Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Bilinmeyeni bilmek, hayatı anlamak, yaşamı kavramak, yolumuzu aydınlatmak okumakla elde edilmektedir. Bilginin elde edilerek, bilimsel veriler ışığında ilerlemenin yolu okumaktan geçmektedir. Bu sebeple, okumak ve okumayı alışkanlık haline getirmek amacıyla Türkiye’mizde Cumhurbaşkanımızın himayesinde “Türkiye Okuyor” kampanyası başlatılmıştır. Bu kampanya ile görsel iletişim araçlarının cazibesiyle azalma noktasına gelen kitap okuma alışkanlığının yeniden canlandırılması, kitabın önemi ve hayatımızdaki yeri, kitap okumanın kazançları ve gündelik hayatımızın bir parçası haline getirilmesi için çalışmalar yapılmaktadır. Yapılan bu çalışmalara iştirak etmeli, bilgi çağında yaşayan bizler ve bizden sonra gelecek evlatlarımız için bu çalışmalara destek olmalıyız.
Hayatımızda kıymetini bilemediğimiz vakitlerimizi boşa geçirmekteyiz. Oysaki yolculuk yaparken okuyacak bir şeyin elimizde olması yolculuğun keyfini daha çok artıracaktır. Televizyon başında geçen vakitlerimiz okumakla daha çok değerlenecektir. Kahvehaneler gibi topluma açık yerlerin bir köşesini kitaplıkla süslemek, vakitlerini değerlendirmek isteyenlere büyük fırsatlar sunacaktır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İslam Dini insanı, yaratılmışların en şereflisi ve en üstünü olarak kabul etmiş, hayatının korunmasını da temel amaçlardan birisi olarak saymıştır. Bunun için Allah Rasulü de, adam öldürmeyi yedi büyük günah arasında zikretmiş ve kasten adam öldüren kimse, ağır bir suç işlediğinden, dinimizce asi ve fasık olarak görülmüştür.
Peygamber Efendimiz (sav) in, Müslümanlardan ilk olarak biat alırken, adam öldürmemek üzere biat alması da, adam öldürmenin baştan beri haram kılınan büyük günahlardan biri olduğunu göstermektedir. (1) Ayrıca Efendimiz (sav) şöyle buyurmaktadır: “ Bir müminin öldürülmesi, Allah indinde dünyanın zevalinden daha büyüktür. (2) Sevgili peygamberimiz yine: “Ey insanlar, sizin canlarınız, mallarınız ve şerefiniz, Rabbinize kavuşuncaya kadar bir birinize haramdır.” buyurmuşlardır.
Cenab-ı Allah, Nisa suresinde şöyle buyurmaktadır: “Kim bir mümini kasden öldürürse cezası, içinde ebediyen kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır. “ (3)
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Cami, Müslümanları toplayan, birleştiren anlamına gelir. Camilere devam eden cemaat, sadece bedenen bir araya gelmiş olmazlar. Aynı zamanda ruhen ve kalben olduğu gibi fikren ve hissen de birleşmiş olurlar. Camide kabile, aşiret, ırk, zengin-fakir, soylu-sıradan gibi sınıf ayırımı olmaz. Tüm cemaat aynı inancı, aynı düşünceyi ve aynı duyguyu paylaşan bir tek vücut haline gelmiştir.
Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını,
Orada görür varlığının bir yere toplandığını.(1)
Günde beş vakit namazlarda cemaatle başlayan birlik şuuru ve hidayet nuru, merkezi nokta cami olmak üzere halka halka genişleyerek yayılmaktadır. Yüce Allah Kuran’ında, "Nurunun; içinde adının anılmasına ve yüceltilmesine izin verdiği evler olan camilerde parladığını"(2) haber vermektedir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Bayramlar yüce duyguların coştuğu, sevgi ve saygı hislerinin mü'minler arasında alabildiğine canlandığı güzel günlerden biridir. Bayram insanları kaynaştırıp bir araya getiren en güzel vesilelerden biridir. Öyle ki, bayramda şahlanan yardımlaşma ve hediyeleşme ruhu yalnızca hayatta olanlara bağlı kalmaz, dünyadan gidip kabirlerinde bir Fatiha bekleyenlere kadar uzanır. Onların bu dileğini yerine getirmek için mü'minler bayramda kabirleri ziyaret ederler; ruhlarına Kuran’lar, Fatihalar ve dualar okuyarak onları da sevindirirler.
