Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsan sosyal bir varlıktır. Bu yönüyle insan çevresi ile ikili ilişkiler kurmak, diğer insanlarla birlikte adab-ı muaşeret adı verilen belirli düzen ve kurallara uyarak yaşamak mecburiyetindedir. Bu durum sorumlu olmayı gerektirir. Alemde, sorumluluğu yüklenme bilincine sahip tek yaratık insandır. Ahzab suresinin “Biz emaneti, dağlara, taşlara emrettik, onlar bu emaneti taşımaya yanaşmadılar. Bunu insan yüklendi.”(1) ayetinde zikredilen emanet genel anlamda ‘sorumluluktur’.
İslam dininin özünü iman esasları, ana unsurunu da ibadetleri teşkil etmektedir. Fakat dindarlık bunlardan ibaret değildir. Dindarlık, yaratana kulluk, yaratılana şefkat ve saygı, hiçbir canlının hakkını ihlal etmeden, hiçbir kalbi incitmeden hak ve istikamet üzere yaşama demektir. Din ve dindarlık böyle anlaşılmaz ve uygulanmazsa, o zaman kaba, hoyrat ve bencil bir dindar tipi ön plana çıkar ki; bunun sonucu olarak cahil kesimler de dini böyle algılar ve dinden uzaklaşırlar. İşte bunun için genel ahlak, adab, görgü ve nezaket kuralları dinin ve dindarlığın tabii gereği olduğu için benimsenmeli ve uygulanmalıdır. Zaten bu açıdan adab-ı muaşereti öğrenmek dinimizce farz-ı ayın kabul edilmiştir.(2)
Dinimiz çevreye zarar vermeyi, insanların gelip-geçtiği, konakladığı yerleri kirletmeyi yasaklarken; Peygamberimizin: “İman altmış küsur şubedir. Bu şubelerden birisi insanlara sıkıntı verecek şeyleri gidermektir.
Bu manada yol ortasında bulunan bir taşı kaldırmak imanın gereğidir”(3) hadisinde görüldüğü üzere buraları temiz tutmayı imanın bir gereği ve ibadet saymıştır. Efendimizin: “Komşusu elinden, dilinden emin olmayan kişi mü’min sayılmaz”(5) sözü, en yakın çevremiz olan komşuluk ilişkilerini düzenleme açısından çok dikkat çekicidir.
Geliniz, yukarıda verilen ölçüler ışığında toplumun birer ferdi olarak taşıdığımız sorumluluk, dindarlık ve çevre duyarlılığını hep beraber gözden geçirelim. Caddelerde, sokaklarda ve evlerimizde yaptığımız düğünlerimiz, nişanlarımız, sünnet merasimlerimiz, hatta özel yaş günü kutlamalarımız ve asker uğurlama törenlerimizdeki yüksek müzik sesleri, bağırmalar, araba kornaları ile çevremizi rahatsız ettiğimizi fark edelim. Uyuyan çocukları uyardığımızı, hasta olup yatanlara eziyet verdiğimizi, misafiri olan komşuları gücendirdiğimizi, okulda ders gören öğrencilerin eğitimlerini engellediğimizi, devlet dairesindeki çalışma ortamını yok ettiğimizi hiç düşündük mü? Evet değerli Mü’minler, hep düşünmeliyiz bunları ve de önemsemeliyiz. Tüm merasimlerimizde çevreyi rahatsız etmeyecek, kul hakkına düşmeyecek şekilde tedbirler almalıyız. Kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyleri başkalarına reva görmemeliyiz Başkalarının ulaşım hakkını engellememe, caddelerde arabaların geçtiği yoldan yürümeme, başkalarının iş yerinin önünü, arabasının çıkacağı yolu kapatmama gibi hususlarda da ayrı bir duyarlılık göstermeliyiz. Unutmayalım ki “Başkalarına nasıl davranırsanız, size de öyle davranılır.”(6)
(1) Ahzab, 72
(2) TDV İslam İlmihali II, 469
(3) İ.Canan, Kütübü sitte, 2, 241
(4) İ.Canan, Kütübü sitte, 2, 349
(5) İ.Canan, Kütübü sitte, 10, 209
(6) DİB, 250 Hadis
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yeryüzündeki varlıkların en mükemmeli insandır. Allah, onu en güzel bir şekilde yaratmış, hak ve vazifesini idrak edebilmesi için vahiy ve akıl kaynaklı bilgi nimetiyle donatmıştır. Sayısız nimetler arasında, kaybedildiğinde geri kazanılamayan en önemli şey hayattır. Sahip olduğumuz bütün güzellikler ancak hayatla anlam kazanır. O halde saygı duyulması gereken şeylerin başında yaşama hakkı gelir.
