Mevlana’da İnsan Sevgisi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Evrensel bir din olan yüce dinimiz İslam, birçok ahlaki ilkeler ortaya koymuştur. Bu ilkelerin en önemlilerinden bir tanesi de şüphesiz insan sevgisidir. Sevgi; insanı ayakta tutan, hayata anlam katan, onsuz bir yaşam düşünülemeyen ilahi bir duygudur. Sevgiden mahrum olan insanlar, hem iç dünyalarında hem de dış dünyalarında manevi bir çatışma içerisindedirler. Vedüd olan, yani hem çok seven hem de çok sevilen Rabbimiz, bir ayetinde şöyle buyurur: “Şüphesiz, iman edip salih amel işleyenler için Rahman olan Allah (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.”(1) Bu konuda Peygamberimiz (sav) de bir hadis-i şeriflerinde: “İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş olamazsınız”(2) buyurarak, sevgi olmadan Cennet’in kazanılamayacağını vurgulamaktadır.İnsan sevgisi deyince aklımıza, çağlara ışık tutan Mevlana gelmektedir. Mevlana, Peygamber Efendimizin ahlakını ve yaşam tarzını kendisine ilke edinmiş önemli bir düşünürdür. Onun bütün eserlerinde sevgi, hoşgörü, anlayış, fazilet gibi insani duyguları ön plana çıkardığını görürüz.
“Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz. Benim çatım gökyüzü, insanlar ise ailemdir.” diyen Mevlana sevginin önemine dikkat çekerek, en önemli hazinemizin sevgi olduğunu söyler. Mevlana’nın sevgi anlayışında, engin hoşgörüsünde; Tevhid’in sırrını, Kur’an’ın nurunu, imanın bilincini ve peygamberimizin ahlakını görürüz. “Sevgiden bulanık sular durulaşır, dertler şifa bulur, sevgiden padişahlar kul olur.” diyen Mevlana, düşüncelerini ve davranışlarını sevgi mayasıyla yoğurup sonraki nesillere örnek olmuş bir gönül eridir.
Mevlana sadece İslam dünyasında değil, düşünceleriyle bütün dünyada kabul görmüş önemli bir şahsiyettir. O; dini, dili, ırkı, rengi ne olursa olsun bütün insanlara seslenebilmiş ve dünya insanının kalbinde önemli bir yer edinmiştir. Bu konuda çeşitli ülkelerden Mevlana’nın kabrini ziyarete gelen insanlar bunun somut bir örneğidir.
Güvensizliğin, ahlaksızlığın, sevgisizliğin, kalp katılığının kol gezdiği şu zamanımızda, insanlığın Mevlana’dan alacağı çok ders vardır. Ne mutlu sevgiyle yaşayanlara! Ne mutlu Allah için birbirlerini sevenlere!...
(1) Meryem, 96
(2) Müslim, İman 93
Bir Bayram Da Böyle Geçti
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Ne kurbanlıkların boynuzlarına elma, portakal takıldı ne de krepon kâğıtlarıyla süslendi. Adeta çalınmış gibi karga-tulumba edilip otomobillerin bagajına sokuşturulup kaçırıldı.Hiçbir çocuk, ayakkabılarını koynuna alıp yatağa girmedi.
Hiçbir çocuk, başucuna astığı yeni bayramlık urbasının hayaliyle sabahın olmasını iple çekmedi.
Yaşlı kadınların dışında kimse bayram temizliği yapmadı, baklava açmadı. Gerek yoktu ki; kurbana verecekleri paranın üzerine üç-dört daha katıp tatile gideceklerdi zaten.
Kurban kesilecek hayvanlar çocuklardan kaçırıldı. Çünkü modern medya, 'hayvanların çocukların gözleri önünde boğazlandığını ve bunun bir vahşet olduğunu' yazıyor, söylüyordu. Zaten çoğu, 'kurban' sözcüğünün gerikafalı beyinlerde ve dillerde olduğu iddiasında bulunuyordu.
Çocuklar, bayram heyecanıyla uyanmadılar. Uykusunu alanlar da ana-babasının hâlâ uyuyor olduğunu gördüler, bilgisayarının başına oturup, savaş oyunu oynadılar. Bilgisayarı olmayanlar da bayram harçlıklarını alır-almaz i-net salonlarına koştular.
Sokağın yoksul aile çocuklarının çaldıkları kapılar açılmadı.
Bayram eğlencelerinin şekli değişti; polise molotof kokteyli atıldı, karşılığında gaz bombasıyla cevap verildi.
