Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Muhterem Müminler!
Yüce Yaratıcı bizleri dünyaya kulluk yapmamız için göndermiştir. Kulluk borcunu yerine getirmemiz için bize kitabımız Kuran-ı ve peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’yı (s.a.v.) göndermiştir. Bu vasıtalarla öğrendiğimiz dinimiz İslam’ın önem verdiği konulardan birisi de temizliktir. İlk inen ayetlerde peygamberimize elbisesini temiz tutması emredilmiş, daha sonra da temizliğe riayet edenler övülerek Allah'ın sevgisini kazanacakları bildirilmiştir.
Aziz Müslümanlar!
Peygamber Efendimizin “temizlik imandandır”(1) hadis-i şerifleri temizliğin önemini ifade etmektedir. Bu yüzden dinimizde her alanda temizlik öğütlenmiştir. Vücut, elbise ve beden temizliği; ev temizliği; yeme, içme temizliği; aile, nesil ve mal temizliği; itikat, kalp ve ahlak temizliği tavsiye edilen temizlik çeşitlerindendir. Yine hadislerde sünnet olmak, kasık ve koltuk altı temizliği, küçük abdestte ve büyük abdestte taharet yapma, tırnakları kesme ve ağız temizliği, bıyık ve sakalları düzeltme ilk göze çarpan temizlik tavsiyelerindendir. Yemeklerden önce ve sonra elleri yıkamayı ve Cuma günleri camiye gelirken gusül abdesti almak suretiyle haftalık temizlik yapmayı da temizlik tavsiyeleri arasında sayabiliriz.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Muhterem Müslümanlar
Yüce kitabımız Kuran-ı Kerim'de Rabbimiz bizlerden önce kendisini tanımamızı sonra da ölçülü ve tutarlı davranmamızı istemektedir. Özüne ve yaratılışına en uygun davranışı sergilemek isteyen kişi, hal ve hareketlerinde ölçülü ve tutarlı olmalıdır. Duygu ve düşüncelerinde itidal ile, ifrat ve tefrite kaçmadan, orta yolu benimseyerek hareket etmelidir. Bu yüzden bir Müslüman ibadetlerinde, dünya ve ahiret işlerinde, harcamalarında, dostluk ve düşmanlıkta, yeme- içme, giyim ve kuşamında, zamanı kullanmada hep dengeli davranmak durumundadır. Peygamber Efendimiz sevgideki ölçüyü şu şekilde ifade etmektedir: “Sevdiğini ölçülü sev. Belki bir gün düşmanın olur. Düşmana da ölçülü kin güt. Belki bir gün dostun olur.”(1)
Değerli Müminler
Müslüman itidalli ve dengeli olması sebebiyle konuşurken boş ve gereksiz ifadeler kullanmaz. Hikmetli sözler söyler ve kırıcı olmaz Söz verdiği zaman yerine getirir. Harcama yaparken iktisatlı olur, ama cimrilikten de uzak durur. Çünkü Yüce Mevla bunu tavsiye etmektedir: “Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma ki herkes tarafından ayıplanan, kaybettiklerine hasret çeken biri haline düşmeyesin.”(2)
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Muhterem Müslümanlar
Dünyada mutluluğun ve huzurun ahirette ise emniyet ve güven içerisinde cennete girmenin yolu İslamiyet’ten geçmektedir. İslamiyet, adından da anlaşılacağı üzere barış ve selamet dinidir. Bu yüzden yüce dinimizde sadece insana değil, yaratılan bütün canlılara karşı şiddetin en küçüğünün dahi yeri yoktur. Nitekim Yüce Rabbimiz Kutsal Kitabımızda şöyle buyurmaktadır: “Kim, bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur.”(1)
Kıymetli Müminler
Öldürmeyi değil yaşatmayı, şiddeti değil şefkati esas alan İslam dini isteklere meşru amaçlarla ulaşılmasını ister. Bu sebeple kendi inancını ve kanaatini benimsetmek için kimseye maddi-manevi baskı uygulanmasını hoş görmez. Müslüman insan haklarının her çeşidine, özellikle düşünce ve inanç hürriyetine saygı duymak zorundadır. Allah’ın kullarını zorlamadığı bir konuda bazı insanların böyle bir tavır takınması anlamsız ve tutarsızdır. Allah Resulü Sevgili Peygamberimiz de Müslüman’ı “Elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği kişi”(2) olarak tanımlamıştır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Muhterem Müslümanlar!
