Allah’ın Rızasını Talep
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yüce Allah insanların dünya ve ahirette ebedi saadete ulaşmaları için yol gösterici müjdeleyici, uyarıcı olarak ilahi kitaplar ve peygamberler göndermiş, hayatın her alanında insana rehberlik edecek ilke ve hükümler koymuştur. İnsanoğlunun kurduğu en anlamlı ilişki, yüce yaratıcı ile kendi arasındaki abd-mabud ilişkisidir. Bu ilişkide kul kendi acziyetinin farkındalığı içerisinde, Yaratıcının mutlak güç ve ilahlığını hiçbir şüphe olmaksızın tasdik ve ikrar eder. İman olarak tanımlanan bu tasdikte nihai gaye Allah’ın rızasına ulaşmaktır. Yüce Allah’ın rızasını gaye edinenler için dünya ve içindekilerin hiçbir ehemmiyeti yoktur. Bir ayet-i kerimede şöyle buyrulur: “De ki; size onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır. Allah kullarını hakkıyla görendir.”(1)
Allah’ın kulundan razı olması ve kulun da Allah’dan razı olması, rızanın tek boyutlu olmadığını anlatır. Rıza, kişinin, Allah’ın ezeli bilgisiyle hakkında takdir ettiklerini isyana ve muhalefete girmeksizin gönül hoşluğuyla kabul etmesidir. Rıza makamı, kulun çalışmasıyla elde edilir ve bunun yolu onun, Yaratan’dan razı olması ve takdirine teslim olmasıdır. Bu konuda peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır: “Rab olarak Allah’tan razı olan kişi imanın lezzetini tatmıştır.”(2)
İnsanı yücelten, değerli kılan, kendi menfaati ve çıkarı için yapmış olduğu şeyler değil, hasbi olarak, Allah’ın rızasını kazanmak için yapmış olduğu ibadetlerdir, işleridir, tutum ve davranışlarıdır. Nitekim Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur: “İşte ben sizi ateş saçan bir aleve karşı uyardım. O ateşe, ancak dini yalanlayıp yüz çeviren kötüler girer. Ama Allah’a karşı gelmekten çok sakınan ve gönlünü arındırmak için Allah yolunda mal harcayan ise ondan uzak tutulur. O verdiğini kendisine yapılan bir iyiliğin karşılığı olarak vermez. Verdiğinden ötürü hiç kimseden mükafat da beklemez. Sadece ve sadece Yüce Rabbi’nin rızasını kazanmak için verir. Ve elbette kendisi de ahirette Rabbinin kendisine vereceği nimetlerden dolayı hoşnut olacaktır.”(3)
Öyleyse Değerli Kardeşlerim, bütün işlerimizde Allah’ın rızasını esas tutalım. O bizden razı olduktan sonra bütün dünya bize küsse ehemmiyeti yoktur. Rabbim bütün ömrümüzü Allah’ın rızasını elde edebilmek için harcamayı, bu uğurda canla başa çalışmayı, sonuçta da rızasını kazanmış olarak cennete girebilmeyi nasip eylesin
(1) Al-i İmran, 15.
(2) Müslim, İman, 56
(3) Leyl, 14-15.
Uzun Çarşı II
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Herkes nasibine düşeni alsın
Rızkına ayrılan pişeni alsın
İstersen tekeldeki şişeni alsın
Hakkını alsın şaşmasın Hakdan
Rızkını verir yaradan yoktan
Gurbet kuşlarını hedef alma
Doğru tart sakın hakkı çalma
Hayır er başını derde salma
Az versin bereketi bol olsun
Maddiyat hayırlı kul olsun
Çoğunu bilirimde diyemem
Senin gibi haram lokma yiyemem
Haktan sonrasına boyun eyemem
Bir nefes değilmi senin varlığın
İki cihan için olsun senin karlığın
Mülk sahibine muhkem kayıtlı
Yüce beyler geçti şahşalı atlı
Emanetin söylermisin kaç katlı
Biriktirme hele öteye bak
Zaten öyle diyor kuluna hak
aza razı ol dostum aşırı gitme
Her canlıya sakın zulmetme
Azazilin yolunda hiç gitme
Şükür et nimetlere sayısız
Orası biliyorsun hep dayısız
Yine karıştırdım bilmeden
Hesabını yap durma ölmeden
Biriktirme ağam hayra vermeden
Hepsi buranın malı yerinde dursun
Yürü dostum uğurlar olsun
Biri rüya idi geldi de geçti
Kimi bardaktan kimisi şişeden içti
Aşık halile acaba kimler şişti
Doğruyu söylemek suçmu oldu
Bu çarşı kaç kere boşaldı doldu
Halil Sarı
Prof. Dr. Erol Kutlu
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Biyoğrafiler
Emirdağlı Hemşehrimiz Prof.Dr. Erol KUTLU, Emirdağ ilçesine bağlı Adayazı köyünde 1961 yılında doğdu.Adayazı köyündeki ilkokula 1968 yılında başladı.1974 yılında ilkokulu bitirdi.Aynı yıl Adayazı köyünde ortaokula başladı.1977 yılında da ortaokulu bitirdi.Lise öğrenimi için Eskişehir Atatürk Lisesine yazıldı ve burayı da 1980 yılında bitirdi.Aynı yıl üniversite imtihanlarına girdi ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi İİBF İktisat bölümünü kazandı.Üniversite öğrenimini 1985 yılında başarılı bir şekilde bitirdi.1987 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Yüksek Lisans Eğitimini tamamladı.Doktorasını Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde 1992 yılında tamamladı.
