Siyaset Yapın, Irkçılık Değil
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Yaklaşık 59 yaşımdayım ve 42 seneden beri Belçika´da yaşıyorum.
Belçika´nın bütün bölgelerinde yaşadım.
Belçika´nın 10 milyonu biraz aşkın nüfusunun yaklaşık % 10 u yabancı kökenlilerden oluşuyor.
Yabancıların çoğunluğu da, benim gibi, sonradan Belçika vatandaşlığına kabul edilmiş, çifte vatandaşlardan oluşuyor.
Bu ülkede doğan ve büyüyen yabancı kökenli Belçikalılar hukuken Belçika kimliğine sahip olsalar da, kültürel anlamda kabul görmüyor ve dışlanıyorlar.
Dolayısıyla kendilerine gösterilen mahallelerde veya semtlerde, kendi geleneklerine göre, kendi aralarında yaşıyorlar.
Sonra da gettolarda yaşıyorlar diye suçlanıyorlar.
Yabancı kökenlilerin yoğunlukta olduğu semt okullarında eğitim seviyesi düşük ; gençlerin çoğu başarısız oluyor…
Bunun doğal sonucu olarak ta meslek veya sanat okullarına veyahut çıraklık eğitimine yönlendiriliyor.
Yani çocuklarımız yerleşik eğitim süreci sebebiyle geri kalıyor…
İstisnalar hariç !
***
Kuruluşunda üniter bir devler olan Belçika 25 yıldan bu yana federal sistemle yönetiliyor.
Anayasa Flamanya, Valonya ve Brüksel olmak üzere üç bölge öngörmüş.
Bir de Valonya içinde kalan Belçika Almanca Konuşanlar Toplumu bulunuyor.
Kuzeydeki Flamanya ile Güneydeki Valonya arasına sıkışmış küçük ortak Brüksel Bölgesi ülke ekonomisinin % 20 sini üretmesine rağmen bütçe olarak kendisine geri dönen pay % 8 lerde kalıyor.
Kuzey-Güney çekişmesi ve rakabeti yüzünden Brüksel hak ettiği para ve yetkilere ulaşamıyor.
Dolayısıyla para ve personel yetersizliğinden dolayı Brüksel´de kamu hizmetleri her alanda aksıyor…
Bunun yansıması Brüksel´de yaşayan yabancı kökenlilerde eğitimsizlik ve işsizlik devasa boyutlarda.
Hastalık belli, reçete yazılı, ama ilaç alacak para yok ; ama hastayı eleştirenler diz boyu !
***
Kuzey´in siyasi partilerinin gözü Brüksel´de.
Çünkü Flamanca konuşanlar Brüksel´de % 15 lik bir azınlık.
Ve işin garibi, sanki Flamanya´da başka şehir yokmuş gibi, Brüksel Flamanya Bölgesinin de idari başkenti.
Kalan % 85 lik çoğunluk Fransızca eğitim alıyor ve kendisini Fransızca dilinde ifade ediyor.
Ve Flamanlar yabancı kökenli Belçikalıların Fransızca konuşanlar çoğunluğuna katılmasını istemiyor.
Flamanya´da Flaman milliyetçiliği ve yabancı düşmanlığı rüzgarı esiyor, rüzgar dalga dalga yayılıyor ve bütün demokratik partileri etkisi altına alıyor.
Oy kaybetme kaygısı sebebiyle milliyetçilik yarışı yapılıyor.
Flamanya nezle olunca, Brüksel hapşırıyor !
Ve bu direnç yüzünden Brüksel sorunlarına çözüm üretip kendi ayaklarının üzerinde koşamıyor.
Brüksel´de insanlar konuştukları dil (Fransızca veya Flamanca) yüzünden ayrılıyorlar.
Brüksel´de iki dilden birini seçmek zorunda kalıyor, kimlik kartları buna göre düzenleniyor, buna göre parti seçiyor, siyaset yapıyor veya oy kullanabilyorsunuz.
***
Nereden icap etti de yazdın bütün bunları diyebilirsiniz tabii…
30.01.2010 da Brüksel´de bir silahlı soygun teşebbüsü yaşandı.
