Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsanlığa gönderilen tüm ilahi mesajların baş tacı olan Kur’an vahyi yine Kur’an’ın kendi beyanına göre bir Ramazan ayında inmeye başlamıştır. Hutbemizin başında okuduğumuz Kadir Suresinde, Kur’an’ın inmeye başladığı Ramazan gecesine “Kadir Gecesi” adı verilmekte ve surenin tamamı bu geceyi anlatmaktadır. Kur’an’ın inişine şahit olan bu gecenin “Bin aydan daha hayırlı” olduğu müjdelenmektedir. Bir geceyi bin aydan daha hayırlı kılan da, o gecenin içerisinde yer aldığı bütün bir Ramazan ayını mübarek kılan da, Kur’an’ın o gecede ve o ayda inmiş olmasıdır.
Bin ay, yaklaşık seksen üç yıl eder. Diğer bir hesapla Kadir Gecesi, 30 bin geceye denk bir değere sahiptir. Bunun anlamı, dolu dolu yaşanmış bir insan ömrü demektir. Bir bakıma “Kadir Gecesi, bir ömürden daha hayırlıdır” veya “Kur’an’la yaşanan bir ömür, Kur’an’sız yaşanan bin ömürden daha hayırlıdır” da denebilir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Zekat, dinimizin beş temel esasından biridir. Mali bir ibadet olan ve Kur’an’da 28 yerde namazla birlikte emredilen zekat dinen zengin sayılan kimselerin ihtiyaç sahiplerine malının belli bir kısmından vermesi demektir. Yüce Rabbimiz “Zenginlerin mallarında muhtaç ve yoksulların hakları vardır”(1) buyurmuşlardır.
Zekat dinimizin koyduğu sosyal yardımlaşma mekanizmalarının en güzel örneğidir. İnsanlar arasında sevgi, kardeşlik ve samimiyet bağlarını güçlendirir. Toplumda birlik ve beraberliğin oluşmasına vesile olur. Peygamberimizin ifadesiyle “Zekat islamın köprüsüdür.”(2) Bir başka hadislerinde ise Efendimiz “Mallarınızı zekatla koruyun, hastalarınızı sadaka ile tedavi edin, bela dalgalarına dua ve tazarru ile karşı koyun”(3) buyurmuşlardır. Helalinden kazanıp kazancından Allah yolunda harcamak bir mü’min için en güzel erdemdir.
Nimetlere şükrün bir ifadesi olan zekat’ın ihtiyaç sahiplerinin yaralarını sarmak sıkıntılarını gidermek gibi birçok hikmetleri vardır. Ancak bu ibadeti yerine getirirken, fakir ve muhtaç kimseleri incitmemeye, rencide etmemeye dikkat etmeliyiz. Mümkünse sağ elimizin verdiğini sol elimiz görmemelidir. Kur’an-ı Kerimde; “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir”(4) buyrularak, zekata Rabbimiz tarafından büyük bir karşılığın verileceği bildirilmiştir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Peygamberimiz (s.a.s)’in haber verdiğine göre: Yüce Allah, Hz. Adem'i yarattığında ona şöyle seslendi: “Ey Âdem! Git, şuradaki meleklere selâm ver! Selâmını nasıl alacaklarına dikkat et! Çünkü meleklerle aranızda geçecek olan bu selâmlaşma, bundan sonra senin ve neslinin selâmlaşması olacaktır.” Bunun üzerine Hz. Âdem meleklere; ‘es-selâmü aleyküm’ dedi. Onlar da; ‘es-selâmü aleyke ve rahmetullâh’ diyerek karşılık verdiler.
Kardeşlerim!
Yüce dinimiz İslam, kardeşliğin devamını bazı prensiplere bağlamış, kardeşlerimize karşı bize birtakım hak ve sorumluluklar yüklemiştir. İşte bu hak ve sorumluluklarımızdan biri de Hz. Adem’den günümüze kadar uzanan selâmdır.
Selâm saygının, sevginin ve kardeşliğin kapılarını açan bir anahtardır. Selâm gönülden dile, bireyden topluma, toplumdan insanlığa yansıyan barış dilidir. Paylaşmanın, kaynaşmanın, huzura ermenin, Allah’a sığınmanın adıdır selâm. Selâm, kardeşimize esenlik dilemek, onun hayrını istemektir; Ona olan dostluğumuzun güvencesidir. Bizler, “es-selâmü aleyküm” diyerek kardeşimize esenlik, güvenlik, rahmet ve bereket dileklerimizi dile getirmiş oluruz.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Ramazan ayının rahmet, bereket, huzur, mağfiret ve duygu yüklü havasını teneffüs etmekteyiz. Hikmet dolu sahurlarıyla, şükür ve paylaşımın zirveye ulaştığı iftar sofralarıyla, ibadetin coşkuya dönüştüğü teravihleriyle hayatımıza ayrı bir derinlik ve zenginlik katmaktadır Ramazan ayı. Bunların içinde orucun, şüphesiz ayrı bir yeri vardır.
