Milletvekillerimiz Için Elele
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Türkiye fakir, geri kalmış bir ülke diyenler, kendilerine baksınlar.
Geçen hafta bir milletvekilimizin arzuladığı gibi bir de her birinin altlarına lüks otomobil verip, protokolde de ilk sıraya geçirirsek, dünya devletlerine iyi hava atarız.
İş: T.C. de milletvekilliği
Sosyal haklar:
Ayda 9,5 milyar TL maaş
2 yılda emeklilik hakkı
Emekli olunca ömür boyu ayda 6 milyar TL maaş
ÜLKE TÜRKİYE. (Dolar Bazında Ülkeler)
Kişi başı milli geliri: 10.000 $. Milletvekili maaşı: 5.600 $. Yan ödeme: Harcırahlı. Emeklilik: Yaş sınırı yok. Çifte emekli geliri var. Maaşın milli gelire oranı: % 56
Ülke Norveç:
Kişi başı milli geliri: 98.000 $. Milletvekili maaşı: 7.500 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: 65’ten sonra. Maaşın milli gelire oranı: % 7.6.
Ülke İsviçre:
Kişi başı milli geliri: 65.000 $. Milletvekili maaşı: 4.200 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 6.4.
Ülke Danimarka:
Kişi başı milli geliri: 64.000 $. Milletvekili maaşı: 5.000 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 7.8.
Ülke Finlandiya:
Kişi başı milli geliri: 52.000 $. Milletvekili maaşı: 4.000 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Memur gibi. Maaşın milli gelire oranı: % 7.6.
Ülke Hollanda:
Kişi başı milli geliri: 52.000 $. Milletvekili maaşı: 5.660 $. Yan ödeme: 150 $. Emeklilik: Memur gibi. Maaşın milli gelire oranı: % 10,8.
Ülke Avusturya:
Kişi başı milli geliri: 50.500 $. Milletvekili maaşı: 8.100 $. Yan Ödeme: Yok. Emeklilik: Yok. Maaşın milli gelire oranı: % 16.
Ülke Belçika:
Kişi başı milli geliri: 47.000 $. Milletvekili maaşı: 5.064 $. Yan ödeme: 1.423 $. Emeklilik: Yok. Maaşın milli gelire oranı: % 10.6.
Ülke İngiltere:
Kişi başı milli geliri: 46.500 $. Milletvekili maaşı: 6.200 $. Yan ödeme: Londra kenti 9 gidiş-geliş bileti. Emeklilik: Memur gibi. Maaşın milli gelire oranı: % 13,3.
Ülke Fransa:
Kişi başı milli geliri: 46.000 $. Milletvekili maaşı: 4.648 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: 55 yaş sonrası. Maaşın milli gelire oranı: % 10.
Ülke İtalya:
Kişi başı milli geliri: 40.000 $. Milletvekili maaşı: 9.150 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Memur gibi. Maaşın milli gelire oranı: % 22,8.
Ülke İspanya:
Kişi başı milli geliri: 37.000 $. Milletvekili maaşı: 2.312 $. Yan ödeme: 1.500 $. Emeklilik: Memur gibi. Maaşın milli gelire oranı: % 4.
Ülke Çek Cumhuriyeti:
Kişi başı milli geliri: 21.000 $. Milletvekili maaşı: 1.900 $. Yan Ödeme: Yok. Emeklilik: Yok. Maaşın milli gelire oranı: % 9.
Ülke Litvanya:
Kişi başı milli geliri: 15.000 $. Milletvekili maaşı: 820 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 5,4.
Ülke Polonya:
Kişi başı milli geliri: 14.000 $. Milletvekili maaşı: 1.893 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 13,5.
Ülke Ermenistan:
Kişi başı milli geliri: 4.000 $. Milletvekili maaşı: 200 $. Yan ödeme: Yok. Emeklilik: Yok.
Maaşın milli gelire oranı: % 5.