1986-1988 yılları arasında Fransa'nın Lille Üniversitesinde Fransızca eğitimi aldı.1989 yılında A.Ü İİBF İktisat Bölümü İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Ana Bilim Dalı'na araştırma görevlisi olarak atandı.1991 yılında A.Ü Sosyal Bilimler Enstitüsünde doktora programını tamamlayıp,1992 yılında İktisat bölümüne İktisat Yardımcı Docent olarak atandı.18.Kasım.2002 yılında İktisadi Gelişme ve Uluslararası İktisat Ana Bilim dalında ,Doçentlik derecesi aldı. 2008 yılında Profesörlüğe yükseldi.Çalışma alanı , Dünya Ekonomisi,Bilgi Toplumu,Uluslararası İktisat ve Dış Ticaret'tir.Bu alanda yazılmış makaleleri ve kitapları vardır.İyi derecede ingilizce ve fransızca bilmektedir.Bilim kolu:Uluslararası İktisattır.Evli ve 2 kız çocuğu babasıdır...
Prof.Dr.Erol KUTLU'nun: Uluslararası Hakemli Dergilerde Yayınlanan Makaleleri bulunmaktadır. Ayrıca;Uluslararası Bilimsel Toplantılarda Sunulan ve Bildiri Kitaplarında Basılan Bildiriler,Ulusal Hakemli Dergilerde Yayınlanan Makaleler,Yazılan Ulusal Kitaplar ve Kitaplardaki Bölümler,Diğer Yayınlar,Makaleler,Ulusal ve Uluslararası Projeleri bulunmaktadır.''Emirdağ:Göçün Anadolu'nun Bir İlçesine Etkileri Üzerine'' Folklor/Edebiyat Dergisi.01.01.1995 yayınları bulunmaktadır.''Dünya Ekonomisine Katılmak'' ESİAD İletişim Dergisi,Sayı 5,1997,Eskişehir.01.01.1997 yayınları ve ''AB' Dünya Ekonomisindeki Yeri'' konulu seminer,AB Jean Monet Projesi,Eskişehir,Nisan 2004 ulusal ve Uluslararası Projeleri bulunmaktadır.Çok sayıda Ulusal ve Uluslararası Projeleri,Makaleleri,Bildirileri,Ulusal Kitapları,Dergileri ve Seminerleri bulunmaktadır.
Çiftçilerimize 2012 Yılının İlk Mutlu Haberi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler
Gıda,Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğünden alınan bilgilere göre 2011 sezonu Hububat ve Baklagil prim desteklemeleri çiftçilerimiz banka hesaplarına yatırılmıştır. Emirdağ İlçemizde Ocak 1 itibarıyla 1900 çiftçimize toplam 2.300.000 TL destekleme dağıtılmış olup halen prim destekleme başvuruları devam etmektedir. 2012 mart ayının sonuna kadar devam edecek olan prim desteklemeleri başvurusu arpada 0,04 TL, buğdayda 0,05 TL’dir.
İlçe Müdürü Erol EKSİK’in yaptığı açıklamada çiftçilerimizin en sık sorduğu sorulara da cevap verdi. 2011 yılı Mazot-Gübre ve Toprak Analizi Destekleme Başvuruları ile 2012 yılı güzlük Sertifikalı Tohum Kullanımı Destekleme başvurularının 1 ocak 2012 itibarıyla son bulduğunu belirtti.
Mutlu Yıllar
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler

Sağduyu aklın gardiyanıdır. Görevi: Kuşkulu düşüncelerin içeri girmesine, ve de dışarı çıkmasına engel olmaktır.2012 yılının hepize mutlu, sağduyulu ve sağlıklı günler getirmesi dileğiyle..
