Zafer Kazandıran Manevi Dinamikler
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Bizler tarihi şeref levhalarıyla dolu bir milletin evlatlarıyız. Ecdadımızı zaferden zafere koşturan ve tarih sayfalarını kahramanlık destanlarıyla süsleten, Allah’ın hak olan vadine erme ve O’nun şehitler için hazırladığı mükafata mazhar olma arzu ve isteğidir. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de: “Allah müminlerden mallarını ve canlarını kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu) Tevrat’ta, İncil’de, Kur’an’da Allah üzerinde hak bir vaaddir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır? O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu büyük bir kazançtır”(1) diye hitap ederek Allah yolunda canını ve malını feda edenlerin büyük bir mertebeye erişeceklerini müjdelemektedir. Sevgili Peygamberimiz de: “Hiç kimse cennete girdikten sonra –bütün dünyaya sahip olsa bile- tekrar dünyaya dönmek istemez. Yalnız şehitler, erdikleri nimetler sebebiyle dünyaya dönüp, on defa şehit olmayı arzu ederler”(2) buyurarak Allah yolunda ve vatan uğruna can vermenin ne kadar büyük bir mükafat olduğunu bildirmiştir.
Ecdadımız işte bu anlayış bu ruh ve heyecanla, İslam’ın varlık yokluk mücadelesi olan Bedir savaşında arslanlaşmış, İslam ve Müslümanlar için büyük bir felaket olan haçlı ordularını durdurmuş, Malazgirt meydan muharebesiyle Anadolu’yu Müslüman Türklere anavatan yapmıştır.
İstanbul’un fethiyle Bizans İmparatorluğunu yıkarak orta çağı kapatıp yeni çağı açmış, Çanakkale’de bütün dünyaya meydan okuyarak “Çanakkale geçilmez” dedirtmiş, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar meydan savaşını kazanarak ülkeyi düşman işgalinden kurtarmıştır. Gazi Mustafa Kemal de Çanakkale’de zafer kazandıran ruhu şöyle anlatıyor: “Karşılıklı siperler arasındaki mesafe sekiz metre. Yani ölüm muhakkak. Birinci siperlerin hiçbiri kurtulmamacasına kamilen düşüyor. İkinciler onların üzerine gidiyor. Fakat ne kadar şâyân-ı gıpta bir itidal ve tevekkül biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur göstermiyor. Sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şehadet getirerek yürüyorlar. Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şâyân-ı hayret ve tebrik edilecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki; işte bize Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”
Bu vesile ile bu topraklar için toprağa düşmüş aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimizi minnet ve şükranla yâd ediyoruz. Hutbemi merhum M. Akif’in dizeleriyle bitiriyorum:
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem sığmazsın.
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.
(1) Tevbe, 111.
(2) Buhari, Cihad, 21.
Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Değerli Kardeşlerim,
İnşaallah Perşembe günü akşamı ilk Terâvîh Namazını Kılacağız. Sahûrumuz yapıp,ilk orucumuzu Cum’a günü tutacağız.
Üç ayların sonuncusu olan Ramazân, on bir ayın sultanı olarak anılır ve ayların en faziletlisidir.Zira bu ayda Kuran-ı Kerîm nazil olmaya başlamış ve a oruç tutmak farz kılınmıştır.
Ramazân kelimesi kızgın taş manasına gelen ramid kelimesinden türemiştir. Nasıl ki kızgın taş etrafındakini yakıp yok ederse,Ramazân ayı da kulların günahlarını yakıp,mahvettiği için bu aya bu ismin verildiğini söyleyenler olmuştur.
Bazıları ise Ramazân kelimesinin yağan yağmur manasına gelen ramid kelimesinden türetildiğini ve nasıl ki yağmurun yağması neticesinde yeryüzünün temizlenmesi gibi Ramazân ayında da günahların temizlenmesi sebebiyle bu aya bu ismin verildiğini söylemişlerdir.
Oruç:Ramazân ayı boyunca,ibâdet niyetiyle tan yerinin ağarmasından güneşin batışına kadar yemek, içmek ve cinsi arzulardan uzaklaşmaktan ibaret bir ibadettir.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Ola ki korunup sakınırsınız."
“Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”
“Ramazân ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden Ramazân ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.”
Bakara Sûresi,183-185.Âyetler
Oruç, nefsi terbiye ederek iradeyi güçlendirir ve böylece insanda kötü alışkanlıklara karşı Direnme gücünü artırır.