Küba'daki durum:
Milletvekili maaşı yok. Beceriksiz çıkarsa, halkın geri çağırma hakkı var. Emeklilik yok.
Harcırah, yolluk yok. Sadece ve sadece Küba halkına hizmet etme onuru var.
Yılmaz Dağdeviren, emek vermiş, zaman ayırmış, ter dökmüş “tuzu kuruluğun kıyaslanabilir tablosunu” çıkartmış, Sizin de bilginiz olsun. Kesin, bir kenara koyun.
Namazın Farz , Vacib ve Sünnetleri
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Namazın Şartları:
1. Hadesten Taharet: Gözle görülmeyen pisliklerden temizlenmektir.
2. Necâsetten Taharet: Gözle görülen pisliklerden temizlenmektir.
3. Setrü'l Avret: Örtülmesi gereken yerlerin kapatılması demektir..
4. İstikbâli Kıble: Namaz kılan kimsenin Kâbe yönüne yönelmesidir.
5. Vakit: Farz ve Vacip olan her namaz için belli bir vakit vardır.
6.Niyet: Kılınacak olan namazın zihnen hatırlanmasıdır.
Namazın Rükunları:
1. İftitah Tekbiri: namaza başlama tekbiridir.
2. Kıyam: Namazda ayakta durmaktır.
3. Kıraat: Namazda Kur'ân okumak demektir.
4. Rükû: Kıraatten sonra eller dizlere erişecek şekilde eğilmekten ibarettir.
5. Sücûd: Rükûdan sonra ayak, diz ve ellerle beraber alnı ve burnu yere koymaktır.
6. Kade-i Âhire: Namazın sonunda "et-Tehiyyâtü" duasını okuyacak kadar oturmaktır.
NAMAZIN VACİPLERİ
1. Namaza "Allahu Ekber" sözü ile başlamak,
2. Namazda fatiha süresini okumak,
3. Fatiha süresini farz namazların ilk iki rekatında, vitir ve nafile namazların her rek'atında okumak.
4. Farz namazların ilk İki rekatında, vitir ve nafile namazların her rekatında sure veya ayet okumak (Zamm-ı Sûre),
5. Fatihayı süreden önce okumak,
6. Secdede alın ile beraber burunu da yere koymak,
7. İki secdeyi birbiri ardınca yapmak.
8. Üç ve dört rekat namazların ikinci rekatında ettehiyyatü okuyacak kadar oturmak. Buna "Kade-i ûlâ=birinci oturuş denir.
9 . Birinci ve son oturuşlarda "ettehiyyatü" okumak.
10. Birinci oturuşta Ettehiyyatü'yü okuduktan sonra gecikmeden üçüncü rekata kalkmak.
11. Vitir namazında kunut tekbirini almak ve kunut duasını okumak.
12. Bayram namazlarına mahsus olan fazla tekbirleri almak.
13. Cemaatle kalındığı zaman, sabah, akşam, yatsı, cuma ve bayram namazlarının birinci ve ikinci rekatlarında, teravih namazı ile Ramazanda teravihten sonra kılınan vitir namazının her rekatında imamın fatiha ve sureyi açıktan okuması.
14. Öğle ve ikindi namazlarında bunları içinden okumak
15. İmama uyan kişinin bu namazlarda fatiha ve sure okumayarak susması.
16. Ta'dili erkan: Yani ayakta iken dosdoğru, rükûda dümdüz olmak, (kadınlar biraz meyilli dururlar) rükûdan kalkınca iyice doğrulmak ve iki secde arasında tam oturmak.
17. Namazın sonunda selam vermek.
18. Namazda yanılırsa sehiv secdesi yapmak.
19. Namazda secde ayeti okursa secde etmek.
NAMAZIN SÜNNETLERİ
1- Abdest alırken misvâk kullanmak.
2- İftitâh tekbîrinde ve vitrin kunût tekbîrinde, ellerini kulaklara kaldırmak.
