Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Cömertlik, gösteriş yapmadan, kimseyi incitmeden, yapılanı başa kakmadan, sahibince değerli olan maldan, karşılık beklemeden yapıldığında anlam kazanır. Nitekim Kur’an-ı Kerimde “Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir”(1) buyrulmaktadır. İşte Hz. Peygamber bütün bu özellikleri üzerinde taşıyordu. Kaynaklarda yağan yağmurlardan bile daha cömert olarak vasıflandırılan Hz. Peygamber cimriliği, insanı küçük düşüren bir huy olarak görmüş, hayatı boyunca borçlanma pahasına da olsa ihtiyaç sahiplerine el uzatmaktan geri durmamıştır.Kendisinden bir şey istendiğinde hiç kimseyi boş çevirmemiş, eline ne geçerse ihtiyacı olanlara dağıtmıştır. Ashaptan Cabir (r.a) anlatıyor: “Peygamberimiz kendisinden istenilen bir şeye asla yok dememiştir.”(2) Bir gün peygamberimize bir parça kumaş hediye edilmiş, o da bunu kabul etmişti. Buna ihtiyacı da vardı. Yanında oturanlardan biri “Bu ne iyi kumaş” deyince, Peygamberimiz kumaşı hemen ona vermişti.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Mü’min, güvenen, güven veren insan demektir. Bir hadislerinde Allah Resûlü (s.a.s.), mü’mini tarif ederken "Mü’min, insanların malları ve canları konusunda kendisine güvendiği kişidir."(1) buyurmuşlar, başka bir hadislerinde de "güvenilirlik" vasfı olmayanın imanının da olamayacağını bildirmişlerdir.(2)
Hz. Peygambere "el-Emin: (kendisine güvenilen)" sıfatı, peygamberliğinden önce verilmiş bir vasıftı. Toplumda herkes, O’nun doğru sözlü, kendisine güvenilen bir kişi olduğunda birleşmekteydi. O akrabalarını İslâm’a davet ederken, önce kendisine güvenip inandıklarını tespit etmek için "Size şu dağın arkasında bir düşman var, sizi yağmalamaya gelmiş desem, inanır mısınız?" diye sormuş, orada bulunan herkes, tereddütsüz "Evet inanırız." demiştir. Bu güveni sağladıktan sonra "Öyleyse sizi, önünüzdeki kıyamet günü azabıyla korkutmakla memurum. Bana iman ediniz." diyerek davetini açıklamıştır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İrşad, doğru yolu göstermek, gafletten uyandırmak, hidayet yolunu göstermek demektir. Cenab-ı Hak, insanları yaratmış ve onlara peygamberleri vasıtasıyla dünya ve ahirette mutlu olmanın yollarını göstermiştir. İrşad faaliyeti ilk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem ile başlamıştır ve kıyamete kadar da devam edecektir. Peygamber Efendimiz de her türlü zorluğa rağmen Allah’tan aldığı bu görevi en güzel şekilde yerine getirmiş ve yaşantısıyla tüm insanlığa örnek olmuştur.Peygamberimiz Allah’ın emir ve yasaklarını anlatmaya ilk olarak ailesinden başlamıştır. Daha sonra da akrabalarına ve bütün insanlara yol gösterirken, hiç kimseye kırıcı davranmamış, sürekli güler yüzlü ve tatlı dilli olmuştur. Tebliğ görevini yerine getirirken temizliğe dikkat etmiş; elbisesine, saçına, sakalına özen göstermiştir. Yine insanları etkilemenin en önemli yolu olan, anlattıklarını yaşama konusunda da bize davranışlarıyla örnek olmuştur. Birçok kimsenin Müslümanlığı seçmesinde Peygamber Efendimizin anlattıklarıyla uyumlu yaşantısı etkili olmuştur.
Peygamber Efendimiz insanlara tebliğ vazifesini yerine getirirken daima affı, hoşgörüyü, sevgiyi, saygıyı, şefkat ve merhameti önde tutmuş, insanlara kaba davranmamış, kini, nefreti, öfkeyi ise daima kendinden uzak tutmuştur. Amcası Hz. Hamza’yı şehit edip, cesedini parça parça eden Vahşi’yi bile affetmiştir. İnsanların kusurlarını yüzlerine vurmadan ifade etmiş, eleştirilerini isim vermeden ve umuma hitap ederek yapmıştır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsanoğlunun en çok ihtiyaç hissettiği şey huzur ve güvendir. "İslam" kelimesinde de bu vardır. Oysa son zamanlarda şiddetin yaygınlaştığını duyuyor ve görüyoruz. Bunun kaynağının da öfke olduğuna şahit oluyoruz. Öfke doğal bir duygudur. Tabiatımızda var olan bu duygunun tamamen yok edilmesi mümkün değildir. Ama mutlaka kontrol edilmelidir. İslami terbiye ile yetişen bir insan öfkesine sabretmeyi öğrenmelidir. Dikkat edersek aile kavgalarının çoğu da öfkenin sonucudur. Öfke öyle bir ateştir ki, ne karı-koca huzuru ne de akrabalık ve komşuluk huzuru bırakır. Yayılan bir yangın gibi ilişkileri koparır toplumda gerginlik oluşturur. Bu yüzden atalarımız; "Öfkeyle kalkan zararla oturur" demişlerdir.Şiddeti ve öfkeyi bir kahramanlık olarak görmek kesinlikle yanlıştır. Aslında güçlü ve kendine güvenen insanlar sakin olabilirken; acizlik içerisinde olanlar ise öfkeye kapılırlar. Hasta, yorgun ve sıkıntılı zamanlarda daha çabuk öfkelenmemiz bu sebepledir. 0 halde ilişkilerimizi koparan, bize iki cihanda da pişman olabileceğimiz şeyleri yaptıran, huzur bırakmayan bu kötü huya dikkat etmeliyiz. Her şeyden önce bir imtihanda olduğumuzu unutmadan sabır silahını kullanmalıyız.
