Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi

Cenab-ı Hakk yarattığı her canlıya bir ömür tayin etmiş ve bu ömür boyunca tüketeceği rızkı da takdir buyurmuştur. En acizinden en kudretlisine kadar her canlı ancak ve ancak Yaratanın kendileri için takdir buyurduğu rızkı yiyebilir. Hiç kimse bir başkasının rızkını yiyemeyeceği gibi başka birileri de onun rızkını yiyemez. Yüce Rabbimiz bu gerçeği bizlere şöyle bildirmektedir:”Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki onun rızkı Allah’a ait olmasın…”(1)
İnsan dünyada bulunduğu müddetçe maddi-manevi ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Bu ihtiyaçlarını elde edebileceği imkanlar da Allah tarafından kendisine verilmiştir. İnsan kendisine sunulan bu imkanlardan faydalanırken iki şeye dikkat etmelidir. Birincisi: Allah’ın teminatı altında olan rızkını meşru yollardan kazanmalı. İkincisi: Sadece helal ve temiz olanlar nimetlerden faydalanmalıdır. Çünkü her şeyi yaratan Allah: “Ey iman edenler! Eğer siz ancak Allah’a kulluk ediyorsanız, size verdiğimiz rızıkların iyi ve temiz olanlarından yiyin ve Allah’a şükredin”(2) buyurarak bu önemli noktaya dikkat çekmektedir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İslam dini Müslümanların evlenip yuva kurmalarına büyük önem verir. Kur'an-ı Kerim'de, “O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Kendilerine ısınmanız için, size içinizden eşler yaratması, birbirinize karşı sevgi ve şefkat var etmesidir. Elbette bunda, düşünen kimseler için ibretler vardır”(1) buyrulmuş, Hz. Peygamber de muhtelif hadislerinde evliliğin önemine dikkat çekmiş, “Ey gençler sizden evlenmeye güç yetirenler evlensin"(2) buyurmuştur.
Dinimizde gayr-i meşru ve nikâhsız beraberlikler çirkin görülüp yasaklanmış, evlilik teşvik edilmiştir. Peygamberimizin şu hadisi bu teşvikin en güzel ifadelerindendir: “Nikâh benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetime uymazsa benden değildir.” (3)
Düğünler, yeni bir yuva kurmanın sevinç ve mutluluğunun akraba ve komşularla paylaşılmasıdır. Mutlu bir hayatın başlangıcı olan düğünlerimiz, Yüce Allah'ın rızasına uygun olmalıdır. Peygamberimiz (s.a.v) de düğünlerin neşe ve coşku içerisinde yapılmasını uygun görmüş, israfsız ve sade düğünler yapılmasını tavsiye etmiştir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Samimi kulların af ve mağfiretle ödüllendirildiği, Allah Teala’nın lütuf ve ihsanının sağanak sağanak yağdığı üç aylar diye adlandırılan mübarek zaman dilimleri Recep, Şaban ve Ramazan aylarına kavuşmuş bulunmaktayız. Bu sebeple Yüce Rabbimize ne kadar şükretsek azdır.
Üç aylar; ibadetlerle ulvileştiğimiz, Kur’an-ı Kerim’in indirilmeye başladığı, oruç ibadetinin yerine getirildiği aylardır. Bu sebeple bu aylarda oruç tutmak, beş vakit namazımıza daha bir özen göstermek, bol bol nafile namaz, kaza namazı kılmak, Kur’an okumak ve anlamaya çalışmak hedefimiz olmalıdır.Sevgili Peygamberimiz üç aylar girdiğinde: “Allah’ım! Recep ve Şaban aylarını bize mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır”(1) diyerek dua ediyordu. Yüce Rabbimiz de: “Ey müminler! Hep birden Allah'a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz”(2) buyurmak suretiyle kurtuluşa ermenin reçetesinin tövbe etmek olduğunu bizlere bildirmektedir. Öyleyse Rabbimizin affının çok bol olduğu bu zaman dilimlerindeki fırsatı kaçırmamalıyız.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Üç aylar dediğimiz Recep, Şaban, Ramazan ayları peş peşe gelen, içinde kutlu gecelerin serpiştirildiği, manevi derecesi pek yüksek, rahmet ve bereket aylarıdır. Bu aylar Yüce
Rabbimizin bize ikram etmiş olduğu fırsat aylarıdır. Hayatın çeşitli sıkıntıları ve imtihanlar neticesinde yıpranan ve yorgun düşen ruhlarımız bu mukaddes zaman dilimlerinde yenilenme fırsatı bulur. Asırlardır ecdadımız bu mübarek üç aylara büyük önem vermişlerdir. Bu üç ayların içindeki mübarek geceler, bir kaybı olanın karanlıkta onu kandille aramasına benzetilmiş ve bu maksatla tarihimizde onlara "kandil geceleri" denilmiştir.
Rasulullah Efendimiz (sav) üç aylara kavuştuğu zaman şöyle dua etmiştir: "Allah’ım Recep ve Şaban aylarını hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl, bizi Ramazan ayına ulaştır."(1) Yine Resul-ü Ekrem Efendimiz başka bir hadis-i şeriflerinde; “Recep Allah’ın, Şaban benim, Ramazan da ümmetimin ayıdır”(2) buyurmuşlardır.