İnsanoğlu hayat yolculuğunda belirli merhalelerden geçer. Bu merhaleler çocukluk, gençlik ve yaşlılık dönemleridir. İnsanın akıl-baliğ olduktan sonra yaptığı bütün işler görevli melekler tarafından kayda alınır. Kişi ahirette bu kayıtların tutulduğu amel defteri ile hesaba çekilecek, bu defter insanın leh veya aleyhine şahitlik edecektir.
Muhterem Müminler!
İnsan öldüğü vakit ise amel defteri kapanır. Fakat Fahri kainat Efendimiz (s.a.v) in beyanıyla öldükten sonra da bazı kimselerin amel defterine sevap yazılmaya devam eder. Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulur. “Kişi ölünce amel defteri kapanır. Ancak üç kişinin amel defteri kapanmaz. Sadaka-i cariye, bıraktığı ilim ve kendisine dua eden salih evlat.”(1) Sadaka-i cariye; yol, köprü, çeşme, mescit, yoksullar için aşevi, hastane ve okul gibi hayır kurumlarını kapsamına alır. İnsanlar bu gibi yerlerden yararlandığı sürece bunları yaptıranlar, yapılmasına sebep olanlar, yol gösteren ve destek olanlar, gerek sağlıklarında gerekse vefatlarından sonra sevap almaya devam ederler. Yararlı bir ilim bırakan da; bu ilimden, kitaptan, keşif ve icattan toplum yararlandığı sürece mümin olmak şartıyla sürekli olarak sevap alır.
Nitekim ilim irfan ve irşatlarıyla toplumda iyi bir çığır açanın büyük mükafatına, kötü çığır açanın da günahına hadiste söyle yer verilir: “Kim iyi bir çığır açarsa bununla amel edenlerin hepsinin aldığı kadar
mükafat alır. Kötü çığır açan da bununla amel edenlerin günahı kadar günah
yüklenir.”(2)
Dine ve topluma yararlı, anne babasına dua eden bir çocuk yetiştirmek de, sevabı devam eden bir ameldir. Toplum bu kimseden yararlandığı ve bu kişi anne babasına dua etmeye devam ettiği sürece, onun yetişmesinde katkısı bulunan anne, baba, hoca gibi kimselerin amel defterlerine de sürekli sevap yazılmaya devam edilir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Muhterem Müslümanlar
Yüce Allah Hz. Adem’den başlayarak her topluma elçiler göndermek suretiyle insanları kulluk görevini yapmaya çağırmıştır. Bu çağrıya uyanlardan Hz. İbrahim, oğlu İsmail ile beraber ilk olarak Beytullah’ı inşa etmiş, inşaatın bitiminden sonra Cenabı Allah’ın (c.c.) “İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak gerek uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler”(1) emrini alan Hz. İbrahim insanları hacca çağırmış, bu çağrıya uyan müminler de Mekke’ye gelip Kabe’yi tavaf etmeye başlamışlardır.
Aziz Mü’minler!
İslam’ın beş şartından biri olan Kâbe’yi ziyaret, hac mevsiminde yapılınca büyük hac, diğer aylarda yapılınca küçük hac olarak nitelendirilmiş ve ismine Umre denmiştir. Rabbimiz iki ibadeti de halis bir niyetle yapmayı tavsiye ederek şöyle buyurmuştur: “Haccı da, umreyi de Allah rızası için tamamlayın.”(2) Abdullah ibn-i Ömer’in nakline göre sevgili Peygamberimiz (s.a.v) ömründe dört defa umre yapmış ve umre hakkında: “Umre daha sonraki umreye kadar ikisi arasında işlenen günahlar için kefarettir. Allah katında makbul haccın karşılığı ise ancak cennettir”(3) buyurmuşlardır. Ramazan ayında yapılan umre ise yine Allah Resulü’nün beyanıyla hac ibadetinin sevabına denktir.(4)
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Muhterem Müslümanlar!