Bir kambiyo bürosunu soymak isteyen silahlı üç zanlı, başarısız bu girişimden sonra otomobilleriyle kaçarken polisle silahlı çatışmaya girmiş, bir polis memuru yaralanmış (ameliyat geçirmiş ve çok şükür hayati tehlikesi yokmuş), helokipoter destekli bir kovalamacadan sonra gençler (yabancı kökenli) yakalanmışlar ve soruşturma devam ediyor !
Eeeee, daha ne olsun diyebilirsiniz !
Anlatayım.
İki demokratik Flaman partisi, yani yeşilci Groen ! ile sosyalist Sp.a partileri temsilcileri gençlerden gelen bu şiddete karşı hemen "sıfır tolerans" istemişler…
Groen ! partisi adına bay Luckas Vander Taelen "boğazıma bıçak dayanmadan Brüksel´de sokağa çıkabilmek isterdim" dedikten sonra Brüksel´in Orta Çağ´a döndüğünü ima eden sözler sarf etmiş.
Sp.a milletvekili Renaat Landuyt ise Brüksel´de daha fazla güvenlik talep ederek Flamanya´nın Tongres şehrindeki Gençler Hapishanesindeki boş hücrelerin derhal Brükselli genç suçluları kapatmak için kullanılsın demiş.
01.02.2010 tarihli La Libre Belgique gazetesinin haberine göre de, Federal Başbakan Yves Leterme bu Flaman korosuna katılarak "Brüksel´deki güven(siz)lik sorunu hiçbir tabuya bağlı kalmaksızın incelenmelidir" buyurmuşlar.
İlgili partilerin Türk kökenli seçilmişlerinin düşüncelerini ben henüz duymadım !
Ya siz ?
***
Ben tam 30 yıldır Brüksel´de yaşıyorum.
Belçikalı Frankofonu, Flamanı, Türkü, Arabı ve yetmiş iki buçuk milletiyle bütün Brüksellileri çok seviyorum…
Brüksel´de, diğer bölgelere oranla, hiçbir fazlalık sorunum yok.
Ne benim, ne de ailemin.
Brüksel´de mutluyum.
Türküm, Belçikalıyım, Brükselliyim.
Flamanya ve Valonya siyasetçilerinden de bir tek ricam var : Tribünlere oynamayı bırakın !
Elinizi Brüksel´den çekin…
Devlet adamı olun, yerel cüceler kalmayın.
Yabancılar üzerinden siyaset yapmayı bırakın.
Irkçıların ekmeğine yağ sürmeyin.
Gölge etmeyin, başka ihsan istemez…
Brüksel´de sizin gibilere ekmek yok…
Yakup Yurt ©
Brüksel, 01 Şubat 2010
Kabakçının Rüyası
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Hakiki Kabakçı
Salı günü pazarı gezerken yoruldum
Bir kahvenin iskemlesine kuruldum
İstedim çay geldi; henüz çayı içmeden
Alaaddin çıkıverdi Göbeleğin çeşmeden
Dedi ki arsenikli içtiğiniz suyunuz
Lakin ışıklandı, pek güzel oldu yolunuz
Adaçal’ı terk eyledi yeniçeriler
Yerlerini devraldı cinler periler
Haramiler “açıl” dedi sezon açıldı
Vampir haramiyi elden kaçırdı
Leylekler torun getirince padişaha
Keloğlan bağırdı padişahım çok yaşa
Adaçal’ın ardında bir dev büyüdü
Belediyelik yaptığı, eskiden bir köydü
Çıkıyorken Yıldıztepe yokuşunu
Yolda gördüm zümrüdü anka kuşunu
Bu kuş ile gidiyorken Kaf dağının başına
Gördüm, Çıldır tarlasına köşkler dikilmiş boşuna
Bir bölük yarasa uçuştu uzun çarşıya
Alerjimiz var dediler köprüdeki ışığa
Yedi başlı ejderha dünyayı kasıp kavurdu
Elhamdülillah Emirdağ’ı teğet sıyırdı
Harbiye, medrese oldu toplayınca imzayı
Deli Dumrul kesti yanlış parka cezayı
Şeytan çay dereden ince ince akıyor
Yoldan geçen pinokyo burnunu tıkıyor
Garson bağırdı: Kabakçı yine uyumuş!
