Çanakkale Şehitleri Anma Etkinlikleri Düzenlendi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler
18 Mart Çanakkale şehitlerini anma günü dolayısıyla Suvermez Şehitliğinde düzenlenen çelenk koyma ve anma töreninin ardından KYK Konferans Salonunda devam etti.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı okundu. Günün anlam ve önemini belirten konuşma yapıldıktan sonra Mustafa Çekiç Ortaokulu öğrencileri tarafından Çanakkale konulu tiyatro gösterimi yapıldı. Öğretmenlerimiz de Çanakkale türküleriyle ve şiirleriyle eşlik ettiler.
Çanakkale Zaferi'nin 106. Yıl dönümünde bu toprakları bize emanet eden başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmetle ve saygıyla anıyoruz.
Emirdağ Abdalları
- Ayrıntılar
Memleketimin tok gözlü, güzel insanları Abdallar!
Onlar beni, ben onları çok severdim. Emirdağından ayrılırken hep onları düşünürdüm. Çoğu Emirdağından ayrılmış, Antalya’da muhannete muhtaç olmadan çalışıp yaşıyolarmış. İyi olduklarının haberini alıyorum, çok memnuniyet ve mutluluk duyuyorum. Hepsine Allah sağlık dolu güzel birer ömür nasip etsin.
Memillerin İhsan evleniyor. Düğünü yapılıyor. Memillerle hısım oluyoruz. Yattıkları yer nur olsun, Rahmetli Ayten Ablam İhsan’ın Abisi Rahmetli Şükrü AKIN’la evli. Hayırlı olsuna vardım. Evlerinin önünde Abdallar çalgı çalıyor. Rahmetli Irıza klarnet, Musa Rahmetli keman çalıyor. Hatırlarını sormadan geçemedim. “Halis kafamız boş, sabahtan beri bir yudum bişey içmedik” dediler. Çocuğun birisine para verdim, 70’lik rakı getirttim. Ayten Abama “Bizim gız! Bir sürahi su, iki çay bardağı, bir dilikli sarma yolla.” dedim. Sağolsun gönderdi. Rakıyı kardeş payı, bir Irıza bir Musa koyup koyup içiyolar. Bana “Sen niye içmiyosun?” dediler. Baktım, “Bi rakı daha getirteyim de ben de eşlik edeyim” deyip bi rakı daha getirttim. Üçümüz içiyoz. O akşamda gençler karşılanacak, kına yakılacakmış. Biz çekmeye devam ederken gençler tek tek gelmeye başladılar. Bu arada gençler geliyo diye içmeyi sıklaştırdık. Irızaynan Musa acele içtiğimize olsun çarpıldılar. Gençler çoğalmaya başladılar. Irıza’nın Musa’nın koltuklarından tutuyom, “Aman bi çalın…” diyom. Musa “Gıy Gıy” diyor üstüme düşüyor, Irıza “Düt Düt” deyip üstüme yığılıyor. Gençler kırılıyo gülmekten. Yazık çok sarhoş oldular. Bende onları gençlerin yemek yediği odaya çıkardım, kapının yanına
YUNUS EMRE’NİN ÖĞÜTLERİ
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Ahmet Urfalı
Risalet’ün Nushiyye, Yunus Emre`nin ruh, nefis, kanaat, gazap, sabır, haset, cimrilik, akıl gibi konuların işlendiği, mesnevi nazım şekli ve aruz ölçüsüyle yazılan önemli eseridir. ‘’Öğütler Kitabı’’anlamı taşıyan eser, 1307 yılında yazılmış ve 573 beyitten oluşmaktadır.
Girişi besmeleyle başlayan eser, şu beyitlerle devam eder:
‘’Padişah’ın hikmeti gör neyledi;
Ateş, su, toprak ve yele söyledi.
Getirdi toprağı çekip besmele,
Kendi de hazırdı orda heybetle.
Toprakla sudan yaratıp bir cisim,
Verdi bu cisme dem diye isim!
