
Her yıl olduğu gibi bu yıl da temmuz-ekim ayları arasında Emirdağ’daydık.
Temmuz, ağustos, hatta eylül ayının başlarına kadar Emirdağ oldukça kalabalık oluyor. Üstelik bu yıl tam da bizim sokağa festival kuruldu. Curcuna ki ne curcuna…
Ama asıl söylemek istediğim başka.
Ben doğma büyüme Emirdağlıyım. Çocukluğum Emirdağ’da geçti. Ortaokulu burada okudum. Yıllarca Emirdağ Gençlikspor’da futbol oynadım.
1962-1964 yılları arasında öğretmen, 1973-1980 yılları arasında ise lise müdürü olarak Emirdağ’da görev yaptım.
Babam da meslek hayatının tamamını Emirdağ’da nüfus müdürü olarak geçirdi. Herkes onu “Nüfusçu Derviş” olarak tanırdı.
Demem o ki, bence Emirdağ’da öyle kolay kolay tanınmayacak biri değilim.
Gel gör ki o kalabalık yaz aylarında sokakta beni tanıyan tek bir Allah’ın kulu yoktu. Bir tek kişi bile…
İşin ilginç yanı, ben de kimseyi tanımıyordum. Hiç ama hiç kimseyi…
Önceleri bunu yaşıma bağladım. Kendi kendime, “Eee, bizim nesilden kim kaldı ki?” diye düşündüm.
Eylül ayından itibaren sokaklarda tek tük de olsa tanıdık yüzler görmeye, selamlaşıp hâl hatır sormaya başladım. Günler geçtikçe tanıdıkların sayısı biraz olsun arttı. Ama sadece biraz…
İşte o zaman anladım ki Emirdağ, artık bizim bildiğimiz Emirdağ değil.
Zamanın akışı, hayatın acı gerçekleri ve değişen şartlar, tıpkı her şeyi değiştirdiği gibi Emirdağ’ı da değiştirmiş. Hem de öyle böyle değil, bambaşka bir yer hâline getirmiş.
Evet, Emirdağ çoktan bizim Emirdağ olmaktan çıkmış.
Ama olsun…
Bizim için ahde vefa esastır. Tanısalar da tanımasalar da… Selam verseler de vermeseler de…
Çünkü insanın memleketi, yalnızca sokaklarından, caddelerinden ve binalarından ibaret değildir. Orada geçen çocukluğudur, gençliğidir; hatıraları, dostlukları ve geride bıraktığı yıllarıdır.
İnsan değişir, şehir değişir, zaman değişir. Fakat insanın doğup büyüdüğü topraklarla arasındaki bağ kolay kolay kopmaz.
Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür.
Abdülkadir Türkmen














