Haftanın Hutbesi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi

Üç aylar dediğimiz Recep, Şaban, Ramazan ayları peş peşe gelen, içinde kutlu gecelerin bulunduğu, manevi derecesi pek yüksek, rahmet ve bereket aylarıdır. Bu aylar Yüce Rabbimizin bize ikram etmiş olduğu fırsat aylarıdır.
Hayatın çeşitli sıkıntıları ve imtihanlar neticesinde yıpranan ve yorgun düşen ruhlarımız bu mukaddes zaman dilimlerinde yenilenme fırsatı bulur. Üç ayların içindeki mübarek geceler bir kaybı olanın karanlıkta onu kandille aramasına benzetilmiş ve bu maksatla tarihimizde onlara ‘kandil geceleri’ denilmiştir.
Peygamber Efendimiz (sav) üç aylara kavuştuğu zaman şöyle dua etmiştir: “Allah’ım Recep ve Şaban aylarını hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl ve bizi Ramazan ayına ulaştır.”(1) Yine Resulü Ekrem Efendimiz başka bir hadisi şeriflerinde “Recep Allah’ın, Şaban benim, Ramazan’da ümmetimin ayıdır.”(2) buyurmuşlardır. Bu mübarek zaman dilimleri Kâinatın sahibi Cenab-ı Hak tarafından bizlere verilmiş büyük bir ganimettir. Bu aylar ve içindeki müstesna geceler adeta Yüce Rabbimizin bizi bağışlaması için bir bahanesidir. Bizler de bu mübarek ayların değerini bilip, hürmet göstermeli, bu manevi atmosferden olabildiğince istifade etmeliyiz.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Anladım işi sanat Allah’ı aramakmış
Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış (Necip Fazıl Kısakürek)
Kainatta en yüksek hakikat Allah’ın anlatılması olduğu gibi, insanlar için en yüce hakikatte Allah’ı anlamalarıdır. Rabbülalemini bizlere anlatan en külli kitaplardan birisi de Mukteda-yı Küll, Rehber-i Ekmel olan Resul-i Ekrem Aleyhissalatı Vesselamdır.
Kelime-i Şehadette ki incelik; Allah gaye, o gayeye götüren vasıta da Efendimiz Aleyhissalatü vesselamdır. Rabbimizi (celle celâlûhû) anlamak için O’nun ilk yarattığı Son Sultan (S.A.V.)’i tanımamız gerekmektedir. Fransız edibi Lamartin Efendimizi (S.A.V) överken bir cümle sarfetmiş “İnsandan büyük, Allah’tan küçük” demiş, en kısa ifade ile en uzunu anlatmış. Kainatın İftihar Vesilesi Efendimizi çok az anlayan araştırmacılar bile insanlık tarihini en çok etkileyen yüz kişinin başına O’nu (S.A.V.) getirmişlerdir [1].
Devamını oku: Gaye İnsan Ve Ufuk Peygamber (S.A.V.)’i Anlamak
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Bizim Allah’la irtibattan daha öte herhangi bir güç kaynağımız yoktur.
* * *
Büyük ya da küçük kendini bir şey zannedenler kaybetmeye namzettirler.
* * *
Kulluk, niyet ve davranış bütünlüğüne ulaşmanın unvanından ibarettir.
* * *
Ahireti hesabına endişesiz yaşayanın akıbetinden korkulur.
* * *
Sadece O’na kul olmak lazım. Bir köleniz olsaydı siz onun başkası için de köle olmasına razı olur muydunuz!?
* * *
Sağlam bir itikatla Allah’a sığınınca hallolmayacak hiçbir mesele yoktur.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yüce Rabbimiz hiçbir varlığı gayesiz ve başıboş yaratmamıştır. Yeryüzünde zerreden kürreye ne varsa hepsini bir gaye için yaratmış ve en mükemmel biçimde yarattığı insanın hizmetine sunmuştur. Hal böyle olunca, insanın da bir yaratılış gayesi vardır. O da yaratanını hakkıyla tanımak ve layıkıyla ona kul olabilmektir. Kuran-ı Kerimde bu gerçek “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım”(1) ayet meali ile dile getirilmektedir.
