Bahar Mevsiminin Hatırlattıkları
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Kainata dikkatlice baktığımızda görüyoruz ki; Yüce Rabbimiz hiçbir şeyi nizamsız gayesiz yaratmamıştır. En küçük sinekten en büyük yıldızlara kadar; her şeyin yaratılmasında hikmet ve gayeler olduğu gibi, gece ve gündüzün peşpeşe gelmesinde ve mevsimlerin değişmesinde de hikmetler vardır.Özellikle bahar mevsiminde esen rüzgar ve yağan yağmurla Rabbimiz bizlere haber veriyor ki: “Allah rüzgarları gönderendir. Onlarla bulutları harekete geçirir. Allah onları dilediği gibi yayar ve yoğunlaştırır. Nihayet yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Onu kullarından dilediklerine uğrattığı zaman birde bakarsın ki sevinirler. Oysa onlar kendilerine yağmur yağdırılmadan önce kesin bir ümitsizliğe kapılmışlardı.”(1) Ayette de bildirdiği üzere Rabbimiz bizlere yağmuru bir rahmet olarak göndermektedir. Bahar mevsimi bizlere nimetlerin bolca verildiği bir mevsimdir. Kış mevsiminde kupkuru olan tohumlar ve ağaçlar bahar mevsiminde yeşerip hayatlanarak bizlere Allahın nimetlerini takdim ediyorlar. Bizlere de bu gönderilen nimetlere şükretmek düşüyor.
Bahar mevsimi bizlere aynı zamanda Ahireti ve haşri hatırlatır. Kur’an-ı Kerim’de: “Allah’ın rahmet eserlerine bir bak! Yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor. Şüphe yok ki O, ölüleri de elbette diriltecektir. O her şeye hakkıyla gücü yetendir.”(2) buyrularak, kış mevsiminde ölen bitkiler nasıl baharla birlikte canlanıyorsa, meyve öldüğünde kuru çekirdeği toprağa atılıyor ve Allah ona nasıl hayat veriyorsa; insan da öldüğünde toprağa gömülür, yine mevsimi geldiğinde ölmüş olan insanlar haşirde ihya edilip diriltilecektir.
Bahar mevsiminde Rabbimizin bizlere verdiği sayısız nimetleri düşünüp şükredelim. Bizlere nimet olarak verilen yağmur, rüzgar, dolu gibi nimetlerin arkasındaki rahmeti bazen göremesek de Allah’a şükredelim. Rabbimizin kurumuş çekirdeklere hayat verdiği gibi bizleri de ölümden sonra diriltip bize hesap soracağını düşünüp ona göre hareket edelim.
(1) Rum, 48-49
(2) Rum, 50
Çanakkale Zaferi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Aziz milletimiz, tarihin hiçbir döneminde bağımsızlık ve özgürlüğünden taviz vermemiş, bağımsızlığını, onurunu, vatanını ve bayrağını korumak için neler yapabileceğini her dönemde bütün dünyaya göstermiş ve tarihe unutulmayacak destanlar yazmıştır. Müslüman Türk milletinin şanlı tarihinde zaferlerle dolu sayfalardan biri de Çanakkale Zaferi’dir. Çanakkale Zaferi, var olma mücadelesinin bir destanıdır. İtilaf Devletlerinin 1.Dünya Savaşında Çanakkale boğazını geçerek İstanbul’u ele geçirip, ülkemizi parçalayıp, Müslüman Türk hâkimiyetini yıkmayı amaçlayan planı, Çanakkale önlerinde bir yıl süren savaşlar neticesinde, bağımsızlığına düşkün, vatanına ve dinine bağlı milletimiz tarafından yüz binlerce şehit verilerek hüsrana uğratılmıştır.Çanakkale’de kahraman ordumuz, maddi imkân bakımından kendisinden çok daha güçlü ordulara karşı inanılmaz bir direniş göstermiş, üstün cesaret ve özveriyle “Çanakkale Geçilmez” dedirtmiş, eşine az rastlanır bir kahramanlık destanı yazmıştır. İman, vatan sevgisi, birlik ve beraberlik duyguları, zamanın en güçlü ordularına karşı koymada ve zaferi kazanmada en önemli faktörler olmuştur.
“Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın, Bilakis onlar diridirler Rableri katında rızıklanmaktadırlar”(1) buyuran yüce Rabbimizin bu müjdesini kendilerine şiar edinen şanlı ecdadımız vatanın her karış toprağını kanlarıyla sulamış ve vatan uğruna seve seve canını feda ederek şehit olmaya koşmuş ve bunu bir şeref saymıştır.
Çanakkale Savaşında, vatanına kurban olmak için anasının saçını kınaladığı Kınalı Hasan’ı, 3000 İngiliz askerini, 67 askeriyle on saat savunan Yahya Çavuşu, 257 Kg ağırlığındaki top mermisini kaldırarak, düşman gemisine isabet ettirerek batıran Seyit onbaşıyı, hiçbir askeri kalmayana kadar savaşan 57. alayı ve bunun gibi nice hatıraları aklımızdan çıkarmamalıyız. Bugün üzerinde yaşadığımız bu cennet vatanın, milletimizin, devletimizin ve bayrağımızın varlığını, İstiklal ve hürriyetimizi Çanakkale’de canlarını feda eden şehitlerimize borçlu olduğumuzu unutmayalım ve bunu gelecek nesillere de anlatalım. Bu vesileyle aziz şehit ve gazilerimizi rahmetle ve saygıyla anıyoruz.
(1) Al-i İmran, 167
Ülkemizdeki TUSKON gibi STK ların sayısı çoğalmalı
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler
Anadolu’nun civanmert esnafları Türkiye İşadamları Sanayiciler Konfederasyonu sayesinde ihracatçı oldular Düzenlediği 'Dış Ticaret Köprüleri' ile esnaftan sanayiciye iş dünyasının bütün kesimlerine yeni ihracat pencereleri açan Türkiye İş Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON) 3. Olağan Genel Kurulunun yaptı.
“esnafı işadamı, işadamını sanayici, sanayiciyi ihracatçı ve ihracatçıyı da çokuluslu küresel şirket yapma” sloganı ile yola çıkan TUSKON çatısı altındaki dernekler ile ihracatın Türkiye geneline yayılmasına ve Madagaskar'dan Papua Yeni Gine'ye kadar dünyanın ulaşılmamış köşelerine Türk mallarının satılmasına vesile olmaktadır.
İş dünyasına üst çatısı olan bir Konfederasyon düşünün ki kuruluşundan bu yana düzenlediği 10 uluslararası Dış Ticaret Köprüsü yaptı. Çok sayıda yurtiçi iş geliştirme platformu ile yabancı ve Türk işadamlarına 150 bine yakın karşılıklı iş görüşmesi yaptırdığını ve toplamda 14 milyar dolar civarında yeni ticaret hacmi oluşturulmasına aracılık edecek bunları yaparken de üretenden gelen gücünü yine bu milletin menfaati için kullanacak. Hatırlayalım şöyle bir geçmişi Türk iş dünyasının temsilcisi olduklarını söyleyenler Anadolu’daki sanayicileri aralarına daha düne kadar kabul etmiyorlardı ve devlet erkanı ile yurtdışı iş gezilerini üyelerinin dışındaki Anadolu faaliyet gösteren şirketlerin patronlarını almıyorlardı yanlarına TUSKON Türkiye’nin en büyük ve en yaygın gönüllü, sivil, iş dünyası kuruluşu olan TUSKON, çatısı altında 7 federasyon, 150 işadamı derneği ve 15 bin üyesini bir çatı altında toplayarak. Ülkemiz için milletimiz için yeni başarılara imza atmaya devam ediyor.
Ben TUSKON’ un gerek yurt içi gerekse yurt dışı toplantılarına katılan biri olarak bu toplantılarda şunu gördüm amaç bu milletin hayrına olunca sonuçta güzel oluyor. TUSKON ile Suriye Ürdün ve Sudan’ da iş görüşmelerine katıldım. Her 3 ülkede havaalanından sizi sizin dilinizde karşılayan ve sizi uçağa bindirene kadar sizin her türlü işlemleriniz kolaylaştıran gönüllü kültür elçilerimizin de bu başarıda payları büyüktür.
