Para
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Ne koşturuyorsun ardından
Kimileri etmedin mi yurdundan
Öldürürsün sen beni derdinden
Can para canan para
Koştum ardından tutamadım
Lokma oldun yutamadım
Senin derdini atamadım
Sağlık para insanlık para
Gittiğin yere akıyorsun
Yuvaları yıkıyorsun
Yüce dağlara çıkıyorsun
Dert para derman para
Anayı kızdan ayırıyorsun
İstediğini doyuruyorsun
Sen şeytanı kayırıyorsun
Din para iman para
Ömrümü ardında bitirdim
Hep kaçtın ben getirdim
Hangi eksiğimi yetirdin
Beden para nefes para
Latsın uzzasın menatsın
Sevdiğine elbet kanatsın
Aşık: Halil ne inatsın
Cennet para cehennem para.
Halil SARI
Adı Emirdağ
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Bir ilçe düşünün Anadolunun kavşak noktasında. İzmir, İstanbul, Zonguldak, Antalya'ya 5'er, Ankara ve Konya'ya 3 saat uzaklıkta.
Bir ilçe düşünün kaderiyle başbaşa bırakılmış. Yetiştirdiği tarım ürünleri, hayvancılık ve avrupadan gelen eurolarla yıllardır kendi kendine geçinip giden, çevresinde bulunan kendi nüfusunun yarısı kadar büyüklükteki ilçeler kadar bile devletten destek göremeyen. Yıllardır dillendirildi iktidar partisi ile aynı partiden belediye başkanı çıkartamadığı için devlet desteğinden mahrum kaldığı fakat iki dönemdir iktidar partisi ile aynı partiden belediye başkanı çıkartamasıda kar etmedi bu garip ilçeye. Eğer bir ilçenin adı Emirdağ ise destek alamamasının en büyük sebebidir isminin Emirdağ olması.
Emirdağlı kendi başının çaresine bakmasını bilen, kurt misali kendi işini kendisi görendir her zaman. Gurbet göbek adıdır Emirdağlının sıla özlemide soyadı. Kim bilir belkide gurbet acısındandır Emirdağ Türkülerin yanıklığı. Emirdağlı ya köyünde kalıp varsa imkanı çiftçilik ve hayvancılık yapacak, ya az sayıda küçük çaplı esnaflık yapacak, her Türk vatandaşı gibi kazandığı 3-5 kuruşun vergisini verecek ya da gavur ellerine gidecektir acıyla, kahırla, özlemle yoğrulan ekmeğini kazanmak için. Çünkü Emirdağlının çalışıp ekmeğini kazanabileceği ne devlet eliyle ne de özel sektör eliyle fabrika gibi iş sahaları yoktur. Bırakın iş sahasını Türkiyenin dört bir tarafına yapılan duble yolların Çifteler Emirdağ sınırında bıçak gibi kesildiğini görmek bile şaşırtmaz anadolunun göbeğinde unutulan Emirdağlıyı. Bu sebeple avrupaya gitsin kurtulsun mantığı ile genç kızlar ve erkekler evlendirilmektedir hiç tanımadığı kişilerle. Boşanma oranının en yoğun olduğu ilçe olmasının bir önemi de yoktur Nasrettin Hocanın göle yoğurt çalması gibi ya tutarsa... Tutmasa da yapacak fazla bir şey yoktur kağıdını, küreğini, oturumunu alsında avrupaya gitmiş kurtulmuştur "O" artık yakınlarının gözünde. Emirdağ'da, köyde kalsa ne yapacak ki tarla tapan yoksa, iş sahası zaten yok.
Emirdağlı bölünecek parçalanacak gurbetin acısıyla, kahrıyla, memleket özlemi ile yanık yanık türküler söyleyerek yoğrulula yoğrula ekmeğini kazanacak ama yinede devletine yük olmayacaktır. Çünkü onun ilçesinin adı, siyasi partilerin oy isterken hatırladığı Emirdağdır. Herşeye rağmen Emirdağlı olmak bir ayrıcalıktır Emirdağlı için...