Oruç, ruhu kötülüklerden arındıran, sevgi, şefkat ve merhamet duygularını geliştiren bir ahlak ve davranış eğitimidir.
Ayrıca orucun insan sağlığı bakımından da çok yararlı olduğu bilinen bir gerçektir. Bu husus tıbben de ispatlanmıştır.
Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. "Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz."
Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed’in(s.a.v.)Oruçla ilgili hadîslerinden Bazıları:
“Muhammed’in (s.a.v.) nefsi elinde olan Allah’a yemin olsun ki, oruçlunun ağzının kokusu Allah katında misk ü amberden daha hoş ve daha güzeldir.”
( Buhârî, Sahîh, Savm, 9; Müslim, Sahîh, Siyâm 164; Ebû Dâvûd, Sünen, Savm 25)
“Oruçlular nerede diye nida edilecek mahşerde ! Hepsi kalkarlar ve iste Cennet’in Reyyân adlı kapısından içeri alınırlar; Oruç tutanlardan başkası alınmaz
(Buhâri, Sahih, Savm, 9; Müslim, Sahih, Siyam 166; Nesai, Sünen, Siyâm 43)
“Kim inanarak ve mükâfatını Yüce Allah’tan umarak oruç tutarsa, geçmis günahları affolunur.
(Buhâri, Sahîh, Îmân, 28; Müslim, Sahîh, Siyâm 3; Ebû Dâvûd, Sünen, Ramazân,1)
“Oruç ve Kur’ân,mahşer gününde şefaat edeceklerdir.”
(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/174)
“Kim mazeretsiz ve hasta olmaksızın Ramazân’dan bir günün orucunu yerse, bütün bir ömür boyu oruç tutsa o Ramazân orucunu ödemiş olamaz.
(Tirmizî, Sünen, Savm, 27; Ebû Dâvûd, Sünen, Savm, 38; Ibn Mâce, Sünen, Siyâm 14)
"Ey Ka'b İbnu Ucre, seni, benden sonra gelecek ümeraya karşı Allah'a sığındırırım. Kim onların kapılarına gider ve onları, yalanlarında tasdik eder, zulümlerinde onlara yardımcı olursa, o benden değildir, ben de ondan değilim; âhirette havz-ı kevserin başında yanıma da gelemez. Kim onların kapısına gitmez, yalanlarında onları tasdik etmez, zulümlerinde yardımcı olmazsa o bendendir, ben de ondanım; o kimse, havzın başında yanıma gelecektir. Ey Ka'b İbnu Ucre! Namaz bürhandır.Oruç, sağlam bir kalkandır. Sadaka hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürdüğü gibi. Ey Ka'b İbnu Ucre ! Haramla biten bir ete mutlaka ateş gerekir. "
Tirmizî, Salât 433. (614); Nesâî, Bey'ât 35, 36, (7,160)
Hz. Ebû Hureyre anlatıyor: "Rasûlullah( s.a.v.) buyurdular ki: "Âdemoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenâb-ı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar. Allah Teâla Hazretleri (Bir Hadis-i Kudsî’de) şöyle buyurmuştur:“Oruç,bu kâideden hâriçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfaatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti.”
(Buhâri, Sahîh, Savm, 9; Müslim, Sahîh, Siyâm,164)
"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.''
Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur:“Oruç,perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!'' desin (ve ona bulaşmasın).''
(Buhârî, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyâm 164 (1151); Muvatta, Sıyâm 58, (1, 310); Ebû Dâvud, Savm 25 (2363); Tirmizî, Savm 55, (764); Nesâi, Sıyâm 41, (2, 160-161); İbnu Mâce, Sıyâm 1, (1638), Edeb 58, (3823).
Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.''
Timizî, Cihâd 3, (1624)
Ebu Ümâme anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasûlü dedim, bana öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükâfaatlandırsın.'' "Sana dedi, orucu tavsiye ederim, zira onun bir eşi yoktur.''
(Nesâi, Sıyam 43, (4, 165)
Sehl bin Sa'd anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez."
(Buhârî, Savm 4, Bed'ü'l- Halk 9; Müslim, Sıyâm 166, (1152); Nesâi, Sıyam 43, (4, 168); Tirmizî, Savm 55, (765)
Timizî'nin rivayetinde şu ziyâde var: "Oraya kim girerse ebediyyen susamaz.''