Kur'an-ı Kerimde “Her kim dişini sıkarak sabreder ve kusurları affederse, işte onun bu hareketi, ancak büyüklere yaraşan örnek davranışlardandır.”(1) ayeti sabrın önemi göstermektedir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Çanakkale Zaferi, tarihimizi taçlandıran olaylar arasında muhteşem bir yere sahiptir. Milletimizin tarih boyunca karsılaştığı en büyük ve en zorlu sınavlardan biridir. Müslüman varlığını yeryüzünden ebediyen silmeyi amaç edinen zihniyet, Çanakkale boğazından geçerek İstanbul’u ele geçirmek istiyordu. Bunun için ülkemizi parçalamak, milletimizi esir etmek isteyen devletler 1914 yılı Kasım ayında Osmanlı devletine savaş ilan etti.
Bir yılı aşkın süre devam eden Çanakkale savaşları sonunda Milletimiz düşmanlara karşı tarihte emsaline az rastlanan büyük bir zafer kazanmış, vatan sevgisi ve iman gücünün maddi üstünlükten daha önemli olduğunu bütün dünyaya ispat etmiştir.
Çanakkale'de maddi gücümüz, düşmanın gücüne nispetle çok daha zayıftı. Askerimizin birçoğunun, ayağında postalı dahi yoktu. Ancak Mehmetçiğin manevi gücü büyüktü. İngiliz ordu komutanının: "Bizi Türklerin maddi gücü değil, manevi gücü mağlup etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı" şeklindeki itirafı, bu gerçeği ifade etmektedir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Allah Teala kâinattaki her şeyi çift yaratmıştır. Allah katında saygın bir yere sahip olan insan da kadın ve erkek olarak yaratılmıştır. Bütün mahlûkatın yaratılışında olduğu gibi erkek ve kadının yaratılışında da sayısız hikmetler bulunmaktadır. Kadınların geçmişte ve günümüzde, gerek ailede gerekse toplumsal yapıda her zaman hak ettikleri saygı ve değeri gördükleri söylenemez. 0 kadar ki insanlık tarihinde kadının insan olup olmadığı tartışılmış, hatta namusa leke sürme ihtimaliyle hayat hakkı hiçe sayılarak, diri diri gömülecek derecede insanlık dışı muamelelere maruz kalmıştır. Maalesef, günümüzde de şekli ve görünümü farklı olsa da benzeri uygulamalara rastlamaktayız. Bu muamelelere maruz kalan kadın, Allah'ın bize bir emaneti olan eşimiz, Rabbimizin bize göz aydınlığı olarak verdiği kızımız, yaratılışımızda hatta hayatımız boyunca ilk sığınağımız, anamızdır.
Kıymetli Müminler!
Kadınlar bizim analarımızdır. Analarımız bizlerin dünyaya gelmesine vesile olan fedakâr kimselerdir. Bizleri hamilelik dönemlerinde dokuz ay boyunca taşımış, çeşitli eziyet ve sıkıntılarla dünyaya getirmişlerdir. Doğumdan sonra da, uykularından fedakârlık ederek bizi merhamet ve şefkatle büyütmüşlerdir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Muhterem Müslümanlar!
Dinimiz, toplumun huzur ve güven içinde olmasına çok büyük önem vermiştir. Bunun
sağlanması için de ‘canı, malı, nesli, aklı ve dini’ korumayı temel gaye saymıştır. ‘Başkasına ait bir malı, korunduğu yerden sahibinin bilgisi dışında gizlice almak’ demek olan hırsızlık, mala ve mülkiyet hakkına karşı işlenen temel suçlardan biridir. Cenab-ı Hakk Kur'an-ı Kerim'de: "Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka..."(l) buyurarak başkasının malını izinsiz almayı yasaklamıştır. İslam emeği ve mülkiyeti kutsal saymış, mülkiyete haksız olarak el uzatmayı cezalandırmıştır. Bu itibarla bütün ilahi dinlerde ve hukuk düzenlerinde olduğu gibi İslam’da da hırsızlık hem hukuk düzeni açısından suç, hem de dinen ve ahlaken büyük günah sayılmıştır.
Muhterem Müslümanlar!
Hırsızlık sadece mal çalmakla sınırlı değildir. Başkalarına ait çeşitli hakları gasp etmek, kaçak elektrik ve su kullanmak, emanet edilen kamuya ait görevleri hakkıyla yerine getirmemek, hasta olmadığı halde rapor alarak işten kaçmak, yaptığı işi düzgün yapmamak, insanların gizli hallerini araştırmak, sözlerini, konuşmalarını gizlice dinlemek gibi birtakım şeyler de bir nevi
hırsızlıktır.