Uyandım! bizim çay buz gibi soğumuş
Bence rüyanın tabirini bir bilene sormalı
Hayır olsun demeli ve de hayra yormalı
HAKİKİ KABAKÇI
Argo ve Küfrün Kötülüğü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yüce yaratan biz insanları ruh ve beden kabiliyetleri bakımından, diğer canlıların en mükemmeli ve de en üstünü kılmıştır Ayrıcalık olarak da insanlara; düşünme ve konuşma yeteneği vermiş, düşündüklerini ifade edebilmesi ve konuşabilmesi için de, ona özel bir organ olarak dil vermiştir Bu büyük bir nimettir. Bu nimetin şükrünü eda edebilmek için ve onu yerli yerinde Allah’ın istediği şekilde kullanmak gerekir. Yani dilini her çeşit günahtan koruyup, güzel ve faydalı sözler sarf etmelidir. İnsan birçok günahı diliyle işler. Diliyle doğru ve yanlışı ifade eder.
Ağzımızdan içeriye girecek olana dikkat etmek ne kadar önemli ise, ağzımızdan çıkana dikkat etmek de o kadar önemlidir. İnsan iyi ve kötü ne bulursa dilinden bulur. Birçok insan dilinin söyledikleri yüzünden büyük musibetlere uğramıştır. İşte bunun içindir ki, dinimiz bize konuşmanın, söz söylemenin adabını, dilimizin temiz kalmasının yollarını göstermiştir. Bir ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: “Görmedin mi Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? Güzel bir söz; kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir. Bu ağaç Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Allah insanlara böyle misaller getiriyor ki, öğüt alsınlar”(1)
İnsanlarda dil, bir anahtar gibidir. Hayrın da, şerrin de kapısını açabilir. Bu nedenle ağzımızdan çıkacak sözlere dikkat etmeli, aklın ve iman'ın terazisinde tarttıktan sonra söz söylemeliyiz. Düşünmeden söylediğimiz sözlerin, bazen kırgınlıklara, dargınlıklara ve hatta kavgalara kapı açıp insanî ilişkilerin bozulmasına sebep olabileceğini unutmamalıyız. O halde sözlerin en güzelini söylemeli, yeri ve sırası gelmeden her akla geleni konuşmamalıyız. Yüce Rabbimiz bu konuda meâlen şöyle buyurmaktadır: "Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler. Sonra şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık düşmanıdır." (2)
Peygamberimiz (sav) dilin afetlerinden olan sövmeyi de kesin olarak yasaklamış ve şöyle buyurmuştur: “Bir müslümana sövmek fasıklıktır. Onunla savaşmak ise küfürdür.” (3) Bir başka hadislerinde ise Peygamber Efendimiz; “Birbiriyle sövüşen iki kişin söylediklerinin vebali, mazlum olan karşılık vermedikçe başlayana aittir.” (4) buyurarak asıl günaha girenin sövmeye önce başlayanın olduğunu bildirmiştir. Hutbemi bir hadis-i şerif meali ile bitiriyorum: "Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır konuşsun, ya da sussun " (5)
(1) İbrahim, 24–25
(2) İsrâ, 53
(3) Riyazü’s Salihın, 3/145
(4) Müslim, 1/18
(5) Kütübü Sitte, Hadis No: 5910
Gülü Seven Dikenine Katlanır
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Sevgili okurlar uzun bir aradan sonra tekrar beraberiz. Bu günkü yazımda yıllardır söyleye söyleye tabiri caizse ağzımızda tüy biten “Otopark” konusuna değinmek isitiyorum. Evet defalarca yazdık çizdik. Emirdağ ilçesinin en büyük sorunu otopark diye. Yine Belediyenin almış olduğu bir kararı ilk alkışlayanlardan birisi yine bendim. Bunu”Beyaz Sarayın Öün Bomboş” adlı yazımda dile getirdim. Fakat “Beyaz Sarayın Önü Bomboş” sözüm uzun sürmedi “Beyaz Sarayın Önü “ yine doldu.