Bir toplumu birbirine bağlayan en önemli unsurlardan birisinin din birliği olmadığı, onun yerini siyasi hırsların aldığı görüldü.
Hiç üzerlerine vazife değilken Ergenekon Davası'nda yargılananların avukatlığını yapan siyasi liderler, medya mensupları, blog yazarları sustu, çoğu yazılarını geri çektiler; 'kuyuya taş atanın bir deli olmadığını' anladılar.
Bölgesel birlik adına ülke birliğini ekşimiş hamura döndürenler insan haklarından bahsettikçe atasından kalma evde oturan Kara Fatma buna sinir olup, oğlundan alıyor hırsını:
"- Yaşı yere gelmeyesice oğlum, bu kurbanlığı kime kestirecem ben şimdi?! Yuları verdin garayağlı gelinin eline, nereye çekerse oraya gediyon! Kemçik anasının evindeyken deniz mi biliyodu, otel mi? Anası acından ölüyo, ona yansın şu bayram günü denize gedeceğine! Aklınız böyle olduğuna başınızı sokacak bi ev alamadınız, kirada oturuyonuz! İki dene maaşınan bu yaşınıza gadar bi gecegondu bile alamadınız! Babana gahrından nüzül enecek nerdeyse! Bayram namazından gelip pencerenin önüne oturdu, gözünü yola dikti. Ölün arınızdan ölün! O yağlı, uluk, duluğu bitli, şemiği kirliden sana garı olmaz! O sülâleden kim amarat garı olmuş da o olsun! O sülâle tavada bişirip, gapağında yiten sülâle! Aklın varsa boşarsın. Yoksa sürüm sürüm süründürür o ganı yere cığıl cığıl akasıca!"
Parmağını Şıklatma
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Bilmem bileniniz var mı, Dursun'un ikinci karısı Duriye, Sinoplu.Duriye, "-Kurbanı anamın evinde keseceğiz," diye tutturunca Dursun, Fadime'yle bu sıralar arası açık, bu yüzden de morali bozuk olan Temel'i de alıp Sinop'a gelmişler.
İkisini Yalı Cafe'de gördüm. Almanya'dan tanışıklığımız var; sırlarını da benden saklamazlar.
Temel suskun ama Dursun Fadime'yle Temel'in aralarının neden bozuk olduğunu anlattı.
Baktım, Temel'in gözyaşları elindeki yarım çay bardağını dolduruyor. Orada az daha otursak Temel hıçkırıklara boğulacak.
"- Kalkın sizi şova götüreyim," dedim.
Sıkılmaz Erboğan'ın bayram öncesi son şovu.
Basın mensuplarına ayrılan yere oturduk. Temel'in gözü ayakkabılarının ucundan başka bir yere bakmıyor; Dursun, dirseğiyle beni dürtüp, onun zavallı, çaresiz durumunu gösteriyor.
On dakika sonra Erboğan sahneye çıktı.
Seyircileri şööyle bi süzdükten sonra sağ elinin parmaklarını şıklattı.
Bekledi; bir daha, bekledi bir daha...
Dedi:
"- Ben parmağımı niye şıklatıyorum biliyor musunuz?!"
Kimsede çıt yok.
O, devam etti:
"- Afrika açlık çekiyor! Ben parmağımı her şıklattığımda oralarda bir çocuk ölüyor!"
Sağımda oturmakta olan Temel, birden fırladı ve de bağırıyor:
"- .......mına goduğumun çocuğu, o zaman sende şıklatma!"
Görevliler zor tuttu Temel'i.
"- Yüksel Bey, lütfen götürünüz bu arkadaşınızı; sarhoş sanırım," dedi görevlinin birisi.
Ve seyircilerin alkışları arasında şovu terkettik.
"-Bayramda küslük olmaz," deyip, Temel'i ikna ettim. Az sonra Fadime'ye gitmek için yola çıkacağız.
Siz siz olun parmağınızı şıklatmayın; Temel'in kulağına gidebilir haa!..
Bayramınız kutlu, her saniyeniz sağlıklı ve mutlu olsun...
Günün Kutlu Olsun Babam!
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
İlk öğretmenime......Bugün öğretmenler günü.. Ve ben her 24 Kasımda ilk öğretmenimi hatırlarım. Hatırlamak biraz yanlış oldu aslında hiç unutmadım ki... Benim hayatımın şekillenmesinin baş mimarı BABAM...
Canım öğretmenim nasılda zevkle ve aşkla öğretmek için canla-başla çalışırdı...
