Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Aziz müminler
Yüce Allah okumuş olduğum ayetlerde “Göğü Allah yükseltti ve dengeyi O koydu. Sakın dengeyi bozmayın” (l) buyurmuştur. Mülk suresinde de : “Yedi kat göğü birbiriyle tam uyum içinde yaratan O’dur. Rahman’ın yaratmasında hiçbir nizamsızlık göremezsin. Gözünü çevir de bak: Herhangi bir kusur görebilir misin? Sonra tekrar tekrar gözünü çevir de bak, gözün bir kusur bulamadığından, eli boş ve bitkin geri döner” (2) buyurmak suretiyle kâinatın çok büyük bir ilahi denge ile yaratıldığını bizlere beyan etmektedir. Kainata şöyle bir baktığımızda en küçük canlılardan devasa canlılara, uçsuz bucaksız ovalardan denizlere dağlara varıncaya kadar her şeyin ne muazzam bir ahenk ve dengeye sahip olduğunu görürüz. Yüce Yaratanın kudreti ile mümkün olan bu ahenk ve denge Rabbimizin muhteşem sanatını göstermekte ve bizlere bu sanatı tefekkür edip koruma görevini vermektedir.
Aziz kardeşlerim
Deniziyle dağıyla, havasıyla suyuyla, yemyeşil ormanlarıyla bu cennet vatanda istifademize sunulan bütün nimetleri tahrip etmeden gelecek nesillere aktarmalıyız. Bugün gelişigüzel ağaçlar kesiliyor, ormanlar tahrip ediliyor, dikkatsizlik sonucu yangınlar çıkıyor, topraklarımız aşınarak erozyona uğruyorsa bunun sebebi bizleriz.
Ülkemiz çöl olma tehlikesi ile karşı karşıya ise, şehirlerimizde hava kirliliği
varsa, deniz ve göllerimiz çöp ve atıklarla kirlenmişse, balıklar yaşayamaz hale gelmişse bunun kusuru bizlere aittir.
Sevgili Kardeşlerim
Bizlere bahşedilen bütün nimetleri sorumsuzca tükettiğimiz sürece bu problemlere kısa vadede çözüm bulmamız imkânsızdır. Tekasür suresinde Rabbimizin: “Sonra şüphesiz ki size verilen nimetlerden sorguya çekileceksiniz”(3) ikazı gereği iyi ve kötü bütün amellerimizden, bizlere bahşedilen bütün nimetlerden hesaba çekileceğimizi unutmayalım. Bugün dünyamızda yaklaşık olarak 5-6 milyar kadar insan yaşamaktadır. Her birimiz, el yıkarken, diş fırçalarken, abdest alırken veya banyo yaparken fazladan günde 1 litre su harcasak, bu miktar günde 5-6 milyon ton su israfına sebep olacaktır. Dünya hepimizin. Ekolojik dengeyi korumak da hepimizin vazifesidir. Peygamber Efendimizin günümüzde yaşanan su sıkıntılarını çözecek altın değerinde bir tavsiyesiyle hutbeme son vermek istiyorum: “Akan bir nehirde abdest alsan bile israf yapma!”(4)
1) Rahman, 7-8
(2) Mülk, 3-4
(3) Tekasür, 8
(4) İbn-i Mâce, Taharet, 48 وَالسَّمَاء رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ {} أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَلْتَنظُرْ نَفْسٌ مَّا قَدَّمَتْ لِغَدٍ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
Muhterem Müslümanlar
Yeni bir üç aylara kavuşmak üzereyiz. Önümüzdeki 16 Temmuz Pazartesi günü Recep ayının birinci günü, Recebin ilk Cuma gecesi olan 19 Temmuz Perşembe akşamı da Regaib kandilidir.
Müslümanlar arasında üç aylar diye adlandırılan Recep, Şaban ve Ramazan ayları ve bu aylardaki kandil geceleri fazilet ve bereketiyle diğer zaman dilimlerinden daha üstün ve feyizli kabul edilmişlerdir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Recep ayı gelince “Ey Allahım, Recep ve Şaban’ı bize mübarek kıl; bizi Ramazana ulaştır”(l) diye dua ederlerdi. Yine bu üç aylar hakkında “Recep Allah'ın ayı, Şaban benim ayım ve Ramazan ümmetimin ayıdır”(2) buyurarak bu aylara dikkat çekmiştir.
