İpoteksiz
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Oğlum, Emirdağ’a gittiğini, Adaçalı’ya adını veren ağaçları orada göremediğini, neden kesildiğini soruyor,Prof. Dr. KONUK’da:
“Hakan, onlar kesilmedi yakıldı,” diye, cevaplıyor.
Adaçalı…
Çocukluğumuzda gitmemiz yasak olan ve o yasağı kırmaya cesaret edebilen biz mahalle arkadaşları..
Eteğindeki Yergöçüğü. Geride kalanarkadaşları beklemek için Yergöçüğü başındaki mola. Mola sırasında göçüğe inen cesur ağabeylerimizin anlattığı şarıl şarıl bir nehrin sularının sesi geldiği ve adını koyamadıkları bir maden yatağı olduğu. Söylentiye göre göçüğe bir çuval saman dökülmüş ve samanlar ova köylerimizin birisinde falanca kuyudan çıkmış…
Mola bitiminde, haşhaş yağlı, yoğurtlu, yumurtalı dürümler de biter elbette. O zamanlar su, sadece ağzı mısır sömeği tıpalı testilerde taşındığından, testiyi taa Adaçalı’nın tepesine kadar da taşımayı herkes gereksiz gördüğünden biz çocuklar tarafından ihtiyaç dışı görülür, susadıkça bulabildiğimiz bir gaklıktan susuzluğumuzu giderek kadar su bulabileceğimize inanırdık. Kısacası yanımıza su almazdık.
Tepeye tırmanışta bir yarış başlardı. Hedefe yaklaştıkça enerjimiz artardı. Dört-beş asırlık ardıç(sanırım) ağacının gölgesinde, püfül püfül yelde terimizi kurutur, ağaçların gövdesini inceler, altındaki mezar şekline sokulmuş iri taşların olduğu adak ardıcının dallarından birisine giysimizin birisinden kopardığımız parçayı bağlardık; dua eder, dileklerde bulunurduk. Bazı bez parçalarına bağlanmış yüzpara, beş, on, hatta yirmibeş kuruşlukları kimse almayı aklından bile geçirmezdi. Her ne kadar bu yaptıklarımız bazılarına göre batıl gözükse de, yaptığımız duanın, bağladığımız bez parçasının sonunda ruhumuza bir hafiflik gelirdi.
Atalarımız bu çukurun içini ortasından şırıl şırıl akan çay, ve her taraf orman olduğu için yerleşi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
İnsanları birbirine bağlayan en önemli unsurlardan ikisi, inançları ve birbirlerine olan güvenleridir. Kurtuluş Savaşı’nı bu iki unsur sayesinde kazandığımız göz ardı edilmemelidir.
Ne var ki bu iki duygu her zaman aynı amaç doğrultusunda kullanılmaz.İnsanlıkla birlikte olmalı, insanların inanç ve güven duyguları suiistimal edilmiş, bu duyguları ile birlikte insanlar da ya birey, ya da toplumsal olarak kullanılmışlardır.
Afrika’da sürüp giden kabile savaşlarının asıl amacı iktidar olabilme, kendisi gibi düşünmeyenlere hayat hakkı tanımama gibi toplumu kaosa sürükleyen ve hayatlarını çekilmez kılan sebeplerdendir.
Aşırı maddî hırs, iktidar olabilme arzusu, resmî ya da gayrî resmi lider konumunda bulunmuş olanlarda, kendilerini pasif durumda hissettikleri an hastalığa dönüşür. Tekrar yöneten kişi olabilmek için tüm zamanını harcar.
Kadrosuzluk, yaş haddi, oturduğu koltuktan uzak kalmak böylelerini riskli maceralara girmeye zorlar ve başkalarını idare edebilme hırsı, kendilerini kullanılır duruma düşürür. Bunda ‘gaz’ verenlerin, şöhret olabilme arzusunun da payı çoktur.
İnsanların dinî inançları kullanılarak çeşitli firmalar adına büyük miktarda birikimleri toplanmış, firma yönetim kurulu değiştiğinde de yeni yönetim kurulu başkanı yatırım yapanlara, “Üzerine bir bardak soğuk su içiniz,” diyebilmiştir.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Asırladır içimizden birisinden bahsederken huyundan, ahlakından, alışkanlıklarından, prensiplerinden söze ederiz de, programlı yaşayıp yaşamadığından söz etmeyiz. Demek ki içimizden bir tane bile kendi yaşayışına yön vererek yaşayan çıkmamıştır.
