Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İslamın temel esaslarından birisi de oruç tutmaktır. Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerimde; “Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz” (1) buyurmuş ve bu ibadetin sadece bize has bir ibadet değil geçmiş milletlere de farz kılınmış bir ibadet olduğunu beyan etmiştir. Oruç, Allah’ın emrini yerine getirmek, O’na yakın olmak, O’nun rızasına ermek niyetiyle insanın kendisini, yemekten, içmekten, nefsani arzulara uymaktan uzak tutmasıdır. Yüce Allah insanlara manasız faydasız hiçbir şeyi emretmemiştir. O’nun emir ve yasaklarında pek çok ibret ve hikmetler vardır. İslamın her emrinde olduğu gibi oruç ibadetinde de ahlaki, ruhi ve sıhhi önemi haiz faydalar bulunmaktadır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Ezelden ebede doğru uzanan zaman içinde her insan gibi Müslüman da bir yolcudur. Ömür adı verilen bu yolculukta, insan birçok Ramazanlara ulaşıyor, birçok Ramazanları geride bırakıyor ve birçoğuna da ulaşamadan ömür kilometresi doluyor, dünya yolculuğu bitiveriyor.
Allah’a sonsuz hamd-ü senâlar olsun ki, dünya yolculuğumuz bitmeden bu sene de mânevi feyiz ve bereketlerle dolu olan mübarek Ramazan ayına ulaşmış bulunuyoruz. Bu sebeple feyizli ve bereketli günleri içine girdiğimiz bu Ramazan ayını en iyi şekilde değerlendirmeye gayret göstermeli ve hayatımızın son Ramazan’ı olabileceği gerçeğini göz ardı etmemeliyiz.
İlahi rahmetin ve mağfiretin oluk oluk aktığı Rabbimizin Kur’an’da, Peygamber Efendimizin (sav) ise hadislerinde meth-ü sena ettiği bu mübarek ayı gaflet ve dalgınlık içinde geçirmeyelim. Rabbimiz bir ayet-i kerimede mealen şöyle buyurmaktadır: “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun.”(1)
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi

Yüce dinimiz, insanlığın barış ve esenliğini esas almıştır. Ancak vatan toprakları düşman işgali tehlikesi ile karşı karşıya kaldığında, savaşı mukaddes bir vazife saymıştır. Bu sebeple şehitlik ve gaziliği Müslümanlar için büyük şeref kabul etmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) şehitlik mertebesinin yüceliğine işaret ettiği bir hadis-i şeriflerinde: “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşıp şehit olmayı, yine diriltilip şehit olmayı, tekrar diriltilip şehit olmayı isterim”(1) buyurmuşlardır.
Hürriyet ancak savaş meydanlarında kazanılan zaferlerle korunur. Hürriyeti korumak için savaş anında izlenmesi gereken yolu Cenab-ı Allah şöyle bildirmektedir: “Sakın yılmayın, üzüntüye kapılmayın, eğer iman ediyorsanız mutlaka üstün gelirsiniz!”(2)
Şanlı tarihini, altın sayfalarla süsleyen aziz milletimizin unutulmaz zaferlerinden biri olan Büyük Taarruz ve 26-30 Ağustos arasında kutlanan zafer haftasının 86. yıldönümünü idrak ediyoruz. Milletimiz için bağımsızlık ve hürriyet vazgeçilmezdir. Şehitlik ve gazilik bu yolda büyük bir rütbedir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Bütün âlemleri yaratan ve ayakta tutan Rabb'imize, zerrât-ı kâinat adedince hamd ve şükür, Peygamberler Serveri Efendimiz'e, diğer enbiya-i izâma, melâike-i kirama, ehl-i beyte ve Hakk'ın bütün sadık kullarına da deryalardaki su damlaları, çöllerdeki kum taneleri adedince salât ü selam
olsun.
Yâ İlâhe'l-âlemin veya ekrame'l-ekramîn. Senin ifadelerin ve âyât-ü beyyinât ile huzuruna geliyor sana dehalet ediyoruz. İstediğin şekilde Efendimiz'e teslimat ve salât ü selamla huzuruna geliyor el pençe divan duruyoruz. Habibine konuşturduğun şeyle –ki ismi a'zamla kim dua ederse kabul buyururum dedirttin– İsmi azam diye rivayet edilen şeyleri terdad edip huzuru rabbi'l-âlemîne geliyoruz. Bizleri dergâh-ı nezd-i ehadiyetinden gâip ve gafil çevirme Ya Rabbi. Bizlere kerem ü lütfunla muamele eyle Ya Rabbi.
Ya ilahel âlemîn veya ekrame'l-ekramin. Şu anda bütün memleketimizde bütün kubbeler altında yer yer radyo ve televizyon diliyle Seni ve Habib-i edibini anmak, Kur'an'dan âyât-ü beyyinât tilavet etmek üzere Senin cemaatin, Senin kulların, Habib-i edibinin ümmeti mescitlere koştular. Ayaklarını koydukları yerlere yüzlerini sürdüler. İçlerini inceltip kasveti izale ettiler. Gönül rikkati içinde, edeple ellerini Sana kaldırdılar, kurtuluşlarını ve beraatlarını Senden istiyorlar. Milletçe kurtuluşlarını ve cennete giriş müjdelerini Senden istiyorlar. Sen Sen'den bunları isteyenleri hâib ve hâsir bırakma Ya Rabbi.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi

