Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Muhterem Müslümanlar
Günah Allah'ın emirlerine aykırı olan iş ve söz demektir. Yüce Rabbimiz kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'de, Sevgili Peygamberimiz de hadislerinde neyin günah ve haram olduğunu açıklamışlardır. Nitekim Resul-ü Ekrem (s.a.v.) Efendimiz bir gün; “İnsanı mahveden yedi şeyden kaçının” buyurmuşlardır. “Ey Allah'ın Resulü, bu yedi şey nedir?” diye sorulunca Peygamberimiz şu büyük günahları saymıştır: “Allah'a ortak koşmak, sihir yapmak, Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmek, yetim malı yemek, faiz yemek, düşmana hücum sırasında savaştan kaçmak, namuslu kendi halinde olan mümin kadına zina iftirası atmak”(1)
Kıymetli Müminler
Günahlar fıtrata aykırı olan ve yasak olduğu dini naslarla sabit olan fiillerdir. Ayrıca günahlar kişiyi hataya sürüklemekte, hatalar ise dünya ve ahiret mutsuzluğuna götürmektedir. Yüce Rabbimiz tarafından yasaklanan şeyler kişinin kendi lehine olan şeylerdir. Bu sebeple nelerin büyük günah olduğu bilinmelidir. Yukarıda sayılan 7 büyük günahın yanı sıra, ‘zina yapmak, rüşvet almak, kumar oynamak, anne ve babaya asi olmak, yalan söylemek, yalan yere şahitlik yapmak, gıybet yapmak, su-i zanda bulunmak, alay etmek, hırsızlık yapmak’ gibi haramlar da büyük günah olarak değerlendirilmektedir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Toplumsal hayatın her seviyesinde sevgiyi, şefkat ve merhameti, birbirini dinleme ve fikirlere
saygı göstermeyi insan ilişkilerinin vazgeçilmez şartı sayan Yüce dinimiz, insan iradesine ve özgürlüğüne yönelik her çeşit baskıyı reddeder. Zira kısıtlayıcı tutum ve davranışlar yeryüzünün en şerefli varlığı olarak yaratılan insanın fıtratına aykırıdır. Kur’an-ı Kerim’de,"De ki, Hakikat Rabbinin katından gelmiştir; artık dileyen iman etsin dileyen inkâr etsin." [1] buyrulmuş, insanlar İlahi hakikate inanıp inanmamakta bile özgür bırakılmıştır. Çünkü ancak akıl ve irade sahipleri ile dilediğini yapmakta özgür olanlar yaptıklarından sorumlu tutulabilir.
Fikir ve ifade hürriyetinin olmadığı bir ortamda insanların "doğal hakları" denilen, Allah'ın onlara doğuştan lütfettiği hakların korunması mümkün olmadığı gibi topluma faydalı olabilecek fikirler de rahatça üretilemez, ifade edilemez, hak savunulup haksızlık yerilemez. Bu da sonuçta topluma, onun maddi ve manevi gelişmesine zarar verir. Onun için Kur’an-ı Kerim toplum hayatını ilgilendiren kararlar alınırken danışarak iş görmeyi emretmiş, Peygamber Efendimiz de, toplumun sevk ve idaresinde istişareye, farklı görüşleri almaya hep önem vermiştir. Nitekim Hendek Savaşı öncesinde, savaş tedbirlerini istişareye açmış, kendisi farklı düşünmesine rağmen, çoğunluğun görüşünü uygulamıştır. Keza Peygamber Efendimiz’in bu dünyadan ayrılırken, kendi yerine bir yönetici atamaması da onun, toplumun hür iradesine ne kadar büyük bir değer verdiğini göstermektedir. Çünkü Efendimiz, inananların hür vicdanlarının kararlarına güveniyor, onların yanlış üzerinde birleşmeyeceğine inanıyordu.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Değerli Mü'minler!
Bir gün bu fani hayat son bulacak, gerçek hayat dediğimiz Ahiret hayatı başlayacak ve herkes dünyadaki hayatından hesaba çekilecektir. Akıllı ve basiretli insan: Allah'a ve O'nun kullarına karşı vazifelerini yapan, hak ve hukuka saygı gösterip, hesap gününe borçsuz ve günahsız olarak gitmeye çalışandır. Şu gerçek hiçbir zaman unutulmamalıdır: Kim iyilik ve kötülük olarak ne yapmışsa mutlaka karşılığını görecektir. Nitekim Cenabı Hak, Kur'an-ı Kerim’inde “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre miktarı kötülük işlerse, onu görür”(1) buyurmaktadır.