3- İftitâh ve kunût tekbîrlerinde, avuçları kıbleye çevirmek.
4- Kıyâmda sağ elin baş ve ince parmaklarını sol elin bileşine başlamak.
5- İftitâh tekbîrinden sonra elleri göbeğin altına bağlamak.
6- Her namazın ilk rek'atinde Sübhâneke okumak.
7- İlk rek'atte, Sübhâneke'den sonra, E'ûzü okumak.
8- Bütün rek'atlerde, Fâtiha-i Şerîfenin başında, Besmele okumak.
9- Fâtiha bitince, yavaşça âmin demek.
10- Kıyâmdan rükû'a inerken tekbîr almak.
11- Rükû'da ellerini dizlerinin üzerine koyup, parmaklarını açmak.
12- Rükû'da üç kerre Sübhâne rabbiyel'azîm demek.
13- Rükû'da beli ile başı bir hizâda olmak.
14- Rükû'dan kalkarken, Semi'allahü limen hamideh demek.
15- Rükû'dan kalktıktan sonra, Rabbenâ lekelhamd demek.
16- Kıyâmdan secdeye inerken, Allahü ekber demek.
17- Secdede üç kerre Sübhâne rabbiyela'lâ demek.
18- Birinci secdeden kalkarken, Allahü ekber demek.
19- Tekrar secdeye inerken, Allahü ekber demek.
20- Secdede, el parmaklarını bitiştirmek.
21- Secdede dizlerini yere koyup, uyluklarını karnından ayırmak
22- İkinci secdeden kalkarken, Allahü ekber demek.
23- Sağ ayağını dikip, sol ayağının üzerine oturmak.
24- Ka'de-i ahîrede, son oturuşta salevât okumak.
25- Topukları, kıyâmda birbirinden dört parmak eni kadar uzak, rükü'da, kavmede ve secdede bitişik tutmak.
26- İmâmın intikâl tekbîrlerini yüksek sesle söylemesi.
27- Namazı sarık veya takke ile kılmak
Emirdağ Özlemi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Bir Zalım Poyrazla ağlar Adaçal
Eteğinde Yorgun Dedeler uyur
Badem ağaçları yeşerir dal dal
Yergöçüğü her gün burnundan solur
Melekler mi içti Gaklık ta suyu
Çayıra umutla kazıldı kuyu
Kızların yine mi değişti huyu
Düğün çiçekleri dalında kurur
Emirbaba yücelerden seslenir
Yellibeli çobanlarla hislenir
Yedikapı karsuyundan beslenir
Çayderenin şavkı çağlara vurur
Babamın gülüşü anamın sesi
Alnımda dedemin veda busesi
Tenimde yarimin sıcak nefesi
Orda çocukluğum gençliğim durur
Bucakta kilimler serilen damlar
Gabadır ardıçlar baygındır çamlar
Dingin ikindiler serin akşamlar
Toprağı erenler yiğitler korur
Sılamın hasreti gelince dile
Dualar ederim bitsin bu çile
Ölünce gurbete gömseler bile
Ruhum Emirdağı mutlaka bulur
Emirdağa Hasret
Karakışlar ilkbahara dönerken
Yellibel de kar gülleri açtı mı?
Akbulutlar Emirdağ’dan inerken
Çayderesi yağmurları içti mi ?
Emirbaba şu dağlara vurulmuş
Yorgun dede bı yul erken yorulmuş
Topakevler aleycikler kurulmuş
Türkmen beyi yaylasına göçtü mü?