Din akıl sahibi, şuurlu insanları hür irade ve istekleriyle iyi ve güzel olan şeylere sevk eden ilahi mesajlar bütünüdür. Din, insanın yaratıcısı olan Allah, insanlar ve beraber yaşadığı diğer canlılarla olan ilişkilerini düzenleyen ilahî bir rehberdir. İnsanoğluna değişik zaman ve mekânlarda Peygamberler vasıtasıyla tebliğ edilen bu ilahî nizam, insanın yaratıcısına ve diğer yaratılanlara karşı görevlerini, yaratılış gayesini, hangi işlerin iyi ve hayırlı, hangi işlerin de kötü ve zararlı olduğunu öğretir.
Tarih içerisinde insanlar, zaman zaman ilahî vahyin öğretisinin dışına çıkarak dinin getirdiği inanç, akide ve ahlaki saflığı bozmuşlardır. Yüce Yaratıcı, bozulan akideyi yeniden hatırlatmak ve tahrip olan ahlak anlayışını insana yakışır hâle getirmek için değişik dönemlerde Peygamberler göndermiştir.
Allah din gönderirken insanı, onun imkânlarını, sosyal ve kültürel çevresini ve yaşamını sürdürebilecek ihtiyaçlarını dikkate almıştır. Allah tarafından gönderilen dinler arasında dil, coğrafya ve tarihî süreç farklılıkları olmakla birlikte inanç esasları ve ibadet, adalet, ahlak, doğruluk, sevgi ve yardımlaşma gibi iyiliği emreden kavramlar hep aynı olmuştur. Bu kabullere uymayan davranışlar ise yasaklanmıştır. Bu bağlamda ele alındığında, ilahi dinlerin iyilikleri tavsiye ettikleri, kötülüklerden de sakındırdıkları hususu müşterek özellikler olarak ortaya çıkmaktadır.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Muhterem Müslümanlar!
Allah kelamı Kur'an, geçmiş peygamberlerin ve onlara iman eden insanların, kafirler tarafından hicret etmeye zorlandıklarından ve bunların imanları uğrunda yurtlarını bırakıp başka yerlere göç ettiklerinden söz eder.
Peygamberimiz ve ilk müslümanlar da, daha önceki Peygamberler ve ümmetlerin akıbetine maruz kaldılar. Mekke müşrikleri Peygamberimize karşı İslam’ı tebliğ etmeğe başladığı andan itibaren karşı bir tavır takındılar. Bu tavır, sadece İslam’ı reddetmekten ibaret kalmadı. Peygamberimiz alaya alındı, müminlere baskı uygulandı ve bu baskılar İslam’ın Mekke'de yayılmaya başlaması üzerine eziyet ve işkenceye dönüştü. Müslümanların başına gelenlere çok üzülen Peygamberimiz (s.a.v.), ilk olarak bir grup Müslüman’ın Habeşistan’a hicret etmesine izin vermiştir. Müslümanlara uygulanan üç yıllık boykotun ardından Peygamberimizin en büyük destekçisi olan amcası Ebu Talib'i kaybetmesi, müşriklere fırsat verdi.
Onların işkence ve baskıları dayanılmaz hale geldi. Böyle bir ortamda İslam’ı tebliğ edemeyeceğini anlayan Rasûlullah (s.a.v.), Taife giderek yeni bir çevrede İslam’ı anlatmaya çalıştı. Ancak sert bir tepkiyle karşılaştı, Mekke’ye dönmek zorunda kaldı.
Bu sırada Akabe'de tanıştığı Medineliler, Hz. Peygamberi ve Müslümanları şehirlerine davet ettiler ve Medine'ye geldikleri takdirde canlarını ve mallarını kendi çocuklarını korudukları gibi koruyacaklarına söz verdiler.














