Cuma Hutbesi
- Ayrıntılar
Yüce Rabbimiz insanları en güzel bir biçimde yaratmış, O’na sayısız nimetler vermiştir. Kendisine kul, habibine ümmet olabilmemiz için büyük fırsatlar bahşetmiştir. Bazı zaman dilimlerini de daha faziletli kılmıştır. Zaman ve sağlığımızın kıymetini bilip, bu vakitleri iyi değerlendirmeliyiz.(1)
Allah’ın rahmetinin, feyiz ve bereketinin sağanak sağanak yağdığı maneviyat iklimine girmek üzereyiz. Önümüzdeki çarşamba günü Recep ayının biri, perşembeyi cumaya bağlayan gece de ‘’Regaib Kandili’dir. Bu mübarek aylar içerisinde öyle feyizli ve bereketli geceler vardır ki, Müminlerin kalplerini huzur kaplar. Manevi hava bütün insanları sarar. Günahlar azalır; kötülüklerin yerini iyilikler alır. Güzel ahlak ortaya çıkar.
- Ayrıntılar
Kudreti sonsuz olan Rabbimiz, bizi en mükemmel vaziyette ve en şerefli varlık olarak yaratmıştır. Yüce Allah bütün nimetleri önümüze sermiş, bizi bütün bu nimetlerden yararlanabilecek duyu ve yeteneklerle donatmış, sonra da, bizlerden hangimizin daha güzel işler yapacağını sınamak için de imtihana tabi tutmuştur.
Etrafımıza baktığımızda her yerde Allah’ın nimetlerini görüyoruz. Her lokmada O’nun ikramlarını tadıyor, her nefesimizde O’nun bahşettiği hayatı soluyoruz. Bu gerçeği Rabbimiz Kur’anı Kerimde bize şöyle haber veriyor “Görmedin mi: Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini Allah sizin hizmetinize verdi. Açık ve gizli nimetlerini üzerinize yağdırdı.”
Hutbemin başında okuduğum ayeti kerimede ise: “O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allahın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.”
Biraz tefekküre dalıp son birkaç saatimizin muhasebesini yapalım. Üzerimize bahşedilen nimetleri
- Ayrıntılar
Rabbimize sonsuz şükürler olsun ki hicri 1435. yıla girdik. Hicri takvimin ilk ayı olan Muharrem, Efendimiz (s.a.s)’in “hürmete şayan bir ay” diye nitelediği, sayısız lütuf ve hikmetlerle dolu kutlu bir aydır. Muharrem, aynı zamanda hüzün ve ibret ayıdır; bizlere, yüreklerimizi sızlatan Kerbelâ’yı hatırlatır.
Kerbelâ; Efendimizin güzide torunları, Hz. Hasan’la beraber “cennet gençlerinin efendileri” sözüyle yücelttiği, “Allah’ım, ben onları seviyorum, sen de onları sev!” diye dua ettiği, adını bizzat kendisinin koyduğu, Hz. Ali ve Hz. Fatıma'nın iki ciğerparesinden biri, müminlerin gözbebeği Hz. Hüseyin Efendimizin ve ehl-i beytten yetmişten fazla müminin şehit edildiği yerdir.
Yürekleri dağlayan bu acı, Resul-i Ekrem Efendimize, onun âline, ashabına ve ehl-i beyt-i
- Ayrıntılar
Bir gün Sevgili Peygamberimiz (s.a.s),abdest almakta olan Sa’d b. EbiVakkas’ınyanına uğramıştı. Derken onun suyu fazla kullandığını görmüş olmalı ki “Bu ne israf?”buyurdu. Sa’d, “Abdestte de israf olur mu ya Resulallah?” diye sorunca Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), “Evet, akan bir nehirden bile abdest alsan israf olur”şeklinde karşılık verdi.
Kıymetli Kardeşlerim!
Hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz, müminlerin vasıflarını tanıtırken şöyle buyuruyor: “Onlar, harcama yaptıklarında ne israf ederler, ne de cimri davranırlar. Bu ikisi arasında bir yol tutarlar.” Yine bir başka ayette Cenab-ı Hak, “Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa haklarını ver! Malını israf ile saçıp
- Ayrıntılar
Bir hizmetin başında, o işi başlatan fertler henüz bir imtihana tâbi tutulmamış ve hizmet dışı mülâhazalara dalmamışlarsa, onlar fevkalâde bir aşk ve şevkle vazifelerini yerine getirirler.
Ne var ki, bazen bir süre sonra şevk, yerini bedbinlik ve karamsarlığa; canlılık da atalete bırakabilir. İsrailiyattan olmakla beraber derin bir hakikati ders vermesi bakımından Hz. Musa'nın (aleyhisselâm) başından geçen şu hâdise oldukça dikkat çekicidir:
Hz. Musa, kendisinden Tevrat'ı dinleyen, yıllarca arkasından koşan bazı kimselerin, zamanla geriye dönüp dağıldıklarını, dünyevî şeyler karşısında çözüldüklerini görür ve bu manzara karşısında üzülür; üzülür zira peygamberliğine inanan bazı kimseler onu terk edip yürüdükleri yoldan geriye dönmektedirler. Hz. Musa inkisar içinde ve bu işin hikmetini öğrenme sadedinde Cenâb-ı Hakk'a şöyle bir soru sorar: "Yâ Rabbi! Nasıl oluyor da bir insan Seni bilip öğrendikten sonra geriye dönebiliyor?" Bunun üzerine Cenâb-ı Hak ona şöyle buyurur: "Yâ Musa! Onlar gerçekten Beni bilenler değil, gelirken yoldan dönenlerdir."
- Ayrıntılar
İslamiyet, kadının toplumdaki yerini çok iyi ve sağlam bir şekilde belirlemiştir. Kadın, insanı doğuran ve yetiştiren muhterem bir varlıktır. Onun kalbi, sevgi ile nakış nakış işlenmelidir ki, çocuklarını o sevgiyle korusun, büyütsün ve topluma yararlı insanlar haline getirebilsin. Onları, akli ve ruhi melekelerinin gelişmeye başladığı çocukluk döneminde, sevgiye doyursun, sağlıklı ve dengeli bir ruh yapısına kavuşmaları için çabalasın. Bu itibarla kadın ailenin ve dolayısıyla da toplumun temel taşıdır. Onun mükemmelliği, toplumun mükemmelliğini hazırlayacaktır.














