Aşçıbaşı Ramazan Kır
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Biyoğrafiler
Ramazan Kır, 1964 yılında Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesine bağlı Davulga Kasabası'nda dünyaya geldi. İlkokulu Eskişehir’in Hamidiye Köyünde okuyan KIR, Ortaokulu Mustafa Kemal İlköğretim Okulu’nda tamamladı.
1980 Yılında Antalya'da Otelcilik ve Turizm Eğitim Merkezine imtihanla girdikten sonra başarı ile bitirerek ilk olarak Talya Oteli'nde işe başladı ve burada 3 yıl çalıştı. O zamanlar Talya Oteli, Antalya’nın tek otelidir.
Otelciliğin hizmet anlamında “Altınçağı” askerlik zamanındayken geldi ve Çanakkale Jandarma Kampında mutfak sorumlusu olarak 7 ay görev yaptıktan sonra, komutanın özel aşçısı olarak Denizli’ye gitti Ramazan KIR. Geri
kalan Vatani görevini Denizli’de tamamladı.
1986 yılında Club Sera’da Production Chef olarak işe başladı. Bu arada görev gereği Sous Chef ve Executive Head Olarak yurt dışında da kaldı. Almanya Frankfurt Marriott Otelde 1 Ay süre ile Türk yemek festivaline katılış.
Malta da Corinthia Otel grubunda 4 ay süre ile hem eğitim almak hem de eğitim vermek amaçlı kaldı. KKTC’de Oscar Otel’de Executive Head Chef olarak 1 yıl çalışdı. Mesleğini profesyonel olarak hala devam ettirmektedir. Yabancı dil olarak da, orta derecede İngilizce bilmekte.
Tecrübeli Executive Chef ''Tecrübe Para gibidir, Kazandıkça harcarsın''felsefesini kendisine ilke edindi ve yıllarca Türk mutfağına emek vermiştir.
Sayısız otelin Yiyecek konseptin hazırladı ve açılışını yaptı.
Gavurcuya Mektup
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Videolar
Belçika Seçimleri
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
şurda bir kaç gün daha seçmenim.
ondan sonra türkiyeli göçmenim.
adayları görüyoruz seçimden seçime.
sonra işim olsa tekme yerim kıçıma.
seçim öncesi sevmem işkembesinden atanı
st.jossede başkan göremedik EMİR bakanı.
Schaerbekte başkan yardımcısı SAİT i
unutmadık rue josephattaki ofsaiti.
eski vekil EMİN in boyu kadar seçim afişi.
Seçildikten sonra gören varmı bir kişi.
geçen seçimde HALİS adına şarkı yaptırdı.
Demirel gibi her seçimde olunca bıktırdı.
Gözden kalbe bir yol…..
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Gözler kalbin aynısıdır yalan nedir bilmez onlar siyah mavi yeşil olsun aşkı inkâr etmez onlar!
Yağmur gibi damla damla seven gözler kavuşurlar gözden kalbe bir yol gider ayrılanlar kavuşurlar.
Gözler kalbin aynasıdır yalan nedir bilmez onlar
Siyah mavi yeşil olsun aşkı inkar etmez onlar.!
Güzel bir şarkı sözü ile yazıma başlamak istedim. Evet, dostlar gözler kalbin aynasıdır. Karşımızdaki kişinin ne demek istediğini, gözlerine baktığımızda anlayabiliriz. Tabi ki, anlayana demek gerekir. Çünkü öyle insanlar vardır ki gözlerine bakmayı bırakın söylenen sözleri de anlayamazlar. Bu durumda gözlere bakmakta anlamsız olur öyle değil mi....
Çok yalan söyleyen gözler vardır. Sanırım gözler kalbin aynısıdır, cümlesi sadece şarkılarda mı kaldı dersiniz.
Köşe yazımı yazmaya başladığımda çevremde küçük bir araştırma yaptım. Sonuç ne acıdır ki, hayatta bırakın gözlerin doğruluğunu insanların doğruluğunun nerdeyse yok olmaya yüz tuttuğu bir zaman dilimi içersinde yaşıyoruz ne yazık ki. Üzülecek halimize sonradan ağlayacak gözlerimiz bilmeden gülüyor.
