Çanakkale Ruhu ve Şehitlik
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Her milletin tarihinde milletin yeniden varolması için dönüm noktaları vardır. Bizim milletimiz için bu kritik dönem Çanakkale savaşları olmuştur. Çanakkale savaşında maddî gücümüz, düşmanın gücüne nispetle çok az idi. Askerimizin birçoğunun, ayağında postalı dahi yoktu. Ancak Mehmetçiğin manevi gücü büyüktü. İngiliz Ordu komutanı General Hamilton'un: "Bizi Türklerin maddî gücü değil, mânevî gücü mağlup etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı” şeklindeki itirafı bu gerçeği açık bir biçimde ortaya koymaktadır.
Çanakkale savaşı deyince, vatanına kurban olmak için annesinin saçını kınaladığı, kınalı Hasan’ı, Ertuğrul koyunda çıkartma yapan 3000 İngiliz askerini 67 askeriyle on saat savunan Yahya Çavuşu, 257 kg ağırlığındaki top mermisini kaldırarak düşman gemisine isabet ettirerek batıran Seyit onbaşıyı, hiçbir askeri kalmayana kadar savaşan 57. Alayı ve bunun gibi hatıraları aklımızdan çıkarmamalıyız. 57. Alay Sancağı Avustralya Melbourne müzesinde sergilenmektedir. Sancağın altında: “Bu Alay Sancağı Gelibolu savaş alanından getirilmiştir, ama esir edilememiştir.
Türk ordusu’nun geleneklerine göre bir ordunun sancağı, alayın son eri ölmeden teslim edilmez. Bu sancak, sonuncu askerin altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk Sancağını selamlamadan geçmeyin” ibaresi yazılıdır.
Mevlid Kandili
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Mevlid, doğum zamanı demektir. Rabiül Evvel ayının 11ni 12ye
bağlayan gece bütün Müslümanların bayramıdır. Çünkü bu gecede Fahri kainat
efendimiz, alemlere rahmet(1) Hz Muhammed Mustafa (sav) dünyaya teşrif
etmişlerdir.
İnsanlık onun gelişini bekliyordu. Cehalet karanlıkları her
yeri sarmış, hak ve adalet kaybolmuş, güçlü haksız da olsa haklı kabul edilmiş,
insanlar parayla çarşı-pazarda alınıp satılır hale gelmiş, kız çocukları
babaları eliyle diri diri toprağa gömülürken artık hayat yaşanmaz bir hal
almıştı.
İşte herkes ufka dikkat kesilmiş peygamberlerin müjdelediği
kurtarıcıyı beklerken ilk olarak bir yıldız görüldü. Yahudiler feryadı
bastılar. ‘Ahmed’in yıldızı doğdu bu gece. Son peygamber Ahmed doğdu bu gece’
dediler. Sava gölü kurumuş, Mecusilerin 1000 yıllık yanan ateşi sönmüş, İran’da
Kisranın sarayının 14 sütunu yıkılmıştı.
Annesi Hz Amine de Peygamber Efendimize hamileyken rüyasında
“Sen, insanların en hayırlısına ve bu ümmetin efendisine hamile oldun. Onu
dünyaya getirdiğin zaman, ‘her hasetçinin şerrinden koruması için bir ve tek
olana sığınırım’ de, sonra ona Muhammed ismini ver” diye ses işitiyordu. Aynı
gece Hz. Âmine'nin yanında bulunan Osman ibn Âs'ın annesi de gördüklerini şöyle
anlatıyordu: “O gece evin içi nurla doldu, yıldızların sanki üzerimize
dökülecekmiş gibi sarktıklarını gördük.”
