İpoteksiz
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Arkadaşımın teknesiyle o kış ortası, "şööle bi dolaşak," diye, denize açılıyoruz. Sayımız fazla değil.
Deniz sakin. Martılar, kısa bir süre bize eşlik ettikten sonra uzaklaştılar. Tekneyi saran kırağı çözülmeye başladı. İki alüminyum bira kutusu beş metre aralıkla sağ tarafımızda raksediyor.
Arkadaşlar aralarında çok zevk almakta oldukları, birbirlerinin ağzından sözü almalarından belli, bir sohbete dalmışlar. Konu yerel seçimlerde:
—Kim, nasıl, ne olur?
Artık yurdumuzda da bu mevsim muz, domates, biber her sofrada bulunuyor. Peynirin daniskaları da öyle. İçecekler, Avrupa'daki fiyatlardan çok yüksek olmasına rağmen her çeşiti var ve çoğu da alabiliyor.
Her 'demir at, demir al'larla birlikte şehrimizin önce eksiklerini masaya yatırıyoruz(bu cümle, en gıcık olduğum cümle), sonra da tek tek o eksikleri tamamlıyoruz. Şehrimiz, şehir görünümüne tarafımızdan çevrildikten sonra, dönüyoruz.
Tekneyi yerine bağlayıp, indikten sonra görüyoruz ki, bizim teknede yaptıklarımızı el oğlu bozmuş; eski görünümüne getirivermiş.. İkiellilik yaya yolu, dördüncü çay bahçesinden itibaren bir metreye dönüşüvermiş ve bir diğeri de bu yetmezmiş gibi ortasına iki demir direk çakmış.
Üşüdük ya, çorbacıya giriyoruz. Televizyonda spiker ha bre bir şeyleri masaya yatırıyor. Tüm gözler, spikere dikilmiş, kulaklar oynuyor.
Memleketin başbakanı "One minute!" diyor.
Kaşıkları bırakıyor tüm müşteriler, alkışlıyor başbakanlarını.
Parti liderleri başbakanın sözlerine yorum yapıyor. Arkadaşlarımın partisi lideri, muhalefet olmasına rağmen başbakanın sözlerini tasvip ediyor. O da alıyor hakkına düşen alkışları. Masadakiler, millî birlik ve beraberlikten bahsediyorlar. Muhalefet olan liderlerinin bu tutumu karşısında ona daha bir hayran kalıyorlar.
Şehrimizi değil sadece, Türkiye'yi boş veriyoruz; derdimiz, Filistin ve İsrail…
Ertesi gün yine haber saatinde aynı arkadaşların çoğuyla birlikte yine haber saatinde biraradayız.
Muhalefet lideri başbakanın tavrına yorum yapıyor:
— Tavır doğru, üslup yanlış. Bir başbakana yakışmıyor.
Arkadaşlarım birbirlerinin yüzüne, sonra da çevresindekilere bakıyor. Ağız birliği etmişcesine:
—Doğru söylüyor.
Görüyorum ki siyasî taraf olmak insanın kendisine özgü fikir ve düşüncelerine özgürlük tanımıyor.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Bu toplumun dilini bozmaya çalıştılar ve bozdular da. Toplumumuzu besleyen benim Anadolu köylülerim medyanın dilini anlamıyor.Bu toplumun dinini çeşitlendirdiler. Hâlâ Alevî, Sünnî ayrıcalığı yapanlar, bundan bilmediğimiz çıkarlar sağlamaya çalışanlar var.
Bu toplumun birbirine olan güvenini yıktılar. Komşu, komşusuna selam vermez, komşu çocuğu, komşu amca ve teyzeye gülümsemeyip, şüpheyle bakar oldu.
Bu toplumun aile yapısını çağdaşlık adına bozmaya çalıştılar. Analar, kızlarının her hafta ayrı bir delikanlıyla çıkıyor olmasından gurur duyar oldu. Ar, hayâ, şeref, namus sohbet konusu olmaktan çıktı.
Bu toplumun vicdanından günah-sevap kavramını çıkarıp, kafasına doğru-yanlış kavramı sokuldu. Ve herkesin kendisine göre bir doğru-yanlış kavramı oluştu.
Çıplaklık çağdaş, kapalılık ortaçağ kafası simgesi olarak gösterilemeye çalışıldı.
Belli bir siyasî çizgide olan laik, olmayan antilaik olarak sınıflandırıldı.
