
Secdeler içinde saklanan huzurdu
Orda dönen yalnız insanlar değil
Alemler dönüyor Rabbe doğruydu
Arafat dağında af olur günah
Gözlerden dökülür yaşlar ah ah
Safâ’yla Merve arası koşarak
Rahmete sığındık ey yüce Allah
Hz. İbrahim’in kalan teslimiyeti
Hz. Hacer’in sabrıyla metaneti
Hz. İsmail’in misâli sadakati
Hz. Muhammed’in emanet mekanı
- Ayrıntılar

Hani derler ya benim hayatım bir roman
Aynen öyle geçti bunca yolculuk zaman
Nereden başlayıp anlatılsa onca yaşanan
“Kaderi kalemle yazan, hayat diye sunan”
Ah, benim hayatım hep roman…
Gençlik, deli bir rüzgâr kabına sığmayan
Enginlere koşan, durulmayan
Dizgin tutmaz bir tay, kibrit alevi gibi yanan
Çabuk geçmeyecek sanılan zaman…
Bir durakta beklerken geçen ömürden
Bir bakışta değişen nice dengeden
Kimi sözler var içe gömülen derinden
Kimi yaralar görünmez hiçbir yerden…
Kalabalıklar içinde tek başına kalan
Bir eksik sandalye her sofrada duran
Ne anlatılsa eksik, ne susulsa tamam
Benim hayatım yaşanmış bir roman…
- Ayrıntılar

Ey yalnızlığı giyinen zamanın insanı!
Gel otur yanıma
Sana bayramı anlatayım…
Biz çocukken bayram sabahı
sabah ezanıyla açılırdı gözlerimiz,
uykulu gözümüzden çapakları ovalayarak başlardık.
Babam camiye giderken
ardından bakmak bile ibadet gibi,
annemin ocağa koyduğu çaydanlık
usul usul kaynardı.
Bayramlık elbisemizi giyerdik, ne haz verirdi.
Hiç unutmam beyaz rugan pabuçlarım olmuştu.
“Bu çok güzel kaymak gibi”
diyerek yanağıma sürmüştüm.
Annemle ablam bana gülmüşlerdi. Başucuma koyarak uyumuştum o gece pabuçlarımı.
Arefeden hazırlanırdı bayram,
baklavalar açılır, çörek otlu pişiler kızarır,
helva kavrulur.
Anneler sadece unu değil,
hatıraları da çevirirdi sabırla.
Komşulara sırayla dağıtılırdı bunlar.













