Yakamoz
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Söylenen sözler, söyleyemediklerimiz tamamlanmamış ne çok şey var aslında…Hep diğer bir güne ertelediklerimiz. Ertelerken düşünüyor muyuz acaba yarın var mı diye….
Zaman o kadar hızlı akıp gidiyor ki, akıp giderken bizi de sürüklüyor arkasından yapılacakları erteleyerek hep….
Hayatın içinde belki de ne çok şeyi yarım bırakıyoruz. Diğer bir zamana ertelerken aslında hayatımızı da erteliyoruz. Söylenemeyenler hep bir yerde saklı duruyor. Hani o zaman denilen şeyi bekliyoruz ya…..O gün geldiğinde saklanan yerden çıkacak ve tamamlayacak inancıyla…..
Kendimizi kandırıyoruz… bu kandırmaya o kadar alışılmış ki ne olursa olsun hep ertelemelerle geçiyor hayat…
Yarım bırakılmamalı ne söylenmek isteniyorsa, yaşanılması gereken ne varsa yarım bırakılmadan tamamlamalı…
Hayat insana her zaman güzel seçenekler sunmuyor ne yazık ki, her daimde doğru şeyleri yaşayacaksın diye bir kaide yok. İnsansın yanlışta doğruda senin içindir. Önemli olan yanlış ve doğru denilen bu iki kavramda da sonuç ne olursa olsun erteleme hiç bir şeyi….
İçinde bir yerlerde saklama ki geriye bakmadan yaşamayı öğrenebilesin…..
Ve biz yinede yarım kalanlara rağmen yaşamaya devam ediyoruz
Sevgiyle Kalın…..
Kendinize İyi Davranın
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Ne kadar sık kullandığımız bir kelime. İnsan çocukluk devresinden itibaren, etki alanı genişledikçe hep sorular sorar. Neden sorusu etrafında olan olayları sorgulamanın adıdır. Hep bir sebep arar insanoğlu.
Kainatta da nedensiz hiçbir şey olmayacağına göre hep ardında bir sebep arar durmadan. Genelde kendi istediği ve isteyerek yaptığı olaylarda bu soruyu sormaz.
Ne var ki başkalarının bu soruyu sormasına sebep olur.
Aslında sorun kendi benliğimizin hep alt yapısında oluşur ve bunu görmeyiz. Kendimize soru sorma zamanı geldiğinde bu kelimeyi sorgulamaya başlarız.
Hatalar zincirinin halkalarını sadece başımız dara düştüğünde anımsamaya başlarız.
İşte bu sorgulama sonucunda ve her olumsuzlukta başımıza bunlar,” NEDEN?” deldi diye düşünür dururuz.
Oysa gerçek yaşamda bir şeylere karar vermeden enine boyuna sorgulayıp ondan sonra hareket etsek belki de bu “NEDEN? “ sorgulamasını yapmamıza gerek kalmayacak.
Başına buyruk ve asi yetişmenin vermiş olduğu enerji ile her şeye balıklama atlama huyumuzdan dolayı çok sık hata yaptığımızı ancak ve ancak başımız derde girdiğinde anlayabiliyoruz.
Zaman hızla akıp giderken zamanın akış hızında fark etmediğimiz o kadar çok hata var ki, bunları orta yaşları geçtiğimizde anlayabiliyoruz. İşin garip tarafı ise bela geliyorum demez, gelir. Hazırlıklı değilsek yaptığımız yanlışları anımsayamıyorsak, bu durumunda da karşımıza yine “NEDEN?” Kelimesi çıkar.
Çok dinleyip az konuşmak, çok okumak, tezcanlı olmamak, olaylara ve kişilere ön yargılı davranmamak, kısacası oturaklı olmak sanırım bu “NEDEN?” kelimesini çok sık kullanmamızı engelleyebilir. Bu kelime hayat devam ettiği sürece hiçbir zaman gitmeyecek ama insanlar bu sorgulamayı felaketlerle baş başa kalmadan önce yapmış olsalardı ya da davranış biçimlerinde hareket geçmeden önce yapmış olsalardı.