Emirdağ Gençliğine Sahip Çıkmalıyız!
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Emirdağ gündemini yaklaşık 5 yıldır yakından takip ediyorum. Aynı zamanda mümkün olduğunca da ilçemiz ile ilgili organizasyonlara katılmaya çalışıyorum. Bugüne kadar yaşadığım izlenimlerim sonucu neden Emirdağ gençliğinin bir araya gelemediği sorusuna net bir cevap bulabilmiş de değilim. Örneğin Emirdağlı olup ta üniversite okuyan gençlerimize ne kadar sahip çıkıyoruz?
Burada acı bir gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor. Yeni yetişen gençlerimize yeterince sahip çıkmıyoruz, bu gençleri bir araya getiremiyor ve de bu gençlere Emirdağ sevgisini aşılayamıyoruz. Bunu söylememdeki amacım bu gençlerimize yardımcı olmak. Marmara Üniversitesinde 5 yıllık üniversite hayatım boyunca kendi çabalarımla İstanbul’da yaşayan Emirdağlı hemşerilerimize ulaşma fırsatı buldum. Sağ olsunlar bugüne kadar ulaştığımız insanlar bizlere İstanbul’da kol kanat gerdiler. Bu tanıştığım insanlar vesilesiyle diğer hemşerilerimizin staj işlerini hallettik. Burada vurgulamak istediğim nokta nesil farkını yaşıyoruz ve gençlerimizle orta yaş üstü hemşerilerimizi buluşturamıyoruz. Amaç gençlerimizin sıkıntılarını dinleyelim, onların sorunlarına çözüm üretelim, birlik ve beraberlik duygusunu aşılayalım, hemşericilik bağlantısını gerçekleştirelim. İstanbul’da birçok ilin dernek ve vakıfları öğrencilerini haftada bir veya ayda bir kez bir araya getiriyor, yemek veriyor veya bir etkinlik yapıyor. Üniversitelerin bahar şenliklerinde stant kuruyorlar, memleketlerini tanıtıyorlar. Bunu aslında bizler rahatlıkla yapabiliriz. Mesela Eskişehir Emirdağlıların yoğun olarak yaşadığı bir şehir ve buradaki üniversitelerde okuyan Emirdağlı öğrenci sayımızda oldukça yüksek. Osmangazi Üniversitesi’nin bahar şenliğinde kampüs içerisine bir topakev kurulup, önünde de bazlama yapılsa ve üzerine Emirdağ kültüründen bir şeyler yazılsa güzel olmaz mı? Marmara Üniversitesi bahar şenliklerinde bazlama yapan bayanlar çok ilgi görmüştü. Biz bunu topakev ile birleştirip yapsak bence çok ilgi çekecektir. Bunu belediyemiz ile görüşüp gerçekleştirebiliriz.
Bir diğer önerimde Eskişehir Emirdağlılar Vakfı’nın burs alan öğrencileriyle ilgili. Yıllarca burs verilen öğrencilerin neden bir araya getirilip tanışma imkanı sağlanmadığını henüz anlayabilmiş değilim. Oysaki bu öğrenciler bir araya getirildiğinde kendilerine sahip çıkıldığını düşünmezler mi? Emirdağ kültürümüz yeni nesil gençliğe anlatılmış olmaz mı? Bir diğer mevzu ise diğer illere giden öğrenci arkadaşlarımızla o illerdeki Emirdağlı hemşerilerimiz buluşturulamıyor. Bir öğrenci gittiği ildeki hemşerisi ile bir çay içse bu bence öğrenci için çok şey ifade eder. En azından ben burada yalnız değilim hissine kapılır. Bu bir öğrenci için çok anlamlıdır bence. Eğer bizler bu öğrencilere şimdi sahip çıkmazsak, ilerde önemli bir konuma geldiğinde bu öğrencimizi kazanmak çok zor olur. Çünkü önceden Emirdağ sevgisi, Emirdağ kültürü bu gencimize