Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Başkasına ait bir malı korunduğu yerden sahibinin bilgisi dışında gizlice, alenen veya zorla almak demek olan hırsızlık, gasp ve haksız kazanç, mala ve mülkiyet hakkına karşı işlenen temel suçlardır. Alın terinden ve meşru kazançtan doğan servetin korunması ise İslam’ın temel ilkeleri arasındadır. İslam, emeği ve mülkiyeti kutsal saymış, mülkiyete haksız olarak el uzatmayı yasaklamış ve şiddetle cezalandırmıştır. Bu itibarla bütün ilahi dinlerde ve hukuk düzenlerinde olduğu gibi İslam’da da hırsızlık, hem hukuki açıdan suç, hem de dinen ve ahlaken büyük günah ve ayıp sayılmıştır. Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde; “Ey iman edenler, mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin”(1) buyurarak her türlü haksız kazancı yasaklamıştır.Bir Müslüman başkasının malına sahibinin rızası olmadan hangi yolla olursa olsun el uzatamaz, mülkiyetine geçiremez ve başkasının malından tasarrufta bulunamaz. İslam, şahıslar arasında hukuki ve medeni ilişkilerde rıza prensiplerine büyük önem vermiş, izni ve rızası bulunmadan bir kimsenin malını almayı yasaklamıştır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Dünya yaşantımızda geçimimizi sağlamak için bazı işlerle meşgul olmaktayız. Kimimiz ticaretle, kimimiz çiftçilikle, kimimiz hayvancılıkla uğraşmakta, kimimiz işçilik yapmakta, kimimiz ise Devlet Dairelerinde memur olarak çalışmaktayız. Çalışmak bir ibadettir ve “Hiç kimse kendi emeği ile kazandığından daha hayırlı bir şey yememiştir.”(l) Sürdürmüş olduğumuz bu işlerimizde başarılı olmamızın ve almış olduğumuz ücretlerimizi meşru bir zemine oturtmamızın yolu çalışma saatlerimize uygun hareket etmekten geçmektedir. Çalışma insan için ne kadar önemli ise, çalışma saatlerine riayet emek de o kadar önemlidir.
"İnsan için ancak kendi çalıştığının (karşılığı) vardır".(2) Çalışmamızın karşılığını alabilmek, Allah'ı ve insanları razı edebilmek ancak yapmış olduğumuz bütün işlerimizde hak ve hukuka riayet etmekle mümkün olacaktır. Şerefimizi ve değerimizi yükseltecek olan şey yaptığımız işin kendisi değildir. Asıl muteber olan şey, yapılması gerekeni doğru bir şekilde ve zamanında yerine getirmektir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsanlardan kimin daha güzel işler ortaya koyacağını denemek için ölümü ve hayatı yaratan Allah’tır.(1) Ve her nefis hayat kadar gerçek olan ölümü tadacaktır.(2) Ölümle birlikte ortaya çıkan sonuçlardan birisi de mirastır. Cenab-ı Hakk ölen kişinin mirasının nasıl paylaşılacağını Kur’an-ı Kerim’de beyan etmiş ve miras paylaşımında varislerin tutumlarıyla alakalı emir ve tavsiyelerde bulunmuştur.
Mirasçıların ölen kişiye karşı yerine getirmeleri gereken sorumluluklarından birincisi, eğer kişi borçlu olarak vefat etmişse geriye bıraktığı malından cenaze namazı kılınmadan, borçlarının ödenmesidir. Diğer bir husus da vefat eden kişinin bıraktığı malın üçte birini geçmeyecek ölçüde yerine getirilmesini istediği vasiyeti varsa miras paylaşılmadan önce bu vasiyet yerine getirilmelidir. Peygamber Efendimiz (sav), cenaze namazlarını kıldırmadan önce varislerine ölenin borcu olup olmadığını sorardı. Şayet borcu varsa, yakınlarına ödemelerini emreder, ondan sonra namazlarını kıldırırdı. Gerekçesini de şöyle izah ederdi: “Mü’minlerin ruhu, borcu ödeninceye kadar, borcu yüzünden bağlıdır.(3)
Bu gün miras paylaşımı hususunda toplumumuzda karşılaştığımız en önemli yanlışlardan birisi de, İslam öncesi dönemde olduğu gibi, kadınların mirastan mahrum bırakılmasıdır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsanların en hayırlısı insanlara en yararlı olandır. Ticaret erbabı da, toplumumuzun insanlara en çok faydası dokunan bir kesimidir. Her insan, yiyecek, içecek, giyecek gibi ihtiyaç duyduğu şeyleri bizzat temin edemez. Ticaret ehli kimseler insanların istediği malı, istediği eşyayı temin ederek toplumun istifadesine sunarlar. Bu bakımdan Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) güvenilir ve doğru bir ticaretçinin kıyamet gününde sıddıklarla, şehitlerle beraber olacağını müjdelemişlerdir.Her hususta olduğu gibi ticaret hususunda da doğruluk, dürüstlük her müslümanın şiarı olmalıdır. Rasuli Ekrem (s.a.s.) bir yiyecek satıcısına uğramış, mübarek elini, satışa sunulan bir hububat yığınına sokmuş, eline yaşlık bulaşmıştı. Satıcıya "Nedir bu yaşlık?" diye sorduğunda satıcı: Ya Resulallah! Biraz önce yağmur yağdı da ıslandı, karıştırdım, yaş kısmı altına geçti, demiş, bunun üzerine Peygamberimiz (sas): "O yaşlık üzerinde kalmalı idi" buyurmuş ve eklemişti: "Bizi aldatan bizden değildir."(1)
İbn-i Ömer (ra) diyor ki: Bir satıcı, malını müşterilerine övüyordu. Rasulullah yanına vardı, övdüğü malı yokladı. Malın kalitesi düşüktü. Buyurdular ki: "Her malı kendi değerine göre satmalısın, bizi kandıran bizden değildir."(2)
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Mü'min, fani bir hayatı, ancak her anını halis bir niyet ve salih amelle doldurduğu zaman bakîye çevirebilir. Yüce Mevlâ, zamanı insana bir fırsat olarak verdiğini ve bunu çok iyi değerlendirmesi gerektiğini, aksi takdirde hesaba çekileceğini açık ve kapalı defaatle Kur'an'da beyan buyurmuştur. Bir ayet-i kerimede: “Size, düşünecek kimsenin düşüneceği kadar ömür vermedik mi? Hem size peygamber de geldi. O halde azabı tadınız, zalimlerin yardımcısı olmaz”(1) buyurarak, ömrün bir sermaye hükmünde olduğunu, sermayeyi yerinde değerlendirmeyenin zalim hükmünde olduğunu ifade etmiştir.
