23 Nisan Gösterilerinden Aziziye İlköğretim Folklor Gösterisi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Videolar
Gavurcuya Mektup
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Hakiki Kabakçı
Geldin izine araban Mercedes.
Bilmem ki iyimi ettin gavurcu.
Bizi de ettirdin gavura heves.
Bir ay sonra çektin gittin gavurcu.
Gelipte bir ay parayı saçınca.
Arabandaki konfora da bakınca.
Bir haftada denize kaçınca.
İnan ciğerimi söktün gavurcu.
Kahve sigaradan başka bilmezmisin hediye
Faydan oldumu köyündeki okul yada camiye
Ben gelesiye anamın ölüsü kokmasın diye.
Köyüne morgdan başka ne diktin gavurcu.
Sen izindeyken başkası basar somaj kartını
Eskişehirde evin yoksa çiğniyorsun gavurculuğun şartını.
Çarşıda pazarda giymeye utanmıyormusun şortunu.
Arı hayayı tamamıyla yıktın gavurcu.
Senin sayende SAK oldu adı poşetin.
Boşu boşuna Eskişehirdeki evi döşedin.
Sen sanırsın ki yaralı parmağa işedin.
Elindeki parayı boşa döktün gavurcu.
Düğün yaptın üç gün üç geceyle.
Hacı dedeyi bile oynattın hacı ebeyle.
Boynundaki zincirle kolundaki cebeyle.
Düğünde ne de güzel sektin gavurcu
Küfretmenin (Sövme) Kötülüğü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İslam dini her türlü kötülük ve incitmeye karşıdır. Çünkü, İslam insanı insan etmeye gayret eder. Hakiki insaniyet mertebesine ulaştırır. Bu nedenle İslam, insanı her türlü kemalat ve güzelliğe ulaştıracak emirleri verdiği gibi, her türlü rezillikten ve çirkinlikten uzaklaştıracak fiilleri de yasaklamıştır. Bu sebeple küfür veya sövme dediğimiz karşıdaki insanları rencide eden her türlü söz ve fiil günahtır, haramdır. Peygamber Efendimiz (sav): “Müslümana sövmek günah, onunla savaşmak ise küfürdür”(1) buyurarak bizi ikaz etmiştir.
Bize nasıl davranılmasını istiyorsak başkalarına da o şekilde davranmamız gerekir. Sevgili Peygamberimiz: “‘Kişinin anne ve babasına sövmesi büyük günahlardandır’ buyurmuşlardı. Orada bulunanlar: ‘Hiç kişi anne ve babasına söver mi?’ dediler. O da: ‘Evet! Kişi, bir başkasının babasına söver, o da babasına söver; annesine söver, o da bunun annesine söver!’ buyurdular.”(2) Ayrıca Efendimiz (sav) sövülen veya hakaret edilen kimse buna layık değilse, sözlerin söyleyene döneceğini haber vererek şöyle buyurmuşlardır: “Hiç kimse, bir başkasını günahla veya dinsizlikle suçlamasın. Şayet itham edilen kişide bu vasıflar yoksa o söz, onu söyleyene döner.”(3)
Peygamberimiz (sav) diğer Müslümanların elinden ve dilenden emin olduğu kimseyi gerçek Müslüman olarak nitelendirmiştir. Bu sebeple bir hadis-i şerif; birbirine karşılıklı olarak küfreden kimselerden asıl günahın, ilk başlayana ait olacağını bildirmektedir.(4) Bir de bazen mukaddes bildiğimiz değerlere, dine, imana, kitaba küfredildiğine şahit olmaktayız ki, bu tür küfürler insanın özellikle dini hayatı açısından çok tehlikeli sözlerdir.
Oy Namustur, Namusta Para İle Satılmaz
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Sevgili okuyucularım bir seçim dönemi de acısı ile tatlısı ile sona erdi. Fakat tüm Türkiye de olduğu gibi ilçemizde de çeşitli yorumlar, dedikodular yapıldı. Bir süre daha da yapılmaya devam edecek gibi görünüyor. Bu bir imtihandır sonunda mutlaka kazananı ve kaybedeni de olacaktır. Sonuçta kazanmasını bilmek kadar kaybetmesini bilmekte lazımdır. Bunu ben dün dedim bu gün de diyorum “Kim kazanırsa kazansın sonuçta Emirdağ kazansın” inşallah kazanan Emirdağ oldu. Bunu zaman gösterecektir.