Sonra rüzgâr gelip kuruttu onu,
dem’in cismi ondandır, bil bunu!
En son ateş gelerek ısıttı onu,
Isınınca girdi bedene canı. ‘’
Burada anasır-ı erbaa (dört unsur)’dan söz edilmektedir. Anâsır-ı erbaa felsefî bir terimdir. Yaşanılan âlemde var olan nesnelerin asılları olarak farz edilen ateş, su, hava ve topraktır. Bu terim, felsefe tarihi içerisinde çeşitli teorilerin kalkış noktası olmuştur.
Kitapta bireyin nefsi ile başa çıkabilmesi için yaptığı mücadele anlatılır. İnsan için imtihan yeri olan bu dünya geçicidir. İnsan, nefsi ile mücadele ederek insan-ı kâmil olabilir. Nefis terbiyesi, İslâm inancı çerçevesinde ele alınmıştır. Yunus Emre, insanları
İSTİKLÂL MARŞIMIZ
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Ahmet Urfalı
İstiklâl Marşımızın birinci dörtlüğünde konu edilen “al sancak”tır. Al sancak, Türk milletinin sembolüdür. Burada şair fikrini anlatırken onun uyandırdığı hayâl ve çağrışımlardan da faydalanmıştır. Türk bayrağının al rengi şairde bir alev izlenimi uyandırmıştır. Bu alev “sönmez”. Zira onun çıktığı kaynak her Türk ailesinin evinde yanan ocaktır. Yurdun üstünde tüten en son ocak kaldıkça, bu bayrağın alevi bu şafaklarda dalgalanacaktır.Şair, bu benzetme ile “bayrak” ile “millet” arasındaki bağlantıyı sanatkârane bir şekilde ifade etmiştir.
Türk bayrağında ikinci sembol yıldızdır. İkinci beyitte şair, bu yıldız ile gökteki yıldızı birleştirir. Gökteki yıldıza kimsenin eli dokunamayacağı gibi, “Türk milletinin yıldızı” olan al bayrağın yıldızına da kimse el süremez. Yıldız kelimesi, aynı zamanda kader, talih manalarına da gelir. Akif’in bu hayallerle belirtmek istediği Türk Milleti’nin ölmezliği fikridir.
Takip eden dörtlükte Türk bayrağının üçüncü sembolü olan “hilal”den hareket edilmiştir. Hilâl kelimesi, eski Türk edebiyatında sevgiliye benzetilir. Türk bayrağındaki hilal, tehlikeler içinde bulunduğu ve kendisini sevenlerden fedakârlık beklediği için, kaşlarını çatmıştır. Eski Türk Edebiyatı’nda sevgilinin karşı umumiyetle aya benzetilir. Şair burada, vatanın timsali olan sevgiliye hilalin gülmesi için yalvarır. Bu millet onun uğruna on binlerce şehit vermiştir. Cumhurbaşkanlığı arması altın sarısı renkteki 16 ışınlı güneş ve güneşin çevresindeki 16 yıldızdan oluşmaktadır. 16 yıldızdan dokuzunun eski Türklerin sancaklarında kullandığı 9 tuğu, 7 yıldızın ise Anadolu Türklerinin sancaklarında kullandıkları 7 tuğu temsil ettiğidir.Resmî kaynaklar 16 yıldız için
EMİRDAĞ BELEDİYESİ VATANDAŞINA KALİTELİ YAŞAM SUNUYOR
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler
Afyonkarahisar yöresine meşhur olan Emirdağ Salı Pazarı yenileniyor.
Yapılan ihale sonucunda 23 Şubat 2021 tarihinde yer teslimi yapıldı. Yaklaşık 5 milyon Türk Lirasına mal olacak olan yeni Pazar için çalışmalar 2 Mart tarihi itibariyle başladı.
150 günde tamamlanacak olan yeni modern Pazar yerinde yöresel ürünler için 28 adet, Yoğurt pazarı için 56 adet, Meyve Sebze satışı içinde 58 adet alan hazırlanacak.
