NEDEN ?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Ne kadar sık kullandığımız bir kelime. İnsan çocukluk devresinden itibaren, etki alanı genişledikçe hep sorular sorar. Neden sorusu etrafında olan olayları sorgulamanın adıdır. Hep bir sebep arar insanoğlu.
Kainatta da nedensiz hiçbir şey olmayacağına göre hep ardında bir sebep arar durmadan. Genelde kendi istediği ve isteyerek yaptığı olaylarda bu soruyu sormaz.
Ne var ki başkalarının bu soruyu sormasına sebep olur.
Aslında sorun kendi benliğimizin hep alt yapısında oluşur ve bunu görmeyiz. Kendimize soru sorma zamanı geldiğinde bu kelimeyi sorgulamaya başlarız.
Hatalar zincirinin halkalarını sadece başımız dara düştüğünde anımsamaya başlarız.
İşte bu sorgulama sonucunda ve her olumsuzlukta başımıza bunlar,” NEDEN?” deldi diye düşünür dururuz.
Oysa gerçek yaşamda bir şeylere karar vermeden enine boyuna sorgulayıp ondan sonra hareket etsek belki de bu “NEDEN? “ sorgulamasını yapmamıza gerek kalmayacak.
Başına buyruk ve asi yetişmenin vermiş olduğu enerji ile her şeye balıklama atlama huyumuzdan dolayı çok sık hata yaptığımızı ancak ve ancak başımız derde girdiğinde anlayabiliyoruz.
Zaman hızla akıp giderken zamanın akış hızında fark etmediğimiz o kadar çok hata var ki, bunları orta yaşları geçtiğimizde anlayabiliyoruz. İşin garip tarafı ise bela geliyorum demez, gelir. Hazırlıklı değilsek yaptığımız yanlışları anımsayamıyorsak, bu durumunda da karşımıza yine “NEDEN?” Kelimesi çıkar.
Çok dinleyip az konuşmak, çok okumak, tezcanlı olmamak, olaylara ve kişilere ön yargılı davranmamak, kısacası oturaklı olmak sanırım bu “NEDEN?” kelimesini çok sık kullanmamızı engelleyebilir. Bu kelime hayat devam ettiği sürece hiçbir zaman gitmeyecek ama insanlar bu sorgulamayı felaketlerle baş başa kalmadan önce yapmış olsalardı ya da davranış biçimlerinde hareket geçmeden önce yapmış olsalardı.
Bu soru bu kadar sıklıkla kullanılmamış olurdu. Hep kötü zamanlarda ve olaylarda sormayız bu soruyu yaşamın içinde iyi şeylerle karşılaştığımız zamanda “NEDEN” deriz.
Bırakın Nedenleri sorgulamayı. Yapılmış olan ya da yapılacak olan her şeyi sorgulayamazsınız. Bazen olayları akışına bırakmak gerekir. İnsanoğlunun aynı hatalara düşmemesini sağlayan bir kelime. Bırakın nedenlere neden olan şeyleri başkaları sorgulasın . Her zaman da yapılan hareketler mantıkla izah edilemez. Neden sorusuna cevap bulunamaz.
Kimileri bu sorunun cevabını alamadıkça hırslanır. İsyan eder. Kimileri de kabullenir sorgulamadan.
Problemlerin çözümü de bu soruyla başlar. Neden ben böyleyim. Neden beni kimse sevmiyor?
Neden beni terk etti? Neden neden?
İnsanın istememesine rağmen olan bazı şeyleri sorgulaması doğaldır.
Neden ben? Neden benim de başkaları gibi…., evet başkaları gibi, peki biz soralım neden başkalarına göre hayatımızı yönlendiririz ki? Neden kendi kararlarımızı kendimiz vermeyiz. ?
İsterseniz bir de Dünyaya olumlu yönden bakalım? Unutmayalım ki, “Bir işin yapılmasının imkansız olduğunu düşünerek uyursanız, bir başkasının o işi yaparken çıkardığı gürültüyle uyanırsınız.”
Dünya yaşanabilir bir yer olur mu?,Savaşlar kavgalar biter barış olur mu?
İnsanlar birbirlerini gerçekten sevebilir mi?
İnsanlar birbirlerine sırf insan olduğu için Yaradan'ın tarif ettiği şekilde değer verebilir mi?