Ebû Hureyre anlatıyor: "Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun seyabından hiçbir eksilme olmaz.''
Tirmizî, Savm 82, (807); İbnu Mâce, Sıyâm 45, (1746)
Ebû Hureyre anlatıyor: "Rasû) lullah (s.a.v.buyurdular ki: "Ramazân ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır,
cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur."
(Buhârî, Savm 5, Bed'ü'l-Halk 11, Müslim, Sıyâm 2, (1079); Nesâi, Sıyâm 5, (4, 129)
Nesâî 'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Bir münâdi, her gece şöyle nida edip bağırır: "Ey hayır isteyen, gel! Ey şer isteyen kendini şerden tut!''
Nesâi, Savm 5, (4, 130)
Ashâb-ı Kirâm’dan Ubâde İbnu’s-Sâmit şöyle demiştir: “ Ramazân ayının geldiği günlerden birinde Resulullah (sav) şöyle buyurdular: “Size Ramazân geldi. O bir bereket ayıdır; O ayda Allah sizi zengin edecek: Rahmetini indirecek, hataları temizleyip dûâlara cevap verecek. Allah sizin yarışınıza bakıp sizinle meleklerine övünecek. O halde içinizdeki hayır arzularını Allah’a gösterin. Bedbaht; bu ayda Allahu Teâlâ’nın rahmetinden mahrûm kalandır.”
Ramazân ile ilgili yapılan şu güzel yorumu dikkatle okuyup,tefekkür edelim.
*Dindar olmasan da güzeldir Ramazân.
*Iskalanmaması,tadına varılması gereken çok özel bir dönemdir.
*Ramazân;sıcak pide kuyruğundaki sabırsız bekleyiştir.
*Posta kutunda davulcuların fotoğraflı ilan savaşları;
*Elinde tokmak, kapına dayanmış bıyıklıdır.
*Eski günlerdir;anneannendir, dedendir,
*Oradan oraya koşturan aç annendir.
*Gün doğumuna yakın; uykulu gözlerle içtiğin çay,
*Televizyondaki Türk filmi, radyodaki türküler ve oyun havalarıdır.
*Gün batımına yakın; mutfaktan gelen mis gibi kokular,
*Tertemiz masanın üzerindeki zeytin tabağı, beklediğin ezândır.
*Alış veriş sonrası verilmiş imsâkiye,
*Abur cubura uzun aradır.
*Minârelerdeki renkli floresanlar,
*Akşam sokakta atılan volta,
…………………………………….
*Yetişilememiş bir iftâr, uyanılamamış bir sahûr,
*Erken kopartılmış bir lokma ekmektir kimi zaman.
*Bir ortaklık duygusudur Ramazân.
*Yalnız, yapayalnız olmadığının duygusudur.
*Hep birlikteliktir.
*Acıya, sıkıntıya beraber katlanma,ödülünü de beraber paylaşmadır.
*Çevrende onca gönüllü aç kalmış insan varken:“Sizinleyim – Ben de yemiyorum!” dur.
Ramazân’a sağlık ,âfiyet içinde ulaşan hepimize Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedi’nin-Nebiyyi’l-l Ümmiyyî ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim demeyi Yüce Allah tekrâr nasip etti.
Ancak şunu da ifâde etmeden geçemeyeceğim. Geçen yıl Ramazân’a ulaşıp,oruçlarını tutan kardeşlerimizden bazıları maalesef bu mübârek günlere ulaşamadı.Onları da rahmetle anıyoruz.Bununla birlikte belki idrâk ettiğimiz son Ramazân ayı olabilir düşüncesiyle oruçlarımızı şuurlu bir şekilde tutmaya özen göstermeli ve âile içindeki ve etrâfımızdaki insanlara şefkât ve merhametle muâmele ederek ,fakîri,yoksulu, öksüzü,yetimi de gözeterek Ramazân ayını idrâk etmeliyiz.
Onbir ayın sultanı,
Kıymetlidir her ânı,
Süslersin şu cihânı,
Hoş Geldin yâ Ramazân!
Gökyüzünün melekleri,
Devrân eder felekleri ,
Bu ayda ikrâm edenin,
Zâyi’ olmaz emekleri.
Hakk’ın bize ihsânısın,
Hem ayların sultânısın,
Sen bir saadet kânısın
Ey Mâh-ı Sultân Merhaba
Kavuştuk Ramazân’a,
Hem de büyük ihsâna,
Bu ayda oruç tutmak,
Huzur verir insâna.