Muhterem Müslümanlar
Recep ayının ilk Cuma gecesine; Yüce Mevla'nın kullarına, rahmet ve mağfiretinin, lütuf ve ikramının, sevap ve mükâfatının bol bol verildiği gece manasında regaib gecesi adı verilmiştir. Sevgili Peygamberimiz “Beş gece vardır ki o gecelerde yapılan dualar asla
reddedilmez. Bunlar; Recebin ilk Cuma gecesi, Şabanın on beşinci gecesi, Cuma geceleri, Ramazan ve kurban bayramı geceleridir”(3) buyurmuştur.
Değerli müminler
Bu ve benzeri mübarek gün ve geceler mü’minlerin birtakım manevi kazançlar elde etmeleri için büyük fırsatlardır. Bir yıllık zaman içerisine serpiştirilmiş bu
mübarek gün ve gecelerin kıymetini bilelim. Rabbimizin davetine uyalım. Bu günün gündüzünü oruç ile gecesini de gücümüz yettiğince namaz, zikir, dua ve tövbe ile değerlendirelim. Geçmişin muhasebesini yaparak kötü alışkanlıklarımızı terk edelim.
Aziz Mü'minler!
Bu dünyada nasıl yaşarsak, kıyamet gününde Allah'ın huzuruna, öylece varacağız. Yaptığımız iyiliklere sevinecek, kötülüklerden ise pişmanlık duyarak mahcup olacağız. Ancak bu pişmanlık, fayda vermeyecektir. Öyleyse bu feyizli günleri ve geceleri en güzel şekilde değerlendirmeye çalışalım. Hutbemi bir ayet-i kerime meali ile bitiriyorum: “Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes, yarına ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun, çünkü Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (4)
(1) Tirmizi, 4,55
(2) Acluni, Keşfu'1-Hafa, 1/423
(3) El-Fethül Kebir, 2,93
(4) Haşr, 18.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجاً لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Muhterem Müslümanlar
İslam dini Müslümanların evlenip yuva kurmalarına büyük önem verir. Kur'an-ı Kerim'de, “O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Kendilerine ısınmanız için, size içinizden eşler yaratması, birbirinize karşı sevgi ve şefkat var etmesidir. Elbette bunda, düşünen kimseler için ibretler vardır”(1) buyrulmuş, Hz. Peygamber de muhtelif hadislerinde evliliğin önemine dikkat çekmiş, “Ey gençler sizden evlenmeye güç yetirenler evlensin"(2) buyurmuştur.
Dinimizde gayr-i meşru ve nikâhsız beraberlikler çirkin görülüp yasaklanmış, evlilik teşvik edilmiştir. Peygamberimizin şu hadisi bu teşvikin en güzel ifadelerindendir: “Nikâh benim sünnetimdendir. Kim benim sünnetime uymazsa benden değildir.” (3)
Muhterem Müslümanlar
Düğünler, yeni bir yuva kurmanın sevinç ve mutluluğunun akraba ve komşularla
paylaşılmasıdır. Mutlu bir hayatın başlangıcı olan düğünlerimiz, Yüce Allah'ın rızasına uygun olmalıdır. Peygamberimiz (s.a.v) de düğünlerin neşe ve coşku içerisinde yapılmasını uygun görmüş, israfsız ve sade düğünler yapılmasını tavsiye etmiştir.
Günümüzde yapılan düğünler gereksiz masraflarla zorlaştırılmakta maddi imkanı olmayan kişiler evlenememekte veya büyük bir düğün borcu altına girmekle taraflar zorlanmakta, hatta kız ve erkek tarafı arasında tartışma ve huzursuzluklar çıkmaktadır. Evliliğin sıkıntıya değil, huzur ve mutluluğa kavuşturması hedeflenmelidir. Bu denli sıkıntılar vermekten kaçınılmalıdır.
Değerli Mü'minler
Mümin, bütün davranışlarında olduğu gibi evlenirken ve düğün yaparken de dinimizin koymuş olduğu sınırlara riayet etmelidir. Haram olan içecekleri içmekten ve içirmekten, kadın erkek karışık hayasızca yapılan eğlencelerden uzak durmalıdır. Düğünlerde; havai fişek atma, ateşli silahları kullanma; israf olmasının yanı sıra meydana gelen yaralanmalar hatta can kayıpları sebebiyle dinimizin yasakladığı ameller arasına girmektedir. Bu hususta Yüce Allah bizleri şöyle uyarmaktadır: “Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri (siz kendinize) haram kılmayın ve Allah'ın koyduğu sınırları da aşmayın. Zira Allah haddi aşanları sevmez."(4)
Sevgili Peygamberimiz (a.s.)'in evliliğin kolaylaştırılması hususunda söylediği şu hadisi şerif ile hutbemize son verelim: “Nikahın en hayırlısı, kolay ve külfetsiz olanıdır.” (5)
(1) Rum, 21.