Bahar gülü erken açar bucakta
Mis kokulu çalba kaynar ocakta
Yavru canlar neşe saçar kucakta
Bademlikte ibibikler uçtumu
Yer göçü bir bilinmez kuyudur
İncilinin piren kazmak huyudur
Kaklıkta içilen yağmur suyudur
Adaçala gökkuşağı düştümü
Alın teri harman eder yazları
Çoban yarımcada güder yozları
Görücüye çıkmaz olmuş kızları
Yiğitlerin uykuları katçımı
Karacaörende başak altın sarısı
Bağbostanla geçti ömnrün yarısı
Haremide türkü söyler birisi
Aşıkların yürekleri çoştu mu?
Gurbet elşde ufukları kolladım
Hasretimi zafa koydum pullladım
Bir ak kuşun kanadında yolladım
Emirdağın şafağından geçti mi?
Fikret Akın’ın basılmakta olan 7 Şiir Kitabı
Hüzünlü Bahar ‘dan alınmıştır
GURBAN
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Hakiki Kabakçı
Sen köyü atıp gittiğinden günden beri.
Çay dere şarıl şarıl akmıyor gurban.
Aşikar evlendir diyor, yırtıldı yüzdeki deri.
Gençler ayakkabıya çivi çakmıyor gurban.
Kalmadı köyün o bildiğin neşesi.
Yetmiyor ötmeye horozun nefesi.
Kabus oldu ekmekçinin korna sesi.
Kimse artık fırın yakmıyor gurban
Düğün olunca bütün köylü oynardı.
Ölüm olunca hep beraber yanardı.
Şehirde dostluk ölmüş diye kınardı.
Kimse komşu kapısından bakmıyor gurban
Kerpiç ev,yazın serin kışın sıcak olurdu.
Bostanda döl olur,tevek olur,ocak olurdu.
Helanın kabağı tam bir kucak olurdu.
Artık şememeler bile kokmuyor gurban
Beğenilmiyor Birinci Bafra türü cigara.
Ömer diye hitap ediliyor bildiğimizOmara.
Eskiden Menderesli halı taktığımız duvara.
Kimse artık kuran bile takmıyor gurban
Gölge ne güzel çalışmaya yok derman.
Elden düşeli çok oldu yün ile kirman.
Aynı gün tarlada bitiyor artık harman.
Kimse sapı harman yerine yıkmıyor gurban.
Unutuldu şinikler.kulaçlar adımlar.
Parayla artık komşuya yapılan yardımlar.
Yıllar oldu sayadan sıyrılalı kadınlar.
Kimsenin bileğini kolcak sıkmıyor gurban.
Kuzine üstünde güğüm fokur fokurdu.
Kızlar gelinler heybe kilim dokurdu.
Hoca efendi şerefede ezan okurdu.
Artık imam minareye çıkmıyor gurban.
Kabakçı der sözlerimde yoktur horata.
Üç dönümlük pancara devlet koydu kota.
Çıkanıda verdik tohuma gübreye mazota
Artık köylü arpa bile ekmiyor gurban
Hakiki kabakçı
İslam’da Birlik ve Beraberliğin Önemi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Milletleri yaşatan, ilerleten ve yükselten sihirli kuvvet, birlik ve beraberlikleridir. Birlik ve beraberlikten yoksun olan toplumların, dünya milletleri arasında istenilen yerini almasına imkan yoktur. Bir milletin birliği ve beraberliği çeşitli nedenlerle zayıflarsa veya bozulursa o ülkede ilerleme ve yükselme olmayacağı gibi, o milletin istikbalini koruması da zorlaşır, hatta imkansız hale gelir.
Bir toplumda, milli birlik ve beraberliğin sağlanması için o toplumda yaşayan herkese bir takım görevler düşmektedir. Bu görevlerin başında, fertlerin kendi çıkarlarını bir yana bırakıp, milletinin çıkarlarını ön plana alarak bunların gerçekleşmesi için çalışması gelir. Herkes kendi görevini eksiksiz yaptığı, milleti ve vatanı için istenilen feragati ve fedakarlığı gösterdiği sürece o toplumda ilerleme, yükselme, huzur, sükûn ve güven vardır. Aksi takdirde birlik ve beraberlik, dirlik ve huzur bozulur, güven sarsılır.