Milliyetçi faşist, dindar irticacı damgası yedi.
Geçen hafta iki büyük futbol takımımız UEFA Kupası'ndan elendi.
Galatasaray''ın attığı gole Fenerbahçeli taraftarların takımlarının Şükrü Saraçoğlu Stadında Fransa'nın Lille olan maçını seyrederken üzüldüklerini, ama Galatasaray'ın maç sonunda elenmelerine sevindiklerini okudum. Daha sonra da Fenerbahçe'nin son dakika golüyle elendiğini gördük.
"-Gülme komşuna, gelir başına," atalar sözünün sanırım 'cukkadan oturduğu' bir son.
Afrika'nın en geri kalmış toplumlarında bile milletlerarası bir müsabakada karşı takımın kendi ülke takımlarını yenmesine sevindiğini, sevinebileceğini düşünemiyorum.
Millî ruh…
"-Ne alaka," demeyiniz lütfen.
Rekabet olur ama bu denli birbirine düşman takım ve taraftarı olmaz. Maddî ve manevî kazanç ve kayıp insanlarımızda mantık dışı kalıyorsa, o beyinlerde bir uyuşma var demektir.
Bu denli fanatizmden sadece ve sadece fanatikler zarar görür. Nitekim ellerine yaralayıcı aletlerle birbirine saldıranları dünyanın pek çok ülkelerinde görüyoruz. Ama kendi ülkesinin takımı dururken başka bir ülkenin yandaşı olanları sanırım sadece yurdumuzda görüyoruz.
Toplumu bu denli millî ruhtan uzaklaştıranlar, sanırım tohumlarını saçarken sadece ve sadece stadyumların dolmasını istediler.
Kim bilebilir, belki de bizim bilmediğimiz daha büyük oyunlar için.
Yazık. Yazık ki çok yazık.
Yüksel Önaçan
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Vatandaş, 'olmaz'ı olur yapmış ve dereyatağına bina inşa etmiş. Yağmur yağmış, gök çatlamış; çoklarının ödü patlamış. Dere, vatandaşın binasının orada gereksiz olduğuna karar verip, temelinde alıp, bilinmeyen bir yerlere taşımış. Vatandaş, bağırıyor:
"- Dövlet nerede?!!!"
Vatandaşın yeniyetme kızı, internetten tanıştığı, tanışıpta yaşını, eşini, dört çocuğunu bilmediği erkeğin buluşma davetini kabul etmiş, takılmış peşine taa Urfalara gitmiş. Kız ana-babası bağırıyor:
"- Dövlet nerede?!!!"
Devletin kurumu uyarıyor vatandaşı:
"- Bak vatandaş! Yarın kış kışlığını yapacak! Çekme halatsız, zincirsiz yola çıkmayınız lütfen!"
Müneccim olmalı, dediği gibi kış kışlığını yapıyor. Yol, ayakkabılarını giymeyip, çorabıyla üzerinde gitmeye çalışan taşıtları, 'ayaklarınız üşüdü; hele kenara çekilin de az ısının' dercesine atıyor kenara.
Çeyrek depo yakıtla kaloriferden medet umuyorlar dokuz saat. Kurtarıcı gelince bağırıyor:
"- Dövlet nerede?!!!"
Arkadaşlar bazen kareyi tamamlayayım diye okey oynamaya çağırırlar. Soluya soluya giderim hem bekletmeyeyim, hem de spor olsun diye.
İyi de herkese okey geliyor, bana neden gelmiyor? İki oyunun ikisinde de hiç okey gelmez mi?
"- Dövlet nerede?"
Lastik Patlayınca
Adamın lastiği tam tımarhanenin önünde patlamış, kaldırıma ancak yanaşabilmiş. Sonraki işlem malum... Kriko, stepne, bijon anahtarı derken, birde bunların yanına talihsizlik eklenince, söktüğü dört adet bijon yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer. Mazgal açılır gibi değil, bijonlar görünür gibi değil.
Talihsiz sürücü bir sağına bakar, bir soluna bakar, çaresiz duygular içinde kaderiyle
başbaşa, kaldırıma çöker.
Olayı en başından beri tımarhanenin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir deli, çaresiz adamın halini bir süre daha acıyarak izledikten sonra seslenir;
— Ulan salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
— Sorma birader, lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.
— Düşündüğün şeye bak! Sök öbür lastiklerden birer tane Sök hepsi 3 bijonlu olsun.
