Öğretimi Bilmem Ama Eğitimin Başarılı Olduğu Belli
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Planlama yanlış olsa da bir eğitim-öğretim yılı daha bitti.
Planlamadaki yanlış, tüm illerimizde olduğu gibi çocuklardan önce yetişkinlerin eğitimine öncelik tanınmamasıydı.
Ama çocuklar bu eksikliği gideriyorlar; ana-babalarını eğitiyorlar.
Yaya geçidi varken bir elinden baba, diğerinden anne tutmuş, trafiğin yoğun olduğu kavşağı bir baştan diğer başa sürüklenen altı yedi yaşlarındaki çocuk iki bacağını yürümemek için gererken bağırıyor:
—Buradan yürünmez! Ben yaya geçidinden geçmek istiyorum!
Ana-baba, gülümseyerek yaya geçidine yöneliyorlar.
Küçük kız, kaldırımın ortasında durup, ağzındaki jikletini gevelerken elindeki son model telefona mesaj yazmakta olan ablasını yürümesi için çekiştiriyor. Abla, kesinlikle klavyede on parmağı ile bile o hızla yazamıyordur. Parmak o kadar hızlı hareket ediyor ki… Kardeşinin çekiştirmesini hissetmiyor bile. Küçük kız:
—Abla! Yolu kapatıyoruz! Hem bir genç kızın sokakta sakız çiğnemesi ve telefonla konuşması çok büyük ayıpmış, öğretmenim öyle dedi!
Sürücü koltuğunun arkasından dikkatle trafiği gözetleyen on yaşlarındaki çocuk, babasının rahatça otomobil kullanmasına izin vermiyor, ha bire konuşuyor:
—Baba, şehre girdik, yavaşla!
—Baba, kolunu içeri çek!
—Baba, sağdan araba çıkıyor, bekle!
—Baba, şu telefonunu kapat!
—Annem kemerini taktı, sen takmadın; cezayı ye de aklın başına gelsin!
—Baba, sinyali unuttun yine!
—Baba, yaya geçidi, dur!
—Baba, bebekler gibi kornaya basma! Yasak!
—Ayağının altındaki bira şişesi yuvarlanıp gaz pedalının altına girecek! Boşaldı zaten! Ver bana!
—Beni indir! Bir daha senin arabana binmeyeceğim!
—Burada değil! Görmüyor musun durulmaz levhası var!
Baba duruyor. Ağzında sigara:
—Hastir lan! Bacak kadar boyunla bana şoförlük mü öğretecen!
Güneş, alaylı alaylı bulutların arkasına saklanıyor.
Yüksel ÖNAÇAN
Milli Damadım Kabakçı Var Mı Bir Diyeceğin...
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Ve de olacağım, ben değil benim gibi binlercesi daha olacak...
Emirdağ'da 5 Kuruşsuz gezip, ona buna yük olmayım diye gideceğiz Avrupa'ya,
Anamızı Babamızı Hacca göndermek için gideceğiz Avrupa'ya,
Senin ağzına sakız olacağız belki ama,
Alnımızın terini kazanacağız Helaliyle...
Sen demedik laf bırakmazsın Gavurcu'ya
Bin bir lakap takarsın
Gelinine, damadına, çoluğuna, çocuğuna,
Bol keseden gazel okumak kolay gelir,
Madem bu kadar dertlisin,
Kesin dönüş yapıp
Helan'da bostan toplamak neden sana zor gelir...
Yeter artık Kabakçı, sıktın sen de
Lafla peynir gemisi yürümez,
Taşın altına elini sok sende...
Emirdağ da Güvenlik Önlemleri Artırılmalı
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Gurbetçi mevsiminin başlamış olması sebebi ile İlçemizi yöneten Mülki ve idari amirlere naçizane olarak bazı hatırlatmalar yapmak isterim.
Afyon Emniyetinden Trafik ve Asayiş olaylarının artabileceği olasılığına karşı mutlaka takviye Polis kuvveti istenmiştir. Ancak Emirdağ Temmuz ve Ağustos aylarında Yabancı satıcı ve dilencilerden geçilmiyor.
Bunları en aza indirgemek için ilçe merkezindeki dilencilere ne surette olursa olsun dilenme müsaadesi verilmemelidir. Dilenciler zabıtalar Tarafından ilçe dışına çıkartılmalı, Satıcılar ise sık denetlenmelidir. Araçları ile satış yapacak yabancı seyyar satıcılar mutlaka kontrol edilmeli, kimlik bilgileri ve araçları kayıt altına alınmalı.
Soygun ve kapkaç olaylarına karsı halk bilinçlendirilmeli ve eğitilmeli, el ilanları ve afisler vasıtası ile haberdar edilmelidir.
Özellikle salı günleri sivil polisler Uzun Çarşı ve Salı Pazarında görevlendirilmeli, İlçenin giriş ve çıkışlarına konuşlanacak trafik ekipleri şüphelileri kontrol etmeli.
