Aklıma Estikçe
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Sevgili okurlar uzun bir aradan sonra tekrar beraberiz. Bu günkü yazımda yıllardır söyleye söyleye tabiri caizse ağzımızda tüy biten “Otopark” konusuna değinmek isitiyorum. Evet defalarca yazdık çizdik. Emirdağ ilçesinin en büyük sorunu otopark diye. Yine Belediyenin almış olduğu bir kararı ilk alkışlayanlardan birisi yine bendim. Bunu”Beyaz Sarayın Öün Bomboş” adlı yazımda dile getirdim. Fakat “Beyaz Sarayın Önü Bomboş” sözüm uzun sürmedi “Beyaz Sarayın Önü “ yine doldu.
Benim gibi otopark konusunda muzdarip olan bir çok insan bu “Paralı Otoparktan” sonra büyük bir nefes aldı sanırım. Demekki istenince çözüm bulunuyormuş. Pazartesi ve Salı günleri ilçe merkezine yolunuz düşdüyse görmüşsünüzdür. Yıllardır bir türlü boşaltılamayan sokaklar boşalmış. Helal olsun birilerinin yapamadığını başka birileri yaptı. Evet bu düzenlemeyi yapanları alkışlamak isterim. İstenince Cumhuriyet Meydanı başta olmak üzere ilçenin en işlek caddeleri trafie uygun hale getirilebiliyormuş.Sahi sormak isitiyorum. Bu otopark görevlilerinin çoooook büyük yetkilerimi varda bu yolları öylemi açtılar? Bu otoparkcı görevlilerden öncekiler neden bu trafiği bu kadar güzel düzenleyememişlerdi acaba? Amacım kimseyi suçlamak değil ama istenince bu caddeleri işgal edenler engellenebiliyormuş. Ben bunu anlatmak istiyorum.
Bazı vatandaşlar bu paralı otopark konusunda çeşitli yorumlarda bulunmuşlar .Kimisi küçük bir ilçede paralı otoprkın olamayacağı kimisi otopark ihalesini alan vatandaşı suçlayıcı sözler sarf etmişler. Şunu unutmayalım gülü seven dikenine katlanır. Eğer evinizden araba ile çarşı merkezine gelmek istiyorsanız buna katlanacaksınız. Fiyatta çok uygun bence. Bu arada ara sokaklar ücretsiz paraya kıyamıyorsanız sokaklara park edersiniz aracınızı sorun kalmaz. Neden yapılan her güzel şeye muhalefet oluyorsunuz. Tabi Türk Milleti olarak bazı insanlarımızda bu muhalefet olma anlayışı bir düşünce tarzı oldu. Her iyi şeyede muhalefet olunmazki. Son sözüm bu işe emeği geçen herkesi kutlarım. Güzel bir uygulama eger bende aracımla şehir merkezine inersem ücretli park yerine park ettiğim takdirde hiç zoruma gitmeden bu parayı öderim.
Esenkalın.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Sevgili okurlar insanoğlu bir kuş misali bu gün var ama belki yarın yok. Kimsenin yarına çıkacağına garantisi yoktur. Doğduk büyüdük ve bir gün elbette her fani gibi bizlerde öleceğiz. Bir düşünün daha dün okula başlamıştık. Arkasından iş hayatı aile hayatı derken günler birbirini kovaladı. Birde bakmışız ki saçlarımız ağarmış, sevdiklerimiz bir kısmı şuan hayatta yok ve diyoruz ki sıra acaba bize ne zaman gelecek. Önemli olan Dünya ve Ahiret hayatını doya doya yaşamaktır. Elbette Ahiret hayatımız daha yaşanmadı. Ama bir söz vardır üç günlük dünya güzel bir benzetme. İşte geldik gidiyoruz. Acısı ile tatlısı ile bu ömür denen hayat bitti bitiyor. Dünya denen bu fani hayatta kimler geldi kimler geçti. En sevdiklerimiz gözümüzün önünden birer birer gidiyor. Önemli olan yaşanan acı tatlı olaylardan ders almaktır. İnsanoğlu elbette kuldur. Hata yapacaktır. Ama önemli olan bu hatalardan ders almaktır. Önceki yazılarımda bu konuda yazmıştım.”Hatasız Kul Olmaz” diye. Evet, sevgili okurlarım başımızı iki elimizin arasına alıp bir süre düşünelim. Bu hayata ne amaçla geldik? Neler yaptık? Acaba hayattaki belirlediğimiz hedeflere ulaştık mı? Bu yolları kat ederken acaba bazılarını kırdık mı? Bu soruların cevabını verebilene ne mutlu ki hayatı amacına uygun yaşamıştır.