Adam bir lastiklere bakar birde deliye ve hemen işe girişir.
Her şeyi tamamlayıp bagaj kapağını kapatan sürücünün aklı deliye takılır. Arabasına binmeden evvel döner dikkatli dikkatli adama bakar. Akıl hastanesindeki adama seslenir:
—Senin ne işin var tımarhanede? diye, sorar.
— Biz burada ' delilikten yatıyoruz kardeşim,' salaklıktan değil.
Vatandaş, 'olmaz'ı olur yapmış ve dereyatağına bina inşa etmiş. Yağmur yağmış, gök çatlamış; çoklarının ödü patlamış. Dere, vatandaşın binasının orada gereksiz olduğuna karar verip, temelinde alıp, bilinmeyen bir yerlere taşımış. Vatandaş, bağırıyor:
"- Dövlet nerede?!!!"
Vatandaşın yeniyetme kızı, internetten tanıştığı, tanışıpta yaşını, eşini, dört çocuğunu bilmediği erkeğin buluşma davetini kabul etmiş, takılmış peşine taa Urfalara gitmiş. Kız ana-babası bağırıyor:
"- Dövlet nerede?!!!"
Devletin kurumu uyarıyor vatandaşı:
"- Bak vatandaş! Yarın kış kışlığını yapacak! Çekme halatsız, zincirsiz yola çıkmayınız lütfen!"
Müneccim olmalı, dediği gibi kış kışlığını yapıyor. Yol, ayakkabılarını giymeyip, çorabıyla üzerinde gitmeye çalışan taşıtları, 'ayaklarınız üşüdü; hele kenara çekilin de az ısının' dercesine atıyor kenara.
Çeyrek depo yakıtla kaloriferden medet umuyorlar dokuz saat. Kurtarıcı gelince bağırıyor:
"- Dövlet nerede?!!!"
Arkadaşlar bazen kareyi tamamlayayım diye okey oynamaya çağırırlar. Soluya soluya giderim hem bekletmeyeyim, hem de spor olsun diye.
İyi de herkese okey geliyor, bana neden gelmiyor? İki oyunun ikisinde de hiç okey gelmez mi?
"- Dövlet nerede?"
Lastik Patlayınca
Adamın lastiği tam tımarhanenin önünde patlamış, kaldırıma ancak yanaşabilmiş. Sonraki işlem malum... Kriko, stepne, bijon anahtarı derken, birde bunların yanına talihsizlik eklenince, söktüğü dört adet bijon yuvarlanıp yağmur mazgalına düşer. Mazgal açılır gibi değil, bijonlar görünür gibi değil.
Talihsiz sürücü bir sağına bakar, bir soluna bakar, çaresiz duygular içinde kaderiyle
başbaşa, kaldırıma çöker.
Olayı en başından beri tımarhanenin demir parmaklıklı penceresinden izleyen bir deli, çaresiz adamın halini bir süre daha acıyarak izledikten sonra seslenir;
— Ulan salaaak! Sen ne yapıyorsun orda öyle?
— Sorma birader, lastik patladı ve değiştirirken bijonları mazgala düşürdüm.
— Düşündüğün şeye bak! Sök öbür lastiklerden birer tane Sök hepsi 3 bijonlu olsun.
Adam bir lastiklere bakar birde deliye ve hemen işe girişir.
Her şeyi tamamlayıp bagaj kapağını kapatan sürücünün aklı deliye takılır. Arabasına binmeden evvel döner dikkatli dikkatli adama bakar. Akıl hastanesindeki adama seslenir:
—Senin ne işin var tımarhanede? diye, sorar.
— Biz burada ' delilikten yatıyoruz kardeşim,' salaklıktan değil.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Türkiye fakir, geri kalmış bir ülke diyenler, kendilerine baksınlar.
Geçen hafta bir milletvekilimizin arzuladığı gibi bir de her birinin altlarına lüks otomobil verip, protokolde de ilk sıraya geçirirsek, dünya devletlerine iyi hava atarız.
İş: T.C. de milletvekilliği
Sosyal haklar:
Ayda 9,5 milyar TL maaş
2 yılda emeklilik hakkı
Emekli olunca ömür boyu ayda 6 milyar TL maaş
ÜLKE TÜRKİYE. (Dolar Bazında Ülkeler)
Kişi başı milli geliri: 10.000 $. Milletvekili maaşı: 5.600 $. Yan ödeme: Harcırahlı. Emeklilik: Yaş sınırı yok. Çifte emekli geliri var. Maaşın milli gelire oranı: % 56
Ülke Norveç:
Kişi başı milli geliri: 98.000 $. Milletvekili maaşı: 7.500 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: 65’ten sonra. Maaşın milli gelire oranı: % 7.6.
