İpoteksiz
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Toplumda maddî hırs arttıkça, çıkar elde edebilmek için değişik yöntemler aramaya girmiş beyinler ve insanî kişilik de değişime uğramış.
Onurmuş, gururmuş, bunlar ya cepteki paranın, ya da bankadaki hesabın üzerine yapıştırılmış.
Dilenci, adı üstünde dilenci. Bu meslek bazıları için çocukluktan başlıyor, bazıları ise çağa ayak uydurmuş, çalışsın-çalışmasın bunu meslek edinmiş.
Rüşvet alırken bile dil, dilenci ağzına dönüşmüş.
Slovakya gümrüğüne girdiğimde, sırtına geçirdiği ünifoma bile hırpaniliğini gizleyememiş gümrük memuru, rüşvet istemiyor da,
"-Komşu, bi çorba parası," diyor. Durumu önceden bildiğimden ve hazırlıklı olduğumdan bir 5 € toka ediyorum, geçiyorum. Biliyorum ki, cebinde ancak benzin parası olan ya da bozukluğu olmayanlar 'yok' deyince, otomobillerinin bagajındaki tüm eşyalar indirtilecek, saatlerce bekletilecek, cebinde 5-10 € bulundurma tedbirini almayanlar en küçük paraları olan 20-50 €'yu toka etmek zorunda kalacaklar.
İşi bitirecek olan kişi, imzayı atacak atmasına da,
"-Yahu arkadaşım, sana söylüyorum sadece. Kafam karışık, onun için işlere bakamıyorum. Senin evrak da ister istemez bekliyor. Çocuğun kredisini yatıramadım."
Ya da arabaya, eve, bakkala, çakala olan borçları vardır. Zavallı, zordadır. İlgilenmenizi istiyor…
Delikanlı çalışıyormuş. Evli ve iki çocuğu varmış. Asgari ücer alıyormuş ve ev kirasını yatıramıyormuş. Sosyal yardım talep ederken öyle mahzun, çömüş bir duruşu ve ağlayan gözleri var ki… Ona acımayıp da kime acıyacaksınız? Meğer bu delikanlı bir devlet dairesinden çalacağını çalmış o zamana kadar. Sattığı para hırsına yetmemiş olmalı, şimdi sosyal yardım talep ediyor.
Bu hırsı, sırtındaki güvenlik görevlisi üniformasının soyulmasına sebep oldu. Çoluğu-çocuğu kira ödüyor mu bilmem ama kendisi cezaevine kira ödemiyor.
Bilhassa parçalanmış ailelerdeki çocuklar:
"-Yurt paramı yatıramadım,"
"-İnternetim kapanacak,"
"-Okul harcı için bin lira lazım,"
"-…………………….. ,"
"-………………………………….. ."
Boşanmış ana-babanın aralarında iletişim yoksa, her ikisi de para yağdırma yarışına giriyor. Ana olsun, baba olsun çocuğu bu şekilde kendisine bağlayacak. Biraz daha uyanık olanları, ama ile dayıları da sokuyor çarkın içerisine.
Sonuçta ne mi oluyor?
Ne olmasını bekliyorsunuz ki; hiç bir şey…
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
… siz sayın Emirdağlı sürücülerin;
—Az sayıdaki yaya geçitlerinde geçiş hakkını yayaya vermezseniz,
—Dönüşlerde geçiş hakkının yaya ve bisikletlide olduğunu hatırlamazsanız,
—Cadde ve sokaklarımızdaki sürat tahdidinin 50 km. değil, 30, hatta 20 km. olduğunu dikkate almazsanız,
—Klâkson yasağına uymazsanız,
—Emniyet kemerinizi takmaz ve yolcularınıza(otomobilinizdeki) da taktırmazsanız,
—Egzozu patlak arabanızla hava atarsanız,
—12 yaşından küçük çocuğunuzu ön koltuğa, minik çocuğunuzu kucağınıza oturtursanız,
—Yan camı açıp, yüksek sesle millete amfilerinizle konser vermeye kalkarsanız,
—Orada bir otomobil olduğunu ve o otomobilin herkes tarafından görülmesini istediğinizde alarmını açıp vıyyak vıyyak bağırtıp gece-gündüz demeden gürültü kirliliği yaratırsanız,
—Bineğinize plaka takmaz, belgenizi de(varsa tabii) yanınızda bulundurmazsanız,
—Döner kavşaklarda ve dönüşlerde dönüş sinyalinizi yakmazsanız,
—Ara yollarda sağdan gelen vasıtaya geçiş önceliği vermezseniz,
—Hele hele seyir halindeyken telefonla konuşursanız,
—Bir de seyir halinde zıkkımlanmaya kalkarsanız,
—Yolun ortasında durup, yanınızdan geçeni durdurup sohbete dalar, trafiği engellerseniz,
—Yayalar eskitmesin diye arabanızı yaya kaldırıma park ederseniz,
—Durma ve park etme yasaklarına uymazsanız,
—Aracınızda bulundurmanız gereken zamanı geçmemiş evrakları ve gereçleri bulundurmazsanız,
-Sizi hata yapmamanız için uyaran yanınızdaki eşinizin ağzını bantla kapatırsanız,
—……vs. …………………………………………. ,
benden söylemesi, kulağınızı herhangi bir şekilde çekecek.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Bu dünyanın aklı kıt olmalı.