El ele vererek umut yolunun sevgi yolunda yürürler mi?
Neden olmasın? Esra BAYRAKTAR
Zina ve Fuhşun Kötülüğü
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsanların ahlaki açıdan çöküntüye uğradığı toplumlarda sıklıkla görülen zina; evlilik dışı cinsel ilişki demektir. İslam dininin cinsel hayattaki genel dini ve ahlaki ilkesi, iffet ve namusun korunmasıdır. Bu sebeple zina haram kılınmış; zina, livata, eşcinsellik ve iffetin ihlal edilmesine yol açacak durumlar da yasaklanmıştır.Kur’an-ı Kerim’de “Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, çok çirkin bir iş ve kötü bir yoldur”(1) buyrulmaktadır. Ayette “zina etmeyin” denilmeyip de “zinaya yaklaşmayın” buyrulması ilgi çekicidir. Buna göre yalnız zina değil, kişiyi zina etmeye sevkeden yollar da yasaklanmıştır. Esasen bir kere bu yollara tevessül edildikten, yani insanı zina etmeye zorlayan ve cinsi arzuları kabartan bir ortama girdikten sonra, artık, bu arzuların ağır baskısı karşısında iradenin gücü oldukça yetersiz kalır ve zinadan korunmak son derece güçleşir. İnsanın bu psikolojik zafını dikkate alan Kur’an-ı Kerim, prensip olarak insanı kötülüklere sevkedici sebepleri ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Bu sebeple bir başka ayette ise Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey Muhammed! Mümin erkeklere söyle gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını ve namuslarını korusunlar. Böyle davranmak onlar için daha temiz ve daha hayırlıdır.”(2)
Hadis kitaplarında bir delikanlının, Resûl-i Ekrem (sav)’in huzuruna çıkarak, "Ey Allah'ın Elçisi! Zina etmeme izin ver!" dediği nakledilir. Sahabiler ona ayıplar tarzda tepki gösterince Peygamber Efendimiz delikanlıyı "Hele şöyle gel!" diye yanına çağırarak ona şunları söyledi: “Bir kimsenin annenle, kızınla, kız kardeşinle, halanla yahut teyzenle senin yapmak istediğin şeyleri yapmasına razı olur muydun?” Bunun üzerine delikanlı: “Canım sana feda olsun Ey Allah’ın Rasulü, hayır razı olmazdım” cevabını verdi. Allah Rasülü (sav) ise “buna kimse razı olmaz” buyurdular ve ona şöyle dua ettiler: "Allah'ım, bunun günahını bağışla! Kalbini temizle! İffetini koru!"(3) Bu olay üzerine o delikanlının bir daha gayrı meşru bir istekte bulunmadığını bize yine sahabeler nakletmektedir.
Kuran ve Sünnete kulak verdiğimizde görürüz ki; iffet ve namusu korumanın yolu, zinadan ve zinaya götüren yollardan uzak durmaktan geçer. Çünkü zinanın ahiretteki cezasının yanı sıra dünyevi zararlarını da gözardı edemeyiz. Zira günümüzde insanlığı tehdit eden birçok hastalığının yayılmasında ana sebebin, evlilik dışı, gayrı meşru yaşantılar olduğu bilinmektedir. Yine kurulan yuvaların dağılmasına, günahsız çocukların kürtajla alınmasına veya sokağa terk edilerek kendi hallerine bırakılmasına neden olmaktadır.
Yüce Rabbimiz bizi iffetini ve namusunu koruyanlardan ve başkasının da iffet ve namusuna dokunmayanlardan eylesin
(1) İsra, 32
(2) Nur, 30
(3) Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 256257
Afyon Heyeti
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Hoş gelmiş Afyon heyeti.Anlaşılmadı geliş niyeti.
Zaten yoktu bir resmiyeti.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
Gezdiler yediler içtiler.
Rüya gibi geldi geçtiler.
Olmamış çocuğa don biçtiler.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
İtibar ettiler emirle saite
gayrısını düşürdüler ofsaite.
Bindiler limuzinden vasaite.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
Gezinin sizce faydası ne ola.
Bence,emirdağ afyon kol kola.
En son brükselde verdiler mola.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
Salon Akdenizde gece muhteşemdi.
Davetliler soslu balığa döşendi.
Başkan Pala uzun konuşmaya üşendi.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
Başkan çoban mikrofonu kaptı.