İslâm Âleminin daha nice Ramazânlara sağlık,sıhhat,âfiyet içinde kavuşmasını Yüce Allah’tan niyâz ediyor.Hayırlı Ramazânlar diliyorum.
Dr.Erdoğan KÖYCÜ
( Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti )
Ey Sevgili Okur!
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Bu yazıyı “sevgiye dair” bir yazı olarak oku….
Sevgi ışık gibidir. Sevgisizlik karanlık. Sevgi konuşulmaz yaşanır. Sevmek güvenmektir. Sevmek onaylanmaktır. Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye.
Yalınlıktır, doğallıktır, özdenliktir sevmek. Yalansızlık, içtenlilik, ölümsüzlülüktür. Sevmek. İlk insanin, Havva"nın Adem"in saflığını ve temizliğini, çocuk masumluğunu taşımaktır Sevmek, gözyaşı olmaktır. Yağan yağmur olmaktır. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek. Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir. Bu duyguyu içinde taşıyabilen insanoğluna yaşam ne kadar sıkıntı verirse versin bazen bu duygu ile her şeyi kolaylaştırabilir. Unutmayın ki, zor zamanlarda sevdiklerin ile olmak istersin. Onların sevgisi seni ayakta tutar, hani bazen bir omuz ararsın yanı başında o omuza başını yaslamak bile yeterli gelir. Şimdi sizleri duyar gibiyim yaşanan sıkıntılar bu söylediklerinle geçiyor mu sanki diye. Sizde zaman zaman polyanacılık oynayın. İnanın ruhunuza ve siz çok iyi gelecektir. Hayat sevgi dolu bakın. Sevdiklerinize “Seni Seviyorum” deyin. Kalplerin anahtarı bu sihirli sözcüğü sevdiğinize söylemekten korkmayın. Gönlünüzde olanı dile getirmekten daha doğal, daha kutsal ne olabilir ki? Yarın belki çok geç olabilir. Elde fırsat varken sevdiğinizi bilsin sevgiliniz. Sevginizi kapalı kapılar, kilitli kasalara saklamayı. Sevmek fedakârlık demektir. Vermeyi bilmek demektir. Hem de hiç karşılık beklemeden. Sevgi emektir. Çabadır. Umuttur. Sevgi gönül bahçesinde açan nadide bir çiçektir. Sevgi önce canan sonra can diyebilmektir. Sevgi en güzel ne anlatabilir diye düşündüm ve okuduğum bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sizlerde okuduğunuzda kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz.
Bir Fransız halk hikâyesidir;
Bir salkım üzüm
“Hasat zamanıydı. Çiftçi bir ailenin tüm fertleri büyük bir tarladaki buğday demetlerini arabalara yüklüyorlardı. Aile fertleri, aralarında güzel bir iş bölümü yapmışlardı. Herkesin işi başka başkaydı. Evin annesi, orakçıların hendek kıyısında biçemedikleri başakları toplarken, küçük bir ağacın dalları arasında bir salkım üzüm gördü. “Oh, bu kavurucu sıcakta bu bir salkım üzüm ne iyi gider” diyerek, salkımı kopardı. Tam yemek üzereydi ki, gözü az ilerisinde, demetleri arabaya yükleyen kocasına takıldı. “Onun bu üzümlere benden daha fazla ihtiyacı var. Sabahtan beri en çok o çalışıyor” diyerek üzüm salkımını kocasına götürüp verdi.