aşılanmamıştır. Bu öğrencilerimizi bana göre öğrencilik hayatındayken kazanıp desteklememiz şart. Yoksa sahip çıkılmayan insandan sahip çıkmasını beklemek çok zor olacaktır. Bugün gelecek vaat eden birçok gencimiz var ama biz bu gençlerimizi istihdam etmek için neler yaptık? Mesela Belçika’da bir üniversitede yüksek lisans ya da doktora imkanı için onları destekledik mi? Hep övünürüz ya Belçika’da Emirdağlı çok diye.. İşte okuyan bu gençlerimize Belçika’daki bürokratlar aracılığıyla bir üniversite ile anlaşıp yüksek lisans imkanı yaratılsa fena olmaz değil mi? Bunun gibi birçok sıralanacak öneri ortaya koyulabilir. Bu noktada okuyan gençlerimizi bulup onlara mutlaka söz hakkı vermeliyiz. Eğer Emirdağ olgusunun sadece kimlikte ve mazilerde kalmasını istemiyorsak…
Ziya Ekşi
Öğretmene Mektup
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
SEVGİLİ ÖĞRETMENİM,
Beni tanıdığını, beni anladığını biliyorum. Sana güvenerek içimden geleni seslendirmek istedim...
...
Hayat bu, kimi ağlar kimi güler; sen gülümse öğretmenim. Özün güldükçe yüzün gülüyor. Her gülüşün bin ilaca bedel ...
Hareketlerimizin en kalıcısı nezaket ... Her zamanki gibi kibar ol öğretmenim.
Hem hatıralarımda yaşıyorsun hem hatıralarımı yaşatıyorsun. Davranışlarınla terbiye et öğretmenim.
Ara sıra yanlışlarını görüyorum. Görüyorum ama bunları unutuyorum hemen. Hayatın en büyük esası, samimilik ... Samimiyet içten olmalı ... Samimi ol öğretmenim.
“İyi insan olmak için dışarılara gitmeye lüzum yok.” dersin. İçimizdeki işe yaramaz unsurları atmamızın yetebileceğini söylersin. Bunun farkındayım; iyimser ol öğretmenim.
“İnsanların itibarlısı cömert olanıdır”. Bu yüzden cömert ol öğretmenim.
Sabır, kuvvetin bir başka adı … Kuvvetini koru öğretmenim; sabırlı ol.
“İyiye başla; iyi başla” diye bellettin hep. Başaracağıma inandır öğretmenim.
İnsana büyüklük veren şey, düşüncedir. Daha iyi düşünmeyi öğrenmek istiyorum. Düşündür öğretmenim.
Hakikat önce hayalle başlar. Hayal gücüne sahip olmak, bilgi sahibi olmaktan daha önemli... Hayallerimi zenginleştir öğretmenim.
Çok bilenler az konuşuyor; az bilenler çok ... Buna sen de sabredemiyorsun. Sen sıkıldıkça ben daha çok sıkılıyorum. Sıkıcı olmak, kendine ve bana en büyük ceza ... Asla sıkıcı olma öğretmenim.
Senin sükûnetin, benim huzurum, benim güvenimdir. Sakin ol öğretmenim.
En küçük dokunuşun bana en büyük manivela... Yerinde ve zamanında, lütfen, dokun bana öğretmenim.
“Marifet iltifata tabidir.” dersin. Takdirde cömert ol öğretmenim. Eleştiriyi özel almak isterim; tenkitte cimri ol öğretmenim.
Korkutursan ikimiz de korku içinde yaşarız. Korku, bütün meziyetlerimizi engeller. Korkularımı azalt öğretmenim.
Geleceğimden kaygılıyım. Kaygılarım, zihnimi yanlış kullandırıyor. Kaygılarımı azalt öğretmenim.
Bana başardığım kadar değer verirsen olduğum gibi yaşamaya devam ederim. Eğer bana başarabileceğim kadar değer verirsen olmam gereken yere kadar yükselebilirim. Önemli olduğumu hissettir öğretmenim. Benimle yeteri kadar ilgilen öğretmenim.
