‘Kur'an-ı Kerim'i okuyan ve hükümleriyle amel eden kimsenin anne-babasına kıyamet günü bir taç giydirilir. Bu tâcın ışığı, dünyadaki güneş ışığından daha güzeldir. Anne-babanın mükafatı böyleyken bir de Kur'an'ı bizzat öğrenen kimsenin mükafatı nasıl olur bir düşünün!’ (1) hadisiyle Efendimiz (s.a.s) Kur’an'ı Kerim’i okumanın, anlamanın ve yaşamanın değerini ve mükâfâtını ne güzel dile getiriyor.
Kalbe şifâ, sıkıntılara ise deva olan Kur’an-ı Kerim, Allah’ı tanıtan, varoluşumuzun gayesini açıklayan hikmetli bir kitaptır. Kur’an kulluğun, kurtuluşun ve ebedi mutluluğun anahtarıdır. Kur’an’ı okuyan, anlayan ve çağlar üstü mesajlarını hayatına uygulayan dünyada ve ahirette huzura kavuşmuş olur. Öyleyse Kur’an’ı okumak, anlamak ve yaşamak gayretimiz, onun müjdelerine nail olmak ise gayemiz olmalıdır.
Maddenin ön plana çıktığı günümüzde Kur’an’ı okuyup anlamanın ve hayatı Kur’an’la yaşamanın ayrı bir değeri ve önemi vardır. Çünkü vicdanlarda Kur’an meşalesi yanmazsa vicdanlar kararmaya mahkum olacaktır. Şu halde imanla bezenmeyen, Kuran'la aydınlanmayan kalpler ne ile parlayacaktır. İstiklâl Şâirimiz Mehmet Âkif bu hakikati ne de güzel ifade etmektedir:
‘Beşerin derdine derman olur, ancak Kur'an
Ona sarılmazsa eğer, canavardan da beterdir insan’
Fert planında başarı ve felahın reçetesi, Kur’an’a ve Peygamberimiz’in Sünnetine sarılmak olduğu gibi toplum planında da kurtuluşun formülü Kur’an’a sarılmak, yavrularımıza Kur’an’ı tanıtmak ve öğretmekle mümkün olacaktır. Anne-babalar olarak, çocuklarımız okuma çağına geldiklerinde onlara duayı, namazı ve Kur’an'ı öğretmeliyiz. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in “En hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğreteninizdir.”(2) müjdesi doğrultusunda yavrularımızın gönüllerini Kur’an ışığıyla aydınlatmalıyız. Onların zihinlerini Rasûlüllah’ın ahlâkıyla süslemeliyiz. Bunu başarmanın yolunun ise ancak Kur’an’a gönül vermekten, onun gönüllere şifa veren hükümlerini öğrenmekten geçtiğini unutmamalıyız.
Bitmez sandığımız şu kısacık hayatımız sona erdiğinde sahip olduğumuz bütün maddi değerlerimiz evlatlarımızın olacaktır. Onlara, dünya hayatı için gerekli mal mülk bırakmayı düşündüğümüz gibi ahiret hayatına yönelik kalıcı miras bırakmayı da ihmal etmemeliyiz. Kalıcı mirasın ne olduğunu ise Peygamber Efendimiz (s.a.s), şöyle dile getirmektedir: ‘İnsan öldüğünde sevabı kesilir. Ancak şu üç şeyden dolayı sevap yazılmaya devam edilir: Faydalanılan eser, istifade edilen ilim ve hayırlı evlat.’ (3)
Gönüller Sultanı, “Evlerinizi kabirlere çevirmeyin” (4) buyurmaktadır. Bizler, Kur’an’dan ve onun hayat veren prensiplerinden mahrumsak, evlerimiz kabristanlara dönmüş demektir. Yürekleri Kur’an aşkı ve sevdası ile dolu gönüller ise ilâhî mesajın nuru ile aydınlanan ve çevresini aydınlatan kutlu neferlerdir. Bu yüzden evlerimizi ilâhî kelâmdan mahrum bırakmamamız, Kur’an’ı gönül ve hayat gündemimize almamız mü'minler olarak en önemli sorumluluklarımızdandır.
Hayat kaynağımız olan Kur’an’ın öğretimini, evlatlarımızın eğitimi sürecinde asla göz ardı etmemeliyiz. Çocuklarımızın, Yüce Kitabımızı tanımaları için öncelikle onlara, nasıl bir kitapla muhatap olduklarını anlatmalıyız. Kur’an’ın, hayatını kaybetmişleri değil, yaşayanları dirilten ruhunu, herkesi kucaklayan sıcaklığını ve yürekleri titreten etkisini onlara hissettirmeliyiz.
Hutbemi bu konuda bize rehber olacak bir ayet-i Kerime mealiyle bitirmek istiyorum:
‘Şüphesiz ki bu Kur’an, en doğru yola iletir. İyi davranışlarda bulunan mü’minlere, kendileri için büyük bir mükâfat olduğunu müjdeler.’ (5)
Kaynaklar:
1-Ebu Davut, Vitr, 14
2-Buhari, Fezail’ul Kur’an, 21
3-Müslim, Vasiyyet,, 3
4-Müslim, Salati-i MÜsafirin, 29
5-İsra 17/9
Hazırlayan:
Diyanet İşleri Başkanlığı