İzmir de kolej öğretmeni bir Amerikalı çiftin misafiri olmuştum yıllar önce. Evlerine adım atar atmaz önüme bir haftalık bir program sürdüler. Her günün saat saat, dakika dakika yaşama dilimi vardı. O programlı hayata ki; gezmekten başka bir şey yaptığımız da yoktu, iki gün dayanabildim ve özür dileyerek ayrıldım.
Biz, toplumumuzu ve kendimizi bizden büyüklerin sohbet toplantılarını dinleye dinleyerek tanıdık. Eskiden bu imkân pek çoktu.
Bir babanın veya annenin şimdi bile çocuklarına söyleyemediği pek çok şeyi, o kendi aralarında yaptıkları muhabbetlerden kaptık.
Öğretmenliğimin o ilk yıllarında ki köy odaları sohbetlerinin doyumsuzluğu ve özlemi var hâlâ.
Ne var ki APTAL KUTULARI evlerimizi işgal edeli beri, atalarımızın yaptığı o muhabbetleri bizler yapamaz, onlardan aldıklarımızı çocuklarımıza değil, birbirimize bile satamaz olduk. Ve eriyen zamanımızın yanısıra pek çok değerlerimiz de yok olup gitmekte.
Konuşmayan dil, üretmeyen beyin, gerçek işlevlerini yapmayan vücutlar taşır olduk.
Sevinilecek tek yan, bu şekilde bir ömür tüketiyor olmamızdan çoğunluğumuzun memnun olmayışı ve bir arayış içinde bulunuşumuz.
“Güne doyabilme, yaşadığımızı hissedebilme arayışı.”
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Makamınızın size, sizin toplumumuza hayırlı olmanızı diliyorum.
İktidar olmak için her yol mubahtır anlayışı süregelmiştir asırlardır. Bu anlayışın doğruluğu tartışılabilir ama bu zaman kaybından başka bir şey olmaz. Yanlıştır sonucuna varılsa bile bu yanlış metod uygulaması daha uzun yıllar yurdumuzda devam edeceğe benzemektedir.
İktidar olabilmek için her yol mubah görülebilir ama iktidarda kalabilmek için,
—İyi,
—Güzel,
—Doğru,
—Çalışmak,
—Başarı, kavramlarının dışında hiçbir yol mubah olamaz ve iktidarda kalınmak isteniliyorsa bu beş basamak, liderin ana prensipleri olarak yaşam statüsünde daim olmalıdır.
Size, partinize gönül vermiş seçim propaganda ekibinin yaptığı çalışmalar, toplumumuz tarafından karşılıksız, hiçbir çıkar beklemeksizin yapılan takdir edilecek çalışmalar olarak algılanmaktadır. Bir lidere gönül verenler, asla lideri başarıya ulaştığında teşekkürün dışında bir şey beklemez. Bu açıdan kimseye diyet borcunuzun olmadığını biliyorsunuz zannediyoruz; rahat olunuz.
Her başarılı liderin elinde sihirli bir değneği vardır. Adı, ‘EKİP’ olan bu değnek sayesinde liderler başarı ya da başarısızlığa imza atarlar. O ekibin tüm başarısı da, başarısızlıkları da size fatura edilecektir.
“Vaatleriniz,” demiyoruz; “Seçim öncesi yarınlarla ilgili çalışma planınız,” diyor ve bu planınızın da bir şekilde vatandaşın hafızasında, ya da yazılı veya ses kaydı olarak bulunduğunu aklınızdan çıkarmamanızı diliyoruz.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Toplumumuzu strese sokan seçim çalışmaları nihayet bitti. Ekilenler, yarın akşam sandıklardan çıkacak.
Bayraklar, seçim broşürleri ertesi gün hemen toplattırılır mı bilmem ama bu zamana kadar kapanmayan iddialı ağızların hemen toplanacağı kesin.
Hele bu ağızlar, dudaklarının arasından çıkan sözcükleri bir de kağıda yazıp dağıttıysa, sandıktan da aradığı çıkmadıysa, hüzün dağ başlarından taa yüreğinin gelir ortasına oturur.
Sadece kendi ve etrafındaki yandaşlarının fikir ve düşüncelerinden başka fikir ve düşüncelerini kabul etmeyen böyleleri için hüzün kine dönüşür. Hele bunlar memleket ve şahıs için değil de bir parti için çalıştıysa, taşı-toprağı partizan yapmak için uğraşır.
