Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Komşuluk, toplum hayatımızda yeri ve önemi inkâr edilemeyen ictimâî bir müessesedir ve insanların toplum halinde yaşamalarının zarûrî bir neticesidir. İnsan sosyal bir varlık olduğuna, bu sebeple tek başına yaşayamayacağına göre etrafında komşuların olması kaçınılmazdır.
Hutbemizin başında okumuş olduğumuz ayeti kerimede Yüce Mevlamız şöyle buyurmaktadır; ‘Allah’a ibadet edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anaya-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa,
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Allah kelamı Kur'an- Kerim, geçmiş peygamberlerin ve onlara iman eden insanların, kâfirler tarafından hicret etmeye zorlandıklarından ve bunların imanları uğrunda yurtlarını bırakıp başka yerlere göç ettiklerinden söz eder.
Peygamberimiz ve ilk müslümanlar da daha önceki Peygamberler ve ümmetlerin akıbetine maruz kaldılar. Mekke müşrikleri Peygamberimize karşı İslam’ı tebliğ etmeğe başladığı andan itibaren karşı bir tavır takındılar. Bu tavır, sadece İslam’ı reddetmekten ibaret kalmadı, Peygamberimiz alaya alındı,
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsanoğlunu diğer canlılardan ayıran ve üstün kılan en önemli özellik onun akıl sahibi olmasıdır. Akıl sayesinde insan dünyadan en iyi şekilde istifade eder ve karşılaştığı problemleri de rahatlıkla çözer.
Bazı meseleler tek bir insanın aklı ve düşüncesiyle çözülemeyecek kadar zor ve karmaşık olması sebebiyle kolektif akla ihtiyaç duyulmaktadır. Kolektif akıl da, ancak fertlerin bir araya gelmeleri, karşılıklı görüşmeleriyle ortaya çıkar.
İstişare, meşveret etmek, danışmak ve konuyu uzmanlarıyla görüşmek manalarına gelir. En doğru ve en uygun kararlar almak için gereklidir. Sonunda pişmanlık duyulacak, toplumda zararlara yol açacak yanlış kararlardan korunmak yerine getirilmesi emredilen İslami bir prensiptir. Tarih yalnız
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi

- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Cenab-ı Hak; “Ona varmaya gücü yeten kimsenin Kâbe’yi tavaf etmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır.” (Âl-i İmrân Sûresi, 3/97) kavl-i kerimiyle, hac yolculuğuna güç yetirenlere haccı farz kılmıştır.
Günümüzde, geçmişe nispeten seyr ü seyahat imkânlarının arttığı, yolculukların kolaylaştığı, kutsal topraklarda hac farizasının daha rahat eda edildiği ve bütün bunların yanında insanların imkânlarının daha çok genişlediği bir gerçektir. Fakat daha da önemlisi günümüzde, birkaç asırdan beri üzerine ölü toprağı saçılmış gibi uyuşuk bir hali bulunan İslam Dünyası’nın yeniden din ve diyanete uyanmaya başlamasıdır. Ayrıca, şu an hacca giden dört beş milyon insanın yanında, kendilerine böyle bir fırsat tanınmadığından dolayı gidemeyenlerin sayısı da az değildir. Hac kayıt merkezlerine müracaat ettiği halde kendilerine böyle bir imkân doğmadığından dolayı ağlayarak geriye dönen insanlara şahit olduğunuzda, toplumun bir kere daha dinî duygu ve düşünceye uyanmaya başladığını anlayabilirsiniz.
Vakıa, insanlarla alakalı bir değişim, tarlaya saçılan tohumun başağa yürümesi gibi bir anda
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Kerȋm Kitabımız, insanlığın yeryüzü serüvenini Hz. Adem’le başlatırken, bilvesile haberdar kılar bizi yeryüzünün ilk kurban hikayesinden: İki “Ademoğlu”, Habil ile Kâbil, birer kurban takdim eder Yaratana. Biri reddedilir dergah-ı ulȗhiyette, diğeri kabul olunur. Ve ilahi alemden hepimize duyurulur: “Kurban ancak takva sahiplerinden kabul olunur.”1
Yüce Kur’an’ımız, takva elbisesine bürünmüş bir gönül üzerinden bir başka kurban hikayesiyle buluşturur bizi: Uzun yıllar evlat hasretiyle tutuştu Hz. İbrahim’in yüreği. Dua edip Mevla’dan bu hasretin bitmesini diliyor ve katından “salih bir evlat” istiyordu. Ve işte beklenen ilâhî müjde gelmiş, malıyla, canıyla sınanıp muhabbetullahını ağır bedeller ödeyerek ispat eden Halilinin duasını Rabbi kabul buyurmuştu. İsmail’di müjdelenen… Hakkında: “O halim, selim bir oğuldur.” buyrulan. Büyüyüp ergenlik çağına geldiğinde, çok sevgili babasının; “Yavrucuğum rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Ne dersin?” sualine, “Babacığım emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.” cevabını veren İsmail’di o…
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz: “Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileri, yardımcılarıdır.” buyuruyor.
Okuduğum hadis-i şerifte de Sevgili Peygamberimiz (s.a.s): “Allah’ın kadın kullarını Allah’ın mescitlerinden alıkoymayın” uyarısında bulunuyor.
Yeryüzünün ilk mabedi olan Kâbe’nin temellerini İbrahim (a.s), oğlu İsmail’le birlikte atmış, mü’minlerin kıblegâhı olan bu mekân onların ellerinde semaya yükselmiştir. İbrahim Peygamber’in sevgili eşi, İsmail Peygamber’in annesi Hz. Hacer’in Beytullah’ın harcında emeği vardır. Hacer validemizin Safa ve Merve’de ayaklarının izi, Hicr’de hatırası vardır. Zemzem suyu, onun sa’yinin hürmetine ikram edilmiştir. Hac ve umre ibadetini yerine getirirken hepimiz Safa ve Merve tepelerinde onun izinde yürürüz.
İsa (a.s)’ın annesi Hz. Meryem de gönlünü Rahman’ın evlerine bağlamıştır. Kadınların mabetlere alınmasının yasak kabul edildiği bir dönemde Meryem’i mabede en güzel şekilde kabul eden ve mihrapta eğiten Rabbimizdir. Mabede adanmış bir kadın olan Hz. Meryem, bu mukaddes mekânda