Güven içerisinde yaşamak her insanın en temel hakkıdır. Bu güvenliğin sürekliliğini sağlamak amacıyla Yüce Allah, yaşama hakkını her türlü haksızlığa karşı koruma altına almış ve cana kıymayı kesin bir şekilde yasaklayarak şöyle buyurmuştur: “Kim katil olmayan ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insanın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur.”(1)
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Üç aylar dediğimiz Recep, Şaban, Ramazan ayları peş peşe gelen, içinde kutlu gecelerin bulunduğu, manevi derecesi pek yüksek, rahmet ve bereket aylarıdır. Bu aylar Yüce Rabbimizin bize ikram etmiş olduğu fırsat aylarıdır.
Hayatın çeşitli sıkıntıları ve imtihanlar neticesinde yıpranan ve yorgun düşen ruhlarımız bu mukaddes zaman dilimlerinde yenilenme fırsatı bulur. Üç ayların içindeki mübarek geceler bir kaybı olanın karanlıkta onu kandille aramasına benzetilmiş ve bu maksatla tarihimizde onlara ‘kandil geceleri’ denilmiştir.
Peygamber Efendimiz (sav) üç aylara kavuştuğu zaman şöyle dua etmiştir: “Allah’ım Recep ve Şaban aylarını hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır.”(1) Yine Resulü Ekrem Efendimiz başka bir hadisi şeriflerinde “Recep Allah’ın, Şaban benim, Ramazan’da ümmetimin ayıdır.”(2) buyurmuşlardır. Bu mübarek zaman dilimleri Kâinatın sahibi Cenab-ı Hak tarafından bizlere verilmiş büyük bir ganimettir. Bu aylar ve içindeki müstesna geceler adeta Yüce Rabbimizin bizi bağışlaması için bir bahanesidir. Bizler de bu mübarek ayların değerini bilip, hürmet göstermeli, bu manevi atmosferden olabildiğince istifade etmeliyiz.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, insanlara doğru yolu göstermek için gönderilen son ilahi kitaptır. Bakara suresinin başında: “O kitap ki; onda asla şüphe yoktur. O, müttakîler için bir yol göstericidir”(1) buyrulur. Bir başka ayette ise Kur’an’ın şifa ve rahmet olarak indirildiği bildirilmektedir.(2) Öyleyse bu hidayet, şifa ve rahmetten mahrum kalmamak hedefimiz olmalıdır. Ayrıca Kur’an-ı Kerimden ibadet yapacak kadar ayet ve sure ezberlemek de her Müslümana farz kabul edilmiştir. Sevgili Peygamberimiz (sav): “Sizin en hayırlınız Kur’an-ı Kerimi öğrenen ve onu başkalarına öğretendir”(3) buyurmuşlardır. Öğrenilmesi ve öğretilmesi tavsiye edilen Kur’an-ı Kerimi çocuklarımızın öğrenmesine vesile olmak da bizlere Yüce Rabbimizin rızasını kazandıracak, dünya ve ahirette ikram kapılarını açacaktır. Sevgili Peygamberimiz (sav): “Kim Kur’an-ı okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü anne ve babasına ışığı güneş aydınlığından daha parlak bir taç ve değeri dünyalara değişilmez iki elbise giydirilir. Onlar; ‘bize bunlar niçin giydirildi?’ diye sorduklarında, kendilerine; ‘çocuğunuzun Kur’an öğrenmesinden’ diye cevap verilir”(4) buyurmaktadır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yüce Dinimiz İslam; bireysel ve toplumsal hayatın sağlığı, güven ve huzuru açısından eğitim-öğretim, çalışma ve dürüstlük gibi temizliğe de çok büyük önem vermiştir. Kur'an'ın ilk inen ayetlerinde "Okuma, eğitim ve öğretim", ikinci sırada inen ayetlerde ise Allah'ı yüceltme, uyarı temizlik ve sabır emredilmektedir.
Çevre temizliği; cadde, sokak ve parkların, orman ve piknik alanlarının, deniz, göl, baraj ve ırmakların temizliği, her türlü pislik, atık ve çöplerden korunması, hava kirliliğinin önlenmesidir. Çevre Allahın bize lütfu ve emanetidir. Çevreyi kirletmek nimete nankörlük ve emanete hainlik etmektir. Çevreyi biz insanlar kirletiyoruz; piknik alanlarını atıklar, cadde, sokak ve parklar sigara izmariti, çekirdek kabuğu, atık kâğıt ve çöplerle, deniz göl ve ırmaklar atık ve kirli sularla, bacalardan ve motorlu taşıtların egzozlarından çıkan duman ve gazlarla havayı biz kirletiyoruz. Bu hususa şu ayet işaret etmektedir: "İnsanların kendi işledikleri (hatalar ve kötülükler) sebebiyle karada ve denizde fesat ortaya çıkmıştır."(1)
Peygamberimiz bir gün ashabına "her gün" için sadaka verilmesi gerektiğinden bahseder. Ebu Zer, her gün için sadaka verecek imkânlarının olmadığını söyler. Bunun üzerine Peygamberimiz(sav) Ebu Zer'e bir takım görevleri yaptığı zaman sadaka vermiş olacağını açıklar. Bunların arasında çevre temizliği ile ilgili görevleri de zikreder ve: "İnsanların yolundan diken, taş ve kemik (gibi zarar veren şeyleri) kaldırman sadakadır"(2) buyurur.