(2) Buhari, Nikah, 3.
(3) İbn-i Mace, Nikah, 1.
(4) Maide, 87.
(5) Ebu Davud, 2, 591.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
وَكُلُواْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ حَلاَلاً طَيِّباً وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِيَ أَنتُم بِهِ مُؤْمِنُونَ
Değerli Mü'minler!
Yüce Dinimiz İslam’da çalışma ve helal kazanç, farz olarak görülmüş, kişinin kimseye muhtaç olmadan hayatını sürdürebilmesi, çoluk çocuğunun nafakasını temin etmek maksadıyla meşru yoldan çalışıp kazanması, ibadet ölçüsünde kutsal ve değerli bir davranış olarak kabul edilmiştir.
Her hususta orta yolu tavsiye eden dinimiz helal rızk peşinde koşmanın önemini ifade ederken, ibadetleri unutup tamamen dünyaya dalmanın da doğru olmadığını göstermiştir. Bu açıdan bir kimsenin çalışmasının ibadet olabilmesi farzlarını yerine getirmesine ve haramlardan kaçınmasına bağlanmıştır. Memurun işiyle, çiftçinin çiftiyle, tüccarın ticaretiyle, kadının evi ve çocuğuyla, talebenin dersiyle uğraşması ibadettir. Yeter ki Yüce Allah'a karşı vazifelerini ihmal etmesin.
Aziz Mü'minler!
Helal kazanç konusunda peygamberlerin hayatları da bizim için güzel bir örnektir. İnsanlara her yönüyle örnek olan peygamberlerin kendilerine birer iş, meslek ve sanat edinmeleri, bizim için ölçü olmalıdır. Bu yüzden sanatkarların birçoğu peygamberleri kendilerine pir ve üstad edinmişlerdir. Gemicilerin Hz. Nuh'u, demircilerin Hz. Davud'u, terzilerin Hz. İdris'i, saatçilerin Hz. Yusuf’u pir edinmeleri gibi. Bu ve benzeri meslekler helal rızk yollarının kapılarıdır. Bunlar bize aynı zamanda meslek veya sanat sahibi olmanın ehemmiyetini de ifade eder.
Muhterem Müslümanlar!
Helal rızkın, insanın manevi gelişmesindeki önemi de büyüktür. Eğer bir çocuğu bozuk ve zararlı gıdalarla beslemeye kalkarsak fazla yaşamaz, yaşasa da sıhhatli bir hayat süremez. Aynı şekilde gıdaya haramın karışması halinde ise manevi hayatın sıhhati tehlikeye girmiş olur. Helal lokmanın önemini Mevlana şöyle ifade eder:
“Nur ve kemali arttıran lokma, helal kazançtan elde edilen lokmadır. İlim ve hikmet helal lokmadan doğar, aşk ve rikkat yani gönül inceliği helal lokmadan meydana gelir.”
Peygamber Efendimiz de uzun bir yolculuğa çıkıp, saçı başı dağınık, toz toprak içinde kalan ve elini semaya kaldırıp: "Ey Rabbim, ey Rabbim" diye dua eden bir yolcuyu zikredip: "Bu yolcunun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır ve (netice itibariyle) haramla beslenmektedir. Peki böyle bir kimsenin duasına nasıl icâbet edilir?" buyurmuşlardır."(1)
Hutbemi bir ayet mealiyle bitiriyorum: “Allah'ın size helal ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin ve kendisine iman etmiş olduğunuz Allah'tan korkun.”(2)
(1) Müslim, Zekat, 65.
(2) Maide, 88.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الَّذِينَ يَعْلَمُونَ وَالَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ
Muhterem Müslümanlar
Kur'an-ı Kerim, insanlara doğru yolu göstermek üzere gönderilen son ilahi kitaptır. Bir Müslümanın en önemli görevlerinden birisi de, Kur'an-ı Kerim'i okumak ve okutmaktır. Zira Kur'an-ı Kerimden ibadetini yapacak kadar ayet ve sure okuyup ezberlemek her Müslümanın üzerine farzdır. Sevgili peygamberimiz (s.a.v) de: "Sizin en hayırlınız Kur'an-ı Kerimi öğrenen ve onu başkalarına öğretenlerinizdir"(1) buyurarak Kur'an'ı öğrenmeyi ve öğretmeyi tavsiye etmiştir.
