Komşuluk, toplum hayatımızda yeri ve önemi inkâr edilemeyen ictimâî bir müessesedir ve insanların toplum halinde yaşamalarının zarûrî bir neticesidir. İnsan sosyal bir varlık olduğuna, bu sebeple tek başına yaşayamayacağına göre etrafında komşuların olması kaçınılmazdır.
Hutbemizin başında okumuş olduğumuz ayeti kerimede Yüce Mevlamız şöyle buyurmaktadır; ‘Allah’a ibadet edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa,
himayenizdeki kimselere iyilik edin. Allah (C.C.) kendini beğenen ve daima öven kimseyi sevmez.’ (1)
Modern yaşam tarzının, kentleşme kültürünün bir sonucu olarak insanlar; kalabalık içinde yalnızlık sıkıntısını çekmektedirler. Büyük kentlerde komşuluk ilişkileri bitme noktasına gelmiştir. Aynı apartmanın farklı dairelerindeki insanların arasında kalın duvarlar örülü. ‘Komşusu aç iken tok yatmanın’ ne anlama geldiğini komşuluk bilincine sahip olanlar bilir, ancak. Komşuluk ilişkilerinin bittiği bir yerde; lüks tüketim masraflarının yıllık ne kadar tuttuğunu unutan kişi ile bir kapı ötede hasta çocuğunun reçetesine bakakalan çaresiz komşuyu, aynı dünyanın insanları sayabilir miyiz? Yemek masalarında kuş sütü eksik olan bir aileyle, ekmeğe muhtaç aç yatan bir aileyi aynı dinin mensubu olarak görebilir miyiz? Veya bizler şaşalı düğünlerimizde havaya milyarları harcarken yan komşumuzun hangi sıkıntılarla yaşadığını, ne derdinin olduğunu düşünebilir miyiz?
Komşuluk sadece kapı komşuluğu değildir, komşuluk ülkemizi çevreleyen müslümanlara da (gerçek anlamda) komşu olabilmektir. Onların halini de anlayabilmek, el uzatabilmek yardımcı olabilmektir. Bir hadis’i şeriflerinde Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: ‘Allah katında komşuların hayırlısı, komşusuna faydalı olandır.’ (2)
Yüce dinimiz İslamiyet kadar yardımlaşmaya önem veren hiçbir din ve nizam yoktur. Dinimiz genel olarak hayatın her safhasında yardımlaşmayı emretmiş, öyle ki zenginlerin mallarında fakirlerin hakkının olduğunu belirtmiştir. Komşular arasında yardımlaşma daha da önemlidir. İnsanın başı darda kaldığı zaman ilk olarak müracaat edecek olduğu kimse hiç şüphesiz ki komşusudur.
Komşularımıza karşı görevlerimizden bir kaçını şöyle sıralayabiliriz; Komşusu açken, kendi tok yatmamaktır. Komşuyu dil veya eliyle incitmekten sakınmaktır. Komşuları muhtaç kaldıysa, ihtiyaçlarını gidermektir. Komşuların sırlarını ve ayıplarını soruşturmamaktır. Komşularına rastladıkça selâm vermektir. Komşularıyla dert ortağı olmaktır. Komşularını kederli günlerinde teselli etmektir. Komşuları hasta olunca ziyaret etmektir. İşte bütün bunları İslam gibi yüce bir dinin mensubu olduğumuz için mü’min gibi erdemli bir ridayı taşıdığımız için yapmalıyız değerli kardeşlerim. Hutbemizi bir hadis-i şerifin mealiyle bitirelim, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ebu Zerr (r.a.)’ a:
‘Çorba yaptığın zaman suyunu bol koy. Sonra da komşularının haline bak. Muhtaç olanlara çorbadan bir miktar ikram et ki iyiliğin dokunsun.’ buyurmuşlardır. (3)
Kaynaklar:
1-(Nisa, 4/36)
2-Ahmed, Tirmizi, Hâkim 250, H.No:151.
3-Müslim, Birr, 143 (2625)
Hazırlayan: Eyüp ATAY
Gazlıgöl, Yeni Camii İmam- Hatibi
İhsaniye/ Afyonkarahisar