Benim gibi otopark konusunda muzdarip olan bir çok insan bu “Paralı Otoparktan” sonra büyük bir nefes aldı sanırım. Demekki istenince çözüm bulunuyormuş. Pazartesi ve Salı günleri ilçe merkezine yolunuz düşdüyse görmüşsünüzdür. Yıllardır bir türlü boşaltılamayan sokaklar boşalmış. Helal olsun birilerinin yapamadığını başka birileri yaptı. Evet bu düzenlemeyi yapanları alkışlamak isterim. İstenince Cumhuriyet Meydanı başta olmak üzere ilçenin en işlek caddeleri trafie uygun hale getirilebiliyormuş.Sahi sormak isitiyorum. Bu otopark görevlilerinin çoooook büyük yetkilerimi varda bu yolları öylemi açtılar? Bu otoparkcı görevlilerden öncekiler neden bu trafiği bu kadar güzel düzenleyememişlerdi acaba? Amacım kimseyi suçlamak değil ama istenince bu caddeleri işgal edenler engellenebiliyormuş. Ben bunu anlatmak istiyorum.
Bazı vatandaşlar bu paralı otopark konusunda çeşitli yorumlarda bulunmuşlar .Kimisi küçük bir ilçede paralı otoprkın olamayacağı kimisi otopark ihalesini alan vatandaşı suçlayıcı sözler sarf etmişler. Şunu unutmayalım gülü seven dikenine katlanır. Eğer evinizden araba ile çarşı merkezine gelmek istiyorsanız buna katlanacaksınız. Fiyatta çok uygun bence. Bu arada ara sokaklar ücretsiz paraya kıyamıyorsanız sokaklara park edersiniz aracınızı sorun kalmaz. Neden yapılan her güzel şeye muhalefet oluyorsunuz. Tabi Türk Milleti olarak bazı insanlarımızda bu muhalefet olma anlayışı bir düşünce tarzı oldu. Her iyi şeyede muhalefet olunmazki. Son sözüm bu işe emeği geçen herkesi kutlarım. Güzel bir uygulama eger bende aracımla şehir merkezine inersem ücretli park yerine park ettiğim takdirde hiç zoruma gitmeden bu parayı öderim.
Esenkalın.
Emirdağa Hasret
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Karakışlar ilkbahara dönerken
Yellibel de kar gülleri açtımmı
Akbulutlar Emirdağ’dan inerken
Çayderesi yağmurları içtimi
Emirbaba şu dağlara vurulmuş
Yorgun dede bı yul erken yorulmuş
Topakevler aleycikler kurulmuş
Türkmen beyi yaylasına göçtümü
Bahar gülü erken açar bucakta
Mis kokulu çalba kaynar ocakta
Yavru canlar neşe saçar kucakta
Bademlikte ibibikler uçtumu
Yer göçü bir bilinmez kuyudur
İncilinin piren kazmak huyudur
Kaklıkta içilen yağmur suyudur
Adaçala gökkuşağı düştümü
Alın teri harman eder yazları
Çoban yarımcada güder yozları
Görücüye çıkmaz olmuş kızları
Yiğitlerin uykuları katçımı
Karacaörende başak altın sarısı
Bağbostanla geçti ömnrün yarısı
Haremide türkü söyler birisi
Aşıkların yürekleri çoştmu
Gurbet elşde ufukları kolladım
Hasretimi zafa koydum pullladım
Bir ak kuşun kanadında yolladım
Emirdağın şafağında geçtimi
Fikret AKIN
Boşanma Ve Ailevi Anlaşmazlıklar
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Bütün canlılara merhametle davranılmasını isteyen İslam Dini, fertler arasında sevgiyi, saygıyı, yardımlaşmayı ve şefkati emrederken, her türlü şiddeti, baskıyı ve zulmü yasaklamıştır. Bu nedenle dinimiz, insanın ilk öğretim ocağı olan ve toplumun temeli sayılan aile müessesesine ayrı bir önem vermiş ve Müslümanların evlenip, yuva kurmalarını, toplumun huzuru ve neslin devamı için evlilik müessesesini sağlam temeller üzerine bina etmesini istemiştir. Evlilik yoluyla, kadınla erkek arasında köklü, güçlü ve sürekli bir bağ kurulur. Nitekim ayet-i kerimede: “Kendileri ile huzur bulasınız diye, sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir.”(1) buyrularak, aile yuvasının sevgi, saygı ve merhamet temeline dayanması gerektiği ifade edilmiştir.
Kurulan yuvaların güven, huzur ve mutluluk içinde devam etmesi, hem fertler ve hem de toplumlar açısından hayati öneme sahiptir. Ancak bununla birlikte her ailede, bireyler arasında zaman zaman bazı ailevi anlaşmazlıklar ortaya çıkabilir.
