Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsanların ahlaki açıdan çöküntüye uğradığı toplumlarda sıklıkla görülen zina; evlilik dışı cinsel ilişki demektir. İslam dininin cinsel hayattaki genel dini ve ahlaki ilkesi, iffet ve namusun korunmasıdır. Bu sebeple zina haram kılınmış; zina, livata, eşcinsellik ve iffetin ihlal edilmesine yol açacak durumlar da yasaklanmıştır.Kur’an-ı Kerim’de “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çok çirkin bir iş ve kötü bir yoldur”(1) buyrulmaktadır. Ayette “zina etmeyin” denilmeyip de “zinaya yaklaşmayın” buyrulması ilgi çekicidir. Buna göre yalnız zina değil, kişiyi zina etmeye sevkeden yollar da yasaklanmıştır. Esasen bir kere bu yollara tevessül edildikten, yani insanı zina etmeye zorlayan ve cinsi arzuları kabartan bir ortama girdikten sonra, artık, bu arzuların ağır baskısı karşısında iradenin gücü oldukça yetersiz kalır ve zinadan korunmak son derece güçleşir. İnsanın bu psikolojik zafını dikkate alan Kur’an-ı Kerim, prensip olarak insanı kötülüklere sevkedici sebepleri ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Bu sebeple bir başka ayette ise Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey Muhammed! Mümin erkeklere söyle gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını ve namuslarını korusunlar. Böyle davranmak onlar için daha temiz ve daha hayırlıdır.”(2)
Hadis kitaplarında bir delikanlının, Resûl-i Ekrem (sav)’in huzuruna çıkarak, "Ey Allah'ın Elçisi! Zina etmeme izin ver!" dediği nakledilir. Sahabiler ona ayıplar tarzda tepki gösterince Peygamber Efendimiz delikanlıyı "Hele şöyle gel!" diye yanına çağırarak ona şunları söyledi: “Bir kimsenin annenle, kızınla, kız kardeşinle, halanla yahut teyzenle senin yapmak istediğin şeyleri yapmasına razı olur muydun?” Bunun üzerine delikanlı: “Canım sana feda olsun Ey Allah’ın Rasulü, hayır razı olmazdım” cevabını verdi. Allah Rasülü (sav) ise “buna kimse razı olmaz” buyurdular ve ona şöyle dua ettiler: "Allah'ım, bunun günahını bağışla! Kalbini temizle! İffetini koru!"(3) Bu olay üzerine o delikanlının bir daha gayrı meşru bir istekte bulunmadığını bize yine sahabeler nakletmektedir.
Kuran ve Sünnete kulak verdiğimizde görürüz ki; iffet ve namusu korumanın yolu, zinadan ve zinaya götüren yollardan uzak durmaktan geçer. Çünkü zinanın ahiretteki cezasının yanı sıra dünyevi zararlarını da gözardı edemeyiz. Zira günümüzde insanlığı tehdit eden birçok hastalığının yayılmasında ana sebebin, evlilik dışı, gayrı meşru yaşantılar olduğu bilinmektedir. Yine kurulan yuvaların dağılmasına, günahsız çocukların kürtajla alınmasına veya sokağa terk edilerek kendi hallerine bırakılmasına neden olmaktadır.
Yüce Rabbimiz bizi iffetini ve namusunu koruyanlardan ve başkasının da iffet ve namusuna dokunmayanlardan eylesin
(1) İsra, 32
(2) Nur, 30
(3) Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 256257
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Evrensel bir din olan yüce dinimiz İslam, birçok ahlaki ilkeler ortaya koymuştur. Bu ilkelerin en önemlilerinden bir tanesi de şüphesiz insan sevgisidir. Sevgi; insanı ayakta tutan, hayata anlam katan, onsuz bir yaşam düşünülemeyen ilahi bir duygudur. Sevgiden mahrum olan insanlar, hem iç dünyalarında hem de dış dünyalarında manevi bir çatışma içerisindedirler. Vedüd olan, yani hem çok seven hem de çok sevilen Rabbimiz, bir ayetinde şöyle buyurur: “Şüphesiz, iman edip salih amel işleyenler için Rahman olan Allah (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.”(1) Bu konuda Peygamberimiz (sav) de bir hadis-i şeriflerinde: “İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş olamazsınız”(2) buyurarak, sevgi olmadan Cennet’in kazanılamayacağını vurgulamaktadır.İnsan sevgisi deyince aklımıza, çağlara ışık tutan Mevlana gelmektedir. Mevlana, Peygamber Efendimizin ahlakını ve yaşam tarzını kendisine ilke edinmiş önemli bir düşünürdür. Onun bütün eserlerinde sevgi, hoşgörü, anlayış, fazilet gibi insani duyguları ön plana çıkardığını görürüz.
“Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz. Benim çatım gökyüzü, insanlar ise ailemdir.” diyen Mevlana sevginin önemine dikkat çekerek, en önemli hazinemizin sevgi olduğunu söyler. Mevlana’nın sevgi anlayışında, engin hoşgörüsünde; Tevhid’in sırrını, Kur’an’ın nurunu, imanın bilincini ve peygamberimizin ahlakını görürüz. “Sevgiden bulanık sular durulaşır, dertler şifa bulur, sevgiden padişahlar kul olur.” diyen Mevlana, düşüncelerini ve davranışlarını sevgi mayasıyla yoğurup sonraki nesillere örnek olmuş bir gönül eridir.
Mevlana sadece İslam dünyasında değil, düşünceleriyle bütün dünyada kabul görmüş önemli bir şahsiyettir. O; dini, dili, ırkı, rengi ne olursa olsun bütün insanlara seslenebilmiş ve dünya insanının kalbinde önemli bir yer edinmiştir. Bu konuda çeşitli ülkelerden Mevlana’nın kabrini ziyarete gelen insanlar bunun somut bir örneğidir.
Güvensizliğin, ahlaksızlığın, sevgisizliğin, kalp katılığının kol gezdiği şu zamanımızda, insanlığın Mevlana’dan alacağı çok ders vardır. Ne mutlu sevgiyle yaşayanlara! Ne mutlu Allah için birbirlerini sevenlere!...
(1) Meryem, 96
(2) Müslim, İman 93
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Sözlükte yaklaşmak Allaha yakınlık sağlamaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurban, dini terim olarak “ibadet maksadı ile belirli bir vakitte, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun boğazlamak, ya da bu şekilde boğazlanan hayvan” demektir. Kevser suresinde Yüce Mevla’mız biz kullarına: “O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes”(1) buyurarak kurban kesme emrini vermiş, Sevgili peygamberimiz (sav) de bir hadis-i şeriflerinde: “Kim ki kurban kesmeye gücü yeterde kurban kesmezse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın” buyurarak, kurban kesmenin önemini bildirmişlerdir. Bu bakımdan şartlarını taşıyan her müslümanın Allahın kendisine verdiği sayısız nimetlere şükür olarak ve yalnız Allahın rızasını kazanmak niyetiyle kurban kesmeleri gerekir.Kurban gerek fert, gerekse toplum açısından, çeşitli yararlar taşıyan mali bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle Allahın emrine boyun eğmiş, kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur. Mü’minler her kurban kesiminde Hz İbrahim ile oğlu İsmail’in Cenabı Hakk’ın emrine boyun eğmek konusunda verdikleri başarılı imtihanın hatırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduğunu simgesel olarak göstermiş olmaktadır.
Kurbanın içtimai ve ahlaki pek çok faydaları vardır. Kesilen kurbanın fakirlere verilmesi, akraba ve dostlara ikram edilmesi Müslümanlar arasında sevgi ve kardeşlik bağlarının kuvvetlenmesine yardımcı olur. Bu nedenle kurban etinin tamamının evde bırakılması özellikle kalabalık aileler ve maddi gücü zayıf olanlar için caiz olmakla birlikte; kurbanın bir kısmını fakirlere vermek, bir kısmını akraba ve dostlara ikram etmek ve bir kısmını da aile fertleri için evde bırakmak suretiyle üçe bölmek sünnete daha uygun görülmüştür.