Adam, bu beklenmedik ikrama çok sevindi. Tam üzümleri iştahla yemek üzereydi ki, buğdayları tırmıklayan küçük kızını gördü ve: “Küçük kızım ne kadar da zayıfmış” dedi. “Bu üzümleri götürüp ona vereyim.” Küçük kız, babasının ikram ettiği üzümleri sevinçle aldı ama tam yemek üzereydi ki, o da, başakların deste deste yüklendiği arabanın üzerindeki ağabeyini gördü. “Zavallı ağabeyim, güneşin altında saatlerdir çalışıyor. Dili damağı kurumuş, birbirine yapışmıştır. En iyisi, bu üzümleri götürüp ona vereyim” dedi. Delikanlı, küçük kardeşinin kendisine uzattığı üzüm salkımını neşe ile aldı. Tam yiyecekti ki, o da, hendek kenarında iki büklüm çalışan annesini gördü. “Anneciğim ne kadar da yorulmuş. Ben iyisi mi bu salkım üzümü ona vereyim o yesin” dedi ve üzümü annesine götürdü. Evin annesi, üzüm salkımının dönüp dolaşıp kendisine geri geldiğini görünce, olanları hissetti ve kendisine böyle sevgi dolu yüreğe sahip şefkatli aile bahşettiği için Allah"a şükretti. Ve bütün ailelerin kendileri gibi mutlu olmaları temennisinde bulundu.” Yaşamın içinde iyi kötü ne olursa olsun en önemli olan şey SEVGİ…
Oruç İbadetinin Önemi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Oruç sözlükte, “bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek” anlamında kullanılır. Terimi olarak ise, imsak vaktinden iftar vaktine kadar, Allah’ın rızasını kazanmak için bilinçli olarak, yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak demektir. Bize olduğu gibi bizden önceki ümmetlere farz kılınan bir ibadettir. Yüce Allah, “Ey mü′minler! Kötülüklerden ve haramlardan korunmanız için oruç tutmak, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı”(1) buyurmuştur.
Oruç ibadetinin Allah rızasını kazanmanın yanında temel amaçlarından biri de kişinin nefsini terbiye etmesidir. Peygamberimiz (sav): “Oruç bir kalkandır. Biriniz oruçlu iken çirkin, kötü ve kaba söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, kavga etmesin. Birisi kendisine söver ya da çatarsa ona ‘ben oruçluyum’ desin”(2) buyurmuştur. Hadis-i şerif, orucun gayesinin insanın edep ve ahlakını güzelleştirmek olduğunu açıkça ifade etmektedir. Eğer oruç, insanı kötü söz, eylem ve davranışlardan uzaklaştırmıyor, ahlakını güzelleştirmiyorsa amacına ulaşamamış demektir. Böyle oruçtan istenilen sevap da elde edilemez. Bu sebeple orucu sadece midemize değil diğer duyu organlarımıza da tutturmalıyız.
Nitekim Peygamberimiz (sav), “Nice oruç tutanlar vardır ki onların oruçtan nasipleri sadece aç ve susuz kalmalarıdır”(3) buyurmuştur. Dolayısıyla oruç tutan insan; yalan, yalancı şahitlik, gıybet, iftira, hile, aldatma, kötü söz ve davranışlardan uzak durmalı, her zaman dürüst ve doğru olmalıdır. Oruç ayrıca insana sabırlı olmayı öğretir. Peygamber Efendimiz (sav), “Oruç sabrın yarısıdır”(4) buyurmuştur. İnsanın hayatta başarılı olabilmesi için irade hâkimiyeti ve güçlükler karşısında dayanabilme gücü önemli bir role sahiptir.
Oruç, yoksulların durumunu daha iyi anlamaya, dolayısıyla onların sıkıntılarını giderme yönünde çaba sarfetmeye de vesile olur. Yine orucun sağlık açısından da pek çok yararları bulunmaktadır: Bir yıl boyunca çalışan vücut makinesinin, özellikle mide ve sindirim organlarının dinlenmesi için iyi bir moladır. Ama asıl önemli olan orucun bize Allah katında kazandırdıklarıdır. Sevgili Peygamberimiz (sav): “Kim iman ederek ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir”(5) buyurmuştur. Bir başka hadis de ise oruçlunun sevinci şöyle anlatılır: “Oruçlu için birisi iftar ettiği vakit, öteki Rabbi ile karşılaştığı vakit olmak üzere iki sevinç vardır”(6).
(1) Bakara, 2/183
(2) Buhârî, Savm, 9;
(3) İbn Mâce, 21
(4) Tirmizî, Da’avât, 86
(5) Buhârî, Savm, 6
(6) Buhârî, Savm, 9
Hazır mısınız?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Maddi ve manevi sayısız güzelliklerin yaşandığı Ramazan ayını 20 Ağustos Perşembe günü yani bu akşam ilk teravih namazı kılarak idrak edeceğiz. Tabii olarak bu gece ilk sahurumuzu yapacak ve yarın “2009 yılı Ramazan Ayı”nın ilk orucunu tutacağız İnşaallah… Ancak hazırlıklar tamam mı? Son kontroller yapıldı mı? Eksik / hatalı / hazırlıksız başlayan yolculukların arzu edilen biçimde neticelenmesi zor olacaktır.