Beyaz Sarayın Önü Bomboş
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Yıllardır çok yazıldı ve çizildi. Bende çok yazdım. Fakat belki de zamanı gelmemişti. Evet, yeni belediye başkanı Sayın Cengiz Pala Otopark ve kaldırım konusuna el attı. Bu gün ilk defa bir konuda çok mutlu oldum. İki sefer Cumhuriyet Meydanındaki Beyaz saray işhanının önüne park yapmaktan ceza yemiştim. Ama artık hiç zoruma gitmiyor. Artık Beyaz sarayın önü bomboş, demek ki isteyince oluyormuş. Devlete ödediğim park cezası artık içimi yakmayacak. Çünkü artık kimse oraya aracını park edemeyecek. Yok, ben park yaparım cezamı da öderim derse ne ala. Kısacası demek ki isteyince oluyor. Yıllarca otopark yazıldı çizildi. Sahi önceden burası neden boşaltılamıyordu? Evet, şimdi sıra vatandaşın aracını park edebileceği otoparka geldi.
İstanbul’un Fethi ve Fetih Ruhu
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Tarihte cereyan eden olaylar, haiz oldukları değerlerine göre önem taşırlar. Bir devri kapayıp yeni bir devri açan İstanbul’un fethi, önemi itibariyle, insanlık tarihinin en önemli olaylarından biridir. Bu fetih, Türk-İslam tarihinde üstün değerler kazanmıştır. Onun mana ve ehemmiyeti büyüktür. Hz. Peygamberin bu hususta büyük bir müjdesi vardır: “İstanbul mutlaka fetholunacaktır, O’nu fetheden komutan ne güzel komutan ve o’nu fetheden asker ne güzel askerdir.”(1)
Peygamberimizin bu müjdesine nail olmak amacıyla, Fatih Sultan Mehmet ve onun şanlı ordusu her tür zorluğa göğüs gererek, büyük fedakârlıklar göstererek ve kanının son damlasına kadar düşmanla çarpışarak tarihimizde önemli yeri olan İstanbul fethetmiştir. İstanbul’un fethini kendisine ve ordusuna nasip ettiği için Allah’a hamd ve şükür secdesine kapanan genç hükümdar Fatih Sultan Mehmet bir ferman çıkararak, dil, din, ırk farkı gözetmeden; can, mal ve ırz emniyetinin garanti altına alınacağını ilan ettirmiştir. Yoksulları doyurmuş, herkesin inançlarını rahatça yerine getirmesine müsaade etmiş ve böylece hem İstanbul’u hem de gönülleri fethetmiştir. Bu sebeple İstanbul kısa zamanda dünyanın ilim, sanat ve kültür merkezi haline gelmiş ve bütün ülkelere her konuda örnek olmuştur.
Adaçalı
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Oğlum, Emirdağ’a gittiğini, Adaçalı’ya adını veren ağaçları orada göremediğini, neden kesildiğini soruyor,Prof. Dr. KONUK’da:
“Hakan, onlar kesilmedi yakıldı,” diye, cevaplıyor.
Adaçalı…
Çocukluğumuzda gitmemiz yasak olan ve o yasağı kırmaya cesaret edebilen biz mahalle arkadaşları..
Eteğindeki Yergöçüğü. Geride kalanarkadaşları beklemek için Yergöçüğü başındaki mola. Mola sırasında göçüğe inen cesur ağabeylerimizin anlattığı şarıl şarıl bir nehrin sularının sesi geldiği ve adını koyamadıkları bir maden yatağı olduğu. Söylentiye göre göçüğe bir çuval saman dökülmüş ve samanlar ova köylerimizin birisinde falanca kuyudan çıkmış…
Mola bitiminde, haşhaş yağlı, yoğurtlu, yumurtalı dürümler de biter elbette. O zamanlar su, sadece ağzı mısır sömeği tıpalı testilerde taşındığından, testiyi taa Adaçalı’nın tepesine kadar da taşımayı herkes gereksiz gördüğünden biz çocuklar tarafından ihtiyaç dışı görülür, susadıkça bulabildiğimiz bir gaklıktan susuzluğumuzu giderek kadar su bulabileceğimize inanırdık. Kısacası yanımıza su almazdık.
Tepeye tırmanışta bir yarış başlardı. Hedefe yaklaştıkça enerjimiz artardı. Dört-beş asırlık ardıç(sanırım) ağacının gölgesinde, püfül püfül yelde terimizi kurutur, ağaçların gövdesini inceler, altındaki mezar şekline sokulmuş iri taşların olduğu adak ardıcının dallarından birisine giysimizin birisinden kopardığımız parçayı bağlardık; dua eder, dileklerde bulunurduk. Bazı bez parçalarına bağlanmış yüzpara, beş, on, hatta yirmibeş kuruşlukları kimse almayı aklından bile geçirmezdi. Her ne kadar bu yaptıklarımız bazılarına göre batıl gözükse de, yaptığımız duanın, bağladığımız bez parçasının sonunda ruhumuza bir hafiflik gelirdi.
Atalarımız bu çukurun içini ortasından şırıl şırıl akan çay, ve her taraf orman olduğu için yerleşi