Uzunca seçimde gibi nutuk attı.
Afyonu en büyük sera şehri yaptı.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
Fakülteyi anlattı prof.altuntaş ali
duruş ve konuşmayla resmiydi vali.
Sayın kaymakamın çok yorgundu hali.
Geldi geçti bir Afyon heyeti.
Gönül somut bir şey olsun isterdi.
En azından emirdağ boy gösterdi.
Belçikalı gurbetçi misafirperverdi
geldi geçti bir Afyon heyeti
harikaydı turkish ladynin folkloru.
Gülabiyle millet döktü kurtları.
Emirdağlının olsun bu kadar hakları
Emirdağı böyle görünce çatladı çokları.
Brükselli
Gülay Harmana Sererler Sarı Samanı
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Videolar
GÜLAY - Harmana Serdiler (Yar Dilinden)
Yükleyen hasankefeli. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.
Avrupa
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Hakiki Kabakçı
Kuralların görünse de çok ahenkliManevi yozlaşmanla sen bir atıksın
Güneşe hasret gökyüzün gri renkli
Somurtkan yüzlüsün, kaşları çatıksın
Geride kaldı artık kurulmaların
Özgürdür gayrı bütün sömürgelerin
Çatırdayıp kırılıyor omurgaların
Ekonominle de artık sen bir batıksın
Aile yapısını yıktın temelden
Bozulurmuş güya çocuk yapan beden
Yetişir mi artık bu toprakta fidan
Nüfusun yaşlı, için kurtlu kütüksün
Çıkarın dışında demokratik misin ki
Türkiye’yi Birliğe alacaksın sanki
Yok Kopenhag kriterleri yok Helsinki
Diyerek atılan içi boş bir nutuksun
Hıristiyan kulübüyüm desene mertçe
Türkiye’yi almam desene erkekçe
Bize gösterirken eften püften gerekçe
Konu Balkan ülkeleriyse, çok tetiksin
Mademki dostsun, göster tek bir emare
Senin dostluğun üfürükten tayyare
Kah karikatür krizisin kah minare
Sen hem ikiyüzlüsün hem de yatıksın
Bir gün kabaracak bu milletin ayranı
Sen o zaman gör meydandaki seyranı
Seni sever bir avuç Avrupa hayranı
Yoksa çoğunluğun gözünde bitiksin
hakiki kabakçı
Mevlana’da İnsan Sevgisi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Evrensel bir din olan yüce dinimiz İslam, birçok ahlaki ilkeler ortaya koymuştur. Bu ilkelerin en önemlilerinden bir tanesi de şüphesiz insan sevgisidir. Sevgi; insanı ayakta tutan, hayata anlam katan, onsuz bir yaşam düşünülemeyen ilahi bir duygudur. Sevgiden mahrum olan insanlar, hem iç dünyalarında hem de dış dünyalarında manevi bir çatışma içerisindedirler. Vedüd olan, yani hem çok seven hem de çok sevilen Rabbimiz, bir ayetinde şöyle buyurur: “Şüphesiz, iman edip salih amel işleyenler için Rahman olan Allah (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır.”(1) Bu konuda Peygamberimiz (sav) de bir hadis-i şeriflerinde: “İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş olamazsınız”(2) buyurarak, sevgi olmadan Cennet’in kazanılamayacağını vurgulamaktadır.İnsan sevgisi deyince aklımıza, çağlara ışık tutan Mevlana gelmektedir. Mevlana, Peygamber Efendimizin ahlakını ve yaşam tarzını kendisine ilke edinmiş önemli bir düşünürdür. Onun bütün eserlerinde sevgi, hoşgörü, anlayış, fazilet gibi insani duyguları ön plana çıkardığını görürüz.
“Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz. Benim çatım gökyüzü, insanlar ise ailemdir.” diyen Mevlana sevginin önemine dikkat çekerek, en önemli hazinemizin sevgi olduğunu söyler. Mevlana’nın sevgi anlayışında, engin hoşgörüsünde; Tevhid’in sırrını, Kur’an’ın nurunu, imanın bilincini ve peygamberimizin ahlakını görürüz. “Sevgiden bulanık sular durulaşır, dertler şifa bulur, sevgiden padişahlar kul olur.” diyen Mevlana, düşüncelerini ve davranışlarını sevgi mayasıyla yoğurup sonraki nesillere örnek olmuş bir gönül eridir.