Bu Sezon Tamam Gibi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yavuz Öztuncer
Uzun bir aradan sonra herkese merhaba. Her şey güzel gidiyor, her şey yolunda ama yinede BAL Liginde devre arası olmasını bekledim yazmak için. Emirdağ Spor mücadele ettiği ligi tam istediği yerde bitirdi. 11 maçta 8 galibiyet 2 beraberlik ve 1 mağlubiyetle çok iyi performans sergiledi. Takım beklenti çıtamızı yükseltti. Artık tüm Emirdağ profesyonel lige kilitlendi. Bu grupta, bu rakiplerle, bu ligi lider bitirip play-off tada başarılı olup üst lige çıkarlar diye düşünüyorum. Çünkü BAL liginde diğer gruplara göre daha zayıf bir grupta mücadele ediyoruz, Emirdağ Spor için basit bir grup.
Haliyle içerideki maçları seyredebiliyorum. İzlediğim takımlar çok etkili futbol oynayan takımlar değil. Hele izlediğim bazı takımlar var ki bizim okulların lise karmasına dahi gol atamaz. BAL Ligini hak etmiyorlar. Hatta kendime sordum “Bizim takım mı iyi yoksa rakipler kötü olduğu için mi iyi gözüküyor” Ancak dış saha performansını da değerlendirdiğimde, Emirdağ Spor bu ligin üstünde bir görüntü çiziyor. Emirdağ Spor, yönetim ekibi, etkili hocası ve kadrosu ile bu sene geçen senelere nazaran daha fazla umut veriyor. İnşallah hedefe rahat ulaşacak. Bu sezon bu iş tamam gibi gözüküyor.
Zaten Kırmızı-Beyazlı ekibimiz bu sene de Profesyonel lige çıkamazsa seneye tüm bütçeyi Futbola ayırmak yerine Emirdağ Sporun adını duyurabilecek başka branşlara da bütçe ayırsın isterim. Örneğin; Atletizm. Eminim bu emek Atletizme harcansa MİLLİ SPORCU çıkartır Emirdağ. Özellikle Beden Eğitimi Öğretmenleri Mustafa Hoca ve Ufuk Hoca imkansızlıklar dahilinde Atletizmde çok başarılı sonuçlar alıyorlar. Emirdağ, şu anda Afyon Atletizminde söz sahibi halinde. E düşünün birde bu yetenekli çocuklara Kulüp el atsa ve imkanlar sunsa bu çocukların başarılarını hayal bile edemeyiz Kulüp başarı kupaları ile dolar.
Bu arada Aydın hocanın Emirdağlı bir-iki genci takımda değerlendirmek için çağırdığı kulağıma geldi. Eğer doğruysa mutlu oldum. Çünkü gerçekten yetenekli gençlerimiz var, şans verilsin artık.
Emirdağ Spora başarısının devamını diliyor, Yurt içinde ve yurt dışında yaşayan Tüm Emirdağlıların Yeni Yılını Kutluyorum.
Zaman Bilinci
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Belki de hiçbir din, hiçbir kültür ve medeniyet, zamana son hak din İslâm kadar önem atfetmemiştir. Zaman, Yüce Rabbimizin insanoğluna verdiği nimetlerin en başında yer alır. Yeryüzündeki birçok nimetin alternatifi veya yitirilmişse telafisi mümkün iken, geçen hiçbir ânın geri getirilmesi asla mümkün değildir. Önemine binaen Kur’an-ı Kerim’de bazı sureler; Asr, Duha, Leyl, Fecr, Cuma, Felak gibi zaman ifadelerine yeminle başlar, isimlerini de bu ifadelerden alır. Yine pek çok ayette; dehr, karn, asr, sene, yaz-kış, ay, gece-gündüz, sabah-akşam, kuşluk vakti, zeval ve gurub vakti, gece yarısı, ân gibi vakitlerden söz edilir. Bazen “süresi elli bin yıl olan bir günden”[1] bazen de “göz kırpması veya daha az bir zamandan” bahsedilir.[2] Yüce Rabbimiz öyle bir zamandan söz eder ki, o vakit insan henüz adı anılan bir varlık bile değildir.[3] Yine Kur’an’da öyle bir saatten bahsedilir ki, kıyametin kopuşunun kastedildiği bu ânın ne zaman gerçekleşeceğini Allah’tan başka hiç kimse bilemez.[4] İşte Cenâb-ı Hakk’ın bu iki zaman dilimi arasında insanoğluna verdiği kesintisiz nimetin adıdır zaman. Biz insanlar açısından ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’le başlayan bu kesintisiz nimet, yüzlerce asırdır, binlerce neslin üzerinden akıp gitmiştir.