Kim ne derse desin Türkiye Ülkeler arası dengeleme noktasında sıçrama potasına girmiştir birileri istemese de bölgede lider ülke olacaktır.
Kadınlar, Erkekler ve İnsanlık...
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
İnsan seçmediği kişilerden, seçmediği yerde ve seçmediği bir anda dünyaya geliyor.İster kadın, ister erkek olsun…
Dünya nüfusunda cinsiyetler yönünden neredeyse eşitlik söz konusu.
İlahi bir mucize eseri…
Arz-telep kanunu şaşmasın, dengeler bozulmasın diye belki de !
Daha sonra kendisine hayat veren kişileri sevmesi bekleniyor insandan…
***
Dünyada iklimler, diller, dinler, kültürler muhtelif…
Ezmeden ve ezilmeden bu farklılıklar arasında bir kimliğe ulaşmak ve onu olumsuzlardan korumak cesaret, olgunluk ve sebat gerektirir.
Kendi farklılığını üstünlük olarak dayatma çabasına girdiysen uzak dur benden…
Hastasın, tedaviye muhtaçsın demektir !
Allah şifa versin…
Üstünlük kompleksi, aşağılık kompleksi…
Siz buna üstünlük hastalığı, aşağılık hastalığı deyin isterseniz…
Zira toplumsal hastalıkların, siyasi kavgaların kökeninde bu marazi duygu yatıyor bence !
***
Kadın olmak hiç kolay değil, günümüz dünyasında.
Ekonomik yaşamda çalışan aktif kadın farklı, çalışmayan ev hanımı kadın farklı…
Ekonomik durumla ilgili olarak sosyal yaşam ayrı bir mesele.
Kadın veya erkek ; fark etmez insanız sonuçta.
Ama öyle değil aslında.
Ve gidişat hiç iç açıcı değil kadınlar açısından.
***
ABD’de yapılan bir incelemeye göre, günümüz kadınları 70’li yıllara göre daha az mutluymuşlar…
Feminist devrim sonucunda şüphe, belirsizlik ve mahrumiyetlerle dolu yeni bir dünya şekillenmiş kadınlar açısından !
Gel-gitler, kararsızlıklar, caymalar, pişmanlıklar kadının tam manasıyla bir biyer olmasını engelliyorlar.
Sanki erkeklerin himayesine muhtaçmış bir konumda bırakılıyorlar.
***
Peki kadının kendi özgür iradesiyle mutlu olma hakkı ve imkanı yok mu ?
Olması gerekir !
Kadını sadece dişi olarak değil, aslen ve esasen insan gibi görürseniz, neden olmasın !
Bunun için ikiyüzlü, erkek egemen bir takım izmlerin arkasına saklanarak, kadın şeyleştirilmemeli, ona herkes gibi birey-insan olma hakkı iade edilmelidir.
İşte o zaman kadınlık veya erkeklik taslanmayacak, insanlık taslanacaktır.
Yarış yatakta değil, insalık pistinde yapılacak, iyi olan kazanacaktır.
Zengin, fakir, köylü, kentli, her kadın, her erkek gibi, beklentilerine uygun iş, aş ve eş bulabilmeli.
Yani yaşamdan maddi ve manevi her yönüyle nasibini alabilmeli…
Mutluluk satın alınamasa da, paranın, yani maddiyatın önemini inkar etmek saflık olur.
Fakat şurası unutulmamalı ki, maddeye tapanlar tüketim toplumunun girdabında boğulmaya mahkumdur.
***
Ressam Abidin Dino mutluluğun resmini yapabildi mi ?
Bugüne kadar kimse mutluluğun reçetesini yazabildi mi ?
Hayır.
Zira mutluluk durağan ve çizgisel bir durum değildir.
Değişken bir ruh iklimidir, haleti ruhiyedir eskilerin tabiri ile…
İnsan ne istediğini bilmese de, neyi istemediğini çok iyi bilir.