Milletimizin yükselmesi, bizlerin birlik ve beraberlik içinde bulunmamıza bağlıdır. Birliğin olmadığı yerde dağılma, parçalanıp bölünme, kin, nefret ve düşmanlık vardır. Nitekim Yüce Rabbimiz (c c ) Kur’an-ı Kerim’de: “Toptan Allah’ın ipine sarılın, ayrılmayın, Allah’ın size olan nimetini anın. Düşmandınız, kalplerinizin arasını uzlaştırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz, sizi ondan kurtardı. Allah, hidayete eresiniz diye size böylece ayetlerini açıklar.” (1) buyurarak birliğin önemini, düşmanlığın, çekişmenin ve dağılıp parçalanmanın tehlikelerini bizlere beyan etmiştir.
Büyük milletimizin tarihi boyunca elde ettiği şanlı zaferlerin, ortaya koyduğu kahramanlık destanlarının, kurduğu medeniyetlerin, dünyaya ışık olacak nitelikte geliştirdiği kültürlerin temelinde hiç şüphesiz fertleri arasında gerçekleştirdiği birlik ve kardeşlik ruhu yatmaktadır.
Savaşta ve barışta, hep aynı ruh ayakta tutulmuş, birliğimizi bozan çeşitli cereyanlardan kaçınılmıştır. Yüce Allah’ın “Mü’minler ancak kardeştir”(2) emrine gönülden bağlanmış olan atalarımız, bütün müslümanları kardeş bilmiş ve aralarında hiçbir ayrım yapmamıştır. İşte asırlar boyunca milletimize hakim olan ruh, bu ruhtur.
Sakarya’da, Kocatepe’de, Çanakkale’de, Dumlupınar’da ve nihayet Kıbrıs’ta bize ışık tutan, gücümüze güç katan, vatanı her şeyden üstün tutan ruh da yine birlik ve kardeşlik ruhudur.
Hutbemi bir hadis-i şerifin mealiyle bitiriyorum: “Müslüman müslümanın kardeşidir… Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.” (3)
1- Al-i İmran; 3/103
2- Hucurat; 49/10
3- Riyazü’s-Salihîn Terc. C.1, Sh. 275
Baskı Gören Çocuk,Öz Güvenini Kaybeder
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
'Oraya çıkmaya çalışma,düşersin,sonra kolun kanar' 'merdivenden tek başına inmeye kalkma,düşersin,bacağın kırılır'
'koşma,canın yanar,hastahaneye götürmek zorunda kalırız,doktor iğne yapar' gibi çocuğun özerk ve girişimci nitelikteki davranışlarının sürekli felaketlere yol açabileceği duygusunun verilmesi yanlıştır.Bu durum çocuğu,kendi başına karar veremeyen,ürkek,pasif,çekingen hale getirebilir,öz güven kaybına yol açabilir.
Ebeveynlerin,çocuklarını korumak zorunda olduğunu,ancak bunu yaparken dozunun ayarlanması gerektiğini ifade ederek,"bu ayarlanırken çocuk,eylemlerinin sonuçlarına ilişkin korkutulmamalıdır.Bu tür tutumlar,çocukta anne ve babadan ayrılma kaygısı yaşamasına yol açabilir.O zaman da çocuk,yanında anne babası olmadan hareket edemez,karar veremez,birey olamaz ve özerkliğini kazanamaz."uyarısında bulundu.Ayrılma kaygısının gelişmesi halinde öğretim döneminde "okul reddi"ne yol açabilir.
Bazı anne babaların,çocuğun yerine herşeyi yapma eğiliminde olduğunda;"bunun ebeveynlerce bazen zamansızlıktan,yoğun iş temposundan,bazen titizlikten,mükemmelliyetçilik anlayışından,bazen de çocuğun kendi başına beceremeyeceği endişesi ile yapmaktadırlar.Bu tutumun çocuğun okul öncesi dönemde kazanabileceği becerileri olumsuz yönde etkileyebilmektedir.