Sözün başında yeni bir manevi mevsime girmek üzere olduğumuz bu günde kendimize “Ben bu mübarek zaman diliminden en güzel bir biçimde faydalanmak için gerekli hazırlıkları / planları yaptım mı?” sorusunu sormakla işe başlamak doğru bir çıkış noktası olacaktır kanaatimce. Eğer cevabımız “EVET” ise sorun yok. Allah kolaylık versin. Ama cevabımız “ACABA” ile başlıyor ya da bir yerlerinde böyle bir tereddüt içeriyorsa; eskilerin tabiri ile evvel emirde bu tereddütlerin giderilmesi gerekir.
Peki, ne öneriyoruz?
a) En azından her birimiz “Kur’an Ayı” olan Ramazan’da en bir hatim okumalıyız. (Mukabele’den başka)
b) İmkânlar ölçüsünde hiç değilse namaz sureleri ve sıklıkla okuyup dinlediğim sure ve ayetler ile duaların anlamlarını okuyup öğrenmeliyiz.
c) İlmihal bilgilerimizdeki eksikleri tamamlamalıyız.
d) Her gün yapılan vaazlardan / sohbetlerden ilgimizi çeken bir cümleyi not edip öğrenmeliyiz.
e) Yine günlük olarak en az bir Hadis-i Şerif mümkün ise Arapça aslı ile birlikte öğrenmeliyiz.
f) Özetle 20 Ağustos 2009 – 20 Eylül 2009 arasında bir takım farklar olmalı hayatımızda.
Bu örnekleri çoğaltmak ya da daha farklı önerilerde bulunmak mümkün ama son madde mutlaka gerçekleşmeli bayrama yeptyeni bir kişi olarak çıkmanın azim ve kararı ile işe başlamalı ve Allah’ın izni ile gerçekleştirmeliyiz. Çünkü Ramazan Ayı, ferdi hayatta dindarlığın, sosyal hayatta kaynaşma ve paylaşmanın yoğun olarak yaşandığı / yaşanması gereken, oruç ibadeti ile iradelerin merhametle eğitildiği ve özgürleştiği / eğitilip özgürleşmesi gereken, Kur’an-ı Kerim’in evrensel mesajını anlamak ve özümsemek / içselleştirmek için daha çok okunduğu müstesna bir zaman dilimidir daha doğrusu böyle bir zaman dilimi olmalıdır. Büyün bunlar ise kuru bir sözle değil ciddi bir hazırlıkla olabilir.
Ramazan, İslâm’ın rahmetle yoğrulmuş adaletini, bilgi ve hikmetle bütünleşmiş ahlâkını bütün insanlığa gösteren Allah Resulü’nün, “İnanarak ve karşılığını yalnız Allah'tan umarak Ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahları bağışlanır" müjdesinin gerçekleşeceği rahmet ve bağışlanma mevsimidir. Ama bu oruç yalnız aç ve susuz kalmaktan ibaret bir davranış ile değil gereği gibi oruç tutarak olabilir. Çünkü o Kutlu Nebi konu ile ilgili bir ikazında örnek olarak “Yalan ve yalanla iş yapmayı bırakmayan bir kişinin aç ve susuz kalmasına Allah’ın bir değer vermediğini” ifade etmektedir.
Dikkat etmemiz gereken bir nokta da burada ifade edilen “yalan ve yalan ile iş yapma” tabirinin aslında dinimizin önermediği / onaylamadığı her türlü söz ve fiili de ifade ediyor olmasıdır. Yani Müslüman’dan beklenen güzelliklere sahip olmadan / Müslüman yakışmayan çirkin söz ve davranışlardan uzaklaşmadan sadece “aç ve susuz kalma” fiiline bakarak kişinin hakiki manada “ORUÇLU” olduğunu söylemenin mümkün olmayacağı gerçeğidir.
Ramazan, dünyanın sayısız nimetleri içinde Allah’ın lütfuna mazhar olan insanın belli bir süre bunlardan kendini uzak tutarak, bir bakıma nimetin kadrini daha yakından bildiği, muhtaçların halini anladığı ve paylaşmayı öğrendiği oruç ayıdır. Ramazan ayı kaybettiğimiz manevi değerleri yeniden kazanmak, özümüzde var olan iyilik ve insani duyguları fiiliyata geçirmek için önemli bir fırsattır.