Sevgili Peygamberimiz ise: "Bir kimsenin diğer bir kimsenin haysiyetine yahut malına tecavüzden dolayı üzerinde bir hak bulunursa, altın ve gümüşün geçmediği hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde, yaptığı haksızlık ölçüsünde iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir" buyurmaktadır.
Aziz Mü'minler!
Peygamberimizin veda hutbesindeki; "Ey iman edenler! Kimin bende bir alacağı varsa gelsin alsın; kimin sırtına vurduysam işte sırtım, gelsin vursun" sözleri, kul hakkının ne kadar önemli bir hak olduğunu açık ve net bir şekilde canlı tablo olarak bizlere haber vermiyor mu?
Kul hakkının ne derece önemli olduğunu ifade eden şu ayet-i kerîmede ise; ''Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisinin davetine uyun ve ona iman edin ki, (Rabbiniz) bazı günahlarınızı bağışlasın ve sizi acıklı bir azaptan korusun''(2) buyrulmuştur. Dikkat edilirse bu ayette bütün günahların değil, ancak bir kısım günahların affedileceği bildirilmektedir. Şartlı affedilecek günahların ise, kul haklarıyla ilgili olduğu ve hak sahibi razı olmadıkça affedilmeyeceği ifade edilmiştir.
Muhterem Mü'minler!
Şu halde diyebiliriz ki; Müslüman, kul haklarına son derece titizlik göstermelidir. Bilerek veya bilmeyerek başkalarının hakkını alan kimse, o hakkı ödemek ve helalleşmek suretiyle kendisini kurtarmaya çalışmalıdır. Haksızlık edip de, hak sahibine hakkını vermeyenler; Ahirette pişmanlık duyacaklar ve çetin bir azaba uğrayacaklardır.
Herkesin hak ve hukukuna saygılı olalım. Kul hakkıyla Allah'ın huzuruna çıkmaktan saknalım. Kul hakkını, hak sahibi bağışlamadıkça Allah'ın bağışlamayacağını bilelim. Dünyadaki birçok kötülük, kavga ve cinayetlerin, insanlar arasındaki huzursuzlukların, kul haklarına saygı göstermemekten meydana geldiğim unutmayalım.
Sevgili Peygamberimizin: "Müslüman elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu, zarar görmediği kimsedir"(3) sözünü hayatımıza düstur edinelim.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Muhterem Müslümanlar
Tuttuğumuz oruçlarla bedenimizin sıhhate kavuştuğu, verdiğimiz zekat ve sadakalarla malımızın temizlendiği, maddi ve manevi hayatımızda birçok güzelliklerin yaşandığı bir ayı geride bıraktık. Bu güzellikleri bir yılımıza ve sonuçta hayatımızın her safhasına
aktarmak, bizlere dünya ve ahiret mutluluğunu getirecektir. Rabbimiz “Sana ölüm gelinceye kadar ibadet et”(1) buyurarak bize bu mutluluğun yolunu göstermektedir.
Değerli Müminler
İnsan olarak bizler bir arada yaşamak mecburiyetindeyiz. Üzüntülerimizi paylaşmakla azaltır, sevinçlerimizi ise paylaşmakla çoğaltırız. İşte Ramazan ayı birlik ve beraberliğimizi en yüksek mertebeye çıkarmamıza vesile olan bir aydı. Vermiş olduğumuz sadakalar,
zekatlar ve iftar sofralarında buluşmalar toplum olarak kaynaşmamıza çok büyük destek sağladı. Bu ayda kazandığımız bu birlik ve beraberliği bir ömür boyunca sürdürmek elbette kendi yararımıza olacaktır. Yunus Emre bu hususu ne güzel dile getirir:
Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevildim
Dünya kimseye kalmaz
Aziz Cemaat
Ramazan ayı Sevgili Peygamberimizin müjdesiyle günahlara kefaret ayıdır. Nitekim Hz. Peygamber bu hususu şöyle dile getirmektedir: "Büyük günahlardan kaçınılması halinde, beş vakit namaz, iki Cuma ve iki Ramazan, aralarında işlenen küçük günahlara kefarettir."(1) Ramazan ayında günahlardan arınmak suretiyle gönül dünyamızı durulaştırdık ve bu vesile ile günahlarımızı gözden geçirip yapmış olduğumuz hataları düşünme fırsatımız oldu. Bugün, Ramazan ayının bize kazandırmış olduğu bu huzurla bir daha bu hatalara dönmemeye söz verme zamanıdır. Çünkü bir daha günahlarımıza tövbe etme fırsatı bulamayabiliriz.