02.01.2010
Ertuğrul ALTINEL
Emekli,Emirdağ Huzur Evi Müdürü
Eskişehir
Mutluluğun Formülü Varmıdır ?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
60´lı yıllarda başlayan ve dalga dalga tüm Batı Avrupa´yı sarmalayan ve 90´lı yılların başına kadar yaklaşık 30 yıl süren genel mutluluk manzarası yerle bir oldu !
Aynı 20 yıl önce, 1989 da yıkılan Berlin Duvarı gibi…
Günümüzde ise mutluluk peşinde koşmaktan bitap düşmüş Avrupalı mutsuzluk içinde çırpınıyor.
Filmlerde, kitaplarda, iktisatçıların araştırmalarında, her yerde, her an, ondan bahsediliyor…
Anvers yakınlarında bir okulun birinci sınıfında "mutluluk bilimleri" dersi verilmeye başlandı !
***
"Mutlu olmak" bu asrın başında birincil öncelik olarak entegre oldu yaşam felsefelerine.
Avrobarometre´ye göre, 2009 ilkbaharında yaşamlarından mutlu olduklarını ifade eden Belçikalı oranı % 91 idi.
Ve bu oranla, İskandinav ülkeleri ve Lüksemburg´un ardından Avrupa altıncısıydılar.
Ekonomik krize, Fortis´in satışına ve tüm olumsuzluklara rağmen 10 üzerinden 6,9 puan veriyorlardı yaşam standartlarına…
Ankete katılan % 15 kadarı ise, yani mutlu azınlık, 10 üzerinden 9 veriyordu.
***
Mutluluk arayışı bütün kültürlerde mevcut evrensel bir içgüdü…
Nerede insan varsa, orada mutlaka mutluluk arayışı da vardır.
Mutluluk kavramı ABD´de Anayasa´ya bile yazılmış.
Ve işte yine aynı ABD´de pozitif psikoloji rüzgârları esmeye başladı.
Bu akım Avrupa´da da yankı bulmaya başladı.
90´lı yılların başlarında Atlantik ötesinde başlayan araştırmalara göre birey beyin yapısına etki edebilir, mutluluk derecesini ayarlayabilir, bu amaçla değişik teknikler (meditasyon, spor…) kullanabilir, ve nesneleri algılama şeklini değiştirebilir.
Ve bunları geçmişe takılı kalmadan ve gelecekten korkmadan yapabilir…
İşte bu pozitif psikoloji kurallarına göre kişilerin mutluluğunun % 50 si genetik belirleyicilere, % 10 u yaşam çevresine (sağlık, para, konut, istihdam,…) ve % 40 ı ise iradesel etkinliklere, yeni fazilet dairesine dahil olmaya, bağlıymış…
Yani onlara göre mutluluk mutluğu getirir ve mutluluk bulaşıcıdır gibi bir durum sözkonusu olan !
Önemli olan derin olmasa da pozitif heyecanlar yaşamakmış.
Yani arada bir derin heyecan değil, hafif de olsalar sık sık yaşanan küçük, küçücük, önemsiz gibi algılanan heyecanları çoğaltmak ; iyimserlik havuzunda serinlemek gerekliymiş…
***
Peki mutluluğun formülü var mıdır ?
Diğer bir deyişle insanı mutlu kılan nedir ?
Belli bir ekonomik kalkınma düzeyinden sonra kesinlikle para değil !
Yani kısaca "Parasızlık mutsuz kılabilir, fakat çok parası olanlar çok mutlu olur" diye bir kural yoktur.
Ve parası çok olanlar genellikle hayatın küçük zevklerinden yararlanamıyorlar…
Tatmin edilen bir arzunun yerini hemen başka bir arzu alıyor ve mutlu olduklarını hissetmeye zaman bulamıyorlar.