Hutbemi bir ayet-i kerimenin mealiyle bitiyorum: “Şüphesiz kurbanların ne etleri, ne kanları Allah’a ulaşır, lakin sizin takvanız Allaha ulaşır.(3)
(1) Kevser, 2
(2) İbn Mace, Kitabül edai
(3) Hac, 37
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Dinimiz İslam, izzetli ve şerefli bir insana hiç yakışmayan ve insanı hem toplum, hem de Allah nezdinde küçük düşüren yalanı haram kılmış ve şiddetle yasaklamıştır. Gerçek bir Müslüman, kendi aleyhine de olsa, doğruyu söylemeli ve asla yalana yaklaşmamalıdır Yalanın en büyük kötülüğü insanı Allah’u Teâla’nın rızasından uzaklaştırıp Cehennem’e götürmesidir Ayrıca yalanın insanları birbirine düşürdüğü, güven duygusunu yok ettiği, dostlukları yıkıp, düşmanlıkları da körüklediği bilinen bir gerçektir. Peygamber Efendimiz (sav) de, yalan söylemenin ve yalan şahitlik yapmanın büyük günahlardan olduğunu belirtmiş(1), ayrıca yalanın münafıklık alâmeti olduğunu da haber vermiştir.(2) - Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Rabbimiz insanı bütün yönleriyle yaratılmışların en mükemmeli olarak yaratmıştır. Elbette ki yaratılışı mükemmel olan varlığın davranışları da mükemmel olmalıdır. Yüce dinimiz, Allaha ve insanlara karşı vazifesinin bilincinde olan ve yardım etmeyi kendine düstur edinen fertler yetiştirmeyi amaçlamıştır. Kuran-ı Kerim bizlere birbirini seven ve gözeten, din kardeşlerinin hayır ve iyiliğini isteyen ve yeri geldiği zaman onların iyiliğini kendi iyiliğine tercih eden insanları örnek göstermektedir. Yine birçok ayette imandan sonra salih amel kapsamında vatana, millete hizmet etmek, yoksula, fakire yardım etmek vardır. Bir ayet-i kerimede; “Allahın sana verdiğinden (onun yolunda harcayarak) ahiret yurdunu iste. Ama dünyadan da nasibini unutma. Allah sana ihsan ettiği gibi sende insanlara iyilik et. Yeryüzünde bozgunculuğu arzulama. Şüphesiz ki Allah bozguncuları sevmez”(1) buyrulmuştur. Efendimizin (sav) şu hadisi de çok manidardır: “İnsanların en iyisi insanlara en çok faydası dokunandır.” İnsanlığın hizmetine sunulmuş müesseseler kurmak, insan yetiştirmek, ilme ve insanlığa hizmet etmek en güzel salih amellerdir. Bir hadiste; “insan ölünce arkasından amel defterleri kapanır. Ancak üç şey vardır ki onlar sebebiyle kişiye sevap yazılmaya devam eder. Bunlar (cami, okul, hastane gibi) sadaka-i cariye. İnsanların istifade ettiği ilim ve kişinin ardından dua edecek salih evlattır” (2) buyrulmuştur.