Ülke İsviçre:
Kişi başı milli geliri: 65.000 $. Milletvekili maaşı: 4.200 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 6.4.
Ülke Danimarka:
Kişi başı milli geliri: 64.000 $. Milletvekili maaşı: 5.000 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 7.8.
Ülke Finlandiya:
Kişi başı milli geliri: 52.000 $. Milletvekili maaşı: 4.000 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Memur gibi. Maaşın milli gelire oranı: % 7.6.
Ülke Hollanda:
Kişi başı milli geliri: 52.000 $. Milletvekili maaşı: 5.660 $. Yan ödeme: 150 $. Emeklilik: Memur gibi. Maaşın milli gelire oranı: % 10,8.
Ülke Avusturya:
Kişi başı milli geliri: 50.500 $. Milletvekili maaşı: 8.100 $. Yan Ödeme: Yok. Emeklilik: Yok. Maaşın milli gelire oranı: % 16.
Ülke Belçika:
Kişi başı milli geliri: 47.000 $. Milletvekili maaşı: 5.064 $. Yan ödeme: 1.423 $. Emeklilik: Yok. Maaşın milli gelire oranı: % 10.6.
Ülke İngiltere:
Kişi başı milli geliri: 46.500 $. Milletvekili maaşı: 6.200 $. Yan ödeme: Londra kenti 9 gidiş-geliş bileti. Emeklilik: Memur gibi. Maaşın milli gelire oranı: % 13,3.
Ülke Fransa:
Kişi başı milli geliri: 46.000 $. Milletvekili maaşı: 4.648 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: 55 yaş sonrası. Maaşın milli gelire oranı: % 10.
Ülke İtalya:
Kişi başı milli geliri: 40.000 $. Milletvekili maaşı: 9.150 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Memur gibi. Maaşın milli gelire oranı: % 22,8.
Ülke İspanya:
Kişi başı milli geliri: 37.000 $. Milletvekili maaşı: 2.312 $. Yan ödeme: 1.500 $. Emeklilik: Memur gibi. Maaşın milli gelire oranı: % 4.
Ülke Çek Cumhuriyeti:
Kişi başı milli geliri: 21.000 $. Milletvekili maaşı: 1.900 $. Yan Ödeme: Yok. Emeklilik: Yok. Maaşın milli gelire oranı: % 9.
Ülke Litvanya:
Kişi başı milli geliri: 15.000 $. Milletvekili maaşı: 820 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 5,4.
Ülke Polonya:
Kişi başı milli geliri: 14.000 $. Milletvekili maaşı: 1.893 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 13,5.
Ülke Ermenistan:
Kişi başı milli geliri: 4.000 $. Milletvekili maaşı: 200 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 5.
Küba'daki durum:
Milletvekili maaşı yok. Beceriksiz çıkarsa, halkın geri çağırma hakkı var. Emeklilik yok.
Harcırah, yolluk yok. Sadece ve sadece Küba halkına hizmet etme onuru var.
Yılmaz Dağdeviren, emek vermiş, zaman ayırmış, ter dökmüş “tuzu kuruluğun kıyaslanabilir tablosunu” çıkartmış, Sizin de bilginiz olsun. Kesin, bir kenara koyun.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Yeni yılın bu ilk saatlerinde –ki; ayarlı saatler 02.29'u gösteriyordu,- apartman giriş kapısı açıktı. Dört ve altıncı katların salonlarından ışık taşıyordu sadece.
"- Ayyaşlar uyumamışlar hâlâ," dedi, onu asansöre ulaştıran üç basamağı çıkarken.
Asansör düğmesine basmasına gerek yoktu. Asansör kattaydı. Açtı, girdi. Üçüncü katın düğmesine basacağı sırada yayvan yayvan gülümsedi. Sonra sağ ayakkabısını çıkardı; asansörün kapısını açtı ve kapanmasın diye ayakkabıyı pervaza koydu. Asansör katındaki dairelerin zillerine basarken:
"- Rakı, balık, bir de kayık," diye, bir makam tutturdu.
