Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
وَالسَّمَاء رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ {} أَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ
Değerli Mü'minlerYüce Allah, Kâinattaki her şeyi belli bir ölçüye göre yaratmıştır. Göklere ve yeryüzüne baktığımız zaman yaratılıştaki mükemmel denge ve ölçüyü, varlıklar arasında bir ahengin olduğunu görürüz. Yüce Rabbimiz Rahman suresinde: "Göğü Allah yükseltti ve mizanı (dengeyi) O koydu. Sakın bu dengeyi bozmayın"(1) buyurarak Kâinattaki tabii ve ekolojik dengenin varlığına dikkatimizi çekerek bu dengeyi korumamızı emreder. Bu ilahi ikaza dikkat edilmezse söz konusu denge bozularak çevre şartları yaşamaya elverişli olmaktan çıkar. Nitekim günümüzde insanların yaptığı birtakım yanlışlardan dolayı çevrede bozulmalar baş göstermiştir. Sanayi atıklarının bilinçsizce nehir ve denizlere atılması, ormanların ölçüsüzce kesilmesi veya yangınlarla yok edilmesi ekolojik dengeyi bozmuş, aynı zamanda çevre kirliliğine sebep olmuştur.
Muhterem MüslümanlarSevgili Peygamberimiz çevre koruması ile ilgili de bizlere en güzel örnek olmuştur. Hz. Peygamber Kabenin çevresini ve Medine civarını "Harem" bölge kabul ederek, harem sınırları içinde her çeşit bitkiyi koparmayı ve hayvanları öldürmeyi yasaklamıştır.
Günümüzdeki mili park uygulamalarını hatırlatan bu faaliyetler Efendimizin çevre korumasına verdiği önemi göstermektedir.
Muhterem Müslümanlar“Bizim sizi boşuna yarattığımızı, Bizim huzurumuza dönüp hesap vermeyeceğinizi mi sandınız?”(2) ayeti açıkça gösteriyor ki, ilahi sorumluluktan kurtulmak ve Allah’ın huzurunda hesap vermekten kaçmak hiç kimse için mümkün değildir. Öyleyse Yüce Allah’ın havasıyla, suyuyla, yemyeşil ormanlarıyla, masmavi denizleriyle bizlere emanet ettiği bu cennet vatanı yaşanmaz hale getirmeyelim. Tertemiz bir ortamda sağlıklı ve mutlu bir hayat geçirelim. Unutmayalım ki, bu nimetlerden bizim kadar bizden sonraki nesillerin de yararlanmaya hakkı vardır. O halde bu nimetleri korumak ve temiz bir şekilde bizden sonraki nesillere aktarmak da milli ve dini bir görevimizdir. Hutbeme bir ayet meali ile son veriyorum: “İnsanların bizzat kendi işledikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu. Doğru yola dönme fırsatı vermek için, Allah, yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır.”(3)
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Ey insanlar! Sanki ölüm bizden başka insanlar üzerine yazılmıştır. Sanki oradaki hak bize değil de başka insanlar üzerine yazılmıştır. Sanki oradaki hak bize değil de başkasına vacip kılınmıştır. Sanki ölüler yakında dönecek yolcularmış, biz de onlardan sonra dünyada ebediyyen kalacakmışız gibi onların miraslarını yiyoruz. Her nasihatı unutmuş ve başımıza belaların gelmesinden korkmuyoruz. Kendi kusurlarıyla uğraşmaktan başkalarının kusurlarını görmeyen kimseye ne mutlu! Helal kazanan, davranışları gizlide iyi olan, açıkta da faydalı ve yolu doğru olan kimseye ne mutlu! Kendini küçük düşürmeden, tevazû gösteren, malından günah işlemeksizin Allah yolunda harcayan, din ve hikmet sahipleriyle oturup kalkan, fakir ve yoksullara merhamet eden kimseye ne mutlu! Malının fazlasını harcayan, fakat sözünün fazlasını tutan, sünnete sarılıp bidate dönmeyen kimseye ne mutlu!
Zulümden sakınınız. Çünkü zulüm kıyamet gününde üstüste karanlık olur. Sakın kötülük etmeyin ve kötü olmayın. Sakın hırslı olmayın. çünkü sizden öncekiler hırs yüzünden helak olmuşlardır. Hırs, onları akrabalık bağlarını gözetmekten alıkoydu, onlar da gözetmediler. Onlara cimriliği emretti, onlar da cimrilik yaptılar. Onlara günaha dalmayı emretti, onlar da günaha daldılar. O sırada bir adam “Ey Allah’ın Rasûlü! İslâm’ın hangi ibadeti daha üstündür?” dedi. Hz. Peygamber “Halkın senin elinden ve dilinden selamette kalmasıdır” deyince, aynı kişi veya başka bir kişi “Ey Allah’ın Rasûlü! Hicretin hangisi daha üstündür?” dedi. Hz. Peygamber “Rabbinin sevmediği şeyleri terketmen daha üstündür. Hicret de şehirlinin ve bedevinin hicreti olmak üzere iki çeşittir. Bedevinin hicreti, çağrıldığında gelmesi ve emredildiğinde itaat etmesidir. Şehirlinin hicreti ise, hem daha zor hem de sevabı daha büyüktür” buyurdu.