Mevcut Pazar da yapılacak çalışma nedeniyle Emirdağ Belediye Başkanı Serkan Koyuncu Sebzeciler Derneği Başkanı Kadir Bilal ,Doğan Dağ, Suat Gözel, Arif Gürbüz sebzeci esnaflarla görüşerek proje tamamlanıncaya kadar geçici kurulacak pazar yeri hakkında fikir alışverişinde bulunarak geçici olarak Salı günleri kurulan Pazar Atatürk Ortaokulu yanındaki yola kurulacak.
Devamını oku: EMİRDAĞ BELEDİYESİ VATANDAŞINA KALİTELİ YAŞAM SUNUYOR
EMİRDAĞ UZUN ÇARŞI
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Ahmet Urfalı
Emirdağ; Cırgın 1691, Muslucalu 1740, Aziziye 1886, Emirdağ 1931 adlarıyla tarihi süreçlerden geçerek günümüze gelmiştir. Çarşı Camii 1750’de Musulıcalu döneminde yapılmıştır. Cırgın karyesi döneminden sonra Muslucalu nahiyesine geçişle birlikte Emirdağ’ın nüfusunda önemli bir artış meydana gelmiştir. 1885’te ilk nüfus kaydında 16.575 kadın-erkek kişi tespit edilmiştir. Bu devrede gayr-i müslim olarak da 61 kişi mevcuttur. Bu ilk sayımdan 1970’li yıllara kadar Emirdağ’ın nüfusu sürekli artmıştır. Yurtdışına yapılan göçler, iç göçler ile yeni idari yapılanma sonucunda bazı köy ve nahiyelerin Emirdağ’dan ayrılmasıyla nüfus sürekli gerilemiştir.
Emirdağ’ın kuruluş aşamasında yoğun bir iskan faaliyeti yaşanmış, Boz-ulus Türkmenleri yöreye yerleştirilmiştir. Eskişehir-Han ilçesi gibi önemli bir merkezin nüfusu gitgide azalırken Emirdağ, bölgenin yıldızı olmuştur.
Nüfus yoğunluğu beraberinde ticaret hareketliğini getirmiştir. Emirdağ, kuruluşundan itibaren de çarşı ve pazarıyla yörenin en hareketli cazibe merkezi olmuştur. Dönemin şart ve imkanları dahilinde Emirdağ halkı çalışkanlığıyla hayvancılık ve tarımda büyük miktarda üretim gerçekleştirmiştir. Buğday, arpa, burçak, afyon, pamuk, nohut, mercimek, mısır, haşhaş, afyon sakızı, palamut ve kereste gibi tarım ürünleriyle koyun, keçi, tiftik keçisi, sığır, at, eşek ve deve hayvanlar yetiştirilmiştir.
Bu üretim ve yetiştiricilik beraberinde pazar ve çarşı kurulması hususunu gündeme taşımıştır. Önceki yazılarımızda pazar konusunu işlemiştik. Bu yazımızda da Emirdağ Uzun Çarşı’yı tarihi, kültürel ve sosyal yönden ele alacağız.
Çarşı, alıcı ve satıcıların fiziki olarak karşılaştıkları, dükkânların bulunduğu açık veya kapalı alışveriş yeridir. Pazar, belli gün ve zamanlarda açılırken, çarşı, dükkânların bulunduğu sürekli açık olan mekânlardır. Çarşı, kentleşmenin bir göstergesidir. Bir yerleşim merkezinde çarşının bulunması, o mahallin ticaret hareketliliğini gösterir. Dolayısıyla üretimi ve yetiştiriciliği yapılan tarım ve hayvancılık ürünleri çarşı ve pazarda yoğun bir alış-veriş hareketini doğurmuştur.