Allah Rasûlü (sav) de pek çok yerde zamanın ehemmiyetini dile getirmiş, Rabbimizin bu yöndeki emir ve yasaklarını herkesten evvel kendi hayatında tatbik etmiştir. Bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Aziz ve Celil olan Allah, altmış yıl yaşayıp ölümünü geri bıraktığı kimsenin (kendisini tanımaması hususunda) hiçbir mazeretini kabul etmez.”(2) Abdullah ibn-i Mesud da: “Üzerine güneşin battığı ve ömrümün eksildiği ancak amelimin artmadığı bir güne duyduğum pişmanlık kadar başka bir şeye pişmanlık duymadım” diyerek, zamanın önemine dikkat çekmiştir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Kameri aylardan Muharrem ayının onuncu günü Aşure günüdür. Bu günde birçok Peygamberin hayatında önemli olaylar vuku bulmuştur. Kaynaklarda zikredildiğine göre; Bu gün, Hz. Ademin dünya yüzüne indirilmesine sebep olan hatası için tövbesinin kabul edildiği, Hz. Nuh’un gemisinin Cudi dağına oturduğu, Hz. Yunus’un balığın karnından kurtulduğu, Hz. Musa ve Hz. İsa’nın doğduğu, Hz. Musa’nın ve kavminin Firavunun zulmünden kurtulduğu, Hz. Yakup’un oğlu Hz. Yusuf’a kavuştuğu gündür. Bu sebeple Aşure günü bütün dinlerde ve en son din İslam Dininde önemli bir yere sahiptir.
Sevgili Peygamberimiz (sav) Aşure gününde oruç tutmuş ve oruç tutmayı tavsiye etmiş, ayrıca Muharrem ayının dokuzuncu gününün de oruçlu geçirilmesi tavsiyesinde bulunmuş, bu günde tutulacak orucu Ramazan ayından sonra tutulan en faziletli oruç olarak değerlendirmiş ve geçmiş bir senenin günahlarına keffaret olacağı müjdesini vermiştir.(1) Bu sebeple Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu günlerini oruçla geçirmek müstehaptır.
Aşure günü, İslam tarihinde Hz. Peygamberin torunu Hz. Hüseyin’in Kerbelada şehit edildiği bir gün olarak da hatırlanmaktadır.
Tarihin belirli bir kesiminde meydana gelen ve bizleri derinden etkileyen bu olay hakkında iyi düşünmek ve gerekli dersleri çıkarmak gerekmektedir. Bu husus hepimizin yüreğini dağlamakta ve derinden üzmektedir. Ama bu üzüntü bizleri bir ayrıma götürmemeli, intikam duygularının ortaya çıktığı bedenlerimizi tahrip ettiğimiz bir olaya dönüşmemelidir. Müslümanlara düşen görev, bu gibi olayların tekrar yaşanmaması için gerekli tedbirleri almak ve belli bir bilinci oluşturmak olmalıdır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Kamu malı, en kısa ifadesiyle devlet malı, bütün bir milletin hakkı olan bir maldır. Sorumluluk sahibi ve her türlü makamı emanet bilen gerçek bir idareci, kamu malını, kendisine verilen bir emanet olarak bilir ve ona göre tasarrufta bulunur. Bundan dolayı kamu malının, alınırken haksız olarak alınmaması, vatandaşa haksızlık ve zulüm yapılmaması esas olduğu gibi, yerli yerinde harcanması ve bir emanet olarak görülmesi de esastır.
Devlet, vakıf ve dernek imkanlarıyla alınan ve bizim elimize tevdi edilen, bir toplu iğneden tutun da kalem, kağıt, büro malzemeleri, elektrik, su, telefon, resmi araçlar, her türlü harcırah ve ücretler ve misafirlere ikram için verilen imkanlara kadar hepsi bize verilen birer emanet hükmündedir.
Bunlardan yararlanırken kılı kırk yararcasına, kendi malımızda gösterdiğimiz hassasiyetten öte, bir titizlik içerisinde, bunda milletin her bir ferdinin hakkı olduğunu düşünerek kullanmamız ve harcama yapmamız gerekir.
Kamuya ait bir malın ve hizmetin, gelişigüzel kullanılması uygun görülmezken, onun çarçur edilmesi ve gasp edilmesi asla düşünülemez ve caiz görülemez.