Oruç ve Kur’an ayı Ramazan, bir paylaşma mevsimidir. Yanıbaşımızdakinin ve uzağımızdakinin halini anlama zamanıdır. Öteki kavramını kaldırmak ve herkese bizden bir parça olarak bakmak gerekir. Çünkü hepimiz Hz. Âdem’in çocuklarıyız, hepimizin artı ve eksileri var. O yüzden kimseyi yargılamadan, sınıflandırmadan bir duygu ortaklığı sağlamamız gerekir…
Manevi arınma, yücelme, kendimizi sorgulama ve her an Rabbimizle olduğumuzu daha yakından hissettiğimiz Ramazan, bilgi dağarcığı ve gönül dünyamızı zenginleştirdiğimiz, milli birlik ve beraberliğimizi pekiştirdiğimiz bir aydır. Rahmet, bereket ve mağfiretle dolu ve ibadetlerin mükâfatlarının sınırsız olarak verildiği bu manevi mevsimi çok iyi değerlendirelim. Çocuk, genç, yaşlı, kadın erkek hep birlikte cemaate iştirak ederek camilerimizi şenlendirelim.
Orucumuzu kimin için ve niçin tuttuğumuzu düşünerek zenginleştirelim. Bu ibadeti zihnimizle, duygu ve düşüncemizle, kalbimizle, gönül dünyamızla da ifa ederek koruyucu bir kalkan kılalım.
Ramazan ayının şahsımız, ailemiz, milletimiz, ülkemiz ve bütün insanlık için hayır, huzur ve barış getirmesini, bizleri manevi yönden yüceltmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
Fahri UÇAK
Yalan Dünya
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Sevgili okurlar insanoğlu bir kuş misali bu gün var ama belki yarın yok. Kimsenin yarına çıkacağına garantisi yoktur. Doğduk büyüdük ve bir gün elbette her fani gibi bizlerde öleceğiz. Bir düşünün daha dün okula başlamıştık. Arkasından iş hayatı aile hayatı derken günler birbirini kovaladı. Birde bakmışız ki saçlarımız ağarmış, sevdiklerimiz bir kısmı şuan hayatta yok ve diyoruz ki sıra acaba bize ne zaman gelecek. Önemli olan Dünya ve Ahiret hayatını doya doya yaşamaktır. Elbette Ahiret hayatımız daha yaşanmadı. Ama bir söz vardır üç günlük dünya güzel bir benzetme. İşte geldik gidiyoruz. Acısı ile tatlısı ile bu ömür denen hayat bitti bitiyor. Dünya denen bu fani hayatta kimler geldi kimler geçti. En sevdiklerimiz gözümüzün önünden birer birer gidiyor. Önemli olan yaşanan acı tatlı olaylardan ders almaktır. İnsanoğlu elbette kuldur. Hata yapacaktır. Ama önemli olan bu hatalardan ders almaktır. Önceki yazılarımda bu konuda yazmıştım.”Hatasız Kul Olmaz” diye. Evet, sevgili okurlarım başımızı iki elimizin arasına alıp bir süre düşünelim. Bu hayata ne amaçla geldik? Neler yaptık? Acaba hayattaki belirlediğimiz hedeflere ulaştık mı? Bu yolları kat ederken acaba bazılarını kırdık mı? Bu soruların cevabını verebilene ne mutlu ki hayatı amacına uygun yaşamıştır.
Güneş gibi şahsım olsa
Devlet gibi tahtım olsa
Gazi gibi bahtım olsa
Yine bana gelen olmaz
Güller açsam bağlar gibi
Gazel döksem çağlar gibi
Altın olsam dağlar gibi
Kıymetimi bilen olmaz
Hazne dolu akçem olsa
Türlü kumaş bohçam olsa
Yalan dünya bahçem olsa
Benden bir gül alan olmaz
olmaz, olmaz...
Evet, bu güzel şiirde de bahsedildiği gibi “Yalan Dünya” aslıda yalan olan Dünya değil insanlardır. Ama ne hikmetse biz toplum olarak her şeyi tersinden okumayı çok severiz. Mutlaka her hatada da bir suçlu buluruz. Kendimiz sütten çıkmış ak kaşık misali ter temizizdir. Acısı ile tatlısı ile yaşanmış hayat bizim hayatımızdır. Ne mutlu hem Dünyasını hem de Ahretini kurtarana…
