Dedikodu ve Gıybet
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Gıybet Rabbimizin Kur’anda en ağır ifadelerle yasakladığı büyük günahlardan birisidir. Gıybet, insanların yanlarında bulunmayan kişi veya kişileri, onların hoşlarına gitmeyecek şekilde anmalarıdır. Sözle olabileceği gibi yazıyla, el-kol veya kaş-göz işaretleriyle de olabilir. Söylenilen şeyin doğru olması veya kişinin yüzüne karşı da söylenmiş olması kişiyi gıybetten kurtarmaz.Dedikodu ve gıybet eden günah işlediği gibi, bunu dinleyen ve önlemeye çalışmayan da aynı günaha ortak olmaktadır. Bu sorumluluktan kurtulmak için dedikodu ve gıybet edeni önlemeye çalışmalı, buna gücü yetmiyorsa gıybet edeni dinlememelidir. Peygamber Efendimiz (sav): “Bana Miraçta bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini parçalayan bir topluluk gösterildi. Bunlar kimlerdir? diye sordum. Cebrail: “Bunlar insanların etini yiyen yani gıybet edenlerdir” cevabını verdi”(1) buyuruyor. Yüce Rabbimiz de Kur'an-ı Kerimde: “Ey iman edenler, zannın çoğundan sakının; zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin gizliliklerini araştırmayın ve bazınız bazınızı gıybet etmesin.
Gazoz Kapağı Bile Olamamak
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
“O mu?” diyor, Potuk Şeref, “-O, sallanan masanın ayağının altında gazoz kapağı bile olmaz.”Bu, toplumdaki bazı insanlarımızın kendisinden başka kimseyi düşünmediğinin, olaylara lakayt kaldığının bir ifadesi olarak, güzel bir yakıştırma. Aynı zamanda –işe yaramazın- tanımlaması...
Her apartmanda, her kamu kuruluşunda bu vasıfta insanlara son zamanlarda pek çok rastlar olduk.
Apartmanda, müşterek girişimle çözümü kolay bir problemde böyleleri kendisini kenara çekerek, ya da diğerlerinin fikirlerine karşı koyarak zorluklar çıkarır.
Bir kamu kuruluşunda, böyleleri yüzünden işler olması gerektiğinden daha iyi yürümediği gibi, aksar da.
***
Egoizm bazılarımızda kendiliğinden geliştiği gibi, bazılarımızı da toplumun maddeye verdiği aşırı değer egoist yapar.
Egoist, kendi kendisini toplumdan ayırmıştır. Ama toplum, egoist insanı kolayca tanıyamaz.
Egoist, kendi sahip olduklarına bir saldırıda aslan kesilir ama, toplumun sahip olduklarına bir saldırıda ademsendecidir. Günümüzde toplum kurallarının ihlal edilmesi ve ihlal edenlerinde bundan garip bir haz duymalarının sebebi, içimizdeki egoistlerin sayısının gün geçtikçe, madde manaya galip geldikçe (!) artmasındandır.
Türk Aile Yapısı Sallanırken
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
“Bugünü dünün kısır döngüsü içinde olan insan, insan gibi yaşamamış ve yaşayamayacak olan bir canlıdır” diye ortaya felsefi bir düşünce atsak, sanırım bu felsefeye merakı olanlara iyi bir tartışma konusu olur.Bu tartışma konusunu ben ortaya attığıma göre, kimse benim mantıksız bir tutucu olduğumu söyleyemez. Zaten yazımı sonuna kadar okuma zahmetine katlanırsa (magazin haberlerinden fırsat bulup) tutucu olmadığımı anlayacaktır...
Toplum her türlü çalışmasını mutlu bir gelecek yaratma amacına yönelik planlamıştır. Ya da planlamak mecburiyetindedir. Sağlıklı toplumlar, yarının mutlu dünyasına gölge düşürecek gelişmelere karşı çıkar. Hiçbir ferdi vurdumduymaz, adamsendeci değildir.
Aptalkutuları, dışımızdaki insanların dünyalarını, bizim dilimizle konuşturup gözlerimizin önüne sereli beri, pekçoğumuzun yaşama tarzı, hayat görüşü değişti.
Şeklen değişikliğe uğramamızın arkasından fantezilerimiz, daha bir renkli oldu.
Saçımızın rengini değiştirmemiz modaya uymuş olmak için değil, gönlümüzdeki prens ya da prensese beğenilmekten kaynaklanır oldu.
Kızımızın-oğlumuzun arka sokaktaki komşunun çocuğuyla çıkması öğünç kaynağımız oldu.
