Ulaşım
Ulaşım
Emirdağa Ulaşım
Konaklama
Konaklama
Nerede Kalınır
Nerede Yenir
Nerede Yenir
Yemeklerimiz
Yemeklerimiz
Tarihimiz
Tarihimiz
Emirdağ Spor
Emirdağ Spor

Ahmet UrfalıMilli Mücadele döneminde Kuva-yı Milliye’yi en fazla meşgul eden iç ayaklanmaların başında Anzavur isyanları gelmektedir. Çanakkale, Balıkesir, Adapazarı, Kocaeli, Düzce gibi yerleşim bölgelerinde çok etkili olan bu isyan; Padişah, İngiliz ve Yunanlılar tarafından maddi ve manevi olarak desteklenmiştir. Kinci, gaddar, azgın anlamlarına gelen Anzavur, dini duygular ile etnik kimliğini öne çıkararak çok taraftar toplamıştır. Uzun uğraşlardan sonra Ahmet Anzavur öldürülmüş, çetesi de dağıtılmıştır.
Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’ta Anzavur ve Düzce İsyanları bölümünde Yarbay Arif Bey Müfrezesinden bahseder: ‘’Bizim bu isyan bölgesine gönderdiğimiz kuvvetler şunlardı: İki tabur piyade, sekiz makinalı tüfek, iki sahra ve iki dağ topundan kurulu Yarbay Arif Bey Müfrezesi.’’
Arif Bey, Kuva-yı Milliye’yi zora sokmaya çalışan ve isyanı boyunca pek çok vatan evladını feci bir biçimde katleden bu katiller sürüsünü ortadan kaldırmak için olağanüstü gayret göstermiştir. Bu konuda, Prof. Dr.Osman Köksal ;‘’Geride Kalmış Bir Kuva-yı Milliyeci: Kaymakam Bayatlı Arif Bey ve Karakeçili Müfrezesi’’ adlı makalesinde ayrıntılı bilgiler verir: ‘’Arif Bey, Kızılcahamam’daki kısa süreli konaklaması sırasında, bir yandan yeni kuvvetlerin katılımını bekleyip göreve hazırlanırken, diğer yandan civardaki köylüleri millî hareket lehine kazanmak için faaliyetlerini sürdürmekte ve bunlar arasından Kuva-yı Milliye saflarına gönüllü yazmaktaydı. Ancak 11/12 Mayıs gecesi beklenmedik bir şekilde çadırında uyurken basına aldığı bir mavzer kurşunu ile şehit edildi. Onun müessif ölümü, gerek kendi birliğinde, gerekse kamuoyunda büyük üzüntü ve tepkilere neden oldu.’’
Anzavur’u ortadan kaldırmak üzere yola çıkan ve çevre halkın güvenini kazanan Arif Bey’in bu şekilde şehit edilmesi ve konunun aydınlatılamaması türlü senaryoların üretilmesine sebep olmuştur.
Mustafa Kemal Paşa, Büyük Millet Meclisi’nin 17 Mayıs Pazartesi günü yapılan toplantısının ikinci gizli oturumunda Arif Bey olayı ile ilgili şunları söyledi: “Son verdiğim malûmatta Arif Bey kumandasında bir müfrezemizin Yabanâbâd’a (Kızılcahamam) geldiğini ve oradaki Kuva-yı Seyaare ile birleştiğini arz etmiştim. Bundan dört beş gün evvel Arif Bey bir kazaya uğradı. İhtimal ki işitmişsinizdir. Kendisi Yabanâbâd’da çadırında yatarken öldürülmüştür. Şimdiye kadar yaptığımız tahkikat neticesinde sarih noktaya iktiran edemedi. Bunun ya dahilden veya hariçden vukû‘una kat‘î bir emare elde edemedik. Bazıları diyorlar ki kendisinin sedîdüttab‘ı ve harekât esnasında maiyetine biraz tazyikâtta bulunmuş olması gibi sebeplerle, doğrudan doğruya kendi etrafında bulunanlardan bu kazanın sadır olabileceğine ihtimal veriyorlar. Fakat yine bazı malûmat vardır ki bunun yakınına sokulan kimseler tasmîm etmiş ve bu suretle vak‘a husûle gelmistir. Her halde sarih ve kat‘î bir malûmat yoktur. Ma‘mâfih tâbiki

tahkikat olunuyor efendim.”
Müessif olay, iki noktada düğümleniyordu: Suikast, kendi birliği içerisinden veya dışarıdan bir el tarafından işlenmişti. Olayla ilgili tahkikat için o sırada nöbet tutan iki er ile yanındaki çadırda yatan yâveri Üsteğmen İhsan ve Karakeçili Müfrezesindeki erlerin ısrarı üzerine Kızılcahamam Müfreze Komutanı Binbaşı Rüştü tevkif edildi.
Seyis erin, Arif Bey’in atının yaralanmasına neden olduğu için vurulması ve aynı birlikte görevli kardeşinin intikam almak istemesi ihtimali üzerinde durulmuştur.