Bir başka hadislerinde ise: "İman Atmış küsur bölümdür. Bunların en faziletlisi 'Lailahe İllallah' demektir. En alt mertebesi ise yollardan insanlara eziyet veren şeyleri kaldırmaktır."(3) buyurmuşlardır. Bu hadisler yoldaki bir dikenden, evdeki bacadan çıkan kirlere; hayvan gübrelerinden, atılan her türlü çöpe; arabanın egzozundan, gürültüsüne; bağırarak konuşmadan, kavgaya; kötü görünümlü olmadan, edebe aykırı giyime kadar maddi ve manevi hoşa gitmeyen rahatsız eden her şeyi kapsamaktadır.
Devamını oku: İslam’da Çevrenin Tanzim ve Temizliğine Verilen Önem
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Tarihte cereyan eden olaylar, haiz oldukları değerlerine göre önem taşırlar. Bir devri kapayıp yeni bir devri açan İstanbul’un fethi, önemi itibariyle, insanlık tarihinin en önemli olaylarından biridir. Bu fetih, Türk-İslam tarihinde üstün değerler kazanmıştır. Onun mana ve ehemmiyeti büyüktür. Hz. Peygamberin bu hususta büyük bir müjdesi vardır: “İstanbul mutlaka fetholunacaktır, O’nu fetheden komutan ne güzel komutan ve o’nu fetheden asker ne güzel askerdir.”(1)
Peygamberimizin bu müjdesine nail olmak amacıyla, Fatih Sultan Mehmet ve onun şanlı ordusu her tür zorluğa göğüs gererek, büyük fedakârlıklar göstererek ve kanının son damlasına kadar düşmanla çarpışarak tarihimizde önemli yeri olan İstanbul fethetmiştir. İstanbul’un fethini kendisine ve ordusuna nasip ettiği için Allah’a hamd ve şükür secdesine kapanan genç hükümdar Fatih Sultan Mehmet bir ferman çıkararak, dil, din, ırk farkı gözetmeden; can, mal ve ırz emniyetinin garanti altına alınacağını ilan ettirmiştir. Yoksulları doyurmuş, herkesin inançlarını rahatça yerine getirmesine müsaade etmiş ve böylece hem İstanbul’u hem de gönülleri fethetmiştir. Bu sebeple İstanbul kısa zamanda dünyanın ilim, sanat ve kültür merkezi haline gelmiş ve bütün ülkelere her konuda örnek olmuştur.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Dinimiz
İslâm, toplumsal hayatın düzgün bir şekilde ikamesini sağlamak için onu ayakta
tutan unsurlara çok önem vermiştir. Bu unsurlardan biri de “doğruluktur”.
Arapçası “sıdk” olan kelimenin Türkçemizdeki karşılığı dürüstlüktür. Doğru ve
dürüst olmak, davranışlarımızda samimi olmak demektir. Kimseyi kandırmadan,
amacımız neyse ona göre hareket etmektir.
Rabbimiz
davranışlarında doğruluğu gözeten kullarına şöyle hitab etmektedir: “Bugün,
doğrulara, doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür. Onlara, içlerinden
ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah, onlardan razı
olmuş; onlar da Allah’dan razı olmuşlardır. İşte bu büyük bir başarıdır.”(1)
Ayet-i kerîme’de de görüldüğü üzere, dürüstlüğü kendine şiar edinen,
tartıda-ölçüde hile yapmayan esnaf, konuştuğunda yalan söylemeyen memur,
vaadine sadık siyaset adamı vb. herkes Allah Teâlâ’nın, o muazzam kıyâmet
gününde, cennetini hak edecektir.
Doğruluk,
toplumu ayakta tutan en önemli değerdir. Doğruluğun ve dürüstlüğün olmadığı
yerde, hainlik, yalan-dolan, entrika gibi toplumun zeminini temelden sarsacak
birçok kötülük yayılacaktır. İşte bu duruma düşmemek için doğruluk ve
dürüstlükten taviz vermeden hayatımızı şekillendirmeliyiz. Peygamber Efendimiz
(sav): “Doğru söylemekle helak olacağınızı bile zannetseniz yine de doğruyu
araştırın. Zira sizin kurtuluşunuz doğrulukta olacaktır.” (2) buyurarak en kötü
durumda bile doğru söylemeyi tavsiye etmiştir.