Bu mübarek zaman dilimleri kainatın sahibi Cenab-ı Hak tarafından bizlere verilmiş büyük bir ganimettir. Bu aylar ve içindeki müstesna geceler adeta Yüce Rabbimizin bizi bağışlaması için bir bahanesidir. Bizler de bu mübarek ayların değerini bilip hürmet göstermeli, bu manevi atmosferden olabildiğince istifade etmeliyiz.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Rahmet ve merhamet sahibi Yüce Allah, insanı en güzel şekilde yaratmış, onu üstün yeteneklerle donatmıştır. İnsanoğlunu ilahi kitabın muhatabı kılarak onurlandırmış ve ona sorumluluk yüklemiştir. İnsanın yüklendiği bu büyük sorumlulukta onu yalnız bırakmamış, inançsızlığın karanlığından çıkartıp iman ve güzel ahlakın aydınlığına kavuşturabilmek için rahmetinin eseri olarak peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Yüce Rabbimiz insanlığa en son kitap olarak Kur'an-ı Kerimi göndermiştir.
Oku”(1) emriyle inmeye başlayan son ilahi kitap olan Kur'an-ı Kerim'i okumak başlı başına bir ibadettir. En büyük manevi zevk ve mutluluk onu tilavet ederken yaşanır. Aynı zamanda bazı ibadetlerimizi de ancak Kur'an okuyarak ifa edebiliriz. Millet olarak yükselmemiz, maddi ve manevi huzura erişmemiz de büyük ölçüde buna bağlıdır. Zira insanı Yaratan Yüce Kudret insanın dünya ve ahiret saadetini Kur'anla çizmiştir. Kur'andan uzak yetişen nesillerin topluma ne kadar zarar verdiğini hep birlikte müşahede ediyoruz.
Rahmet ve merhamet sahibi Yüce Allah, insanı en güzel şekilde yaratmış, onu üstün yeteneklerle donatmıştır. İnsanoğlunu ilahi kitabın muhatabı kılarak onurlandırmış ve ona sorumluluk yüklemiştir. İnsanın yüklendiği bu büyük sorumlulukta onu yalnız bırakmamış, inançsızlığın karanlığından çıkartıp iman ve güzel ahlakın aydınlığına kavuşturabilmek için rahmetinin eseri olarak peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Yüce Rabbimiz insanlığa en son kitap olarak Kur'an-ı Kerimi göndermiştir.
Oku”(1) emriyle inmeye başlayan son ilahi kitap olan Kur'an-ı Kerim'i okumak başlı başına bir ibadettir. En büyük manevi zevk ve mutluluk onu tilavet ederken yaşanır. Aynı zamanda bazı ibadetlerimizi de ancak Kur'an okuyarak ifa edebiliriz. Millet olarak yükselmemiz, maddi ve manevi huzura erişmemiz de büyük ölçüde buna bağlıdır. Zira insanı Yaratan Yüce Kudret insanın dünya ve ahiret saadetini Kur'anla çizmiştir. Kur'andan uzak yetişen nesillerin topluma ne kadar zarar verdiğini hep birlikte müşahede ediyoruz.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Adab-ı muaşeret; toplum içinde yaşayan insanların, birlikte bulunduğu diğer insanlarla uyum içinde yaşamasını sağlayan nezâket kurallarına, hayatın günlük akışı içinde, insanların uymaları gereken davranış şekillerine, güzel ahlâk kurallarına verilen isimdir. Her toplumun kendi sosyal yapısına göre âdâb anlayışı vardır. İslamda âdâbın temelini Allah'ın koyduğu ölçüler ve Peygamber Efendimizin sünneti oluşturur. Bu ölçülere aykırı olarak âdâb geliştirilemez. Peygamber Efendimizin verdiği ölçüler içinde en başta Müslümanın Müslümana dargın olmaması, küs durmaması vardır. Faziletli ve güzel ahlâklı bir kimse, bir kötülükle karşılaştığında ona iyilikle karşılık verir. Müslüman kardeşinden ne kadar hoş olmayan davranışlar da görse, onunla dargın olmaz. Rabbimiz de kötülüğe karşı iyilikle mukabele edilmesini emretmektedir: "İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğe iyiliğin en güzeliyle karşılık ver; bir de bakarsın, aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluvermiştir.”(1)
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Ölüm, kaçılınamaz ve inkar edilemez bir gerçektir. Yeryüzünde, göklerde, karada ve denizlerde bulunan her canlı ölümü tadacaktır. Yaratılmış her varlık, kendisi için takdir edilen sürenin sonunda, fani olan bu alemden ayrılıp baki olan Ahirete göç edecektir. Ölümsüzlük iksiri, ölümü kabullenmeyen insanoğlunun temennisinden başka bir şey değildir. Allah (cc) bir ayet-i celilede şöyle buyurur: “Nerede bulunursanız bulunun: Sağlam, yüksek kulelerde bile olsanız, ölüm mutlaka size yetişir.”(1) Mekke’nin fethinden sonra Nasr suresi inince “bu sure bana vefatımı bildiriyor” diyen en kamil insan Hz. Muhammed (sav) de bu ilahi kanundan istisna edilmemiş ve Yüce Dostuna kavuşmuştur.
Yaklaşık yüzbin sahabesiyle veda haccında vedalaştıktan sonra Sevgili Peygamberimiz, Medine’ye dönmüş, Uhud şehitliğini ve Cennetü’l-baki mezarlığını ziyaret ederek oradaki arkadaşlarına da dua ve istiğfarda bulunarak onlara da vefa göstermişti. Daha sonra ise rahatsızlandı ve son günlerini şiddetli ağrılar içerisinde geçirmeye başladı. Zaman zaman kendisinden geçip, baygınlık geçiriyordu.