Şu an için kendinizi mutsuz hissedebilirsiniz.
Önemli olan geleceğe dair umutları diri, canlı ve renkli tutmaktır.
***
Ne demiş bilge insan Erich Fromm ?
“Çocuk sevgisi; sevildiğim için seviyorum, büyüklerin sevgisi; sevdiğim için seviliyorum, olgunlaşmamış sevgi; seni sana gereksinmem olduğu için seviyorum, olgun sevgi; seni sevdiğim için sana gereksinmem var.”
Ne kadar da güzel sentezlemiş üstad...
İnsanlık temelinde buluşulan, sevgi, saygı dolu ve şiddetten arındırılmış güzel yarınlara ne dersiniz?
Kadın-erkek, elele, hep birlikte...
Yakup Yurt (c)
Brüksel, 05 Mart 2010
100.yilinda 8 mart dünya kadinlar günü ve tarihi..
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
8 Mart 1957'de NEW YORK'da tekstil fabrikasında çalışan 40.000 kadın işçinin sokağa çıkması ile başlar.Düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto için greve gittiler.
1908'de NEW YORK'da 15000 kadın biraraya gelerek, daha kısa çalışma saati,daha iyi gelir,
oy hakkı ve doğum izni istediler.
Kullandıkları slogan ''EKMEK ve GÜL'' idi.
Fabrikaya patronları tarafından kilitlenen kadınlar çıkan yangında 129 kadın kaçamadığı için hayatını kaybetti.
28 şubat 1909'da ilk kez emekçi kadınlar günü olarak kutladılar.
26-27 ağustos'da 1910'da Kopenhang'da II.Enternasyonal'a bağlı kadınlar toplantısında Alman Sosyal Demokrat Parti önderlerinden Clara Zetkin'nin önerisiyle 8 mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kutlanmasına oybirliği ile karar verildi.
1911'de Kopenhang kararları uyarınca ilk kez Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre'de kutlandı.
Türkiye'de ise 1921 yılında 'Emekçi kadınlar günü ' olarak kutlandı.
1975 yılında Birleşmiş Milletlerce eşit haklar, gelişme ve barış için uluslararası kadın yılı, 1975-1985 dönemini ise' Dünya Kadın 10 Yılı ' olarak ilan edildi.ilk kez sokaklara taşındı ve kadın yılı kongresi yapıldı.
1977'de ise, Birleşmiş Milletler Genel Kurul kararı ile 8 Mart Dünya Kadinlar Günü olarak kabul edildi.
1980 Askeri darbesinden sonra 4 yıl ara verildi.84 yılından sonra çeşitli kadın kuruluşları tarafından kutlanmaya başlandı.
Birleşmiş Milletlerin yaptığı bir araştırmaya göre;
-Dünya'daki işlerin %66'sını kadınlar yapıyor,
-Buna karşılık kadınlar gelirin %10'nuna sahip,
-Dünyadaki mal varlığının %1'ine sahip.
Başka bir deyişle erkekler dünyadaki işlerin %34'nü yapan erkekler, gelirin %90'nına ve mal varlığının da %99'una sahip oluyorlar.
Türkiye' de2001 yapılan bir araştırmaya göre,
-Şehirde evli kadınların %18'i, köylerde %76'sı eşlerinden dayak yiyor.
-Kadınların %57.7'si evliliklerinin ilk günü şiddetle karşılaşıyor.
-Aile içi suçların %90'ı kadına karşı işleniyor,
Fazla söze ne hacet.Esenkalın.