Bu soru bu kadar sıklıkla kullanılmamış olurdu. Hep kötü zamanlarda ve olaylarda sormayız bu soruyu yaşamın içinde iyi şeylerle karşılaştığımız zamanda “NEDEN” deriz.
Bırakın Nedenleri sorgulamayı. Yapılmış olan ya da yapılacak olan her şeyi sorgulayamazsınız. Bazen olayları akışına bırakmak gerekir. İnsanoğlunun aynı hatalara düşmemesini sağlayan bir kelime. Bırakın nedenlere neden olan şeyleri başkaları sorgulasın . Her zaman da yapılan hareketler mantıkla izah edilemez. Neden sorusuna cevap bulunamaz.
Kimileri bu sorunun cevabını alamadıkça hırslanır. İsyan eder. Kimileri de kabullenir sorgulamadan.
Problemlerin çözümü de bu soruyla başlar. Neden ben böyleyim. Neden beni kimse sevmiyor?
Neden beni terk etti? Neden neden?
İnsanın istememesine rağmen olan bazı şeyleri sorgulaması doğaldır.
Neden ben? Neden benim de başkaları gibi…., evet başkaları gibi, peki biz soralım neden başkalarına göre hayatımızı yönlendiririz ki? Neden kendi kararlarımızı kendimiz vermeyiz. ?
İsterseniz bir de Dünyaya olumlu yönden bakalım? Unutmayalım ki, “Bir işin yapılmasının imkansız olduğunu düşünerek uyursanız, bir başkasının o işi yaparken çıkardığı gürültüyle uyanırsınız.”
Dünya yaşanabilir bir yer olur mu?,Savaşlar kavgalar biter barış olur mu?
İnsanlar birbirlerini gerçekten sevebilir mi?
İnsanlar birbirlerine sırf insan olduğu için Yaradan'ın tarif ettiği şekilde değer verebilir mi?
El ele vererek umut yolunun sevgi yolunda yürürler mi?
Neden olmasın? Esra BAYRAKTAR
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Her gün yeni şeyler yaşıyor ve öğreniyoruz. Kalp kırıklıkları yaşıyoruz. Güvendiğimiz insanların aslında güvenilecek kişiler olmadığını öğreniyoruz. Hayata sıfırdan başlamak istiyoruz. İşte o an anlıyoruz ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.Ne sen, ne onlar, ne de hayat……………………
Yaşam göründüğü kadar kolay ya da basit değil. Her evde bir acı bir hüzün bir sıkıntı var. Dışarıda binlerce insan koşuştururken mücadele verirken hayatla aslında herkesin kafası o kadar dolu ki. Yaşam devam ettiği sürece savaşmaya mecburuz……………….
Biten şeylerin ardından bakakalmak, yüreğinin burkulması elinin ayağının boşalması beyninin sıfırlanması beklide hayatı sıfırlamak....................
Yeniden başlamak her şeye, geriye dönüp bakmadan, nedenlerini sorgulamadan sıfırdan başlamak her şeye
Belki ölümcül bir hastalıktan kurtulduğun için bir merhaba, belki yeni aşklara bir merhaba, belki tüm evrene bir merhaba...........
Sıfırladığın hayatın gerisine bakmadan kocaman bir merhaba dersin..............
Esra BAYRAKTAR
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Bu yazıyı “sevgiye dair” bir yazı olarak oku….
Sevgi ışık gibidir. Sevgisizlik karanlık. Sevgi konuşulmaz yaşanır. Sevmek güvenmektir. Sevmek onaylanmaktır. Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye.