İlk bastığı zilin olduğu kapının gerisinden bir ses gelince koşarak asansöre bindi, ayakkabısını çekti aldı; katının düğmesine bastı.
Kapıyı açan karısı önce elindeki ayakkabıya, sonra ayaklarına baktı hoşnutsuzlukla. Onun geçmesi için kapıyla beraber duvara çekildi.
"- Rakı, balık, bir de kayık; bakma hanım alık alık."
Elindeki ayakkabıyı bıraktı, lastiği patlak otomobil gibi salona yöneldi.
"- Rakı, balık, bir de kayık; yap bi kahve be analık! Pardon hanımcık!.. Ama olmuyor, uymuyor böyle! Bakma öyle alık alık!"
Uykulu ve uykusuz iki çift göz taşıyan bir çift baş uzandı salona. Oğlanla ablası arasında hayli yaş farkı olduğu belliydi.
"- Oooooo, kızım gelmiş. Nassı dersler kızım?"
Kız öğrenci yurdu işletmecisi peşinde binlerce lira borç bırakıp kaçınca, üniversiteli onca kız ortalıkta şaşkın ördek gibi kalmış, üniversitede ilk yılı olan Buse de ne yapacağını sormak için ani bir kararla eve, babasına gelmişti.
"- Baba, hani bana bira içirecektin?" dedi, 'babasının evinin erkeği.'
Baba, cebinden rakı şişesini çıkarırken:
"- Bira olmaz da rakı olur be evimin erkeği," derken, üzerinde soğumuş pilav içli tavuk, üzerinde 2010 yazan beyaz bir pasta, mumlar, meyveler ve kendini koyuvermiş koca bir tabak salata olan masaya doğru yürüdü.
Rakı bardağına rakısını koyarken:
"- Rakı, balık, bir de kayık! Bakma hanım alık alık, buz getir buz!"
Kadın bezgin bezgin mutfağa geçerken, bir yatakta kardeşine sarılmış kızının ona fısıltıyla anlatmakta olduğu masala kulak verdi:
"- Yorgun olan baba, doğruca evine gelirmiş. Evde onu bekleyenler, …"
"- Rakı, balık, bir de kayık! Sallanma be hanım alık alık! Hani buuz!"
Kadın, elinde buzlarla mutfaktan çıkarken neredeyse kocasıyla çarpışıyordu. Kocası, iki eli de ağzında, lavobaya koşuyordu.
Öğürmeler daireden koridora taştı. Her öğürtüde, nakarat yarıda kesiliyordu.
"- Rakı, balık, …"
Kadın, masadan örtüyle birlikte düşen yiyecekleri toplarken nakarat değişti:
"- Tövbe, tövbe, içmem, içmem, ööööööööööö!"
"- Her gece aynı tövbeler," diye, mırıldanırken kadın, öğürtüler arasındaki kelimeler farklılaşıyordu:
"- Yanlış kayığa bindim yine. Ah bu arkadaşlar. Esas kayık dururken, …"
Kadın, salonu temizleyip, lavobaya girdiğinde kocası sızmıştı. Bir bezle ağzını silip, kızına seslendi. Birlikte yatağına taşıdılar.
Sonra kadın, komodini açıp, kızının teşvikiyle aldığı kırmızı iç çamaşırları çıkardı. Bir süre ana-kız gözgöze bakıştılar. Kadın, acıyla gülümsedi. Mutfağa yürüdü. Siyah bir poşetin içerisine kırmızı iç çamaşırları koyup, çöpe attı.
Ezan sesiyle birlikte hava ağarıyordu.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Kurban Bayramı öncesi ve sonrası çok az kalem bayramın olumlu yanları üzerine yazı yazdı; pek çok kalemde akan kanları ön plana çıkararak olumsuzlukları sergiledi. Hatta Müslümanların inançlarına 'batıl, iptidaî' diyecek kadar ileri gidenler de oldu. Hayvan, can, kandan bahsedildi. Vejetaryen değildi bunların çoğu ve dolaplarında da etleri mutlaka eksik olmazdı, olmuyordu. Üslûp, hayvan sevgisi olsa da öz, dinî inanç sevgisizliğiydi.
Hıristiyan dünyası kadar Müslümanların inancına saygısı olmayanlar, haydi klavyenin başına.
Yeni bir yıla girerken dinî bayramımızdaki olumsuzlukları sergileme, yerini olumlu faaliyet ve sergilemelere bıraktı ve bırakacak pek çok sayfada.
