Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İrşad, doğru yolu göstermek, gafletten uyandırmak, hidayet yolunu göstermek demektir. Cenab-ı Hak, insanları yaratmış ve onlara peygamberleri vasıtasıyla dünya ve ahirette mutlu olmanın yollarını göstermiştir. İrşad faaliyeti ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem ile başlamıştır ve kıyamete kadar da devam edecektir. Peygamber Efendimiz de her türlü zorluğa rağmen Allah’tan aldığı bu görevi en güzel şekilde yerine getirmiş ve yaşantısıyla tüm insanlığa örnek olmuştur.
Peygamberimiz Allah’ın emir ve yasaklarını anlatmaya ilk olarak ailesinden başlamıştır. Daha sonra da akrabalarına ve bütün insanlara yol gösterirken, hiç kimseye kırıcı davranmamış, sürekli güler yüzlü ve tatlı dilli olmuştur. Tebliğ görevini yerine getirirken temizliğe dikkat etmiş; elbisesine, saçına, sakalına özen göstermiştir. Yine insanları etkilemenin en önemli yolu olan, anlattıklarını yaşama konusunda da bize davranışlarıyla örnek olmuştur. Birçok kimsenin Müslümanlığı seçmesinde Peygamber Efendimizin anlattıklarıyla uyumlu yaşantısı etkili olmuştur.
Peygamber Efendimiz insanlara tebliğ vazifesini yerine getirirken daima affı, hoşgörüyü, sevgiyi, saygıyı, şefkat ve merhameti önde tutmuş, insanlara kaba davranmamış, kini, nefreti, öfkeyi ise daima kendinden uzak tutmuştur. Amcası Hz. Hamza’yı şehit edip, cesedini parça parça eden Vahşi’yi bile affetmiştir. İnsanların kusurlarını yüzlerine vurmadan ifade etmiş, eleştirilerini isim vermeden ve umuma hitap ederek yapmıştır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Su bütün canlıların hayatlarını devam ettirebilmeleri için gerekli olan maddelerden biridir. Su, hayatın özü ve devamı için olmazsa olmaz şartıdır. Bir yerde su varsa hayat var, su yoksa hayatta yoktur. Bundan dolayıdır ki, tarih boyunca medeniyetlerin oluşmasında birinci unsur su olmuştur. İnsanlar bir yere yerleşmek için su aramış ve suyun bulunduğu yerlerde şehirler ve medeniyetler kurmuştur. Kısacası; su eşittir hayat demektir.
Yüce Rabbimiz bütün canlılar için son derece önemli olan bu değerli nimeti her canlının ihtiyacını giderecek ölçüde yaratmıştır. Ancak dünyadaki diğer kaynaklar gibi, su ve su kaynakları da sınırsız değildir. İçme, kullanma ve tarım için hizmetimize sunulan suyun dengesiz ve israf edilerek kullanılması ve su kaynaklarının kirletilmesi büyük sıkıntıların meydana çıkmasına sebep olacak önemli bir tehlikedir. Faydalanmamız için bizlere ikram edilen bütün nimetler aynı zamanda birer emanettirler. Bu emanetlerin korunması her Müslüman’ın dini ve insani vazifesidir. Çünkü bu emanetlere verilen zarardan dolayı ortaya çıkacak kötü sonuçtan ilk önce zarar verenin kendisi etkilenir.
Nitekim Yüce Rabbimiz “İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır”(1) buyurarak bu noktaya işaret etmektedir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Her milletin tarihinde milletin yeniden varolması için dönüm noktaları vardır. Bizim milletimiz için bu kritik dönem Çanakkale savaşları olmuştur. Çanakkale savaşında maddî gücümüz, düşmanın gücüne nispetle çok az idi. Askerimizin birçoğunun, ayağında postalı dahi yoktu. Ancak Mehmetçiğin manevi gücü büyüktü. İngiliz Ordu komutanı General Hamilton'un: "Bizi Türklerin maddî gücü değil, mânevî gücü mağlup etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı” şeklindeki itirafı bu gerçeği açık bir biçimde ortaya koymaktadır.
Çanakkale savaşı deyince, vatanına kurban olmak için annesinin saçını kınaladığı, kınalı Hasan’ı, Ertuğrul koyunda çıkartma yapan 3000 İngiliz askerini 67 askeriyle on saat savunan Yahya Çavuşu, 257 kg ağırlığındaki top mermisini kaldırarak düşman gemisine isabet ettirerek batıran Seyit onbaşıyı, hiçbir askeri kalmayana kadar savaşan 57. Alayı ve bunun gibi hatıraları aklımızdan çıkarmamalıyız. 57. Alay Sancağı Avustralya Melbourne müzesinde sergilenmektedir. Sancağın altında: “Bu Alay Sancağı Gelibolu savaş alanından getirilmiştir, ama esir edilememiştir.
Türk ordusu’nun geleneklerine göre bir ordunun sancağı, alayın son eri ölmeden teslim edilmez. Bu sancak, sonuncu askerin altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk Sancağını selamlamadan geçmeyin” ibaresi yazılıdır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Mevlid, doğum zamanı demektir. Rabiül Evvel ayının 11ni 12ye
bağlayan gece bütün Müslümanların bayramıdır. Çünkü bu gecede Fahri kainat
efendimiz, alemlere rahmet(1) Hz Muhammed Mustafa (sav) dünyaya teşrif
etmişlerdir.
İnsanlık onun gelişini bekliyordu. Cehalet karanlıkları her
yeri sarmış, hak ve adalet kaybolmuş, güçlü haksız da olsa haklı kabul edilmiş,
insanlar parayla çarşı-pazarda alınıp satılır hale gelmiş, kız çocukları
babaları eliyle diri diri toprağa gömülürken artık hayat yaşanmaz bir hal
almıştı.