Mevlana sadece İslam dünyasında değil, düşünceleriyle bütün dünyada kabul görmüş önemli bir şahsiyettir. O; dini, dili, ırkı, rengi ne olursa olsun bütün insanlara seslenebilmiş ve dünya insanının kalbinde önemli bir yer edinmiştir. Bu konuda çeşitli ülkelerden Mevlana’nın kabrini ziyarete gelen insanlar bunun somut bir örneğidir.
Güvensizliğin, ahlaksızlığın, sevgisizliğin, kalp katılığının kol gezdiği şu zamanımızda, insanlığın Mevlana’dan alacağı çok ders vardır. Ne mutlu sevgiyle yaşayanlara! Ne mutlu Allah için birbirlerini sevenlere!...
(1) Meryem, 96
(2) Müslim, İman 93
Bir Bayram Da Böyle Geçti
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Ne kurbanlıkların boynuzlarına elma, portakal takıldı ne de krepon kâğıtlarıyla süslendi. Adeta çalınmış gibi karga-tulumba edilip otomobillerin bagajına sokuşturulup kaçırıldı.Hiçbir çocuk, ayakkabılarını koynuna alıp yatağa girmedi.
Hiçbir çocuk, başucuna astığı yeni bayramlık urbasının hayaliyle sabahın olmasını iple çekmedi.
Yaşlı kadınların dışında kimse bayram temizliği yapmadı, baklava açmadı. Gerek yoktu ki; kurbana verecekleri paranın üzerine üç-dört daha katıp tatile gideceklerdi zaten.
Kurban kesilecek hayvanlar çocuklardan kaçırıldı. Çünkü modern medya, 'hayvanların çocukların gözleri önünde boğazlandığını ve bunun bir vahşet olduğunu' yazıyor, söylüyordu. Zaten çoğu, 'kurban' sözcüğünün gerikafalı beyinlerde ve dillerde olduğu iddiasında bulunuyordu.
Çocuklar, bayram heyecanıyla uyanmadılar. Uykusunu alanlar da ana-babasının hâlâ uyuyor olduğunu gördüler, bilgisayarının başına oturup, savaş oyunu oynadılar. Bilgisayarı olmayanlar da bayram harçlıklarını alır-almaz i-net salonlarına koştular.
Sokağın yoksul aile çocuklarının çaldıkları kapılar açılmadı.
Bayram eğlencelerinin şekli değişti; polise molotof kokteyli atıldı, karşılığında gaz bombasıyla cevap verildi.
Bir toplumu birbirine bağlayan en önemli unsurlardan birisinin din birliği olmadığı, onun yerini siyasi hırsların aldığı görüldü.
Hiç üzerlerine vazife değilken Ergenekon Davası'nda yargılananların avukatlığını yapan siyasi liderler, medya mensupları, blog yazarları sustu, çoğu yazılarını geri çektiler; 'kuyuya taş atanın bir deli olmadığını' anladılar.
Bölgesel birlik adına ülke birliğini ekşimiş hamura döndürenler insan haklarından bahsettikçe atasından kalma evde oturan Kara Fatma buna sinir olup, oğlundan alıyor hırsını:
"- Yaşı yere gelmeyesice oğlum, bu kurbanlığı kime kestirecem ben şimdi?! Yuları verdin garayağlı gelinin eline, nereye çekerse oraya gediyon! Kemçik anasının evindeyken deniz mi biliyodu, otel mi? Anası acından ölüyo, ona yansın şu bayram günü denize gedeceğine! Aklınız böyle olduğuna başınızı sokacak bi ev alamadınız, kirada oturuyonuz! İki dene maaşınan bu yaşınıza gadar bi gecegondu bile alamadınız! Babana gahrından nüzül enecek nerdeyse! Bayram namazından gelip pencerenin önüne oturdu, gözünü yola dikti. Ölün arınızdan ölün! O yağlı, uluk, duluğu bitli, şemiği kirliden sana garı olmaz! O sülâleden kim amarat garı olmuş da o olsun! O sülâle tavada bişirip, gapağında yiten sülâle! Aklın varsa boşarsın. Yoksa sürüm sürüm süründürür o ganı yere cığıl cığıl akasıca!"
Sayfa 438 / 497