İşte bu dünyaya geliş gayemiz kâinattaki her şeyi bizim hizmetimize sunan Allah (c.c)’ı bilmek, unutmamak ve onun emir ve yasaklarına göre yaşamaktır. Kul olarak yapmamız gereken Allah’ın emirlerini hürmetle yerine getirmek, yarattıklarına şefkat ve merhametle yaklaşmaktır. İnsan yaradılış gayesini koruduğu ölçüde insandır. Şayet vazifesini unutur, yanlışta ısrar ederse o zaman aşağıların aşağısına düşer.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) o ağacın çekirdeğidir; eğer bir kitap misaliyle bakılırsa, o kitabın kâtibinin kaleminin mürekkebidir.
Bir çekirdekten kocaman bir kâinat meydana getirmek Cenab-ı Hakk'ın kudretine ağır gelmez. Ve zaten hep öyle yapıyor; çok küçük tohumlardan pek büyük meyveler yaratıyor. Onun yarattığı ilk çekirdek Efendimiz'dir.
Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) pek çok cihetle diğer peygamberlerden daha faziletlidir. Mesela; Resûl-i Ekrem vazifesini yapıp gitmiştir; ama dini ve getirdiği mesajı devam etmektedir. "Bir işe sebep olan onu yapan gibidir." sırrınca ümmet-i Muhammed'in sevaplarının bir misli Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) defter-i hasenâtına kaydolmaktadır. Biz her ezandan sonra dahi O'na dua ediyoruz; "Rabb'im, Hz. Muhammed'i kendisine
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Kur'an-ı Kerim'de pek çok yerde iman ve amel-i sâlih beraber zikredilmektedir. Amel, umumî manada iş, vazife, hareket, davranış, ibadet, hayırlı faaliyet demektir.
Fakat daha ziyade insanların bir maksada binaen yaptıkları işe "amel" denir. Yapılan işte bir gaye ve maksat yoksa buna "fiil" denir, amel denmez. Evet, sâlih amel, Cenâb-ı Hak nezdinde güzel ve makbul olan iş demektir. Namaz kılmak, oruç tutmak, zekât ve sadaka vermek gibi ameller amel-i sâlihe dâhildir. Hatta güzel ahlaklı olmak ve evrensel İslâmî değerleri sergilemek de bir sâlih ameldir. Kur'an-ı Kerim ameli, "sâlih" sıfatıyla beraber ortaya koyuyor. Dolayısıyla, "aksiyon" kelimesi manayı karşılamakta yetersiz kalıyor. Çünkü aksiyonda sadece hareket vardır. Sâlih amelde ise, arızasız, kusursuz ve bir gayeye matuf olma esastır. Sâlih kelimesini, "kısır döngü" dedikleri "fâsid daire"nin zıddı olarak uydurma dildeki "doğurgan döngü"nün karşılığı olan "sâlih daire" ifadesinde de kullanıyoruz. Nasıl ki, şerler, şerre çağrıdır, davetiyedir; bir şer, başka bir şerrin vesilesidir, mukaddimesidir; aynen öyle de, bir hayır, başka bir hayrın çağrısıdır. Nasıl ki, insan bir şer işlemekle imandan bir adım uzaklaşır, küfre bir adım yaklaşmış olur; bir hayır işlemekle de imanda o kadar pekişmiş, o kadar güçlenmiş ve dolayısıyla da küfre, dalâlete karşı kendisine yeni bir sera daha oluşturmuş, zarardan korunmuş olur. İşte, bir hayrın daha başka hayırlara vesile olması ve sonraki hayırlara ortam teşkil etmesiyle sürekli hayırlar meydana gelmesine sâlih daire diyoruz.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Lokman aleyhisselam oğluna, "Evladım, namazı hakkıyla ifa et, iyiliği yay, kötülüğü de önlemeye çalış ve başına gelen sıkıntılara sabret! Çünkü bunlar azim ve kararlılık gerektiren işlerdendir." (Lokman, 31/17) buyuruyor.
Emir mahiyetinde dört nasihatte bulunuyor: namaz kıl, emr-i bil m'aruf yap, nehy-i anil münkerde bulun ve bunları yaparken başına gelebilecek musibetlere karşı dişini sık, sabret. Çünkü, azim ve kararlılık gerektiren çok kıymetli bu üç ameli eda edenleri şeytan ve aveneleri pek hoş karşılamaz ve rahat bırakmazlar; tahditlere, sıkıntılara, eziyetlere, takiplere, esaretlere, sürgünlere... maruz bırakırlar. Hatta ölümle tehdit eder, fırsat bulurlarsa zehirler, darağaçları hazırlar ve ne yapıp edip İlâ-yı kelimetullah vazifesinin yapılmasına mani olmaya çalışırlar.