Biz yine insanlığa ve toplumumuza hizmet ederken şunu çok iyi biliriz ki; “Kim bir kimsenin ihtiyacını giderirse Allah da o kimsenin ihtiyacını giderir. Kim bir kimsenin sıkıntısını giderirse Allahu Teala da o kimsenin kıyamet günü sıkıntılarını giderir. Kim bir kimsenin ayıbını örterse kıyamet gününde Allah da onun ayıplarını örter. (3)
Allah rızasını uman ve ahirette bütün yaptıklarından sorguya çekileceğinin farkında olan müminler, kardeş olarak birbirlerine karşı en güzel davranışları sergilemeli ve her türlü kötü davranıştan kaçınmalıdır. Rabbimiz bir ayette: “Bu dünyada güzel davrananlara güzel mükafatlar vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir” buyurmuştur. (4) Hutbemi bir hadis-i şerif mealiyle bitiriyorum: “Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğunda diğer uzuvlarda bu sebeble uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar.”(5)
(1) Kasas, 77
(2) Müslim, Vasiyet, 14
(3) Buhari, Mezalim, 3
(4) Nahl, 30
(5) Müslim, Birr, 18
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İslam dininin şartlarından biri de hac ibadetidir. Akıllı ve mükellef olup, sağlığı yerinde olan hacca gidip gelecek kadar malı bulunan her Müslümana ömründe bir defa hac etmesi farzdır. Hac; kulluğun en üst seviyede tezahürü, yıllardır özlem duyulan mukaddes mekanlara kavuşma, maddi ve manevi kirlerden arınmadır. Bu hususta sevgili Peygamberimiz (sav); “Suyun kiri yıkadığı gibi, hac da günahları yıkar”(1) buyurmuşlardır. Bir başka hadiste ise “İçine günah karışmamış ve kabul olunmuş bir haccın karşılığı ancak cennettir”(2) buyurmuşlardır. Hacca giden kimse; Yüce Allah’ın “İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler, taki kendi menfaatlerine şahit olsunlar. Allah’ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belirli günlerde kurban ederken onun adını ansınlar..” (3) çağrısını duymuş, gönlü Allah aşkı ile tutuşmuş İslam aşığıdır. Bir hadisi şerifte şöyle buyrulmaktadır: “Hacceden kimseler, Allah’ın kulları arasından seçtiği heyetleridir. Allah onları davet etti, onlar da emr-i ilahi’ye icabet ettiler.” (4)
Hac ibadetini yerine getirirken ziyaret edilen her mekanın ve yapılan her amelin, sembolik bir anlamı ve önemi vardır.
İhram; kişinin üstündeki bütün giysilerden sıyrılıp, sonradan edindiği mal, mülk, rütbe ve makamı geride bırakarak tek farkın şahsi faziletten ibaret olduğu gerçek eşitliği yaşamaktır.
Tavafın her bir dönüşü, insanın özünde var olan ve onu tutsak haline getiren, Rabbi ile beraber olmasına engel olan dünyevi duygu ve düşünceleri aşmayı ve bir olana varmayı anlatır.
Arafat; mahşeri kalabalığın içinde nefsi ile başbaşa kalarak, göz yaşı dökmenin; tövbeleri kabul edilen Hz. Adem ve Hz. Havva’nın yaşadıkları sevinci yaşamanın; kendileri için zor bir imtihanı başarı ile geçen, imanın ve teslimiyetin en güzel örneğini veren Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in hatırasını yaşatmanın; bütün insanlık için dua edebilmenin; mebrur bir hac şerefine nail olmanın ve ümitleri yeşertmenin mahallidir.
Bir Müslüman için sevgili peygamberimiz (sav)’in dünyaya geldiği ülkeyi, İslam güneşinin doğduğu şehri, Kur’an-ı Kerimin inmeye başladığı Mekke’yi ve diğer kutsal mekanları ziyaret etmek ve bu kutsal mekanlarda meydana gelen tarihi olayları düşünerek hac yapmak ne kadar hoştur. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kim çirkin söz söylemeden ve günah işlemeden haccederse, annesinden doğduğu günkü gibi geri döner.” (5)
(1) Et-Terğib vet-Terhib, c. 2, s. 166
(2) Et-Terğib vet-Terhib, c 2, s. 163
(3) Hac, 27–28
(4) Et-terğib vet-Terhib, c. 2, s. 167
(5) Et-Tac, Kitabu’l-Hac
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İçinde yaşadığımız güzel ülkemiz bize atalarımızın en büyük emanetidir. Atalarımız, Anadolu’yu vatan edinmek için ellerinden geleni yapmış, bu uğurda mallarıyla canlarıyla mücadele etmişler ve yıllar boyu bu güzel topraklarımızı korumak için gayret göstermişlerdir.
Ne yazık ki Müslüman Türk Milletinin düşmanları da hiç boş durmamışlardır. Birinci Dünya savaşında bize, yedi cepheden saldırmışlar ve yurdumuzu paylaşmaya kalkışmışlardır. Bu cennet vatanımızın güzel insanları hürriyetini, vatanını korumak için şahlanmış her türlü yokluğa rağmen namusu saydığı bu vatanı düşmandan kurtarmıştır. Böylece Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti adı ile yeni bir devlet kurulmuş ve 29 Ekim 1923 tarihinde bütün dünyaya ilan edilmiştir.