Eğlencenin, alkolün bol olduğu otellerden yerler ayırtıldı.
Marketler yeni yıl hazırlıkları için hiç görmediğimiz ürünleri sergiliyorlar.
Çeşit çeşit alkollü-alkolsüz içecekler Amerikan barlarda, dolap ve kilerlerde yerini aldı.
Kıyafetler, maskeler, şapkalar hazır.
Odalarda, pencerelerde yanacak ampuller bugün yarın yanmaya başlar.
Havaî fişekler, açılınca patlayıp-fışkıran yalancı şampanyalar, 01.01.2010, saat 00.00'.01" i bekliyor.
Hediyeler, "Al beni" si olan hediyeler çam ağacının salonun ortasına dikilmesini bekliyor.
Pekçok çocuğumuz yılbaşı gecesi alkolle tanışacak, tanıştırılacak.
Kafalar dumanlanınca bayramlarda unuttuğumuz büyüklerimiz aklımıza gelecek ve atlayıp otomobilimize, bacak aramızda nane likörü şişesi, onları ziyarete gideceğiz. Uykusuz kalmış çocuklar dedesinin-ebesinin elini öpecek mahmur gözlerle.
Hindiler kesildi, kesilecek; sakıncası yok. - çünkü adları 'kurban' değil. - (Hani hayvan dostuydunuz?)
ÇAM AĞACI siparişleri verildi.
Binlerce ÇAM AĞACI kesildi, kesilecek.
Haydi, bakalım ÇEVRECİLER…
Hayvanların kurban olarak kesilmesi EKOLOJİK DENGEYİ bozmuyor.
Dana ile koyuna katliam diye ağıtlar yakıyordun. Ya ÇAM AĞAÇLARI ile HİNDİ katliamı?
Ama bizler, "Baltalar elimizde," şarkısıyla büyüdük, NOEL gecesiyle eğlenmeyi öğrendik.
Bakalım Emirdağ'da ya da Belçika'da kaç kişi salonundaki çam ağacının altında hediye alış-verişi yapacak…
Sahi;
Çocuklarımız bize bu konuda soru yönelttiğinde savunmamız ne olacak?
Yüksel ÖNAÇAN
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Lise yıllarımda iki kez sürgün yedim.İlkinde öğretmenlerin yakaladığı her sigara paketinin (ki; öğrencilerden günde bazen 7 paket bile yakalayabiliyorlardı,) bana maledilmesinden, bir bayan öğretmenle olan samimiyetimin başkaları ve okul müdürü tarafından yanlış anlaşılmasından, nişanlımın babasının okula gelip nişan yüzüğünü alıp-gitmesinden;
İkinci okulumda sigara içerken yakalayan müdür yardımcısının beni döverken yorulmaması için(!) karşı koymamdan dolayı, aynı şekilde;
Prosedüre uydurulup, 'gönüllü tasdikname' verilerek, bu arada her iki lisedeki devamsızlığım 10'ar gün eksiltilerek, tertemiz birer sicille uğurlandım(!).
Benden sonra bir arkadaşım, ondan sonra diğer bir arkadaşım 'zorunlu tasdikname' ile sicilleri bozuk bir şekilde kovuldular.
Haklarında bariz bir delil bulunmayan ama okul yöneticilerine, öğretmenlere gıcık gidenler ise fazla değil, iki sene üst üste sınıfta bırakılıp, belgelendirildiler ve tahsil hayatları sona erdi.
Önceden söz verdiğimiz halde kurallara uymadığımız için bizler, şöyle ya da böyle cezalandırıldık.
Okulun tabelası öylece kaldı…
* * *
Çeşitli ceza ve infaz evlerinde sık sık mahkûmlar isyan eder, etti de. Topyekün isyanlarda bile söz konusu olan ceza ve infaz evlerinin tabelaları mahkûm edilmedi; isyan eden mahkûmların cezaları arttırılarak başka ceza evlerine sürgün edildiler ve edilmekteler.
Ceza ve tevkif evleri şayet tamamen boşalmadıysa, tabelası yine durmaktadır.
* * *
Çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarda, disiplinden uzak, rüşvetçi, görevi kötüye kullanan, yüzkızartıcı suç işleyen personel ya sürgün, ya da meslekten ihraç edilir.
* * *
Kısaca;
Parti kapatmak problemlerin çözümü değil, daha dallanıp-budaklanması demektir.