Anadolu’nun köylerinde 5 sınıf bir arada... Büyükler küçüklere yardım ederler.. Daha ilkokulda başlar yardımlaşma.. Anadolu’nun köylerinde 5 sınıf bir arada... Büyükler küçüklere yardım ederler.. Daha ilkokulda başlar yardımlaşma.. 5. SINIFLAR 2. SINIFLARA DERSLERİNDE DESTEK OLURLARDI...
Kılık kıyafete o kadar önem verirdi ki önlük alamayan öğrenciler için anneme gönüllü terzilik yaptırırdı.
Zaten severek de dikerdi önlükleri. Yurdum insanı mutlaka hediyeler vermek isterlerdi ve genellikle tavuk, yumurta, süt gibi. Zaten severek de dikerdi önlükleri. Yurdum insanı mutlaka hediyeler vermek isterlerdi ve genellikle tavuk, yumurta, süt gibi besinler olurdu.. Ancak asla kabul etmez çocuklarına yedirmelerini söylerdi..Lojmanın önünde meyve ağaçlarını öğrencileriyle birlikte diker aşılamayı da öğretirdi. Benim de ilkokulu bitirdiğim <gürcü> köyünde
çocuklar Türkçe konuşamazdı.. 1. sınıfa başlayanlara önce Türkçe konuşmayı öğretmeye çalışırdı.
Cumartesi yarım gün okulların açık olduğu yıllardı.. Ablamla ben ortaokula başlamıştık ve bunun için kasabada yaşıyorduk. kar-kış demeden 2 saat yol yürüyerek yarım gün için okula gider eğitimini aksatmazdı..
İşte sorumluluk anlayışını bizzat kendi yaşamında uygulayarak bize öğreten ilk öğretmenim... İşte sorumluluk anlayışını bizzat kendi yaşamında uygulayarak bize öğreten ilk öğretmenim...
Öğretmenler Günün Kutlu Olsun...
Ayla TOKMAK
Hepsi Şampiyon
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yavuz Öztuncer
İlçemizde kurumlar arası düzenlenen ve yaklaşık beş hafta süren voleybol şöleni dün akşam Anadolu Lisesinin birinci olması ile sona erdi. Beklide birçok İlçede olmayan, yapılamayan bir faaliyetti. Bu organizasyonu düzenleyen İlçe Gençlik Spor Müdürümüz Engin SAYGIN’nın özverisi takdire şayandı. Sadece organizasyonla kalmadı her maçı kendisi yönetti. Kolay mı her akşam iki maç yönetmek? Engin hoca yüzünün akı ile bu organizasyondan çıktı. Gönül isterdi ki 13 takımdan daha fazla katılım olsun. Herkes dert yanmaz mı? “ Emirdağ da faaliyet yok. Yapılacak bir şey yok diye” Alın size faaliyet. Ama tribünlere az sayıda izleyici gelmesi ve takım sayısının 13 te kalması biraz üzdü beni. Bu turnuvada, takımlarda görev alan arkadaşlar eminim ki oldukça memnun ve keşke daha uzun olsaydı diyorlar. Yeni arkadaşlıklar oluştu, dostluklar pekişti, yenilen yeneni tebrik etti, en önemlisi kısa sürede olsa insanlar spor yaptı. Müsabaka gereği ufak tefek tartışmalar gördük ki maç sonun da büyük olgunlukla kucaklaşmalara dönüştü. Son derece centilmence başladı ve öyle de bitti. Bu sebeple ki benim gözümle katılan tüm takımlar şampiyon oldu. Kurban İbadeti
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Sözlükte yaklaşmak Allaha yakınlık sağlamaya vesile olan şey anlamlarına gelen kurban, dini terim olarak “ibadet maksadı ile belirli bir vakitte, belirli şartları taşıyan hayvanı usulüne uygun boğazlamak, ya da bu şekilde boğazlanan hayvan” demektir. Kevser suresinde Yüce Mevla’mız biz kullarına: “O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes”(1) buyurarak kurban kesme emrini vermiş, Sevgili peygamberimiz (sav) de bir hadis-i şeriflerinde: “Kim ki kurban kesmeye gücü yeterde kurban kesmezse bizim namazgâhımıza yaklaşmasın” buyurarak, kurban kesmenin önemini bildirmişlerdir. Bu bakımdan şartlarını taşıyan her müslümanın Allahın kendisine verdiği sayısız nimetlere şükür olarak ve yalnız Allahın rızasını kazanmak niyetiyle kurban kesmeleri gerekir.Kurban gerek fert, gerekse toplum açısından, çeşitli yararlar taşıyan mali bir ibadettir. Kişi kurban kesmekle Allahın emrine boyun eğmiş, kulluk bilincini koruduğunu canlı bir biçimde ortaya koymuş olur. Mü’minler her kurban kesiminde Hz İbrahim ile oğlu İsmail’in Cenabı Hakk’ın emrine boyun eğmek konusunda verdikleri başarılı imtihanın hatırasını tazelemiş ve kendilerinin de benzeri bir itaate hazır olduğunu simgesel olarak göstermiş olmaktadır.