—Kanını fışkırtmak için savaşan insanları,
—Oksijenle zenginleştirdiği Ozon tabakasını yanan kanıyla delenleri,
—Görünüşünü çirkinleştirmek için her türlü pisliği yapan danaları görüyor.
Görüyor ve sanırım bu insanlara ne ceza vereceğini düşünüyor olmalı; hiçbir şeyin farkında değilmiş gibi dönüyor…
Acaba,
—Rüşvetçileri yakalamak için giden polisin, rüşvet alırken yine polis tarafından yakalandığını,
—Tutuklu kalması gereken üç kişiyi nöbeti sırasında serbest bırakan hâkimi,
—Aynı hâkimin, idarî soruşturma açılmaması için bir parti yöneticisine el ovuşturduğunu,
—Devleti milyonlarca lira zarara uğratan çete üyelerinin serbest bırakıldığını,
—Devleti dolandırdıktan sonra yurt dışına kaçıp, davanın zaman aşımına uğramasını bekleyenin, 'mani azaldı, gidip az daha tokat atayım' düşüncesiyle geri döndüğünü görmüyor, görse de değerlendirmiyor olmalı…
Bu aptal Dünya,
—En yakın arkadaşını yüklü miktarda 'tokatladıktan', bir de çok sevdiği dostuna kefillik gibi bir sorumluluk yükledikten sonra sırra kadem bastığını,
—Karısını ve de 17 yaşındaki kızını para karşılığı fuhuşa sürüklediğini,
—Ana ve kızın, sevgilileriyle daha rahat aşk yaşayabilmek için evin erkeğini sevgilileriyle bir olup, öldürdüğünü,
—Çocuk yaşına bile ulaşamamış bebeğin ırzına geçip, ölümüne sebep olanların bilmem ne affıyla hapisten kurtulduğunu olağan şeylerdenmiş gibi mi kabul ediyor?
Bunları bilmiyorsa ben, ihbar ediyorum.
Şayet biliyor da, tavrını bozmuyorsa, sanırım gerçekten aptal.
Baksanıza, hâlâ dönüyor…
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Basında okudum.
Başka bir ilin milletvekili Sinop’a geliyor ve bir parti binasının kapısına kilit vurup, gidiyor.
Şutlanan parti yöneticileri de demeç veriyor:
“- Partimiz genel merkezi böyle uygun görmüş. Yine görev verirlerse seve seve yaparız.”
Bu kadar rencide edildikten sonra da mı?
N’oluyor bu halka?Parti liderlerinin tek egemen olduğu bu ülkede egemenliğin kayıtsız-şartsız milletin olabilmesi için kimler kendilerini öne atacak?
Her millet vekili Mahmut KOÇAK gibi neden olamıyor?
Tüm liderler ağızlarını açtılar mı Atatürk’ün izinde olduklarından, Atatürkçü düşünceden, O’nun ilkelerinden, inkılâplarından yana olduklarını söylüyorlar. Bizler de aynı.
Bu nasıl Atatürkçülük?
Hani egemenlik kayıtsız şartsız milletindi?
Hani partiniz sosyal ve de demokrattı?
Hani özgür düşünceden yanaydınız?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Bizi Rusya, Slovakya ve Polonya’dan sonra 4.sıraya yerleştiren, o görmediğim haritadaki yerimizi kan kırmızısına değil de açık pembe(zannediyorum) gösteren, böylece dünyanın gözünde cesaretimize ilk üç sıradakilerden az puan veren bu haritayı kabul etmiyorum.
Zaten bu sıralamayı yapanlar,
Sürücüleri Tehlikeyi Seven, Cesur Olan Ülkeler diyecekleri yerde,
Sürücüler İçin En Tehlikeli Ülkeler demekle baştan yanlış yapmışlar.
Haritayı kim mi yapmış?
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü(OECD).
Sanırım kendilerine ayrılan fonu ceplerine sokup, Rusya’ya votka içmeye gitmişler ve harita da orada çıkarılmış.