“Adalet, solmayan çiçektir.” Adil ol öğretmenim.
Bilgiyi öğrenmenin yollarını biliyorum. Duygularım aklımı karıştırıyor. Bilgiyi kullanmak için doğru kararlar vermek zorundayım, bunu da biliyorum. Bunlar için aklımı kullandır öğretmenim.
Birbirimize haksızlık ettiğimiz zamanlar da var. Alışkanlığa alışkanlıktan uzak durmak istiyorum. Doğruyu bulmak, doğruyu hissetmek, doğruyu yaşamak istiyorum. Suçumu aşmayan cezalarıma razıyım. “Taş yiyen baş, uslanmalı.”... Yanlışımı azalt öğretmenim.
İyiliklerin takipçisi olmazsam kendimi kötüden ve kötülüklerden koruyamam. İyiliğin hiçbir zaman boşa gitmeyen yatırım olduğunu yaşamak istiyorum. Kötüden, kötülükten uzaklaştır öğretmenim.
İnsanları yargılarsam sevmeye zamanım kalmaz. Sen de beni yargılama öğretmenim.
“Söz, kalptekinin tercümanıdır.” derdin hani. Senin sözlerin can azığı ... Anlamak için dinlemek gerektiğini hep söylerdin. Beni dinle öğretmenim.
Önceliğimiz verimlilik değil mi? Başarısızlık yok; sadece sonuçlar var değil mi? Ne yapacağımızı hep biliriz değil mi? Önümü aç öğretmenim.
İşe yaramayan gerçeği ne yapayım? Gerçeği taşıyacak güce sahip olmak istiyorum. Gerçeklere yakınlaştır öğretmenim.
“Sevgi; bilmenin, anlamanın meyvesidir.” demez misin hep. İnsanın en büyük mutluluğu sevebilmesidir. Sevmediğin zamanlar sever gibi yapma. Beni gönlünle sev, kendini sevdir öğretmenim.
Ölçülü sev ki kalımlı olsun öğretmenim.
Gözümü budaktan sakınmıyorum ama gözümün ucuz olmadığını da biliyorum. Beni cesaretlendir öğretmenim.
Her emeğin bir değer olduğunun farkındayım. İnsanın değerinin iş olunca ortaya çıktığını da biliyorum. İşimi kuralına göre yapmak görevim ama bu kurallarda söz hakkım olsun istiyorum öğretmenim. İstemek, değişimin ilk şartıdır. İste, istet öğretmenim. Her şeye rağmen isteklendir, yüreklendir beni öğretmenim.
İnsanlar diğer insanlarla aralarına ya duvar örüyor ya köprü kuruyor. Ben, köprü kuranlardan olmak istiyorum. İletişim becerilerimi geliştir, pekiştir öğretmenim ...
Sevinçle ıstırabım arka arkaya geliyor. Durmadan kurulup durmadan dağılıyorum. Ne kadar çaba göstersem de kontrol edemeyeceğim durumlar var. Eminim sende de aynı ... Rahatla, rahatlat öğretmenim.
Niçin öğrenmem gerektiğini, öğrendiğim zaman bu bilginin ne işe yarayacağını, bilgilerimi nasıl kullanacağımı kavrat. Ne yapacağımı değil ne yaparsam ne olacağını söyle öğretmenim.
Bilmek, bildiğimi de yapmak istiyorum. Tekrarı kavrat öğretmenim.
Beklentilerimi artır öğretmenim. Fark edilmek istiyorum.
Donuk hayatımı renklendirmek istiyorum. Beklediklerimi kontrol et öğretmenim.
Beklemeyi öğret öğretmenim.
Yapamazsın dediklerini yapınca daha çok eğleniyorum. Kendi kendimle de eğlenmek istiyorum. Eğlendir öğretmenim.
Problemlerle karşılaşınca çözümlerde bocalıyorum. Azim olmazsa çözüm olmayacağını kavrat öğretmenim.
Bencillikten uzaklaştır öğretmenim.
Cahile cüret verme öğretmenim.