Güneş gibi şahsım olsa
Devlet gibi tahtım olsa
Gazi gibi bahtım olsa
Yine bana gelen olmaz
Güller açsam bağlar gibi
Gazel döksem çağlar gibi
Altın olsam dağlar gibi
Kıymetimi bilen olmaz
Hazne dolu akçem olsa
Türlü kumaş bohçam olsa
Yalan dünya bahçem olsa
Benden bir gül alan olmaz
olmaz, olmaz...
Evet, bu güzel şiirde de bahsedildiği gibi “Yalan Dünya” aslıda yalan olan Dünya değil insanlardır. Ama ne hikmetse biz toplum olarak her şeyi tersinden okumayı çok severiz. Mutlaka her hatada da bir suçlu buluruz. Kendimiz sütten çıkmış ak kaşık misali ter temizizdir. Acısı ile tatlısı ile yaşanmış hayat bizim hayatımızdır. Ne mutlu hem Dünyasını hem de Ahretini kurtarana…
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Sevgili okurlar yine yedinci ay geldi ve yine ilçede aynı sorunlar yaşanmaya başladı. Her yıl aynı şeyleri yazmaktan ve söylemekten usandık. Ama ne hikmetse toplum olarak aynı duyarsız davranışları sergilemeye devam ediyoruz. Ne zamana kadar başımıza bir musibet gelinceye kadar böyle devam eder gider. Bir Atasözümüz vardır” Bir musibet bin nasihat tan iyidir diye. Peki, musibet gelince de iş işten geçmiş olmuyor mu? Her yıl yaz aylarında hep aynı sorunları yaşar hep sızlanırız. Emirdağ ilçesinin sorunları ise Türkiye’nin hiçbir yerine benzemez. Çünkü biz Emirdağlıyız. Mutlaka farkımız olmalıdır. Biz toplum olarak geleneğine ve göreneğine bağlı bir milletiz ve bununla ne kadar övünsek azdır. Geçen haftaki yazımda ” Eğitimi mi? Öğretim mi? demiştim. İşte buyurun size eğitim. Emirdağ toplumu olarak bazı özelliklerimiz vardır. Bizler silah atmaya ve düğünlerde konvoy yapmaya, gelin arabasının önünü kesmeye kadar. İyi güzel bunların hepsini yaparken sonucunda kötü sonuçlar doğuracağının hesabını acaba yapıyor muyuz? Biz bunları yaparken hep övünürüz. Bu alışkanlıkları da hep çocukların gözleri önünde sergileriz. Çok büyük bir marifetmiş gibi böbürlenerek şarjör boşaltırız. Kurallar insanların can ve mal güvenliğini sağlamak için konulmuştur. Düğünlerde silah atmak yasak, düğün konvoyu yapmak yasak, peki bu günlerde ilçemizde bu kadar düğün oluyor, bana kaç tane düğünde silah atılmadığını ve konvoy yapılmadığını söyleyebilirsiniz. Bence söyleyemezsiniz. Çünkü hemen hemen her düğünde bu kurallar çiğnenir ve şöyle deriz” Kurallar çiğnenmek için konulmuştur. Toplum olarak o kadar duyarsızlaştık ki düğünde ne kadar araç sayısı fazla ise ve ne kadar çok mermi atılırsa o kadar bizim düğünümüz güzel olmuştur. Naçizane buradan etkili ve yetkililere seslenmek istiyorum,
Benzin istasyonlarında tuvaletlerde bazı yazılar vardır, ‘sifonu çekiniz’ diye.
Gariptir ki etkisi vardır. Sifonu çekiniz diye yazılan tuvaletlerdeki sifon çekme olayı, uyarı yazısından sonra %50 artış göstermiş, şimdi herkes sifon çekiyor. Gariplikler ülkesi memleketimizden bir örnekti.
Marketlerde ürünlere elle dokunmayın diye yazı yazmışlar, uyarı yazılarından sonra artık kimse elleriyle dokunmayıp, telefonun anteni veya bir anahtarla veya bir kalem yardımıyla ürünü incelemeye başlamışlar.