Rus votkasını içince;
—Rize’de özürlüler için yapılan üstgeçitten minibüsünü sıyıra sıyıra geçen usta, cesur, hayatındaki en büyük idealini gerçekleştirdiğini söyleyen, 189.00 lira bir cezayla hobisini gideren,
—Türk rakısını içip, İstanbul trafiğine ters ola giren,
—“Bana nasıl yol vermezsin,” diye, eşiyle normal yolunda giden sürücünün yolunu kesip, eşinin gözleri önünde onu bıçaklayarak öldüren,
—Trafik denetlemesi yapan polisi metrelerce altına alıp, sürükleyen,
—Terörün kol gezdiği İzmir’de görevli polislerin “DUR!” ihtarına uymayıp, kaçan; seken kurşunla ölen ve arkasında haklı(!) baba bırakan,
—Tuttuğu futbol takımının galibiyetinden sonra otomobil kullanmanın bazı şartlara tabi olduğunu, bu şartların alkol aldıktan sonra bir eliyle de tabanca kullanmak gerektiğini düşünerek balkondaki insanı kolundan falan değil, kafasından vurabilmeyi beceren,
—Evine fırında pişmiş kelle götürürken emniyet şeridini kullanan, ama aynı zekada bir başkasının da o şeritte park ettiğini görünce sinirlenip, son sürat çarpmakla hayatına yanındaki oğluyla son verebilen,
—Bulgaristan’a şöyle bir tur atmak için giderken, kendisinden gerekli evrakları isteyen polise, ”Benim milletvekili olduğumu bilmiyor musun?!” diye, polisi tokatladıktan sonra direksiyona öfkeyle binip, giden,
—Sevgilisiyle birlikte kafayı bulduktan sonra çırılçıplak soyunup otomobiline binen ve karşıdan gelen kamyonla küpüşüp, bu dünyayı beğenmeyerek öbür dünyaya uçan cesur yürekli sürücülerimizi elbette göremezler, bilemezler. Rus votkası bu, Eskişehir’in Kalabak suyu değil ki…
Onun için ben yapılan haritayı kabul etmiyorum.
Türkiye sürücüleri mutlaka 1. sıraya konulmalı.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Planlama yanlış olsa da bir eğitim-öğretim yılı daha bitti.
Planlamadaki yanlış, tüm illerimizde olduğu gibi çocuklardan önce yetişkinlerin eğitimine öncelik tanınmamasıydı.
Ama çocuklar bu eksikliği gideriyorlar; ana-babalarını eğitiyorlar.
Yaya geçidi varken bir elinden baba, diğerinden anne tutmuş, trafiğin yoğun olduğu kavşağı bir baştan diğer başa sürüklenen altı yedi yaşlarındaki çocuk iki bacağını yürümemek için gererken bağırıyor:
—Buradan yürünmez! Ben yaya geçidinden geçmek istiyorum!
Ana-baba, gülümseyerek yaya geçidine yöneliyorlar.
Küçük kız, kaldırımın ortasında durup, ağzındaki jikletini gevelerken elindeki son model telefona mesaj yazmakta olan ablasını yürümesi için çekiştiriyor. Abla, kesinlikle klavyede on parmağı ile bile o hızla yazamıyordur. Parmak o kadar hızlı hareket ediyor ki… Kardeşinin çekiştirmesini hissetmiyor bile. Küçük kız:
—Abla! Yolu kapatıyoruz! Hem bir genç kızın sokakta sakız çiğnemesi ve telefonla konuşması çok büyük ayıpmış, öğretmenim öyle dedi!
Sürücü koltuğunun arkasından dikkatle trafiği gözetleyen on yaşlarındaki çocuk, babasının rahatça otomobil kullanmasına izin vermiyor, ha bire konuşuyor:
—Baba, şehre girdik, yavaşla!
—Baba, kolunu içeri çek!
—Baba, sağdan araba çıkıyor, bekle!
—Baba, şu telefonunu kapat!
—Annem kemerini taktı, sen takmadın; cezayı ye de aklın başına gelsin!
—Baba, sinyali unuttun yine!
—Baba, yaya geçidi, dur!
—Baba, bebekler gibi kornaya basma! Yasak!
—Ayağının altındaki bira şişesi yuvarlanıp gaz pedalının altına girecek! Boşaldı zaten! Ver bana!
—Beni indir! Bir daha senin arabana binmeyeceğim!
—Burada değil! Görmüyor musun durulmaz levhası var!
Baba duruyor. Ağzında sigara:
—Hastir lan! Bacak kadar boyunla bana şoförlük mü öğretecen!
Güneş, alaylı alaylı bulutların arkasına saklanıyor.
Yüksel ÖNAÇAN
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Kasaplarda et, balıkçılarda balık, manavlarda sebze, meyve satışlarında artış olduğu kesin.
Hükümeti teşkil edenler bile,
“-Haydin, alışverişe!” diye, piyasanın canlandırılması, ekonomik krizin teğetten öte bir eğri çizmesi ve eğrinin burnunun yukarılara kalkması için teşvik ediliyorsa, var bu satın alıp tüketme işinde bir hayır.
Onun için vitrinlerdeki malların tozlanmasına izin vermeyelim.
Hele hele Güney Afrika’da bir kaktüsün üzerinde çoğalan kenelerin ezilip, fermantasyona bırakılmasıyla bağımlılık yapan o meşhur kolayı da unutmayın(!). Bilhassa çocuklarınızın bağımlı olması, dişlerinin zamanından önce dökülmesi ve de asla sağlıklı dişlere sahip olamayacakları sizin için önemli değilse tabii. (Diş doktorlarının bana az sitem ettiklerini görür gibi oluyorum.)
Aldıklarımızın bir kısmını sadece piknikte tüketmek gibi bir prensibimiz yok elbette.
Her çeşit sebze atıklarını,