Kıymetli Kardeşlerim
Hayat, bize verilen en büyük nimetlerin başında gelmektedir. Bu hayatı başarı ile sona erdirmek için Ramazan ayında kazanmış olduğumuz değerleri bir ömre yaymak ve hayatımızın son safhasına kendimizi hazırlamak elbette yapacağımız en akıllıca iş olacaktır.
Hutbemi Sevgili Peygamberimizin bir hadis-i şerifiyle bitiriyorum: "Allah'ın en çok sevdiği ibadet az da olsa devamlı olanıdır."(2)
(2) Riyazü's-Salihin, Hadis No: 132
(3) Buhari, îman, 32
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Muhterem Müslümanlar!Rahmet ayı Ramazanı geride bırakarak, en büyük mutluluk ve sevinç günlerimizden birine ulaşmış bulunuyoruz. Bizi, bu mübarek güne ulaştıran Yüce Rabbimize sonsuz hamd ve senalar olsun. Mübarek Ramazan Bayramı, bütün Müslümanlara kutlu olsun. Yüce Rabbimiz bu mübarek günü, güven, esenlik, barış ve huzura vesile kılsın.
Değerli Müminler!
Ramazan ayının huzur, rahmet ve mağfiret ikliminden geçerek, sabahın şu erken saatlerinde Rabbimizin huzurunda toplanmanın sevincini hep birlikte yaşıyoruz.
Bayramlar neşe, sevinç, sevme ve sevindirme günleridir. Toplumların birlik ve beraberlik duygularının zirveye ulaştığı, dayanışma ve kaynaşmanın daha yoğun yaşandığı müstesna zaman dilimleridir. Bu bakımdan bu günlerde başta anne ve babalarımız olmak üzere büyüklerimizi, hastalarımızı, komşularımızı, akraba ve dostlarımızı ziyaret etmeliyiz. Bu vesile ile fakirleri, yetimleri kimsesiz çocukları
sevindirmeliyiz. Dargın olanları barıştırmalıyız.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Muhterem Müslümanlar!Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu da cehennemden kurtuluş olan Ramazan ayının son günlerine yaklaşmaktayız. Bir Kadir Gecesini daha idrak edebilme fırsatını yakalamanın coşkusunu hep beraber yaşıyoruz. 8 Ekim pazartesiyi salıya bağlayan
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: “Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Muhterem Mü’minlerRabbimiz Allah yeryüzünde yarattığı her canlıyla birlikte rızkını da var etmiştir. Ancak imtihan gereği olarak kimine az kimine de fazla rızk vermiştir. O’nun karşılıksız olarak verdiği bu nimetlerin adalet ölçülerine uymadan dağıldığı bir dünyada sıkıntılar baş göstermektedir. Azınlık bir kesim bolluk ve refah içerisinde yüzerken, büyük çoğunluk kuru bir ekmeğe muhtaç, sefalet içerisinde bir hayat yaşamaktadır. İnsanlığın huzur ve selameti için gönderilen dinimiz, bu dengesizliğin ortadan kaldırılması için sosyal bir ihtiyaç olarak, zengini fakire, fakiri zengine yaklaştıran bir köprü olan zekât ve sadaka-ı fıtrı emretmiştir.
Muhterem Cemaat
Büyüklerimiz ’’Tok açın halinden ne anlar’’ diyerek bir insanın sıkıntısını anlamanın en iyi yolunun o sıkıntıyı kendisinin de yaşaması olduğunu ifade etmişlerdir. İçinde bulunduğumuz şu kutlu zaman dilimi içerisinde oruç tutarak açlığın ne kadar katlanılması zor bir şey olduğunu anlıyoruz. Ancak bu açlıkla birlikte soğuk kış gününde evinde yakacak odunu olmayan, hasta çocuklarını doktora götüremeyen, tedavi ettiremeyen, çaresizlik içerisinde bocalayan bir babanın durumunu anlayabiliyor muyuz acaba?
İhtiyacın esiri haline gelen bir insanın yapabileceklerini tahmin etmek zordur. Bu gün hırsızlık, gasp, kapkaç ve soygunculuk gibi bizim dinimizde ve kültürümüzde yeri olmayan birçok adi suçun sebeplerinden birisi de bu ekonomik esarettir.
Bu türlü suçları işleyenleri hoş görmek mümkün olmamakla birlikte, üzerine düşen görevi yerine getirmeyen zenginlerin de bu ihmallerinden dolayı sorumlu olduklarını göz ardı edemeyiz. Zekât ve sadaka-ı fıtır sosyal hayatta bu problemleri kökünden çözmekte ve yokluktan kaynaklanan suç ihtimallerinin önüne geçmektedir.