Aziz Mü’minler
Yine Allah Rasulü (s.a.v.): “Herhangi bir topluluk bir yerde toplanır da, Kur’an-ı Kerim’i okur, aralarında müzakere ederlerse, kalpleri sükunet bulur, rahat ederler. Allah’ın rahmeti onları kaplar. Melekler onları kuşatır. Allahu Teala da onları kendi yanındakiler arasında anar”(2) buyurarak, Kur'an-ı Kerim öğrenmenin ve okumanın, gönüllere huzur, kalplere sürur verdiğini; hanelerimize bereketin ve huzurun gelmesine vesile olduğunu bildirmiştir. Öyleyse her zaman Kur'an okumaya ve onunla amel etmeye ihtiyacımız vardır. Bunun için her sene olduğu gibi, okulların tatile girdiği yaz aylarında çocuklarımızın dinini ve Kur'anını öğrenebilecekleri yaz Kur'an Kursları faaliyete geçecektir.
Değerli Kardeşlerim
Çocuklarımıza, kitapların en yücesi Kur'anı öğretmek bizlere yüce Allah'ın hoşnutluğunu kazandıracak, dünya ve ahirette ikramların kapılarını açacaktır. Kur'an okumayı öğrenmiş ve onun terbiyesi ile büyümüş evlatların anne ve babalarını cennette herkesi imrendirecek mükâfatlar beklemektedir. Sevgili Peygamberimiz: “Kim Kur'an okur ve onunla amel ederse, kıyamet günü anne ve babasına ışığı güneş aydınlığından daha parlak bir taç giydirilir ve yine onun anne ve babasına değeri dünyalara değişilmez iki elbise giydirilir. Onlar: "Bize niçin giydirildi?" diye sorduklarında; kendilerine: çocuğunuzun Kur'an öğrenmesinden diye cevap verilir”(3) buyurmaktadır.
Hutbeme bir ayet-i kerime meali ile son veriyorum: “Ey Muhammed de ki; hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür.”(4)
(1) Riyazu’s-Salihin, II, 360.
(2) Riyazu’s-Salihin, III, 50.
(3) Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/440
(4) Zümer, 9.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
وَاعْلَمُواْ أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلاَدُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Muhterem Müslümanlar
Toplumun en küçük birimi olan aile, aynı zamanda toplumun temel taşıdır. Ailenin
temeli de sağlam, huzurlu ve ideal bir evlilikten geçmektedir. Bunun için ilk önemli adım, iyi bir eş seçimidir. Sevgili Peygamberimiz bu konuda eş seçiminde dindarlık, soy, mal ve güzellik gibi niteliklerin içerisinde dindarlığın aranmasını tavsiye etmiştir.(l) Kutsal bir kurum olan ailenin meyvesi ise dünyanın en nadide çiçekleri olan çocuklardır.
Çocuklarımıza karşı sorumluluklarımız, çocuğun anne rahmine düşmesi ile başlar. Bu devrede, anne-babanın birbirlerine karşı davranışlarından, annenin beslenmesine kadar her şey anne karnındaki çocuğu etkilemektedir. Huzurlu bir aile ortamı ve ailenin helal kazanç ile beslenmesi, çocuğun ruh dünyasını olumlu olarak etkileyecektir.
Çocuklarımız dünyaya geldikten sonra ise onları güzel bir isimle isimlendirmek, Allah'ın emirleri ve Peygamberimizin sünnetine uygun bir biçimde yetiştirmek en temel vazifemizdir. Allah Resulü (sav)'in: "Hiçbir baba çocuğuna güzel terbiyeden daha değerli bir bağışta bulunmamıştır."(2) hadisi şerifi konunun önemini açıkça ortaya koymaktadır.