Halkımıza özellikle gurbetçilere düşen ise cebinde fazla bulundurmamalı, çarsıya pazara giderken evlerini kilitlemeli. Özellikle geceleri de yatmadan mutlaka kapı ve pencerelerini kapalı tutmalıdırlar. Aydınlatması az olan sokaklara da tedaş tarafından sokak lambaları takılmalıdır.
Huzurlu bir sezon dileklerimle.
Babaya Kızın' Dan Mektup
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Başımı okşayıp beni öpmeni özledimmmmmmmmm
Beni doğumumdan bu günüme her şeyiyle yaşamını bana adayan sevgili babacığıma, şimdi bende yaşamımı sana adıyorum. Yani Yaşama sebebim babama........
Hayatımın her evresinde yanımda olan, gözlerimi dünyaya açtığım andan itibaren beni hep koruyan sakınan ilk cümlem babammm.....babama
Hastalandığımda sabahlara kadar başucumda kalıp uykusuz kalan babam...
İşin dolayısıyla bazı gecelerde evde olmadığın zamanlarda Allaha dua ederdim korsun seni diye. Ve sen geç vakit yorgun eve geldiğinde bizim odamıza uğramadan üstümüzü örtmeden uyumayan babam. Her sabah sen eve döndüğün günlerde başucumuzda bir hediye bulurduk. İşte o zaman babamın eve geldiğini anlardım. İlk yaptığımız şey senin yanınan yatıp öpüp koklamak olurdu. Bazen yaramazlıklarımıza kızdığını sanırdık, oysa bizim yanlış yapmamamız için bizim farkında olmadığımız ama senin yaptığın ve hala yapmaya çalıştığın hayat dersini o günlerde anlamamıştık. Oynamak istediğimiz zaman bizimle aynı yaşa gelip arkadaşımız gibi bizim mutluluğumuz için bizimle oynadığını unutmadım unutmayacağım da. Ben sana bir söz vermek istiyorum, ben seni hep gönlümdeki yakışıklı prens, sevecen ve pamuk gibi yumuşak olan sözlerini ve duygularını duymak istiyorum. Sende bana söz veriyor musun, beni her zaman seveceğine kollayacağına, bu duyguları bana yaşatacağına, sonsuz her neyse oraya kadar benimle olacağına söz veriyor musun BABA…
Milli Damat
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Hakiki Kabakçı
Tamamıyla maddiyatmı var hikayesinde.Evlilikten gayri bir şeymi var gayesinde.
Garip avrupalı olmuş hanım sayesinde.
Vay benim milli damadım,garip damadım vay.
Burdaki gibi öttürtmezler orda borunu.
Uyum,iklim,kültür,dil falan filan sorunu.
Böylemi olmalıydı baltacının torunu.
Vay benim milli damadım,garip damadım vay.
Seni oraya milleti temsilen kim saldı.
Kendini temsil ettinde,milletmi kaldı.
El alem milisin diyerek gönlünü aldı.
Vay benim milli damadım,garip damadım vay.
Söylemeden gecemem cünkü geldi sırası.
Kusura bakma bu damatlığın yüz karası.
Bu evlilikten ziyade avrupa parası.
Vay benim milli damadım,garip damadım vay.
Gelini, yanına almalı damadın iyisi.
Sen geline gitmekte görmedin beisi.
Bu şartları zorlaştırılmış ic güveyisi.
Vay benim milli damadım,garip damadım vay
Oturma hakkı icin sen nelere göz yumdun.
Neler umuyordun amma velakin ne buldun.
Haşa! bakıyorumda kimlere kul oldun.
Vay benim milli damadım ,garip damadım vay.
Milliyim diyerek cıkar damatlığın tadını.
Hanıma veremedin bile bir soyadını.
Calışırsa evin reisidir avrupa kadını.
Vay benim milli damadım,garip damadım vay.
Bilmem örnek aldınmı hic damat Feriti.
Avrupanın kızı bilir sadece firiti.
Sakın ihlal etme sana cizilen şeriti.
Vay benim milli damadım,garip damadım vay.
Kabakcı der ki gerek yok fazla yalana.
Sözümüz olamaz dört dörtlük damat olana.
Bizim sözümüz şiirde kendini bulana.
Vay benim milli, uzaktan kumandalı pilli damadım vay.
Bu şiiri önümüzdeki yaz evlenipte avrupaya gidecek delikanlılara ithaf ediyorum.