Bu bakımdan sarsılan bu kişi ve kişiler belli bir süre evlerinden de çıkmayı göze almazlar, içlerine kapanırlar; o seçim öncesi gülüp, şakıyan kişinin dili boğazına kaçmış gibi suspus olması aile bireylerini de şaşırtır, kaygılandırır, telâşlandırır.
Artık cadde ve sokaklarda, meydanlarda vatandaşa diretirmiş gibi:
“- Oyunuzu şöyle iyi, böyle namuslu, yenilikçi şeye veriiin!” anonsları kesilmiştir.
Yakalardaki gururla taşınan rozetler, hışımla sökülür, fırlatılır.
Eş, neşesinden bir şey kaybetmediyse, şüpheyle karşılanır. Hatta denir de:
“- N’o gız?! Yoksa oyunu dedenin partisine mi verdin de, neşelisin?!
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Bazı yanlışları yapabilmek için ikinci sefer şansımız olmayabilir.
Genelde şansızlıklar trafikte karşılaştığımız durumlardır.
Dikiz aynalarımıza bakmadan, sinyal vermeden yolun kıyısında dinlenmekte olan aracımıza “haydi yürü!” dersek, aracın kıçının dağılma yüzdesi hayli yüksektir. Yine sinyaller kimseyi rahatsız etmesin(!) diye şerit, yön değiştirirsek ya kafadan, ya yandan, ya da yine kıçtan darbe, hem aracımıza, hem de bize soluğu hem hastanede, hem oto tamircisinde aldırabilir.
Ara yollarda sağdan gelen araca öncelik tanımazsak, bir sonraki sol yoldan çıkacak tecrübeli(!) sürücü de bize öncelik tanımayabilir.
Dönüşlerde yayaya, bisikletliye öncelik tanımazsak, yargıç karşısına çıkmakta bize öncelik tanıyacakları kesindir.
Yaya geçidine yaklaşırken hızımızı kesmez, geçmekte olan yayaya yol vermek için zınk adan frene basarsak, arkadan gelen sürücü, “ne durursun arkadaş,” diye tampondan iteleyebilir.
Girme yasağı olan yola girer de, karşıdan gelen araç burnunu kırarsa başına geleceği düşünmek için çok zamanın olabilir.
Zaten düzenden yoksun yaya kaldırımlarına aracını park edersen, birileri aracının boyasına, “kral sürücünün kral arabası” yazarsa, başın göklere ermese bile, oto boyacıya erer.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Gündüz babamın eve bir misafir getirmesi, oyun kurucu olan benim ve kardeşlerimin anam tarafından:
—Misafir var, eve! Diye, çağrılması oyun arkadaşlarımın canını çok sıkardı. Onlar, misafir gidinceye ve ben evden çıkıncaya kadar çoğu kez duvar dibinde bekler, bazen da karınlarını doyurmak için kısa süreli evlerine gidip, ellerine bir dürüm alıp, dönerlerdi.
Hanayda dedem ve küçük amcam oturmaktaydı ve oradaki gibi bir maket olmadığından yere yün döşek ya da yün minderler serilirdi. Bizler, diz çöker, otururduk. Ayaklarımız kesinlikle gözükmezdi ve nasıl karıncalanmazdı, hâlâ şaşarım.
Misafir soru yöneltirse cevaplardık. Bazı misafirler bilhassa bana:
—Babasının erkeği, çek bi duman! Diye, sigarasını uzatırdı ama yüzümüz kızararak, gözlerimizi yere dikerdik.
Kıraathanede tavla, domino ya da iskambil oynayan, sohbet eden babamıza acil bir durumu haber vermek için bile kıraathaneye giremez, giren-çıkan birisi bizi gördü mü, babamıza
beklenilmekte olduğunun haberini verirdi.
Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray takımlarının maçları olduğunda mahallenin delikanlıları anama yalvarır, anam da bataryalı radyoyu pencereye taşırdı. ağabeyler bizleri kendi takım taraftarı yapmak için takımlarından övgüyle bahsederlerdi. Ne demek istediklerini anlamazdık ve taraftarı olduğumuz bir takım yoktu.
Taa ki babam, İstanbul’dan biz üç erkek kardeşe ikisinin tokası ‘GS’, bir diğerinin ‘BJK’ armalı olan üç kemer getiresiye kadar. Babam, pantolon renklerimize ya da bel kalınlığımıza göre kemerleri dağıttığında bana ve ağabeyime ‘GS’, küçük kardeşime ‘BJK’ armalı kemerleri takana kadar.
O günden bugüne babamızın bize dağıtmış olduğu o kemerlerdeki armaların taraftarıyız.