Yeni başkanımız Sayın Pala 08 Nisan 2009 günü görevi resmen teslim aldı. Gözlemleye bildiğimiz kadarı ile bir şeyler yapma gayreti içerisinde inşallah başarılı olur. Sonuçta onun başarısı Emirdağ ın başarısı olacaktır. Fakat şunu herkes bilmelidir ki insanlara çamur atmak yakışıksız bir davranıştır. Ben hiçbir zaman doğrularımdan dönmedim. Ben dün neysem bu günde oyum. Herkes bunu iyi bilmelidir. Bende satılık kalem yoktur. Kalemimi kırarım ama hiçbir zaman satmam. Bu ilçe için bir şeyler yapan insanlarda görüşü ne olursa olsun başımın tacıdır. A partili ya da B partili olmuş hiçbir zaman önemli değildir.
Önemli olan Emirdağ dır. Bu böyle biline. Yukarıdaki başlıkta da belirttiğim gibi “Oy Namustur, Namusta Para ile Satılmaz. En az oyunu satan kadar parayla oy alanda suçludur.
Peygamberimizde Çocuk Sevgisi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yüce dinimiz, çocuk terbiyesine, sevgisine ve çocuk haklarına büyük önem verir. Peygamber Efendimiz (sav) de çocuklara duyduğu sevgi, şefkat ve merhametiyle bizlere örnek olmuştur. “Onlar benim dünyada iki gül’üm” dediği torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’le şakalaşır onları sırtına bindirir, omzuna alır, eğlendirir neşelendirir oyunlarına katılır, öper okşar ve severdi. Bunlar o toplumun yadırgadığı, hoşlanmadığı hatta ayıpladığı şeylerdi.
Peygamberimiz savaş zamanında bile çocukların gözetilmesini kadınların ve ihtiyarların öldürül memesini tembih etmişlerdi. Mekke’nin fethi esnasında O’nu çok sevindiren manzara bir gurup çocuğun kendisini karşılaması olmuştu. Onların hepsini severek hatırlarını sormuş, içinden ikisini de bineğinin terkisine almıştı.
Bir savaş esnasında bir kaç çocuğun, çarpışan iki taraf arasında kalıp öldüğünü görünce bundan çok büyük üzüntü duymuş “Ey Allah’ın Resulü neden bu kadar çok üzülüyorsunuz onlar müşrik çocuklarıdır” denilince de şu ibretlik cevabı vermişlerdir: “Bunlar müşrik çocukları da olsalar masumdurlar. Dikkat edin çocuk öldürmeyin! Her insan tertemiz fıtrat üzere yaratılmıştır”(1)
Çocuk sevgisinde denge de çok önemlidir. Havle bintu Hakim’in rivayetine göre bir gün, Resulullah (sav) kızı Fatıma (ra)'nın iki oğlundan birini kucaklamış olduğu halde evden çıkar ve şöyle buyururlar: “Siz var ya, sizin yüzünüzden (ebeveyniniz) cimriliğe, korkaklığa ve cehalete düşüyorlar.”(2)
Bir ayette ise: “Ey iman edenler! Ne mallarınız, ne evlatlarınız sizi Allah’ı zikretmekten alıkoymasın! Bilin ki böyle yapanlar, en büyük kayba uğrarlar”(3) buyurmak suretiyle Rabbimiz, evlat sevgisinde dengeyi göstermiştir. Ayrıca Allah’ı ve Peygamber Efendimizi herkesten fazla sevmemiz gerekirken, onlar gibi hatta daha fazla bağlandığımız çocuklarımız büyüdüklerinde problem olmakta ve anne babalar en çok zararı, aşırı ilgi gösterdikleri çocuklarından görmektedirler.
Sohbet Evleri
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Asırladır içimizden birisinden bahsederken huyundan, ahlakından, alışkanlıklarından, prensiplerinden söze ederiz de, programlı yaşayıp yaşamadığından söz etmeyiz. Demek ki içimizden bir tane bile kendi yaşayışına yön vererek yaşayan çıkmamıştır.