İkinci ihtimal ise, başarı gösteremeyen Binbaşı Rüştü, Arif Bey tarafından idam edilmek istenmiş, araya girenlerden dolayı bundan vazgeçilmiştir. Binbaşı Rüştü, bu duruma çok içerlediğinden Arif Bey’i ortan kaldırmıştır. Bu konuyu Sebahaddin Selek, Milli Mücadele isimli eserinde Arif Bey’in ölüm anını da şöyle nakleder:
‘’Arif Bey, Bolu’dan savaşarak Kızılcahamam’a doğru ilerlerken, Mustafa Kemal’in Karargah Muhafız Bölüğünden ayrılıp kendisine verilen Üsteğmen Şerif Bey’in Makineli Tüfek Takımı erlerinden seyis olarak aldığı bir Mehmetçik elinde olmayarak Arif Bey’in atını yaralar. Buna çok kızan Arif Bey, tabancasını çekerek eri kanlar içinde yere serer. Bu öldürülen çocuğun aynı takımda bir de kardeşi vardır. Kardeşinin ölümüne çok üzülen asker, çok ağlar, gözleri kan revan içinde kaim akşam çadırlar kurulup, herkes çadırına çekilince Arif Bey’i bekleyen emir subayı ve dört eri atlatarak çadıra süzülür. Portatif karyolasında uyuyan Arif Bey’in başına mavzer namlusunu dayayarak ateşler. Kafası parçalanan Arif Bey orada can verir.’’
Sabahattin Selek, Milli Mücadele adlı eserinde, Arif Beyin öldürülmesine ilişkin bir başka iddiada daha bulunur: O da Refet Bey’le Arif Bey arasındaki çekişmedir.
Gazeteci Arif Yağcı, Arif Bey’in katledilmesini bir başka açıdan yazar: ’’Nallıhan Jandarma Kumandanı Sadık Bey için Kemal Paşa kendisine telefon açıp “Sadık Beyin hanımı yakın akrabamdır. Kadın hâmiledir. Sadık’ı öldürme. Buraya gönder. Halk bir ceza verir” dediyse de “Paşam, bu zâbit düşman karşısında gerilemiştir. Buraya ben karışırım” demiştir. Bu sayede çok düşman edindi. Düzce isyanını bastırmaya gittiğinde, Kızılcahamam’da mola verdikleri gece maiyetinden iki kişi tarafından çadırında 11-12 Mayıs 1920 tarihinde başına kurşun sıkılarak öldürüldü. Ankara’dan yanına verilen iki subayın buna göz yumması ve işin ört-bas edilmesi dikkat çekip, hâdisenin Ankara’nın direktifiyle gerçekleştirildiği dedikodusunu doğurdu.’’
Düzce isyanlarını araştıran Rüknü Özkök, Üsteğmen Şerif Bey’e dayanarak, Arif Bey’in ölümünü şöyle anlatır: “Bir çarpışmada atını yaralayan erlerden birisini öldürür. Erin kardeşi de Yabanabat’ta (Kızılcahamam) bir gece çadırında Arif Bey’i vurarak hayatına son verir.” (11 - 12 Mayıs gecesi 1920)
Yılmaz Özdil, Son Cüret adlı eserinde olaya bir başka boyut katar: Adapazarı’nı ele geçirdiler.Anzavur iyice havaya girmişti. ‘Kuva-yı Muhammediye Umum Kumandanı’ ünvanını kullanmaya başlamıştı. Başarılarından (!) ötürü ödüllendiriliyordu. İngilizler takviye olarak dört tüfek, dört top gönderdi. Bolu isyanını bastırmak için Ankara’dan gönderilenYarbay Arif Bey, çadırında ölü bulundu. Hain bir er boğazını kesmişti. İhanet, şah damarımız kadar yakındı. Kuva-yı Milliye’nin emrinde görülen taburun erleri, aslında Anzavur tarafından parayla satın alınmıştı. Arif Bey’in yardımcıları Binbaşı Rüştü ve Üstteğmen İhsan isyancılar tarafından tutuklandı.’’
Sebep ne olursa olsun Arif Bey’in bu şekilde bir suikasta kurban gitmesi, hem zamansız, hem de şanına yakışmayan bir ölüm oldu. Bolu ve civarına bir kere daha hâkim olan âsilerin tenkili, Kaymakam Arif Bey’in ölümüyle yarıda kaldı ve bir taraftan Refet Paşa ve Ali Fuat Paşa’nın gayretleri, diğer yandan Ethem’e bağlı süvari kuvvetlerinin tedip hareketi sonunda 31 Mayıs’da bastırılabildi.
Fakat Arif Bey bunu göremedi. Ölümü üzerine müfrezesi dağıldı. Müfrezenin Arif Bey’e gönülden bağlı çekirdek kadrosunu teşkil eden grubu, kumandanlarının bir tertibe kurban gittiğinin derin üzüntüsü ve asap bozukluğu içerisinde, artık başka bir kuvvette savaşmayacaklarını söyleyip izin istediler. Beraberlerinde getirdikleri Arif Bey’in zatî esyalarını, atını, silahını Afyon Kuva-yı Milliye Kumandanlığı’na teslim ettiler. Milislerinden bazıları, “içimize sokuldular, bizi de öldürecekler” korkusuyla olay duyulur duyulmaz gece karanlığında at sürüp, sağa sola dağılmışlardı. Başka birliklerden onun emrine verilmiş olan nizamiye erleri ile makineli tüfek takımı neferleri ise eski birliklerine iade edildiler.