Yani işin özü uyarı levhalarını dikkate alan bir toplum olduk galiba levhalar olamadan sifonlar çekilmezdi. Artık düğünlere de afiş yazsak. Örneğin; Düğün magandası olmayın gibi. Evet, sevgili dostlar bu en mutlu gününüz en acı gününüz olmasın. Lütfen kurallara uyalım, uymayanları uyaralım. Geleceğimiz olan çocuklarımıza kötü örnek olmayalım. O minik beyinler gördüğü her davranışı olumlu ya da olumsuz olarak ayırt etmeden hafızasına işler. Sonra olumsuz davranışları değiştirmek yine bizlere düşer. Uygar toplum olmak için konulan kurallara harfiyen uymak gerekir diye cümlemi bağlıyorum. Esen kalın.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
İlk bakışta eğitim ile öğretim arasında fazla bir fark yok gibi görünür. Aslında bu iki kelimenin anlattığı süreçler birbirinden çok farklıdır.
Genel anlamda tanımlama ile eğitim; bireyin davranışlarında, kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik yönde değişme meydana getirme sürecidir. Bu tanımda dikkati çeken öğelere bakınca şunları görmek mümkündür. Eğitim, bir anlık durum ya da olay değil, öncelikle bir süreçtir. Bu süreçte bireyin davranışlarının istenilen yönde değiştirilmesi amaçlanmaktadır. Davranışlarda değişme meydana getirme istenilmekte ve bu hedefe ulaşmada araç olarak bireyin yaşantısı kullanılmaktadır.
Öğretim ise; bir kimseye, bir konu bilgi ve beceri kazandırmaktır. Bu iki kelimenin genel anlamdaki manalarını verdikten sonra bu haftaki yazımızın ana konusuna dönelim. Evet, önce eğitim mi? Öğretim mi? Kendi düşüncemi söylemeden önce sizlerde bazı şeyleri paylaşmak istiyorum. Dikkat edersek yakın zamana kadar hep eğitim ve öğretim yılı diye başlar ve devam ederdik. Fakat ne açıdır ki son yıllarda artık sadece öğretim diyoruz. Öğretimi hep ön plana çıkarıyoruz. Örneğin; 2003-2004 Eğitim ve öğretim yılı derken artık 2007-2008 Öğretim yılı diyoruz. Artık bizlerde birer eğitimci olarak bunu özümsemeye başladık. Ama şahsım adına 20 yıllık meslek hayatımda hep eğitimi ön plana çıkardım. Tabii ki öğretimi bir kenara atmadım. Zaten böyle bir şeyde düşünülemez. Anlatmak istediğim eğitimi öğretime heba etmedim. Okulun görevi çocuğu eğitmektir ve bilgi öğretmektir. Eğitim sistemimiz gereği öğretim ön plana çıksa da bizlere mevki sahibi insanlar kadar eğitimli vatanını milletini seven büyüklerine saygı küçüklerine sevgi duyan insanlar lazımdır. Hepimiz kaymakam ve oğlu bir farklı rivayetle padişah ve oğlu menkıbesini bilirsiniz. Bunu birçoklarımız duymuşuzdur. Ben yine de hatırlatayım, Zamanın birinde bir padişah ile bir oğlu vardır. Babası oğluna hep şunu der “Sen adam olmazsın”. Gel zaman git zaman bu oğlan padişah olur ve adamlarına babasını çağırıp getirmelerini söyler. Padişahın adamları gider ve padişahın babasını alıp huzura getirirler. Padişah babasına “ Baba bak bana sen adam olmazsın derdin. Ben koskoca bir padişah oldum “ der. Babası da padişaha dönerek” Oğlum ben sana adam olamazsın dedim. Bakıyorum padişah olmuşsun. Ama hala adam olamamışsın” der. Evet, beyler öğretim elbette önemlidir. Ama eğitimsiz insanda bilgi olsa da bir şeye yaramaz. Esen kalın.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Sevgili okurlar sizlere bu haftaki yazımda hoşgörü konusuna değinmek istiyorum. Hoşgörü, müsamaha, tahammül, katlanma, görmezden gelme veya göz yumma, başkalarını eylem ve yargılarında serbest bırakma, kendi görüşümüze ve çoğunluğun görüş biçimine aykırı düşen görüşlere sabırla, hem de yan tutmadan katlanma olarak sözlüklerde açıklanıyor.
Bunun yanı sıra yine hoşgörü izin verme, aldırmama, iyi karşılama anlamlarına da gelir. Sosyal ilişkilerde bir tarafın, bazen farkında olmadan, kasıtlı olmayarak, bazen de kasıtla diğer tarafa (maddi/manevi) zarar verebilecek bir sahne yaratması durumunda, diğer tarafın bunu görmezden gelerek veya cevabından vazgeçerek ödün vermek tahammülünü (erdem) gösterebilmesidir. Günümüz şartlarında acaba ne kadar hoşgörü davranıyoruz?
