Ulaşım
Ulaşım
Emirdağa Ulaşım
Konaklama
Konaklama
Nerede Kalınır
Nerede Yenir
Nerede Yenir
Yemeklerimiz
Yemeklerimiz
Tarihimiz
Tarihimiz
Emirdağ Spor
Emirdağ Spor

İçinde yaşadığımız güzel ülkemiz bize atalarımızın en büyük emanetidir.  Atalarımız, Anadolu’yu vatan edinmek için ellerinden geleni yapmış, bu uğurda mallarıyla canlarıyla mücadele etmişler ve yıllar boyu bu güzel topraklarımızı korumak için gayret göstermişlerdir.

Ne yazık ki Müslüman Türk Milletinin düşmanları da hiç boş durmamışlardır. Birinci Dünya savaşında bize, yedi cepheden saldırmışlar ve yurdumuzu paylaşmaya kalkışmışlardır. Bu cennet vatanımızın güzel insanları hürriyetini, vatanını korumak için şahlanmış her türlü yokluğa rağmen namusu saydığı bu vatanı düşmandan kurtarmıştır. Böylece Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti adı ile yeni bir devlet kurulmuş ve 29 Ekim 1923 tarihinde bütün dünyaya ilan edilmiştir.

Cumhuriyet, halkın hür iradesini kullanarak düşünce ve inançlarını serbestçe ifade edip yaşamalarına imkan veren istişareye dayalı bir idare şeklidir. Dinimiz İslam, istişare’ye büyük önem verir. Yüce Allah bu konuda Hz. Peygamber (sav)’e ve bize şöyle emreder: “İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kerede karar verip azmettin mi, artık Allaha tevekkül et, şüphesiz Allah tevekkül edenleri sever.” (1) Peygamber Efendimiz her işinde Rabbimizin bu emrini kendine rehber ettiği gibi ashabının ve dört büyük halifenin uygulamaları da, hep istişare ve seçimle olmuştur.

İstiklal harbini gerçekleştiren iradenin bizlere kıymetli bir armağanı olan ve ilanının 86. yılını bu günlerde kutladığımız Cumhuriyetin, özünde taşıdığı ruha uygun olarak yaşatılmasının en temel vatandaşlık görevlerimizden biri olduğunu unutmayalım. Burada bize düşen görev cumhuriyet ruhunu gayesinden saptırmadan, devletimizi emin ellerde yükseltmek ve bu kutsal emaneti bizden sonra gelecek nesillere en iyi şekilde devretmek olmalıdır. Bize bu güzel vatanımızı bırakan tüm şehit ve gazilerimizi hayırla anar, kendilerine Allah’tan rahmet niyaz ederim.

(1) Al-i İmran, 159