Yalınlıktır, doğallıktır, özdenliktir sevmek. Yalansızlık, içtenlilik, ölümsüzlülüktür. Sevmek. İlk insanin, Havva"nın Adem"in saflığını ve temizliğini, çocuk masumluğunu taşımaktır Sevmek, gözyaşı olmaktır. Yağan yağmur olmaktır. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek. Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir. Bu duyguyu içinde taşıyabilen insanoğluna yaşam ne kadar sıkıntı verirse versin bazen bu duygu ile her şeyi kolaylaştırabilir. Unutmayın ki, zor zamanlarda sevdiklerin ile olmak istersin. Onların sevgisi seni ayakta tutar, hani bazen bir omuz ararsın yanı başında o omuza başını yaslamak bile yeterli gelir. Şimdi sizleri duyar gibiyim yaşanan sıkıntılar bu söylediklerinle geçiyor mu sanki diye. Sizde zaman zaman polyanacılık oynayın. İnanın ruhunuza ve siz çok iyi gelecektir. Hayat sevgi dolu bakın. Sevdiklerinize “Seni Seviyorum” deyin. Kalplerin anahtarı bu sihirli sözcüğü sevdiğinize söylemekten korkmayın. Gönlünüzde olanı dile getirmekten daha doğal, daha kutsal ne olabilir ki? Yarın belki çok geç olabilir. Elde fırsat varken sevdiğinizi bilsin sevgiliniz. Sevginizi kapalı kapılar, kilitli kasalara saklamayı. Sevmek fedakârlık demektir. Vermeyi bilmek demektir. Hem de hiç karşılık beklemeden. Sevgi emektir. Çabadır. Umuttur. Sevgi gönül bahçesinde açan nadide bir çiçektir. Sevgi önce canan sonra can diyebilmektir. Sevgi en güzel ne anlatabilir diye düşündüm ve okuduğum bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sizlerde okuduğunuzda kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz.
Bir Fransız halk hikâyesidir;
Bir salkım üzüm
“Hasat zamanıydı. Çiftçi bir ailenin tüm fertleri büyük bir tarladaki buğday demetlerini arabalara yüklüyorlardı. Aile fertleri, aralarında güzel bir iş bölümü yapmışlardı. Herkesin işi başka başkaydı. Evin annesi, orakçıların hendek kıyısında biçemedikleri başakları toplarken, küçük bir ağacın dalları arasında bir salkım üzüm gördü. “Oh, bu kavurucu sıcakta bu bir salkım üzüm ne iyi gider” diyerek, salkımı kopardı. Tam yemek üzereydi ki, gözü az ilerisinde, demetleri arabaya yükleyen kocasına takıldı. “Onun bu üzümlere benden daha fazla ihtiyacı var. Sabahtan beri en çok o çalışıyor” diyerek üzüm salkımını kocasına götürüp verdi.
Adam, bu beklenmedik ikrama çok sevindi. Tam üzümleri iştahla yemek üzereydi ki, buğdayları tırmıklayan küçük kızını gördü ve: “Küçük kızım ne kadar da zayıfmış” dedi. “Bu üzümleri götürüp ona vereyim.” Küçük kız, babasının ikram ettiği üzümleri sevinçle aldı ama tam yemek üzereydi ki, o da, başakların deste deste yüklendiği arabanın üzerindeki ağabeyini gördü. “Zavallı ağabeyim, güneşin altında saatlerdir çalışıyor. Dili damağı kurumuş, birbirine yapışmıştır. En iyisi, bu üzümleri götürüp ona vereyim” dedi. Delikanlı, küçük kardeşinin kendisine uzattığı üzüm salkımını neşe ile aldı. Tam yiyecekti ki, o da, hendek kenarında iki büklüm çalışan annesini gördü. “Anneciğim ne kadar da yorulmuş. Ben iyisi mi bu salkım üzümü ona vereyim o yesin” dedi ve üzümü annesine götürdü. Evin annesi, üzüm salkımının dönüp dolaşıp kendisine geri geldiğini görünce, olanları hissetti ve kendisine böyle sevgi dolu yüreğe sahip şefkatli aile bahşettiği için Allah"a şükretti. Ve bütün ailelerin kendileri gibi mutlu olmaları temennisinde bulundu.” Yaşamın içinde iyi kötü ne olursa olsun en önemli olan şey SEVGİ…
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Yaşamınızda her gün bir şeylerle karşılaşıyor ve bir sürü olayları sonuçlandırıyoruz.