Ayla TOKMAK
Genel Konuya Yöresel Beddua
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Hakiki Kabakçı
Tayyip'in oğlunun aldığı gemiDeniz Baykal'ın köpeğinin yemi
Bizim cebimizden çıkıyorsa eğer
Yaşları donları gara gelsin emi
Yahya, Demirel gibi amca bulur mu
Bir gecede turnayı gözünden vurur mu
Vurulan turna biz isek eğer
Canları carkadan çıksın olur mu
Banu Alkan'da ne ses var Maaşallah
Ajdar'ı duyunca kaşınıyorum vallah
Bunlar şarkıcılıktan para kazanıyorsa
Haram zıkkım olur inşallah
Türk futbolu salladı yine Avrupa’yı
Tabata, Guiza ve Nonda’ya verilen parayı
Ülkeye ödettiren kulüp başkanları
Yemeden ölsün bunların alayı
Holdingzedeler borçtan sünsün
Holding patronları köşeyi dönsün
Kan emici Yimpaş ile Kombassan
Dilerim odunuz ocağınız sönsün
Teknoloji,hani kanadını görürdü sineğin
Yeri hak ettiniz, uzaya gitmeyi deneyin
Yazıcıoğlu'nun helikopterini bulamayanlar
Yanınız delinsin, kara ciğerinizi yeyin
HAKİKİ KABAKÇI
Okur Koysun Bu Yazıya Başlığı
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Bu toplumun dilini bozmaya çalıştılar ve bozdular da. Toplumumuzu besleyen benim Anadolu köylülerim medyanın dilini anlamıyor.Bu toplumun dinini çeşitlendirdiler. Hâlâ Alevî, Sünnî ayrıcalığı yapanlar, bundan bilmediğimiz çıkarlar sağlamaya çalışanlar var.
Bu toplumun birbirine olan güvenini yıktılar. Komşu, komşusuna selam vermez, komşu çocuğu, komşu amca ve teyzeye gülümsemeyip, şüpheyle bakar oldu.
Bu toplumun aile yapısını çağdaşlık adına bozmaya çalıştılar. Analar, kızlarının her hafta ayrı bir delikanlıyla çıkıyor olmasından gurur duyar oldu. Ar, hayâ, şeref, namus sohbet konusu olmaktan çıktı.
Bu toplumun vicdanından günah-sevap kavramını çıkarıp, kafasına doğru-yanlış kavramı sokuldu. Ve herkesin kendisine göre bir doğru-yanlış kavramı oluştu.
Çıplaklık çağdaş, kapalılık ortaçağ kafası simgesi olarak gösterilemeye çalışıldı.
Belli bir siyasî çizgide olan laik, olmayan antilaik olarak sınıflandırıldı.
Milliyetçi faşist, dindar irticacı damgası yedi.
Geçen hafta iki büyük futbol takımımız UEFA Kupası'ndan elendi.
Galatasaray''ın attığı gole Fenerbahçeli taraftarların takımlarının Şükrü Saraçoğlu Stadında Fransa'nın Lille olan maçını seyrederken üzüldüklerini, ama Galatasaray'ın maç sonunda elenmelerine sevindiklerini okudum. Daha sonra da Fenerbahçe'nin son dakika golüyle elendiğini gördük.
"-Gülme komşuna, gelir başına," atalar sözünün sanırım 'cukkadan oturduğu' bir son.
Afrika'nın en geri kalmış toplumlarında bile milletlerarası bir müsabakada karşı takımın kendi ülke takımlarını yenmesine sevindiğini, sevinebileceğini düşünemiyorum.
Millî ruh…
"-Ne alaka," demeyiniz lütfen.
Rekabet olur ama bu denli birbirine düşman takım ve taraftarı olmaz. Maddî ve manevî kazanç ve kayıp insanlarımızda mantık dışı kalıyorsa, o beyinlerde bir uyuşma var demektir.
Bu denli fanatizmden sadece ve sadece fanatikler zarar görür. Nitekim ellerine yaralayıcı aletlerle birbirine saldıranları dünyanın pek çok ülkelerinde görüyoruz. Ama kendi ülkesinin takımı dururken başka bir ülkenin yandaşı olanları sanırım sadece yurdumuzda görüyoruz.
Toplumu bu denli millî ruhtan uzaklaştıranlar, sanırım tohumlarını saçarken sadece ve sadece stadyumların dolmasını istediler.
Kim bilebilir, belki de bizim bilmediğimiz daha büyük oyunlar için.
Yazık. Yazık ki çok yazık.
Yüksel Önaçan
Sayfa 430 / 497