Değerli Mü'minler
İyi bir nesil yetiştirebilmek her anne-babanın arzusudur. Bunu başarabilmek için öncelikle üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeliyiz. Çocukların ilk olarak anne-babalarını örnek aldığını bilmeliyiz. Bu yüzden çocuklarımıza karşı şefkatli olmalı, onlar arasında ayırım yapmamalıyız. Tatlı dilli ve hoşgörülü olmalı, gerektiğinde onlarla çocuklaşabilmeliyiz. Eğitim çağına geldiklerinde eğitimleri ile ilgilenmek, sıkıntılarını paylaşıp dertlerine ortak olmak, evlilik çağına geldiklerinde evlendirip mutlu bir yuva kurmalarını sağlamak, çocuklarımızın anne-babalarına ve topluma faydalı bireyler olmalarını sağlayacaktır.
Muhterem Müslümanlar
Çocuklarımızı istikbale hazırlıyoruz derken, gerçek istikbal olan ebedi ahiret hayatını unutmamalıyız. Cenab-ı Hak: “Şu insanlar, çarçabuk geçen dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü yani ahireti ihmal ediyorlar”(3) buyurarak gelecekten ne anlaşılması gerektiğini bize bildirmiştir.
Hutbemi bir başka ayet-i kerime meali ile bitiriyorum: “Biliniz ki mallarınız ve evlatlarınız, sadece birer imtihan konusudur. Büyük mükâfat ise, âhirette Allah nezdindedir.” (4)
(1)Buhari, Nikah, 15.
(2)Tirmizi, Birr, 33.
(3) İnsan, 27.
(4) Enfal, 28.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
قُل لَّن يُصِيبَنَا إِلاَّ مَا كَتَبَ اللّهُ لَنَا هُوَ مَوْلاَنَا وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Değerli Mü'minler
Tevekkül; Allah'a (cc) güvenme, onun hükmünün mutlaka meydana geleceğine inanma ve alınması gereken tedbirleri almak demektir. Tariften de anlaşılacağı gibi tevekkül, müslümanın yapacağı işlerde tüm zahiri sebeplere sarılması, alınması gereken tedbirleri alması, çalışıp çabalaması ama gönlünü bunlara bağlamayıp sadece Allah'a dayanmasıdır.
Zira Yüce Allah'ın güç ve kuvvetinden başka güç ve kuvvet yoktur. Bunu bilmeyenler en çok bel bağlanacak kuvvetin kendi zekaları, servetleri veya sahip oldukları fani değerler olduğunu sanırlar. Halbuki azıcık düşünen bir kimse anlar ki, fani değerlerin, kendi kendine itimada layık olan hiçbir kıymeti yoktur. Onun güvendiği her şey birer seraptan farksızdır.
Bundan dolayıdır ki, inanmayan insan ne kadar kendine güvenirse güvensin, kesinlikle bir gün gelir, olayların akışı karşısında güvenmiş olduğu noktaların hepsini kaybeder. Fakat sadece Allah'a itimat eden hakiki mümin, ölümden bile sarsılmayarak kamil bir imanla Rabb'inin yüce katına gider.
Aziz Mü’minler
İnanan kimse üzerine düşeni yapmalı, çalışmalı ve yorulmalıdır. Oturup da rızkını beklememeli, nasıl olsa benim rızkım beni bulur düşüncesi taşımamalıdır.
Fakat bütün gayretlerinden sonra da insan, rızkın Allah’ın elinde olduğunu ve O’nun mülk sahibi olarak mülkünde dilediği gibi tasarruf edeceğini unutmamalıdır. Bir ayet-i kerimede bu hususa şöyle dikkat çekilir: “De ki: Allah bizim hakkımızda ne takdir etmiş, ne yazmışsa başımıza ancak o gelir. Mevlam’ız, sahibimiz O’dur. Onun için müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.”(1)
Değerli Kardeşlerim
Gerçek bir mütevekkil bilir ki; çalışmadan kazanılmaz, ekmeden biçilmez ve ihlasla ibadet etmeden Allah'ın rızasına kavuşulmaz.
Birgün Hz. Ömer Medine'de boşta gezen bir gruba rastlar. "Siz necisiniz?" diye sorar. "Biz mütevekkilleriz" derler. "Hayır siz mütevekkil değil, müteekkil yani yiyicilersiniz. Siz yalancısınız, tohumunu ekip sonra tevekkül edene mütevekkil denir" demiştir.
Hutbeme bir hadis-i şerif ile son vermek istiyorum: “Eğer sizler Allah'a gereği gibi tevekkül etseydiniz sabah yuvasından aç olarak çıkıp, akşam tok olarak dönen kuşu rızıklandırdığı gibi elbette sizi de rızıklandırırdı.”(2)