Bu gibi durumlarda Kur’an-ı Kerim’de: “Onlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sabredin, hoşlanmadığınız bir şeyi Allah çok hayırlı kılmış olabilir”(2) buyrularak, eşimizin hoşumuza gitmeyen davranışlarına Rabbimizin çok hayırlar bağlamış olabileceği bildirilmiştir. Kadın ve erkek farklı fıtratlarda yaratılmışlardır. Rabbimizin birbirimizi tamamlayalım diye bir nimet olarak koyduğu bu farklılıkları çoğu zaman geçimsizlik sebebi yapmamız bu hikmeti kavrayamamaktan kaynaklanmaktadır.
Kur'ân-ı Kerim'de de, evliliğin devam ettirilmesi için fedâkarlıkta bulunulması, hoşnutsuzluk ve geçimsizlik durumlarında tarafların meselelerini konuşarak halletmeleri öğütlenmiş; aralarındaki anlaşmazlık daha ileri safhaya ulaştığında, kadının ve erkeğin ailelerinden seçilen hakemler vasıtasıyla eşler arasındaki anlaşmazlığın giderilmesi yolu tavsiye edilmiştir. Bunun yanı sıra bütün anlaşma yolları kapanmış ve evlilik hayatının sürdürülmesi imkansız hale gelmişse, bu takdirde ancak boşanmaya izin verilmiştir. Ancak boşanma, eşler için mutsuz bir evliliği sonlandırmak olsa da yine de büyük bir yıkım demektir. Ayrılmanın kaçınılmaz ve gerekli olduğu durumlarda bile boşanmayla sorunlar bitmeyebilir. Boşanma, eşleri ekonomik yönden sarsar, ruhsal yönden çökertir; sosyal konumlarını olumsuz yönde etkiler. Yuvanın dağılmasından en büyük zararı ise çocuklar ve toplum görür. Böyle üzücü sonuçlar yaşamamak için Kur’an-ı Kerim’in bu konuda ortaya koyduğu değerlere ve Hz. Peygamberin tavsiyelerine kulak vermeli, yuvalarımızda hoşgörüyü sevgiyi ve şefkati hâkim kılmalıyız.Retrieved from "http://wiki.hukuki.net/Bo%C5%9Fanma_nedenleri"
(1) Rum, 30/21
(2) Nisa, 4/19
FACEBOOK FIRTINASI : FAYDA VE ZARARLAR…
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Birçok yazımda Türkiye´de "demokrasi" ile yaşıt olduğumu, yani 1950´de doğduğumu, 1967 yılında ise Belçika´ya göçmen ailesi ferdi olarak geldiğimi belirtmiştim.
Önce siyah-beyaz, daha sonra renkli televizyon, birçok elektronik beyaz eşya, bilgisayar, internet, cep telefonları, Facebook ve şu an aklıma gelmeyen bir sürü teknolojik uygulama ile Belçika´da tanıştım.
İletişim teknolojileri yaşamı hızlandırırken insanları ve dolayısıyla davranış alışkanlıklarını da allak pullak ettiler ; insanın ipliğini pazara çıkardılar.
Yalan söylemenin çok zor ve hatta neredeyse imkansız olduğu yeni bir dönem başladı…
***
Örneğin adına Facebook denilen ve her türlü melek ve şeytanın cirit attığı sanal alem !
Birçok kişi için dostlarıyla ve aileleriyle ilişkide kalmak açısından sempatik bir yöntem.
Bu sosyalleşme sitesi sayesinde çabuk bir şekilde ilişki kurabilir, geliştirebilir, "samimiyeti" ileri noktalara taşıyabilirsiniz.
Bazı riskleri göze almak kaydıyla elbette…
Boşanmaya kadar varabilecek aile içi sorunlar başta olmak üzere…
İnanmıyorsanız gidin haftanın beş günü mesai yapan boşanma davalarına bakan Brüksel Asliye Mahkemesi 30. Dairesi duruşma salonunu izleyin, kendi gözlerinizle görün.
Günde ortalama 30-40 çift boşanıyor…
Ve bu rakam sadece Fransızca konuşulan mahkemeler için geçerli…
Boşanma sebeplerinin istatistiklerini sosyal bilimciler tutuyordur muhakkak.