Dinimizdeki sorumluluk anlayışına göre; “Yüce Allah, kişiyi ancak verdiğinden ve ancak gücü nispetinde sorumlu tutar”. Bu yüzdendir ki, her birimize ahirette sorulacak ilk soru, bir ayet-i kerimede de ifade edilen: “Dünyada ne ile meşgul idiniz? Ne yaptınız?” sorusu olacaktır.
“İki nimet vardır ki, insanların çoğu onları değerlendirme hususunda aldanmıştır: Sağlık ve boş zaman.”[5] buyuran Sevgili Peygamberimizin ashabından birine söylediği şu hikmetli tavsiyesi ne kadar mânidardır: “Beş şey gelmeden önce beş şeyin değerini iyi bil; ölümden önce hayatın, meşguliyetten önce boş zamanın, yokluktan önce varlığın, ihtiyarlıktan önce gençliğin ve hastalıktan önce sağlığın”[6]
Ne var ki Allah ve Resulü’nün zamana verdikleri bu kıymet ve öneme paralel bir duyarlılığı bugün pek çok Müslümanda görebilmek maalesef mümkün değildir. Bırakın zamanın kıymetini bilmeyi, böyle bir nimet karşısında bizdeki duyarsızlık hatta vurdumduymazlık içler acısıdır. Oysa Müslümanlar olarak bizlerin sağlam bir zaman tasavvuruna sahip olmamız, zaman bilincini geliştirmemiz, zamanın bize verilen en değerli nimet olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Ne yazık ki dilimize ve kültürümüze de yerleşmiş olan “zaman çok kötü!” “zaman öldürmek”, “zamanım yok!” “zamane çocuğu!” “zaman sana uymazsa sen zamana uy!” şeklindeki söylenmeler, aslında zamana nasıl baktığımızın birer göstergesidir. Halbuki değeri bilindiği ve değerlendirildiği müddetçe zaman daima iyidir, mübarektir. Yaşadığı en küçük zamandan sorulacağı bilinciyle hareket edip zamanı değerlendirerek “iyi ve aydınlık” kılacak da, aksini yaparak onu “kötü ve karanlık” hâle getirecek de biziz.
Sevgili Kardeşlerim,
İster hicrî, ister milâdî olsun, Kur’an-ı Kerim’de de ifade edildiği gibi; “Allah katında ayların sayısı on ikidir.”[7] Birkaç hafta evvel hicrî 1432 yılına girdik; inşallah Pazar günü de milâdî 2012 yılına gireceğiz. Aslında bu, süresinin ne kadar olduğunu bilemediğimiz ömrümüzden koca bir yılın eksildiği, başka bir ifade ile ölüm gerçeğine bir yıl daha yaklaştığımız anlamına gelmektedir. Tam bu noktada, geçirilen 365 günün ardından bir muhasebe yapılması gerekirken, yeni bir yıla kavuşmanın sevinç ve heyecanıyla sırf ötekine özenerek ve öykünerek daha ilk geceden zamanı öldürmek ne kadar da düşündürücüdür!
Oysa Yüce Rabbimiz, Resûl-i Ekrem Efendimizin şahsında her birimize; “Bir işi bitirince diğerine koyul.”[8] buyurmaktadır. Yine bizim kültürümüze göre “İki günü eşit olan ziyandadır.” Hutbemin başında okuduğum surede Yüce Allah şöyle buyurur: “Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”
Dolayısıyla Yüce Rabbimizden niyazımız, bize zamanı iyi plânlama ve iyi değerlendirme bilincini bahşetmesi; geçirdiğimiz yılın ve yılların iyi bir muhasebesini yapmamız; gireceğimiz 2012 yılının başta ülkemiz, gönül coğrafyamız ve İslâm âlemi olmak üzere tüm insanlığa barış, huzur ve mutluluk getirmesi; hayırlarla dolu bolluk ve bereketler içinde bir yıl olmasıdır.
[1] Meâric 70/ 4.
[2] Nahl, 16/77.
[3] İnsan, 76/1
[4] A’raf, 7/187.
[5] Buhârî, Rikâk, 1.
[6] Hakim, el-Müstedrek, IV, 341.
[7] Tövbe 9/36.
[8] İnşirâh, 94/7.
Sayfa 424 / 501