Ey insanlar? Şirkten kaçınınız. çünkü o karıncanın taş üzerinde bıraktığı izden daha gizlidir. “Ey Allah’ın rasûlü, bu kadar gizli ise, biz ondan nasıl sakınacağız?” diye soruldu. Hz. Peygamber “Ey Allah’ım! Bildiğimiz halde şirk koşmaktan sana sığınıyoruz. Bilmediklerimizden ötürü de senin affını talep ediyoruz” deyin” buyurdu.
“Hayatta, ancak dinleyen, tatbik eden, konuşan bir âlim için hayr vardır. Ey nas! Siz sulh ve sükûn zamanındasınız. Zaman çabuk geçmektedir. Görüyorsunuz ki, gece ve gündüz, her yeniyi çürütür, her uzağı yaklaştırır, her vaadedileni gerçekleştirir. Öyleyse büyük meydanda cihad için hazırlanın” dedi. Mikdad “Ey Allah’ın rasûlü! Hüdne nedir?” dedi. Hz. Peygamber “Hüdne, bela ve imtihandır. Karanlık gecenin parçaları gibi, karanlık meselelerle karşılaştığınız zaman Kur’ân’a yapışın. Çünkü Kur’ân şefâati kabul olunan bir şefâatçi, sözüne inanılan bir davacıdır. Kim Kur’ân’ı kendine önder edinirse, onu cennete götürür. Kim onu arkasına atarsa, onu da cehenneme götürür. Bütün iyilik yollarının kılavuzu odur. O asıldır, açıklayıcıdır. Ciddiyetsiz bir şaka değildir. Onun sırtı ve karnı vardır. Sırtı yakîn, karnı da ilimdir. Denizi derindir, acaiplikleri tükenmez ve onu anlayanlar ona doyamazlar. Dosdoğru yol odur. Cinler onu dinlediklerinde “Biz harikulade güzel bir Kur’ân dinledik. Doğru yola iletiyor, ona inandık” (Cin/1-2) demekten kendilerini alamadılar. Onunla söyleyen doğru söylemiş, onunla amel eden sevap kazanmış, onunla hükmeden adaletle hükmetmiş, ona uyan doğru yolda yürümüştür. Onda hidayet kandilleri, hikmet nişaneleri ve en büyük hüccet vardır” buyurdu.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İstanbul’un Fethi
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِن تَنصُرُوا اللَّهَ يَنصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ
Muhterem Müslümanlar
Şanlı tarihimiz, inancımızdan kaynaklanan, milli birlik ruhuyla kazanılmış eşsiz zaferlerle doludur. Bu zaferler, geçmişimizi süsleyen ve geleceğimizi aydınlatan çok önemli dönüm noktalarıdır. Tarih sahnesinde müstesna bir yere ve değere sahip olan İstanbul’un fethi de, bu dönüm noktalarından birisidir.
İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet, yüce dinimiz İslam’ın öngördüğü ilkelere uyarak gayr-ı müslim kadınlara, çocuklara, yaşlılara ibadetiyle meşgul din adamlarına dokunmamıştır. Mabetlerin yıkılmasını yasaklamış ve halka ummadığı imtiyazlar vermiştir. Herkesin din ve vicdan hürriyetini, can ve mal güvenliklerini sağlamıştır. Ayrıca şehri yeniden imar etmiş ve memleketin içindeki seçkin bilginleri toplayarak şehri bilgi ve kültür merkezi durumuna getirmiştir.
Değerli Mü’minler
Bu fethin ertesi günü İstanbul’un her yerinde Fatih’in fermanları okunmuş, şehrin içinde saklanan halkın, hiçbir şeyden çekinmeksizin ortaya çıkmaları istenmiştir. Canlarının, mallarının, ırzlarının ve dinlerinin tamamen teminat altında bulunduğu ilan edilmiş, dini liderlerini seçmelerine izin verilmiştir. Fatih’in bu fermanına o kadar sadakat gösterilmiştir ki, o günden günümüze bu güzel yurdumuzda diğer ırk ve din mensupları, hiçbir rahatsızlık duymadan yaşayagelmişlerdir.
Değerli Kardeşlerim
Tarihimizdeki bütün fetihler, haksızlıkların yok edilmesi ve zulmün sona erdirilmesi için yapılmıştır. İstanbul’un fethinden sonra da, orada yaşayan Hıristiyanlar o zamana kadar görmedikleri adalet, eşitlik ve huzura kavuşmuşlardır. Özünü İslam’ın yüce değerlerinden alan fetih ruhu, bugün ise artık daha çok, bilgi ve inançla çalışıp üreterek ülkemize ve insanlığa yararlı olmak şeklinde algılanmalıdır. Her ferdin sorumluluk bilinciyle vazifesini en güzel biçimde yapması bu anlayışın gereğidir. Gerçek ve kalıcı fethin, gönülleri fethetmek olduğu bilinciyle hareket ederek, gelecek nesillerimizi İslamî ve millî değerlerle donatıp bu ruh ve anlayışa sahip olmalarını sağlamalıyız.
Hutbemi, Arif Nihat Asya’nın bir şiiriyle ile bitirmek istiyorum:
Sen de geçebilirsin yârdan, anadan, serden…
Senin de destanını okuyalım ezberden…
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden…
Elde sensin dilde sen… gönüldesin
baştasın;
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!..