Ama herkesin bildiği ve gözlemlediği bir toplumsal gerçek var : Son on yılda boşanma oranı inanılmaz arttı ve bence bu artışta cep telefonları ile internet uygulamaları (sohber odaları ve Facebook) en büyük etken.
Herkes herşeyi biliyorum havasına girdi ve hiç kimse kendinden başka kimseyi beğenmemeye başladı…
Abartı payı da olabilir, ama bu benim gözlemim !
***
Sorun Facebook hesabı açılırken sorulan kişiliğinize ilişkin yalan yanıtlarla başlıyor.
Özellikle yaş ve medeni hale ilişkin sorular…
Evli olduğunu gizleyenlerin ve gerçek yaşını çarpıtanların sayısı oldukça fazla.
Rahat bırakılmak için bekar olduğu halde "evli" yazanlar da yok değil.
Ne kadar dürüst olursanız olun Facebook´ta aşırı zaman geçirenlerin verdiği açık bir mesaj var : Yapacak ilginç birşeyim olmadığından boştayım ve boşluktayım ; takılacak insan arıyorum…
***
Nasıl olsa güvendesiniz ve sizi dostlarınızdan başka kimse izleyemez.
O halde özel hayatınızın bütün ayrıntılarını paylaşabilirsiniz.
Peki "karşı taraf vermek istediğim mesajı istediğim gibi algıladı mı ?" sorusunu soruyor musunuz acaba ?
Yanlış anlaşılma, yanlış yorumlama olamaz mı sanki ?
Bu yanlış anlaşılmalardan kaynaklanan dedikoduları nasıl önleyeceksiniz ?
Ya o güvendiğiniz arkadaşınız mesajınızı kaydettiyse…
***
Facebook´ta sizi dinleyen kulakların neden daha dikkatli olduğunu merak ettiniz mi hiç ?
Sizin gibi dertli, fırsatçı gönül avcıları ile dolu olduğu için…
Arkadaşlık amacıyla başlayan masum ilişki kısa zamanda duygusal aşka, hemen akabinde de cinselliğe meylediyor.
Başka bir tehlikede ise bağımlılık, tiryakilik yaratması…
Yani bir nevi Feysbukkolik olmanız ve bunun sonucu ailenizi, eşinizi ve işinizi ihmal eder duruma düşmeniz.
Kötü niyetle olmasa bile bütün zamanınızı ekran karşısında uzun zamandır yüzünü bile görmediğiniz eski dostlar, sevgililer veya uzak-yakın akrabalar ile geçirir hale gelmeniz…
Yani her halükarda marazi, hastalıklı bir durum.
***
Peki bundan kurtulma çaresi var mı ?
Şunu bimelisiniz ki sosyalleşme siteleri dertliler için birer sığınak değil.
Çamaşırınızı açığa sermenin bir anlamı yok.
Ve karşınızda sizi dinliyor gibi gözükenler de, en az sizin kadar, dertliler.
Gerçek hayatı paylaştığınız eşinizle, arkadaşınızla veya sevgilinizle kuramadığınız diyaloğu tanımadığınız başkaları ile nasıl kuracaksınız ?
Böyle bir beceriniz varsa niye onu direkt ilgilisiyle denemiyorsunuz ?
Facebook´un akıllıca kullanın ve yaşamınızın önemli anlarını, anılarınızı (fotoğraf, video, vs…) seçtiklerinizle paylaşın…
Teknolojinin sunduğu bu imkanı tabii ki akıllıca kullanın…
Ve gerçek hayattan kopup gerçeklere teğet geçmeyin…
***
Bu yazıyı nasıl noktalayayım diye düşünürken Facebook´umun sesli uyarısı geldi.
Geçen Ağustos ayında evlenenip Milano´ya gelin giden rahmetli İbrahim dayımın kızı Ayşe´nin ve Eyüp eniştenin kızları yeğen Özge´den arkadaşlık teklifi aldım…
İlker enişte ile çok mutlu olduklarını öğrendim…
Ve ne kadar sevindim bilemezsiniz…
Yakup Yurt ©
Brüksel, 20 Ocak 2010
Sayfa 433 / 497