İşte tam bura da şunu sormak istiyorum keşkekleriniz oldu mu?
Bunu da yapmasaydım ya da yapsaydım dedikleriniz var mı?
Hepimizin hayatında irili ufaklı birçok keşkeler vardır mutlaka, yapılması gereken keşke dememek için hani o bitmez sandığımız zaman avuçlarımızdan kayıp gitmeden bir şeyler yapmak.
Hayat çok kısa diye bir söz var ya, bunu ne kadar değerlendirebiliyoruz. Kaç yaşındasınız 16, 25, 40, 60 ne fark eder ki… Kaç yaşında olursanız olun.” Vaktin nasıl geçtiğini anladınız mı, yaşadığınızdan bir şeyler anlayabildiniz mi cevap hep aynıdır. Hiçbirimiz anlamadık diyeceğiz. Ne kadar yaşarsak yaşayalım.
Ne kadar zamanımız kaldığını bilemediğimize göre hayatınızda hiçbir şeyi ertelemeyin. Erteledikçe kaybedebilirsiniz ki, kaybedilen sadece zaman olmaz.
Yaşam bizlere sunulmuş bir armağan. Bu armağanı iyi değerlendirmekte bizim elimiz de. Bugün yapacağınız bir şeyi yarına ertelemeyin.
“keşke insanların kalbini kırmasaydım.
Keşke yavaş gitseydim, daha dikkatli olsaydım.
Keşke zamanımı israf etmeseydim”
Bunları dememek için;
Yarın belki olmayacak. Keşke dememek için hayatınızı ertelemeye ne gerek var……….
Sevgiyle Kalın
Kendinize İyi Davranın
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
“Kırmak saniye sürer, ama gönül almak çok zordur.”
Kaç kere kalp kırdınız? Hiç saydınız mı? Kaç kere kırıldınız?
İnsanoğluna özgü duygulardır bunlar. Yaşamımızın içinde birçok kere karşılaştığımız anlar. Aileniz, akrabanız, arkadaşınız tarafından belki defalarca kırılmıştır o kalp. Kalp kırmak çok kolaydır. Onarmaksa zordur. Bazen basit konular ve ciddi olaylar karşısında kalp kırabiliriz. Onarmasını biliyor muyuz?
Yazımın başında da belirttiğim gibi kalp kırmak öyle çok zor bir iş değil. Saniyelik, anlık bir olaydır. Önemli olan birinin kalbini kırdığınızda vicdanınızın ne kadar rahat olduğudur. İnsan hatasını sorar mı kendine hiç, karşımdakinin kalbini kırdım mı diye. Bunu soracak olan kimse kalp kırmaz zaten. Önemli olan bunun muhasebesini yapabilmektir.
Dilin kemiği yoktur derler ya hani… Dilden çıkan kırıcı bir söz berbat eder insanın yüreğini. O diline hakim olamayanlar için bu çokta önemli değildir. Onlar dönüp bakmazlar arkalarına ben ne söyledim, ne dedim, kırdım mı, incittim mi diye. Kırdıkları kalbin acısı ve o yanaklarından süzülen yaşları görmezlikten gelip, dönüp giderler. Akrep gibidirler. Sokmaktan zevk alan acımasız akrepler, olmalarına rağmen kırdıkları kalbi tamir etmeye teşebbüs bile etmezler.
Yürek insanoğlunun içinde her duyguyu taşıyabildiği bir organ. Acılarını, öfkesini, sevgisini ve kırgınlıklarını. Bir düşünün kırılan bir vazoyu yapıştırdınız. İçine su koyup çiçeklerinizi koydunuz. Artık o vazodan size pek hayır gelmez. İçindeki su sızıntı yapar………
Kırılan her şeyi tamir edemezsiniz. Hele hele kırdığınız bir kalpse onu tamir etmek belki de bir ömür gerektirecektir size.