Kurbanın içtimai ve ahlaki pek çok faydaları vardır. Kesilen kurbanın fakirlere verilmesi, akraba ve dostlara ikram edilmesi Müslümanlar arasında sevgi ve kardeşlik bağlarının kuvvetlenmesine yardımcı olur. Bu nedenle kurban etinin tamamının evde bırakılması özellikle kalabalık aileler ve maddi gücü zayıf olanlar için caiz olmakla birlikte; kurbanın bir kısmını fakirlere vermek, bir kısmını akraba ve dostlara ikram etmek ve bir kısmını da aile fertleri için evde bırakmak suretiyle üçe bölmek sünnete daha uygun görülmüştür.
Hutbemi bir ayet-i kerimenin mealiyle bitiyorum: “Şüphesiz kurbanların ne etleri, ne kanları Allah’a ulaşır, lakin sizin takvanız Allaha ulaşır.(3)
(1) Kevser, 2
(2) İbn Mace, Kitabül edai
(3) Hac, 37
Vuslat Aşkın Miladı Değil Cellâdıymış…
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Anladım… Adını bilmediğim denizlerin sığ limanlarına demirlediğimde; cemreler düşen yüreğimi beynimi…Anladım… Kaderime bulaşan gecenin rengini birkaç damla hayat suyu ile temizlediğimde; deli gibi ıslık çalan meltemleri…
Anladım… Yıldızların gecesini terk edip ihanet ettiği bulutlu soğuk kış gecelerinde; tüm tembelliğime rağmen koşuşturan telaşlı ayaklarımı…
Anladım… Pervane aşkından ateşe atladığında; çoktandır göğüs kafesimi sıkıştıran merkez üssü yürek olan bu depremi…
Anladım ve kahrolası bir telaşla tanımadığım uzak denizler gezdim, dalgalara fırtınayı sordum ve kayboldum o fırtınada… Sonra yoruldum, durdum… Telaşsız sohbetler, uzun kahve molaları tıpkı rüzgardan bir kuytuya sığınmış gibi durdum…
Ansızın, umulmadık ama sanki her an beklediğim bir şey bulacakmış gibi mütemadi bir arzuyla koştum… Sonra birine bağlandım… Bekledim… Necip Fazıl gibi, hastanın sabahı beklediği, şeytanın günahı beklediği gibi…
Anlamadım… O, sesi kulağımdan ayrılmayan, her mevsimi bahar yapan, her romanda kahraman her şarkıda anlatılanken; vuslatın tatsız çabalarını…
Anlamadım… Onsuz denizler ıssız, geceler yıldızsız, şehirler öksüzken, özlem ayak parmaklarımdan hırsla beynime kalbime yayılırken; vuslatın arsız ve mütemadi bir istekle zorlamalarını…
Anlamadım… Aşk gurur önünde hep galip gelirken, amansızca aşkımızı, birbirimizi tüketirken, her hayal kırıklığının kahredici üzüntüsünü silerken belleğimden, kalbimden; vuslatın amacını…
Eros tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığında aşk bir sabun köpüğü gibi dağılıp uçuverdi avuçlarımızda… Yüzünü bile görmediği sevdalısı için dağları delen Ferhat Şirin’ e bakmaz oldu… Mecnun’ unu görmek için yıllarca pencerede bekleyen Leyla Mecnun’ u kafaya takmaz oldu…
Anladım… Her aşkta kendini aradığından, her sevda da bir benzerini bulur insan…
Anladım… Sonunda kendinden de sıkılırmış insan… Gün gelir terk edebilirmiş en sevdiklerini…
Anladım… Bıçak sırtı bir hayatı yaşıyoruz… İki yanında aşk uçurumu, en keskin yerinde yalnızlık…
Anladım… Aşk tek kişilik bir masalmış…
Anladım… Aşk sabırmış ama tahammül değil…
Anladım… Vuslat aşkın miladı değil cellâdıymış…