Hem derdin insana yol gösterdiğini biliyorum hem dertlerimin paylaşılınca azalacağını ... Derdimi dinle öğretmenim.
Herkesin kusuru var diye bellettin bana. Büyük kusurlardan uzak durmak istiyorum. Küçük kusurlarımda bana hak ver; kusurlarımı kapat öğretmenim.
Yanlış hareketlerim de olacak. Beni anla. Özellikle cezalandırabileceğin zaman beni affet öğretmenim.
Değer verdin öğretmenim. Değer verdin ve değer kattın.
“Ya mum ya ayna ol öğretmenim.”
Beni sevdiğini biliyorum öğretmenim. Güvenilmenin sevilmekten daha büyük iltifat olduğunu da biliyorum. Bana güven öğretmenim; “güven ama takip et.”
İsteklerimin çokluğu, seni yıldırmasın.
Düşe kalka ama dosdoğru öğretmenim dosdoğru ...
Bana verilen ve senden alınanı hep merak ettim. Anladım ki:
“Ver ver hiç alma kanunudur bu mesleğin.
Arayacaklar seni öğretmen ama
Kanatlarında olacaksın meleklerin.”
Öğrencin
Özcan Türkmen
Belkide Davet Bekliyorlar
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Geçtiğimiz Perşembe günü Çevre ve Orman Bakanı Sayın Veysel Eroğlu yine ilçemizdeydi. Eroğlu, önce ilçemiz Belediyesini ziyaret ederek burada vatandaşlarla bayramlaştı. Sonra Eroğlu, rutin programının dışında yani diğer ilçelerdeki programının dışında ilçemizde bir açılış yaptı. Aslen Emirdağlı olup, İstanbul'da ikamet eden ve Afrika'da yakalandığı bir hastalık sonucu vefat eden Rahmetli Ömer Halaç anısına yaptırılan Ömer Halaç Diyaliz Merkezi'nin açılışını yaptı Bakan Eroğlu.
Geçenlerde CHP Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Halil Ünlütepe bir konuşmasında Emirdağ'ın devlet imkanlarından en az yararlanan ilçelerden biri olduğunu belirtti. Kimbilir belki de çok doğru söyledi. Durum böyle olunca da iş memleketini seven hayırsever Emirdağlılara düşüyor.
Bunun en güzel örneğini geçtiğimiz Perşembe günü gördük.
Bunun yanında Metin-Zülbiye Sarı Anadolu Lisesi, Perihan-Kemal Çuna Yatılı İlköğretim Bölge Okulu, Emirbaba Camisi (Rahmetli Dede Koyuncu tarafından yaptırılmış ama Emirbaba ismini almıştır) gibi kurumlar ve camiler de Emirdağlıların ne kadar hayırveser olduklarının birer göstergesi... Yani aslında Emirdağlı memleketine birşeyler yapmayı her zaman istiyor. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın memleketini unutmuyor...
Küçüklü, büyüklü bu tür yardımsever hemşehrilerimizi saymakla bitiremeyiz...
Memleketini bu kadar çok seven insanların yetişip, büyüdüğü bir yerde aslen Emirdağlı olup, Emirdağ'a yatırım yapmak isteyen işadamları yok mu peki? Elbette var... Geçenlerde yine İstanbul'da yaşayan önemli işadam larımızdan biri bu konuyu bana söyledi. İstanbul'da yaşayan Emirdağlı işadamları da Emirdağ ile ilgili birşeyler düşünüyorlar dedi. İşte tam bu noktada ilçemiz Kaymakamı, ilçemiz Belediye Başkanı ve ilçemiz Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı'na büyük görevler düşüyor. Emirdağ'a fayda sağlayacak düşüncesiyle Avrupa'ya bile giden ilçemizdeki yöneticilerin Türkiye ayağını da bir şekilde organize etmeleri gerekiyor bana göre.