Kalp kırmak konusunda bir babanın oğluna kalp kırmaması gerektiğini öğrettiği bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum,
“Babası çocuğuna bir torba çivi verir ve ona sabrını her kaybettiğinde kapağın arkasına bir çivi çakmasını söyler.
Haftalar ilerledikçe çocuk kendini kontrol etmeyi öğrenir ve daha az çivi çakmaya başlar. Daha sonra, kendini kontrol etmenin kapağa çivi çakmaktan daha kolay olduğunun farkına varır. Hiç çivi çakmadığı ilk günün sonunda durumu babasına bildirir. Bu defa baba, oğluna kendini kontrol ettiği her günün sonunda bir çivi sökmesini söyler. Günler geçer ve en son çivi söküldüğünde çocuk yine babasına haber verir.
Babası çocuğu elinden tutar ve kapağın yanına götürür ve ona: "Bak oğlum çok çalıştın, fakat kapağın üzerindeki tüm deliklere bir bak. Hiç bir zaman eskisi gibi olmayacaklar. Her sabırsızlığında karşındakilerde böyle yaralar oluşur. Birini bıçaklayıp tekrar bıçağı çıkarabilirsin, önemli değil ama ne kadar özür dilersen dile o bıçak yarası daima orada kalacaktır. Sözlü bir saldırı fiziksel saldırı kadar yaralayıcıdır. Arkadaşlar mutluluktur, bizi güldürürler, başarı için cesaretlendirirler, bize dikkatli bir kulak sunarlar ve her zaman kalplerini bize açmaya hazırdırlar. O kalplerde çivi yarası açmamaya dikkat et..." (Hikâye: Ayşe Ersöz)
Siz kısa olan şu hayatta kimsenin kalbini kırmamak için az da olsa çaba sarf edin.
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Hayat bir sınav. Hayatın her evresi bir sınav.
İlköğretimde sınav, lisede sınav, üniversite de sınav, işe girerken sınav sınav sınav......
Ne garip değil mi herşey bir sınav sonucuna bağlı. Hayatını daikalar süren bir sınav belirliyor. Sonuç iyi yada kötü. Bahsettiğim bu sınavlar hayatımızın akışını belirleyecek olan bölüm..
Birde ders alınan bölümü var.. Hayatın içinde başarılı olduğunuz ya da olamadığınız sınavlar. Mesela sınavlar da 4 yanlış bir doğuyu götürür, ama gerçek hayatta bazen bir yanlış bile bütün doğruları yok edebilir. Sınavlar dakikalarla sınırlıdır, ama hayatta bir saniye bile çok önemlidir.
Hani sınavlarda önemli soruların altı çizilmiş ve belirginleştirilmiştir, fakat hayatta önemli konuların altını sen çizer ve belirlersin. Hayat ve sınav arasında farklılıklar olsa da hep bir sınav hali içindeyiz. Doğrular yanlışları götürse de , dakikalar bazen yetmese de hayatta bir sınavdır.......
Yaşadıklarımız gerçekten bir sınav, neler yaşıyoruz nelerle mücadele ediyoruz.Ama yinede ders almıyoruz çoğu zaman ve yine aynı hataları işlemeye devam edebiliyoruz ki, hayatı bu şekilde öğreneceğiz. Hatalar yaparak doğruları bulabiliriz....
ve anladım ki hayatın her anı bir sınav, her an sınav oluyoruz ve bu sınav bir ömür boyu devam edecek, neyin ne zaman ve nasıl başımıza geleceği hiç ama hiç belli olmuyor, yaşadığımız her anın kıymetini bilmemiz gerek.
Belki biraz dağınık bir yazı oldu ama anlatmak istediğimi anlatabildiğime inanıyorum. Bu uzun sınavda herkese başarılar.
Sevgiyle Kalın
Kendinize İyi Davranın