Kul ile Yüce Yaratan arasındaki muhabbetin doruğa ulaştığı duygu yüklü bir ibadettir oruç. Kul, oruçta Rabbi ile adeta baş başadır. “İnsanoğlunun yaptığı her şey kendisi içindir. Oruç müstesna. O benim içindir ve onun mükâfatını ben vereceğim…” kudsî hadisi ile orucun manevî karşılığına dikkat çekilmiştir. Yine, “Kim imân ederek ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir.” sözüyle Efendimiz (s.a.s.), riyadan uzak bir şekilde sadece Allah rızası için tutulan orucun manevî mükâfatına işaret etmiştir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Her belâ ve musibetin ahiret hesabına kazandırdığı öyle şeyler vardır ki, bunlar ancak oraya gidildiği zaman anlaşılacaktır. Hz. Cabir'in babası Abdullah İbn Amr, Uhud'da şehit olmuştu. İbn Abbas'ın rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), o ve onunla beraber şehit olanların durumunu anlattı ve:
"Uhud'da şehit olan kardeşleriniz var ya! Allah, onların ruhlarını yeşil kuşların içine koydu. Bunlar Cennet'in nehirlerine giden, Cennet meyvelerinden yiyen ve Arş'ın gölgesine asılmış altından kandillere girip istirahat eden kuşlardır. Şehitler böylece güzel güzel yiyip içip dinlenince şöyle dediler: Kardeşlerimize bizden kim haber götürecek ve bildirecek ki bizler şu anda Cennet'te diriyiz ve Rabb'imiz bize bol bol rızık veriyor. Bu haber gitmeli ki onlar Cennet'e karşı isteksiz olmasınlar ve harplerde korkak davranmasınlar!"
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) pek çok hadislerinde, dua ederken kendilerine salavât getirilmesini istemiş ve bunu duanın kabulü için bir vesile olarak zikretmişlerdir. Tirmizî'nin rivayet ettiği bir hadiste de Peygamberimiz:
"Beni hayvanına binen yolcunun maşrapası yerine tutmayın. Bana, duanızın başında, ortasında ve sonunda salât okuyun." buyurmuşlardır. Bir başka defasında Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), huzuruna gelen bir sahabi kendisine çok salavât getirdiğini söyleyince, o şahsa, güzel bir şey yaptığını ve bunu daha fazla yapmasını söyledi. O artırdıkça Resûlullah da onu daha fazla salavât getirmeye teşvik etti.
Bizler de bu emrin gereği olarak, Nâm-ı Celîl-i Muhammedî yâd edilince salât ü selâmlardan birisiyle O'nu anmalı ve O'nu hep böyle bir tazimle yâd etmeliyiz. Eskiler, salât ü selâmı teşvik eden âyet ve hadislerden hareketle birbirinden güzel salavât örnekleri ortaya koymuşlardır. Ve pek çok insan da bugüne dek salât ü selâmlarla alâkalı hem salât ü selâm derlemiş hem de salât ü selâmın faziletlerine dair pek çok eser ortaya koymuştur.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Bir yalan insanı haline gelmeden, temrinat yapa yapa doğru söylemeye kendinizi şartlandırmalı ve asla hilaf-ı vaki beyanda bulunmamalısınız.
Özellikle de, bir insanın sözünü ya da bir meseleyi naklederken her hususu kelimesi kelimesine aktarmaya ve yarım kelime de olsa farklı bir söz katmamaya çok dikkat etmelisiniz. Çünkü yalanın iki tarifi vardır: Birincisi, konuşan şahsın gerçek düşüncesini saklayıp kanaatinin aksini söylemesidir. İkincisi ise, vâkıa mutabık olmayan bir beyanda bulunmaktır; tabir-i diğerle, Allah nezdindeki hakikate ve Cenab-ı Hakk'ın gördüğü, duyduğu, bildiği bir meseleye aykırı bir söz söylemektir. Öyleyse, söylediğiniz her cümlenin gerçekten gönlünüzün sesi olup olmadığına özen göstermeli ve mutlaka kesin bildiğiniz şeyleri tam doğru olduğuna inandığınız şekilde söylemeli; bunu yaparken de "İşin hakikatini Allah bilir" düşüncesini zihninizden ırak etmemelisiniz. Günlük konuşmalarınızdaki sıradan gördüğünüz cümlelerinizde bile böyle bir doğruluk aramalı ve yalanın öldürücü bir virüs olarak kalbinize musallat olmasına meydan vermemelisiniz.