Ramazan Bayramının ise mü'minler arasında ayrı bir yeri vardır. Çünkü bu bayram, her gün tutulan orucun iftar vaktindeki sevinci gibi, tutulan bir aylık orucun toplu bir iftar sevincini ifade eder. Bir ay boyunca, özellikle sıcak ve uzun günlerde nefislerine oruç tutturan mü'minler, sabır imtihanını vererek manevi sorumluluktan kurtulmanın sevincini Ramazan Bayramında yaşama imkânına kavuşurlar.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu da cehennemden kurtuluş olan Ramazan ayının son günlerine yaklaşmaktayız. Bir Kadir Gecesini daha idrak edebilme fırsatını yakalamanın coşkusunu hep beraber yaşıyoruz. Bu gece Mübarek Kadir gecesidir. Bu kutlu gece hepimize mübarek olsun.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: “Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Ta fecrin doğuşuna kadar.”(1)
Sevgili Peygamberimiz de bir hadislerinde; bu gecenin önemine işaret ederek “Kim inanarak ve mükafatını yalnız Cenab-ı Haktan umarak Kadir Gecesini ihya ederse geçmiş günahları affedilir”(2) buyurmuş, Kadir gecesinin Ramazan ayının son on gününde aranmasını tavsiye etmiştir. Bizzat kendileri de Ramazan'ın son on gününde ibadetlerini daha çok artırmış, aile fertlerinin tamamına ibadetle meşgul olmalarını öğütlemişlerdir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Rabbimiz Allah yeryüzünde yarattığı her canlıyla birlikte rızkını da var etmiştir. Ancak imtihan gereği olarak kimine az kimine de fazla rızk vermiştir. O’nun karşılıksız olarak verdiği bu nimetlerin adalet ölçülerine uymadan dağıldığı bir dünyada sıkıntılar baş göstermektedir. Azınlık bir kesim bolluk ve refah içerisinde yüzerken, büyük çoğunluk kuru bir ekmeğe muhtaç, sefalet içerisinde bir hayat yaşamaktadır. İnsanlığın huzur ve selameti için gönderilen dinimiz, bu dengesizliğin ortadan kaldırılması için sosyal bir ihtiyaç olarak, zengini fakire, fakiri zengine yaklaştıran bir köprü olan zekât ve sadaka-ı fıtrı emretmiştir.
Büyüklerimiz ’’Tok açın halinden ne anlar’’ diyerek bir insanın sıkıntısını anlamanın en iyi yolunun o sıkıntıyı kendisinin de yaşaması olduğunu ifade etmişlerdir. İçinde bulunduğumuz şu kutlu zaman dilimi içerisinde oruç tutarak açlığın ne kadar katlanılması zor bir şey olduğunu anlıyoruz. Ancak bu açlıkla birlikte soğuk kış gününde evinde yakacak odunu olmayan, hasta çocuklarını doktora götüremeyen, tedavi ettiremeyen, çaresizlik içerisinde bocalayan bir babanın durumunu anlayabiliyor muyuz acaba?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İslam dini ilim, irfan, hikmet ve hakikat dinidir. Her hükmü insanın yapısına ve hayat düzenine uygun olan, dünya ve ahiret saadetini temin eden bir dindir. Kuran-ı Kerimin pek çok ayetinde ve hadisi şeriflerde cehalet yerilmiş ilim tahsili okuyup yazma teşvik edilerek övülmüştür. Sevgili Peygamberimize (s) ilk vahiy olunan ayet de oku emriyle başlamıştır.
Çocuğa verilecek ilk ve en iyi terbiye aile ocağında başlar. Okulda gelişir ve cemiyette yaygınlaşır. İyi veya kötü alışkanlıklar, çoğunlukla çocukluk ve gençlik çağlarında edinilir. Çocukların yetiştirilmesinde, hayatta başarılı ve topluma faydalı bir insan olmalarında en önemli unsurlar aile, okul ve çevredir. Tarladaki çiçek saksıya alınıp, bakımı yapılırsa büyür ve gelişir ama saksıdaki çiçek bırakılıp ihmal edilirse kurur ve faydasız hale gelir. Çocuk da böyledir. Çocuklarımızı okutmaz ve terbiye vermezsek ailemize de, topluma da faydasız hatta bazen zararlı birer insan olacaklardır. Yine nice taşlar vardır ki, işlenince mücevher olur. Bu nedenle evlatlarımızın sağlıklı, bilgili, kültürlü, dürüst ve terbiyeli olmaları için gayret göstermeliyiz. Nitekim Kuran-ı Kerim’de Cenab-ı Hak:
“Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir”(1) buyururken, ilim sahipleri içinse şu övgü dolu ifadeleri kullanmaktadır: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”(2) “Allah’a karşı ancak kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar.”(3)