İşte herkes ufka dikkat kesilmiş peygamberlerin müjdelediği
kurtarıcıyı beklerken ilk olarak bir yıldız görüldü. Yahudiler feryadı
bastılar. ‘Ahmed’in yıldızı doğdu bu gece. Son peygamber Ahmed doğdu bu gece’
dediler. Sava gölü kurumuş, Mecusilerin 1000 yıllık yanan ateşi sönmüş, İran’da
Kisranın sarayının 14 sütunu yıkılmıştı.
Annesi Hz Amine de Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında
“Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu
dünyaya getirdiğin zaman, ‘her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek
olana sığınırım’ de, sonra ona Muhammed ismini ver” diye ses işitiyordu. Aynı
gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesi de gördüklerini şöyle
anlatıyordu: “O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize
dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük.”
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Gıybet Rabbimizin Kur’anda en ağır ifadelerle yasakladığı büyük günahlardan birisidir. Gıybet, insanların yanlarında bulunmayan kişi veya kişileri, onların hoşlarına gitmeyecek şekilde anmalarıdır. Sözle olabileceği gibi yazıyla, el-kol veya kaş-göz işaretleriyle de olabilir. Söylenilen şeyin doğru olması veya kişinin yüzüne karşı da söylenmiş olması kişiyi gıybetten kurtarmaz.Dedikodu ve gıybet eden günah işlediği gibi, bunu dinleyen ve önlemeye çalışmayan da aynı günaha ortak olmaktadır. Bu sorumluluktan kurtulmak için dedikodu ve gıybet edeni önlemeye çalışmalı, buna gücü yetmiyorsa gıybet edeni dinlememelidir. Peygamber Efendimiz (sav): “Bana Miraçta bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini parçalayan bir topluluk gösterildi. Bunlar kimlerdir? diye sordum. Cebrail: “Bunlar insanların etini yiyen yani gıybet edenlerdir” cevabını verdi”(1) buyuruyor. Yüce Rabbimiz de Kur'an-ı Kerimde: “Ey iman edenler, zannın çoğundan sakının; zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizliliklerini araştırmayın ve bazınız bazınızı gıybet etmesin.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsan sadece yiyip içme ve maddi ihtiyaçlarını karşılamakla
mutluluğu yakalayamaz.O çevresine alaka duyan, evlatlarıyla, torunlarıyla, dost
ve komşularıyla münasebeti olan bir varlıktır. Gerçek mutluluğu yakalaması da
münasebet içinde olduğu bu kişilerle sağlıklı bir iletişim kurmasına ve güzel
ilişkiler içerisinde olmasına bağlıdır.Yüce Dinimiz İslam, akraba ve yakınlarla
alakayı kesmemeyi, onları ziyaret edip hal ve hatırlarını sormayı ve
gönüllerini almayı emretmiştir. Buna da sıla-ı rahim denmiştir.
Kur’an-ı Kerim “Ey insanlar! Sizi bir tek kişiden yaratan ve
ondan da eşini yaratıp o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten
Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anıp Kendisini vesile ederek
birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a saygısızlık etmekten ve akrabalık
bağlarını koparmaktan sakınınız. Allah sizin üzerinizde tam bir
gözeticidir.”(1) buyurarak sıla-ı rahimi emretmiştir. Hz.Peygamber (sav) de
“Akrabalık arşta asılıdır ‘beni gözeteni Allah gözetsin, benimle ilgiyi
kesenden Allah rahmetini kessin’ der
durur”(2) buyurmuştur. Yine “Rızkının
bol olmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse akrabasını görüp gözetsin”(3)
buyurmak suretiyle sıla-ı rahimde bulunmanın rızkın bollaşmasına ve ömrün
uzamasına vesile olduğunu bildirmişlerdir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Vereceğimiz şey ne kadar değerliyse, onu vereceğimiz yer de o kadar yüce olmalıdır. Sevmek, sahip olduğumuz en değerli varlık olan yüreğimizi vermektir. Sevginin adanabileceği en büyük kapı ise Allah'ın kapısıdır. Eğer sevgimizi bir ölümsüze adamışsak, onu da ölümsüzleştirmişiz demektir.
İnsanlar, kendilerini esir edip ardından sürükleyen şeyin en büyük sevgi olduğunu zanneder ve buna aşk derler. Halbuki bu aşk değil, tutkudur. Çünkü gerçek aşk insanı kendi cinsinin elinde oyuncak etmez, insana özgürlük kazandırır. Böylesine bir sevgi, kimse için meşrû değildir. Bu tip tutkular çoğunlukla yalnızlığı yüksek dozda yaşayan fertlerde görülür. Bu tipler çektikleri aşırı yalnızlığı hafifleten birini buldukları zaman, ilk anda yalnızlıklarını hafifleten o kişiye karşı duydukları minnet hissini aşk zannederler. Aşk zannedilen bu hissin güçlü olması sevginin şiddetini değil, daha önceki yalnızlığın büyüklüğünü gösterir.
Sevgi yalnızca tek bir kişi tarafından tüketilecek kadar kısır olamaz. Sevgi bir ummandır. Kapasitesi sınırsız olan bir yüreği bir kişiye tahsis etmek, sevgiyi kısırlaştırmaktır. Sevginin sadece kendisine tahsis edilmesini Allah bile kullarından istememiştir. Eşlerin birbirini sevmesi O’nun koyduğu bir kanundur: “O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Kendilerine ısınmanız için, size içinizden eşler yaratması, birbirinize karşı sevgi ve şefkat var etmesidir. Elbette bunda, düşünen kimseler için ibretler vardır.”(1)