On yaşındaki, ilkokulda kızımız, sınıf gününde sahnede masumane şiirini okurken, ona yaptığımız makyajdan dolayı, kadınca göründüğü için gurur duyar olduk.
Kocasına pısırık dediği için kızımıza; karısına herkesin içinde şehvetle sarılıp öptüğü için oğlumuza alkış tuttuk.
Hayatını devam ettirebilmek için başka seçeneği yokmuş gibi vücudunu satan fakiri yasa ve toplum olarak yargılayıp cezalandırırken, sanatçı (!) ayağına yatıp babasız çocuk doğuran kızlarımızı magazin sayfalarının süsü yaptık...
.......................
Sıla-i Rahim
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsan sadece yiyip içme ve maddi ihtiyaçlarını karşılamakla
mutluluğu yakalayamaz.O çevresine alaka duyan, evlatlarıyla, torunlarıyla, dost
ve komşularıyla münasebeti olan bir varlıktır. Gerçek mutluluğu yakalaması da
münasebet içinde olduğu bu kişilerle sağlıklı bir iletişim kurmasına ve güzel
ilişkiler içerisinde olmasına bağlıdır.Yüce Dinimiz İslam, akraba ve yakınlarla
alakayı kesmemeyi, onları ziyaret edip hal ve hatırlarını sormayı ve
gönüllerini almayı emretmiştir. Buna da sıla-ı rahim denmiştir.
Kur’an-ı Kerim “Ey insanlar! Sizi bir tek kişiden yaratan ve
ondan da eşini yaratıp o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türeten
Rabbinize karşı gelmekten sakının. Adını anıp Kendisini vesile ederek
birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a saygısızlık etmekten ve akrabalık
bağlarını koparmaktan sakınınız. Allah sizin üzerinizde tam bir
gözeticidir.”(1) buyurarak sıla-ı rahimi emretmiştir. Hz.Peygamber (sav) de
“Akrabalık arşta asılıdır ‘beni gözeteni Allah gözetsin, benimle ilgiyi
kesenden Allah rahmetini kessin’ der
durur”(2) buyurmuştur. Yine “Rızkının
bol olmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse akrabasını görüp gözetsin”(3)
buyurmak suretiyle sıla-ı rahimde bulunmanın rızkın bollaşmasına ve ömrün
uzamasına vesile olduğunu bildirmişlerdir.
Bir Bolvadin Kadar Olamadık Ya! Yuh Olsun Bize!
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
“Vay beeeeee!” dedim kendi kendime, “böyle bilmezdim ben Bolvadin”i, bizler (Emirdağ) derin uykudayken Bolvadin atı alıp, Üsküdar’ı geçeli çok olmuş….
Emirdağ’ın şimdiye kadar ne yaptığı, geçmişteki hataları vb. konuları defalarca irdelemenin bu saatten sonra çok da fayda getireceği kanısında değilim. Bu yüzden “pişmanlıkları” bir tarafa bırakarak, yanı başımızdaki Bolvadin’e bir göz atalım istedim…
“Neden Bolvadin’den örnek verdiniz?” diyen okuyucularımız olacak şüphesiz ama ne demişler: “Üzüm üzüme baka baka kararır”. Neden olmasın ‘Birgün belki biz de Bolvadinlileşebiliriz’
Konuya bir fıkra ile başlıyoruz. Vesselam her şakanın altında bir gerçek yatar… Aşağıda okuyacağınız fıkra da yüzlerimizde hafiften tebessüm bıraksa da, daha sonra derin derin düşüncelere dalacaksınız. O yüzden dikkatle okumanızı tavsiye ediyorum.
Demirel: “Bolvadinli Beklesin Bana Önce Emirdağlı’yı Getirin, İstekleri kolaydır”
Ankara Kulislerinde anlatılagelen bir fıkra var, ne kadarı doğru bilemeyiz ama Emirdağlı ile Bolvadinli’nin farkını dolayısıyla “Biz nerede yanlış yapıyoruz” sorusunun cevabını ortaya koyacak cinsten:
Devamını oku: Bir Bolvadin Kadar Olamadık Ya! Yuh Olsun Bize!