HAKİKİ KABAKCI
Boynuyoğunlu Yayla Şenliğinden Görüntü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Videolar
8 Haziran Üzerine…
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Yıl içerisinde çeşitli nedenlerle diğer günlerden ayrılan müstesna zaman dilimleri vardır. Bu günler; kişisel, ailevi, milli ya da dini içerikli olabilir. Elbette hatırası itibariyle de bazen sevinçli bazen de hüzünlü bir özellik taşırlar… Ama her halükarda hatırlanır ve o gün geldiğine kendimizce bir takım faaliyetler yapma ihtiyacı hissederiz. Bu yazı da böyle bir ihtiyacın tezahürü olarak ortaya çıktı… Geç kalmış olmasına rağmen…İşte 8 Haziran günü de hepimiz için ortak ve çok büyük bir değer taşıyan/taşıması gereken bir gün. Velev ki birçoğumuz farkında olmasa bile… Nereden böyle bir düşünceye/endişeye kapıldın diye bir soru aklınıza gelebilir doğal olarak… Çünkü üç gün geçmiş olmasına rağmen ne ulusal ne de yerel düzeyde bu konu hakkında bir söz veya yazıya-takvim yaprağı hariç- rastlayamadım. Üç gün vurgusuna yazının sonunda ayrıca temas etmek istiyorum ama öncelikle yazının amacını/konusunu izah etmeliyim elbette…
Bu izah kısmını birkaç alıntı ile özetlemeye çalışacağım.
Peygamber efendimiz (sav)'i Cebrail isimli Melek ziyarete geliyor. Ama bu sefer farklı bir amaçla. Hal hatır sormak için. Çünkü Kâinatın Efendisi hastalanmıştır…
İlk ziyaret: "Rebiülevvel ayının onu, Cumartesi günü idi. Cenab-ı Hak tarafından Cebrail (a.s.) geldi. Resûl-i Kibriyâ Efendimizin hal ve hatırını sordu: “Ey Ahmed,” dedi. “Yüce Allah, sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden çok daha iyi bildiği halde sana; ‘Kendini nasıl buluyorsun?’ diye soruyor”
Rabb-i Rahimine kavuşmanın hasretini yüreğinde duyan Resûl-i Kibriyâ Efendimiz şu cevabı verdi: “Ey Cebrâil! Kendimi baygın ve sıkıntılı bir halde görüyorum!”
Son gün Pazartesi.
O'nun hayatında mühim hadiselerin meydana geldiği Pazartesi günü. Rebiülevvel ayının on ikisi. Nitekim yine böyle bir Pazartesi gününde mübârek gözlerini dünyaya açmıştı.
Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübârek dillerinden şu cümleler dökülüyordu: “Ey insanlar! Karanlık gece kıtaları gibi fitneler geliyor! Ey insanlar! Siz bana karşı hiç bir şeyle delil bulamazsınız! Zira ben, ancak Allah’ın Kitabı Kur’an’ın helâl kıldığını helâl, haram kıldığını da haram kıldım!
“Ey kızım Fâtıma! Ey halam Safiyye! Allah katında makbul olacak ameller işleyiniz. Bana güvenmeyiniz. Çünkü ben, sizi Allah’ın gazabından kurtaramam"
Hz. Cebrâil ile Hz. Azrail’in birlikte gelişleri
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, bu fâni dünyada artık son dakikalarını yaşıyordu.
Bu esnada, Hz. Cebrâil Hz. Azrail ile birlikte geldi. Resûl-i Kibriyâ Efendimizin hal ve hatırını sordu. Sonra, “Ölüm meleği Azrail içeri girmek için izin ister” dedi.
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz müsâade edince, Hz. Azrail içeri girdi. Efendimizin önünde oturdu, “Yâ Resûlallah!” dedi, “Yüce Allah, senin her emrine itaat etmemi bana emretti. İstersen ruhunu alacağım. İstersen sana bırakacağım.”
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz Hz. Cebrâil’e baktı. O da, “Yâ Resûlallah, Mele-i A’lâ seni beklemektedir” dedi.
Bunun üzerine Hâtemü’l-Enbiya Efendimiz, “Yâ Azrail! Gel, memuriyetini yerine getir” buyurdu.
Peygamberimizin Rabbine kavuşması
Mübârek başları Hz. Âişe’nin kucağında, göğsüne dayalı idi. Yanında su kabı vardı. İki elini suya batırıp ıslak ellerini mübârek yüzlerine sürdü. Mübârek dudaklarından “Lâ ilâhe İllallah” cümlesi döküldü. Sonra ellerini yüzünden kaldırdı. Gözlerini evin tavanına dikti. “Allah’ım! Refîk-i Alâ” cümlesini tekrarlaya tekrarlaya altmış üç yaşında iken mübarek ruhu Refîk-i Alâ’ya yükseldi.2
Tarih: Hicretin 11. senesi, Rebiülevvel ayının on ikisi, Pazartesi günü.
Milâdî 8 Haziran 632.
İşte 8 Haziran'ı özel kılan sebep bu… Tüm gecikmişliğine rağmen hiç değilse bir salavat-ı şerife ile de olsa anılmasına vesile olmak umuduyla…..
Gelelim üç gün konusuna, mademki konu açıldı taziye'nin 1. evde yapılması gerektiği, 2. Üç gün içinde yapılması gerektiği, 3. Bu süre içinde taziyeleri kabul edecek en az bir kişinin evde bulunması icap ettiğini de hatırlatmış olayım. Sorumluluğumuz gereği…
Fahri UÇAK