Karşımızdaki insanlara ne kadar tahammül edebiliyoruz? Bu soruya verilecek cevap bence çok kısa olsa gerek. Evet, hiç hoşgörülü davranmıyoruz. Bugün her zamankinden daha fazla hoşgörüye ihtiyacımız olduğu aşikârdır. Olumsuz birçok davranışın sebebi, yeterince hoşgörülü olamamaktır. Evde, trafikte, sokakta, okulda, işyerinde, kısaca insanın olduğu her yerde eğer hoşgörü yoksa orada bencillik, anlaşmazlık, güvensizlik, tartışma, kavga olumsuzluk adına her şeyi görebilmek mümkündür.
Hoşgörüsüzlük insanların mevki ve makamlarına bağlı olmadan yaptıkları olumsuz davranışlardır. Atalarımız geçmiş de hoşgörünün en güzel örneklerini sergilemesine rağmen bizler bu gün toplum olarak aynı hasletleri neden yaşatmıyoruz? Elbette hoşgörüsüz davranışların birçok nedeni vardır. Fakat benim düşünceme göre en büyük neden insanlar arasındaki aile bağlarının zayıflaması, hayat şartlarının her geçen gün ağırlaşması ve her şeyden önce insanların kendirlerine olan özgüven ve saygının azalmasıdır. Kendine saygısı olmayan insanın başkasına saygı göstermesi ve hoşgörülü yaklaşması beklenemez. Tasavuf’ta Mevlana hoşgörü'ye en güzel örnektir. Hoşgörülü olmak insanlarla ilişki kurmanın en iyi yoludur.
Hoşgörülü günler sizlerin olsun.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Yıllardır çok yazıldı ve çizildi. Bende çok yazdım. Fakat belki de zamanı gelmemişti. Evet, yeni belediye başkanı Sayın Cengiz Pala Otopark ve kaldırım konusuna el attı. Bu gün ilk defa bir konuda çok mutlu oldum. İki sefer Cumhuriyet Meydanındaki Beyaz saray işhanının önüne park yapmaktan ceza yemiştim. Ama artık hiç zoruma gitmiyor. Artık Beyaz sarayın önü bomboş, demek ki isteyince oluyormuş. Devlete ödediğim park cezası artık içimi yakmayacak. Çünkü artık kimse oraya aracını park edemeyecek. Yok, ben park yaparım cezamı da öderim derse ne ala. Kısacası demek ki isteyince oluyor. Yıllarca otopark yazıldı çizildi. Sahi önceden burası neden boşaltılamıyordu? Evet, şimdi sıra vatandaşın aracını park edebileceği otoparka geldi.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Bu hafta sizlere Afyonkarahisar İl Milli Eğitim Müdürlüğünce geçen öğretim yılında uygulamaya konulan 2008/2009 eğitim ve öğretim yılında kapsamı genişleyen “İlköğretim Okulu Müdürleri Dostluk ve Dayanışma Projesi”nden bahsetmek istiyorum. Âcizane bende bu kurulan ekipler içerisinde 7. ekip’ yer alıyorum.
Başta Sayın Valimiz Haluk İmga ve İl Milli Eğitim Müdürümüz Sayın Hidayet Yıldırımın son yıllarda Afyonkarahisar’ın OKS ve ÖSS sınavlarında başarıyı yakalamak, eğitimde kaliteyi artırmak ve İli yukarı seviyelere çıkarma konusundaki gayretleri takdir topluyor. Bu bağlamda İl Milli Eğitim Müdürlüğünce çeşitli projeler ardı ardına uygulaya konuluyor. Bunlardan biriside “İlköğretim Okulu Müdürleri Dostluk ve Dayanışma Projesi” dir. İl genelinde ilköğretim okulları çeşitli guruplara ayrılarak ortak hareket noktasında çeşitli faaliyetlerde bulunuyorlar. Bu gruplar içerinde benim de okulumun yer aldığı ve bu grubun bir mensubu bulunduğum 7. Ekip çalışmaları ile göz dolduruyor. Geçtiğimiz ay Bayat ilçesinde bir araya gelen okul müdürleri 13 Mayıs günüde Emirdağ ilçesinde bir araya gelmişti.
Çeşitli sosyal ve kültürel faaliyetlere yer veren müdürler son olarak 22 Mayıs Cuma günü Bayat ilçesinde “Afyonkarahisar Genel Kültür” yarışması yapacaklar.
Çeşitli sosyal ve kültürel faaliyetlere yer veren müdürler son olarak 22 Mayıs Cuma günü Bayat ilçesinde “Afyonkarahisar Genel Kültür” yarışması yapacaklar.