Öncelikle İstanbul'da, Ankara'da, Eskişehir'de, İzmir'de yaşayan onlarca belki de yüzlerce Emirdağlı işadamının bir tespiti gerekiyor. Sonra il il bu hemşehrilerimizin ziyaretine gidilerek Emirdağ için birşeyler yapmaları istenebilir. Ben, böyle bir organizasyonun Emirdağ için çok faydalı olacağını düşünüyorum. Görüyoruz ki Emirdağlı nerede olursa olsun nerede yaşarsa yaşasın memleketine birşeyler yapmak istiyor.
Belki de birilerinin kendilerini Emirdağ'a davet etmesini bekliyorlar...
Son olarak, Perşembe günü açılışı yapılan Ömer Halaç Diyaliz Merkezi'nin ilçemize hayırlı-uğurlu olmasını diliyor, Rahmetli Ömer Halaç'ı bir kez daha sevgi ve saygıyla anıyoruz...
Mekanı cennet olsun...
Sağlıklı ve huzurlu bir hafta dileklerimle hoşcakalın...
Yaylalar Yaylalar
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Ömer Özkan
Çevre ve Orman Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu’nun yeni bir projesi var: “Bal ormanları”. Sayın Eroğlu bu projeyi Afyon’da başlattı. Veysel Eroğlu Şuhutlu. İçimizden biri. Sayın Eroğlu’nun büyük barajlar dışında, 2000’e yakın dere projesi var.
27.Ekim.2010 tarihli Radikal Gazetesinde Güven Eken diye biri, Sayın Eroğlu’na çamur atmaya yeltendi. Bu tuzu kuru gazeteci: “Kimdir Eroğlu? Eroğlu Anadolu’nun iki bin deresini satan kişidir. Rize Senoz’da seksen yaşındaki anasıyla kimseye zararı dokunmadan yaşayan Nacaklı Sinan’ın yaşamını sefil eden adamdır.” dedi ve şöyle devam etti: “Bu nedenle, Türkiye’nin koca bir şantiyeye dönüşmesine karşı çıkan ve bu toprakları seven milyonlarla beraber…son nefesime kadar…mücadele edeceğim.” Yani Veysel Eroğlu, çağın gereği “temiz enerji” teknikleriyle yurdumuzu bir baştan bir başa baraj ve göletlerle, HES (hidroelektrik santralleri)’lerle adeta bir şantiyeye dönüştürmüş. Bu inanılmaz hamleler arasında da Rize Senoz’lu seksenlik bir kadınla, Nacaklı Sinan’ın (ve bunlar gibi dere sakinlerinin) rahatları bozulmuş, binlerce aile sefil olmuş…vs…vs…
Bu gazeteci geçinen muhabir müsvettesi, elbette dünyada olup bitenleri takip eden kültürlü bir birey değil. Yeşil teknoloji nedir? Temiz teknoloji nedir? Hatta biyo teknoloji nedir? Bu zavallı böylesi yeni kavramlardan haberli mi acaba? Nereden olacak? O doğa aşkıyla yanıp tutuşuyor ya? Bizim toplum böyle akıl garibanlarını baş tacı yapar. Öte yandan bunlar öyle demagoji ustasıdırlar ki, seksen yaşlı ninelerinin rahatı uğruna ülkenin kalkınmasını bile görmezden gelirler. Bu kadar geniş, bu kadar önemli çağdaş kalkınma projelerini bin bir güçlükle hayata geçiren, uygulamaya koyan Veysel Eroğlu gibi halk çocuklarını gözlerini kırpmadan “vatan hainliği” ile suçlamaktan utanmazlar. Türkiye bu aydın(!) kafalardan neler çekti neler!