İzmir de kolej öğretmeni bir Amerikalı çiftin misafiri olmuştum yıllar önce. Evlerine adım atar atmaz önüme bir haftalık bir program sürdüler. Her günün saat saat, dakika dakika yaşama dilimi vardı. O programlı hayata ki; gezmekten başka bir şey yaptığımız da yoktu, iki gün dayanabildim ve özür dileyerek ayrıldım.
Biz, toplumumuzu ve kendimizi bizden büyüklerin sohbet toplantılarını dinleye dinleyerek tanıdık. Eskiden bu imkân pek çoktu.
Bir babanın veya annenin şimdi bile çocuklarına söyleyemediği pek çok şeyi, o kendi aralarında yaptıkları muhabbetlerden kaptık.
Öğretmenliğimin o ilk yıllarında ki köy odaları sohbetlerinin doyumsuzluğu ve özlemi var hâlâ.
Ne var ki APTAL KUTULARI evlerimizi işgal edeli beri, atalarımızın yaptığı o muhabbetleri bizler yapamaz, onlardan aldıklarımızı çocuklarımıza değil, birbirimize bile satamaz olduk. Ve eriyen zamanımızın yanısıra pek çok değerlerimiz de yok olup gitmekte.
Konuşmayan dil, üretmeyen beyin, gerçek işlevlerini yapmayan vücutlar taşır olduk.
Sevinilecek tek yan, bu şekilde bir ömür tüketiyor olmamızdan çoğunluğumuzun memnun olmayışı ve bir arayış içinde bulunuşumuz.
“Güne doyabilme, yaşadığımızı hissedebilme arayışı.”
Hz. Muhammed (sav)in Peygamberlik Yönü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Cenab-ı
Hak insanlığın var oluşuyla birlikte onları doğru yola çağıran peygamberler
göndermiştir. İnsanların kolayca anlayıp örnek alabilmeleri için de
peygamberleri kendileri gibi insanlardan seçmiştir. Bu aynı zamanda Rabbimizin
bizim için büyük bir lütfu olmuştur. Bir ayet-i kerimede Rabbimiz şöyle
buyurur: “Gerçekten Allah, kendi içlerinden birini, onlara âyetlerini okuması,
Onları her türlü kötülüklerden arındırması, Kendilerine kitap ve hikmeti
öğretmesi için resul yapmakla, müminlere büyük bir lütuf ve inâyette
bulunmuştur.”(1)
Hz.
Muhammed (sav) de diğer peygamberler gibi insanlar arasından seçilmiştir. Ancak
onun insanlar arasından seçilmiş olması, her yönüyle diğer insanlar gibi olduğu
anlamına gelmez. Evet o beşeri özellikleri itibariyle bir anne-babadan dünyaya
gelmiş, yiyen, içen, alışveriş yapan bir insandır. Ancak aynı zamanda,
Rabbimizin; “O asla hevasından konuşmaz. Onun konuştuğu ancak kendisine yapılan
vahiydir”(2) dediği bir insandır. Abdullah bin Amr diyor ki: “Bana,
‘Efendimizin ağzından çıkan her şeyi yazıyorsun, ama; O'da bir beşerdir.
Yumuşak olduğu an da olur, öfkeli olduğu an da.. bazen arzu etmediği şeyler de
söyleyebilir’ dediler. Bunun üzerine ben de, hadis yazmayı bıraktım. Sonra
Efendimizle karşılaştığımda durumu haber verdim. Buyurdular ki: ‘Yaz! Nefsim
elinde olan Allah'â yemin ederim ki, bu ağızdan haktan başka bir şey
çıkmaz.’”(3)
Peygamber
Efendimiz (sav)’in bir insan olmasını aklı almayan, bir melek veya başka bir
varlık olması gerektiğini düşünenlere Kur’an-ı Kerimde: “Zaten, insanların
ekserisinin, kendilerine hidâyet geldiği halde iman etmemelerinin başlıca
sebebi: ‘Allah bula bula bir insan mı seçip halka elçi gönderdi?’ demeleridir”
buyrularak, Efendimize şöyle söylemesi emredilmektedir: “Onlara deki: ‘Eğer
yeryüzünde melekler yerleşip dolaşsalardı o zaman Biz onlara melek elçi
gönderirdik.’”(4)