Mutluluğa etki eden diğer göstergeler arasında sosyal çevre, inançlar – inançlı insanlar daha mutlu oluyormuş – eşli veya aileli olmak ve sağlık durumu sıralanıyor.
***
Avrupalı kolay kolay mutluyum demez ve mutlu olsa da göstermez.
"Mutlu aptal" deyimi daha çok Avrupa´da kullanılır.
Mutluluğun kişinin kendi iradesine bağlı olduğu iddiasını liberal ideolojinin desteklediğini söylemeye gerek yok sanırım.
Liberalizm, yani özgürlükçülük bireysel atılım ve girişimleri kamçılar.
Başarırsanız ne alâ…
Halbuki başarısızlığın maliyeti çok ağır olabilir ve altında kalabilirsiniz…
Yaşamak, yakışıklı veya güzel kalmak ve olabildiğince uzun zaman sağlıklı kalmak kim istemez ?
Peki herkesin estetik cerrahiye veya doping ilaçlarına yetecek parası var mı ?
Şimdi "istersen başarırsın" modası yaşanıyor her alanda…
Koskoca bir yalan…
Zira dünyaya gelen hiç kimse ailesini ve genetik yapısını seçmiyor ; kendinde buluyor.
Yarış eşitler arasında aynı kurallara bağlı olarak yapılırsa anlamlıdır !
Gerçekte ise, hiç kimse mükemmel değildir, olamaz, zira mükemmellik Allah´a mahsustur.
***
Yeni bir akım belirginleşmeye başladı bile…
Belki de Avusturyalı İvan İllitch´in "Küçük Güzeldir/Small is beautiful" başlıklı kitabı ile başlamıştı 1973 yılında.
Çevrecilerin siyasi mücadelesinin katkıları da inkar edilemez şüphesiz.
Günümüzde eski elektronik eşyalar çöpe atılıp en yeni modellerin üzerine atlanmıyor.
Başta enerji konusunda olmak üzere, tasarruf önlemleri alınıyor…
Küçük mutluluklar kovalanıyor, keyif veren mekanlarda kahve içiliyor, sıcak banyolar yapılıyor, takas dükkanlarına gidiliyor, karşılıklı kıyaklar yapılıyor, balkonda maydanoz yetiştiriliyor ve yemek hazırlama derslerine gidiliyor…
Sakin bir eda ile, stresten kaçarak, molalar vererek ; hayatın tadına vararak…
Doğala, gerçeğe, öze dönüş başladı !
Örneğin ben dün plakamı teslim ettim, araba kullanmamaya karar verdim.
Hem sağlığım, hem de sağlayacağım maddi tasarruf için.
Türkiye´deki çocukluğuma geri döndüm bir anlamda…
Şimdi basit yaşama ve ihtiyacın kadar tüketme dönemi.
Bu dönüşüm dünden bugüne, hemen olacak, gerçekleşecek bir fenomen değil elbette !
Ama başladığını ben hissediyorum, görüyorum ve yaşıyorum.
2009 da tüketim ve satınalım alışkanlıklarını değiştirenlerin oranı % 20.
Hiç yabana atılacak bir rakam değil.
***
Fransız yazar Jules Renard (1864-1910) "Mutluluğun evi inşa edilse, en büyük odası bekleme salonu olurdu" diyerek uyarıyor sabırsızları.
Bence son derece haklı olarak.
Yine başka bir Fransız olan şair Jacques Prévert (1900-1977) ise "Mutluluğumu giderken yaptığı gürültüden tanıdım" dediği harikulade cümlesinde sahip oldukları mutluluğun farkında olmayan aymazları ne güzel dile getirmiş…
Benim şahsi kanaatim odur ki mutluluğa giden yol şükretmekten geçer…
Yakup Yurt ©
Brüksel, 02 Ocak 2010