Vadi ve derelerin ıslahı…enerji kaynaklarından, turizm potansiyellerinden yararlanmak vatan hainliği mi? Dağlarımız yeşillendirilse, meşelerle, çamlarla, bal ormanlarıyla tekrar eski gelinliğine kavuşturulsa yer yerinden mi oynar? Hükümet, giderek yok olmakta olan yaylalarımıza el atsa, kalıcı asfalt yollarla, göletlerle alt-yapıyı donatsa kötü mü olur ? Bu yaylalar, bu temiz doğa, bu az yağışlı dağ iklimi, ilçemiz için bulunmaz bir nimettir. Arabın nasıl kuru çöllerde petrol yatakları varsa, bizlerin de Emir Dağları gibi muazzam bir zenginliğimiz var. Yıllardır: “Emirdağ nasıl kalkınır?” türküsü çığırıyoruz. İşte maden! İşte halkın sesine kulak veren bir hükümet! İşte devlet! Bu hükümet elimizden tutar. Bu yöneticilere ağlarsak, derdimize deva olurlar! Sayın Eroğlu’na Aydın Doğan’ın çömezleri çamur atıyor. Bu değerli insanı vatan hainliğiyle suçlamaya yelteniyor.
Veysel Eroğlu içimizden biri. Halk çocuğu. Hem Necdet Demiral kardeşimiz Sayın Eroğlu ile gece gündüz beraber çalışıyor. Onun danışmanı. Bu güzel insanlar sırt sırta vermişler, Türkiye’yi şantiyeye çevirmişler. 2000 projenin içine bir de Emir Dağlar projesi neden katılmasın? Sayın Eroğlu kişisel çabalarıyla ilçemizde bir dizi yatırım başlattı. Dağlarımızı imar etmekten neden kaçınsın? Hele bir kez isteyelim. Ne diyecek bakalım?
Bu günlerde, ABD Merkez Bankası (FED) yeni toplumsal kalkınma programları üretiyor. Avrupa Birliği böylesi projeleri sonuna kadar destekliyor. Bizim kendi devletimiz bu gelişmeleri, yeni zenginlik kaynaklarının yaratılması olarak doğru değerlendiriyor. Bakınız, bu yeşil teknoloji konusu, önümüzdeki hafta Seul’de yapılacak G-20’ler zirvesinde de ele alınabilir. Zira işsizliği önlemek için dünya, geniş tabanlı toplumsal zenginlik kaynakları yaratmaya yöneliyor.
Şunu iyi bilelim ki, bundan böyle devlet, istese bile sanayi yatırımı yapamaz. Bu çağda devletin görevi, zenginliği tabana yaymaktır. Piramidin alt sıralarında yer alan yığınların gelir düzeyini yükseltecek geniş tabanlı toplumsal projelere imza atmaktır.
Yazımızı bitirirken acaba diyoruz, gün gelir de bu güzelim dağlarda, bu nemsiz, ter-temiz mis gibi kokan yaylaların her koyağında, eskisi gibi şırıl şırıl sular akar mı? Bu yaylaların yamaçları, her köşesi meşe, çam, kayın, çınar, kabaağaç, ceviz, kestane vb.gibi bin bir türlü ağaçla donanır mı? Dağlarımız yeniden o güzel gelinliğini giyebilir mi? Akşam olurken, gün batarken koyunlarla kuzuların o muhteşem “emişme” sahnelerini bir daha görebilir miyiz? Beş yıldızlı olmasın, üç yıldızlı bile olsa, güzel, temiz bir otelde, bir motelde, bir pansiyonda ya da bir “topak ev”de, sabah serinliğinde uyandığımızda, önümüze konan o mis gibi “teneke kaymağı” ile bir daha sabah kahvaltısı yapabilir miyiz?
Acaba…acaba…acaba! Neden hep acaba yahu? Bunlar bilgi çağına giderken olmayacak şeyler mi? Bunlar hayal mi, bunlar ütopya mı? Bunların gerçekleşmemesi için geçerli bir bahaneniz var mı!
İş Adamı Yaşar Gözel
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Biyoğrafiler

Yaşar Gözel 1966 yılında Emirdağ Kacerli mahallesinde doğdu.Atatürk İlköğretim ve Emirdağ Ortaöğretim’in 3. sınıfına kadar Emirdağ’da süren eğitim hayatına, daha sonra Bandırma Devlet Yatılı Okulu, ardından Polis Koleji, Ankara Hukuk Fakültesi ve Polis Akademisi’nde lisans, Ortadoğu Amme İdaresi Master ve Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde Kamu Yönetimi Yüksek Lisansı ile devam etti.1989 yılında Polis Akademisi mezuniyeti ile fiilen başladığı,Polis Amirliği görevini yaklaşık 14 yıl sürdürdü.
Bu süreç içerisinde, Emniyet Teşkilatı’nın ve bağlı bulunduğu Bakanlıkta kritik görevlerinde bulundu. Çeşitli birimlerin kurulması veya yeniden yapılandırılması gibi hukuki altyapı ile ciddi meslek bilgisi gerektiren görevler aldı. Yaklaşık otuz beş ülke ile ülkemiz arasında imzalanan anlaşmanın hazırlanma ve imzalanması görevlerini ifa etti. 1993-1995 yılları arasında Hakkari’nin Çukurca İlçesinde 2 yıllık Güvenlik görevi sırasında ciddi boyutta zor görevlerde bulundu.
Strazbourg’da bulunan Avrupa Parlamentosu çatısı altında önemli uluslararası çalışmalara katıldı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde görevlerde bulundu.
1995 yılında Bosna Hersek’teki üzücü iç savaşlar sırasında iki sene Birleşmiş Milletler adına IPTF (Uluslararası Polis Gücü) Teşkilatı’nda görev yaptı. Bu görevlerin ifası sırasında akademik çalışmaları da ihmal etmeyerek çalıştığı departmanların görev alanlarında 80 civarında akademik nitelikli araştırma ve üç kitap yazdı.
Üç yabancı dili çok iyi seviyede konuşmakta.

Yıllarca Devlet nezdinde önemli görevleri başarı ile gerçekleştiren Emirdağ´lı Hemşerimiz 35 yaşından sonra önemli bir karar alarak Emniyet teşkilatındaki görevinden istifa ederek 2001-2003 yıllarında, geçici görev ile TBMM’de danışmanlık görevini yürüttü. Hemen ardından da Fransız Dünya Devi BOUYGUES Şirketinin yöneticileri ile tanıştırak Toyran İnşaatı kurdu ve iş hayatına atıldı.
Bu şirketin ve benzeri büyük şirketlerin uhdesinde ; 2001 yılında Türkmenistan Petrol Bakanlığı Binasının 22 000 m2 inşaatı, 2002 yılında Türkmenistan Merkez Bankası ile Ziraat Bankası Genel Müdürlükleri iç yapıları, 2003 yılında dünyanın en büyük Drama Tiyatrosunun tüm çelik ve yürüyen mekanik sistemleri ve sahnelerinin yapımı, 2003 yılında Orta Asya’nın en büyük Buz Pateni Çelik yapısı ( Çelik açıklığı 62 metre ile Türkiye’de çelik mühendisliği açısından sadece Fenerbahçe Stadının çelik açıklığı geçmektedir)
2004 yılında Aşkabat Teleferik Çelik Taşıyıcı Sistemleri,
2005 yılında Sergi Sarayı Konferans Salonları ve Çelik Taşıyıcıları,
2006 yılında Kilim Müzesi ve Güzel Sanatlar Akademisi İç inşaatı,
2007 yılında Rusya Ekaterinburg’daki HYATT Regency Hotel Çelik ve Alüminyum inşaatı.
2008 yılında Türkmenistan Milli Savunma Bakanlığı Askeri Tesislerinin yapım işi
2009 Yılında Türkmenistan Haberleşme Bakanlığı Binası yapım işi
2010 Yılında Türkmenistan Devletine Dünyanın en büyük Atış Poligonu ve Eğitim alanı yapımı işi
Aynı yıl içerisinde Türkmenistan Cumhurbaşkanlığı Binası içerisine Eğitim alanları yapım işini gerçekleştirdi.
İşadamı Yaşar Gözel´in sahibi bulunduğu Toyran Gruop bünyesinde Toyran Yapı İşleri Şirketi, Toyran Dış Ticaret Şirketi bulunmaktadır.
.