GARA HÜSEYİN TÜRKÜSÜ / AĞIDI (Hikayesi)
- Ayrıntılar
Arif Bey, Karakeçili Milli Alayı Komutanı Harput doğumlu Binbaşı Sinan Bey’in oğludur. Yunanlıların İzmir’e asker çıkarması ile ilk silahlı mukavemeti başlatıp, daha sonra Afyon-Emirdağ’a gelerek Karakeçili Milli Alayını kurmuştur. Ölümüne kadar geçen sürede milli şuuru ayaklandırmak için gece gündüz çalışmıştır. 11 Mayıs 1920’de Gerede’nin Aktaş Köyü’nün Yunak Yaylası’nda faili meçhul, menfur bir suikaste kurban gitmiştir.
Emirdağında İş Bankası’nın bulunduğu yer Çerkez Mehmet’in Han’ı idi. Arif Bey o zamanlar bu Han’ı karargah olarak kullanıyor. Karacalar’dan da Kara Hüseyin ve Kardeşi Goca Mustafa asker kaçağı, Afyon Mapushanesini yarıp kaçıyorlar. Türkmen Köy’ün güneyindeki dağda, Üğü Taşı denen mevkiye karargah kuruyorlar. Çevrede ne kadar asker kaçağı varsa bunları topluyorlar ve kendilerine katılmaya davet ediyorlar. Arif Bey bu durumu haber alıyor. Bir de Kel Hüseyin sınır çiziyor, “Bu dağlar bizim, benden izinsiz hiçbir Muslucalı dağlara eşeğini süremez.” diye tehdit savuruyor. Kel Hüseyin’in karargahının bulunduğu Üğü Taşın arkası sarp kayalık. Bulundukları yerden aşağı baktınmı her tarafı görüyosun. Arif Bey endişeleniyor. Bunlarla çatışmaya girse çok zaiyat vereceğini biliyor. Onun için “En iyisi bu çete ile barış yoluyla anlaşmak.” diyor. Arab Ahmet Oğlu Seyit Ağa ile Çerkez Mehmet “Biz Kel Oğlanı ikna ederiz, Arabistan’da Miskei Amberde beraberdik” derler. Arif Bey, Kaymakam Osman Bey, heyet karar verir. Seyit Ağa ile Çerkez Mehmet Keloğlanın karargahının bulunduğu Üğü Taşı'na varırlar. Keloğlan bunları çok hoş karşılar. “Ağalar buraya keklik vurmaya gelmediniz, bir arzunuz isteğiniz var galiba.” der. Seyit Ağa hemen lafa karışıp, “Aziziye heyeti, Arif bey, Kaymakam karar verdiler. Sizi affedecekler, anlaşmaya geldik.” der. Keloğlan “Bir kalleşlik olmasın Seyit Ağa, öyle birşey olursa önce benim canımı alırlar” der ama sonunda ikna olurlar. Hepsi yola koyulurlar. Türkmen Köy’e geldiklerinde köyde in cin top oynar, ortalıkta kimseler gözükmez. Keloğlanın içine şüphe düşer. Kayaların arasından bir çocuk çıkar, “Ağam köyde Jandarma var” diye uyarır. Koca Mustafa “Yalanısan kafanı koparırım.” der. Meğer Kaymakam Osman, Aziziye Heyeti’nden habersiz işgüzarlık yapmaya kalkar. “Jandarmaya kaçakları ölü diri yakalatırım, ödülünü ben alırım.” diye köyde jandarmayı konuşlandırır. Bunu duyan Keloğlan müfrezesi ile iki yandan köyü kuşatır. Köydeki jandarmalara operasyon yapıp silahlarını alır. Hepsini Camiye doldurur. Kaymakamın tuzak kurduğunu öğrenen Çerkez Mehmet ile Seyit Ağa “Biz de oyuna geldik, yem olacağız.” düşüncesiyle atlarını mahmuzlayıp kaçmaya başlarlar. Keloğlan Müfrezesine ateş emri verir, arkalarından kurşunlar yağmur gibi vızıldamaya başlar. Seyit Ağa sırtından kurşunu yeyip attan düşer.
Sayfa 73 / 497