Yüce Rabbimizin bize ihsan ettiği sayısız nimetlerinden biri de dünyamızı adeta bir cennet gibi süsleyen yeşil alanlar, ağaçlar ve ormanlardır. Havaya, suya ve gıdaya ihtiyacımız olduğu gibi ağaçlara, ormanlara ve yeşil alanlara da ihtiyacımız vardır. Maalesef tedbirsizlik ve dikkatsizlik yüzünden yangınlara sebebiyet verilmekte, o güzelim yeşil alanlar yok olmakta ve çevremize büyük tahribatlar verilmektedir. Bunun zararını da yine bizler çekmekteyiz. Yüce Rabbimiz bu konuya Kur'an-ı Kerimde dikkat çekerek şöyle buyurmaktadır: “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu ki Allah yaptıklarının bir kısmını onlara tattırsın; belki de (tuttukları kötü yoldan) dönerler.”(l)
Çevremize verdiğimiz büyük zararlardan bir tanesi de anız yakmaktır. Anız yaktığımız zaman birçok canlıyı yakarak öldürmenin vebalini yüklendiğimiz gibi ölen hayvanlara ve böceklere toprağın ihtiyacı olduğunu da unutmamalıyız. Uzmanlar anız yakmayla toprak verimliliğinin azaldığını, topraktaki besin maddelerinin yok olduğunu ve yağmur suyunun toprağa giriş hızının düştüğünü ifade etmektedirler.
Devamını oku: Yangınların Çevre ve Ormanlarımıza Verdiği Zararlar
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi

Sonsuz güç ve kudret sahibi olan Yüce Allah, İnsanı en güzel bir şekilde yaratmış, şan ve şeref sahibi kılmış ve sayamayacağımız nice nimetleri insanoğlunun emrine vermiştir.
Rabbimizin bu kadar değer verdiği insanoğlu, yaratılış gayesine uygun olarak hareket ederse, dünya sorunsuzca yaşanılabilecek bir mekan haline gelecektir. Müslüman hiçbir zaman kinin, nefretin ve kabalığın timsali olamaz. Bulunduğu toplulukta kimseye zarar veremeyeceği gibi, başka birinin canına kıyması ise asla düşünülemez. Müslüman bilir ki Allah’ın emanet olarak verdiği bu canı alacak olan da yine O’dur.
Cenab-ı Hakk hutbemin başında okumuş olduğum ayet-i kerime’de mealen: “Kim katil olmayan ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi (haksız yere) öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir adamın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur”(1) buyurmaktadır. Hiçbir kimse gerekçesi ne olursa olsun bir kişiyi öldüremez ve kanaatlerine göre hüküm veremez. İnsanları suçlarından dolayı ancak otoriteyi elinde bulunduran devlet cezalandırabilir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi

Üç aylar içersindeki mübârek gecelerden bir tanesini daha idrak etmek üzereyiz. Önümüzdeki 29 Temmuz salı günü Miraç Kandilidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süflî duygulardan, beşerî hislerden tertemiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakkî ediştir. Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’in şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakkî ufkudur.
Miraç öyle bir gecedir ki, iki Cihan serveri onda Rabbi Âlâsının huzuruna maddi cisim ve duygularıyla birlikte yükselip gözüyle Cemâlullâh’ı müşahede etmiştir. Önce içinde bulunduğu Kâbe ve Mescid-i Haramdan, etrafı peygamberlerle mübarek kılınan Mescid-i Aksâya götürülmüş, oradan da bütün âlemleri geride bırakarak peygamberlerle bir bir görüşmüş, varlıklar âleminin en son noktası olan Sidre-i Müntehâya ulaşmış, oradan da geçip Rabbinin huzûr’u izzetine yükselmiş, Vahdet sarayına girmiş ve İlâhi kelâmı doğrudan doğruya işitme nimetine mazhar olmuş, ümmetine büyük bir müjde ve şefaatle dönmüştür.
Miraç mucizesi Kur’ân’ı Kerim de âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu İlâhi yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadar ki safha Kur’an da şöyle anlatılır:














