İşsizlik Denen Canavar
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Haberler
Ülkemizdeki İş sizlik Sorununun Temel Nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz.
İleri teknolojinin üretim sürecine girmesi nedeniyle otomasyon yaygınlaşması ile azalan istihdam.
Talep yetersizliğine bağlı işizlik sorunu da ciddi boyutlara ulaşmıştır.
Kamu kesimindeki istihdamın daralması
Türkiye’de birim i ş gücü maliyetleri artışı dünya bazından oldukça fazla olması
Vergi ve SSK primleri OECD ülkelerine göre oldukça yüksektir, Ülkemizde asgari ücret AB’ye yeni üye olan ülkelere göre oldukça yüksek olması
Ülkemizde verimlilik-ücret dengesizliği olması gibi sıralayabiliriz.
İş sahibi olmak Özellikle Büyükşehirlerde çok önemlidir. Her şeyin Para karşılığı elde edildiği bu gibi yerlerde tek yol iş bulup para kazanmaktır ki karnını doyurup ihtiyaçlarını giderebilsin. Bundan dolayıdır ki, İşsiz kalan bir kişinin, Memleketin en önemli sorunu olarak işsizliği görmesini anlayabileceğinizi sanıyorum.
Birincisi; Ev ve İşyeri sahibi olmak kolaylaştırılmalı toprak zengini olan memleketimizde Kirada oturanların kiradan kurtarılması için hükümetin desteklediği kredilerle kolayca ev sahibi olunması sağlanmalıdır. Elektrik, Su, Doğalgaz ve telefon gibi temel ihtiyaçlardan alınan vergiler sıfırlanmalı ve bu sektörün kar marjı minimize edilmeli. İşyeri kiralarından Stopaj uygulaması kaldırılmalı ve Vergi oranlarında indirime gidilmelidir
İkincisi; Bütün vatandaşların iş sahibi olması için en önemli çözüm yolu üretim yapacak fabrika sayısını arttırmaktır. Nüfus planlaması adı altında yapılan nüfus artışının frenlenmesi faaliyeti yeni iş imkanları üzerinde olumlu değil olumsuz bir etkisi olduğu kanaatindeyim. Şöyle ki Gelişmesini tamamlamış ülkelerde eğer nüfusta artış olmuyorsa yeni hiç bir şey yapmaya gerek duyulmamaktadır. Yol, Okul, Cami, Stadyum, Araba vs… Bunların hiçbiri eğer nüfus artışı gerçekleşmez ise gerekli değildir. Üretilen gıda maddelerinin ve ihtiyaç duyulan diğer her türlü tüketim maddelerinin de miktarını artırmak gerekmez. Eğer Nüfus sabit hale gelir ilerleme ve artış olmaz ise bütün üretim ve tüketim de sabit hale gelir ve ilerleme durur. Bir başka açıdan şöyle düşünmek gerekir Piyasa ve Ekonomi, bisiklet üzerinde hareket etmeye benzer eğer bisiklet üzerinde durur isen düşersin, pedal çevirir isen hareket edersin. İlerlemek için gelişmek ve üretimi, tüketimi, nüfusu artırmanın bir çözüm olduğunu düşünüyorum.
Üçüncüsü; İşe alma ve işten çıkarma koşulları kolaylaştırılmalı, İşveren üzerindeki prim ve vergi yükü azaltılmalı, Ayrıca işçi ücretlerinden kesilen gelir vergisinin kaldırılması veya düşürülmesi gerekmektedir. Kayıt dışı istihdamın önüne geçebilmek için en önemli sorun işveren üzerindeki vergi yükü ve sosyal güvenlik primleridir. Öyle ki işçiye 500 Tl civarında bir ödeme yapan işveren, Devlete Sosyal Güvenlik primi ve Vergi olarak 340 Tl civarında ödeme yapmaktadır. Bu kadar yüksek vergi ve Sosyal güvenlik primi ödemesi İşverenlerimizin kayıt dışı olarak işçi çalıştırmasına yol açmaktadır.
Bütün bunların yanında; Kısa vadeli çözümler üretilmesinden ve halk yardakçısı yaklaşımlardan vazgeçilmelidir. istihdam politikaları, küresel hareketlerin de etkisi temel alınarak düşünülmelidir, İstihdamda başarı için istihdam öncelikli politikalar izlenmelidir. Ülkemizi esas olarak yeni iş alanları ortaya çıkaracak istihdam politikaları uygulamalıdır, Bu nüfusun eleman açığının çok fazla olduğu sektörlerde değerlendirilmesi gereklidir, İzlenecek makro ekonomik politikalarda toplam talep yetersizliğine bağlı işsizlik sorunu dikkate alınmalıdır, Ülkemizin genç nüfusa sahip olması iyi değerlendirilmelidir, Bilgi ve iletişim teknolojilerine yatırım yapılmalıdır, Tarıma dayalı sanayi geliştirilmelidir, AR-GE’ye önem verilmelidir, İstihdamı yaratan yatırımların önündeki girdi maliyetlerinin kısılması yoluna gidilmelidir…..
Bu önerilere daha eklenecekler var ama şimdilik bu kadar yeter.
Muhabbetle Kalın
İşte Budur Köyümüz
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Hakiki Kabakçı
Ta kalkıp da göç etmişler Musul’dan.
Azziye’nin dibine sokulmuşlar usuldan.
Kabakçı adını almışlar ektikleri mahsulden.
ELHAN, kavunu karpuzu çok satan köyümüz.
Yiğidi öldür ama ver demişler hakkını.
Gidip de gördünüz mü Karacalar Parkı’nı.
Bu da gösteriyor diğerlerinden farkını.
KARACALAR, ilklere imza atan köyümüz.
Amorium geçiyor eski ismi Hisar’ın.
İçleri altın doluymuş burdaki mezarların.
Köylüsüyüz Ezop isimli ünlü yazarın.
HİSAR, buram buram tarih kokan köyümüz.
Sulu tarım ile diğer köylere bir örnek.
Pınarbaşı ile pek gururlanır şu Pörnek.
Pınarbaşı suyunda hem balık var hem ördek.
PÖRNEK, ağzıyla bile balık tutan köyümüz.
Lezzetli suyu var; çevre köylerin içtiği.
Adı gibi köy, köylünün dağıldığı, göçtüğü.
Otuz hane köyden, milletin vekil seçtiği.
DAĞILGAN, en son mebus çıkan köyümüz.
Bizler, köylü desek de onlar kasabalılar.
Dört bir yanına yapılmış muhteşem yapılar.
Evler naftalin kokulu, kilitlenmiş kapılar.
PİRİKLİ, Brüksel’e bile semt kuran köyümüz.
Tarlasında yeşeriyor pancarın yaprağı.
Su kıyısında dizili söğüdü, kavağı.
Tozundan kumundan geçilmese de sokağı.
AVEREN, ismi önüne yeşil koyan köyümüz.
Karakuzda oynaşıyor oğlak ile keçi.
Her hanede en az üç beş gurbetçi.
Gurbeti Emirdağ’a icat eden Güveççi.
GÜVEÇÇİ, sel olup yut dışına akan köyümüz.
Rahimli,abbaslı,ordan güzle mahallesine.
Köylü saygı duyuyor Alınca dedesine.
Dilekler tutuyor Ahi Yakup türbesine.
TEZKÖYÜ şehitliği bile olan köyümüz.
Bir köy düşün Türk Lirasına el dokunmayan.
Gönderine, semasına ay yıldız takınmayan.
Minaresiz camisinde ezan okunmayan.
Kabakçı der ki BELÇİKA, çan çalan köyümüz.
HAKİKİ KABAKÇI
Ali İhsan Avcı
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Biyoğrafiler
Emirdağın yetiştirdiği değerlerden biri olan Ali İhsan Avcı 25 Eylül 1954 tarihinde Emirdağ Yeniköy’de doğdu. İlkokulu Yeniköy İlköğretim okulunda, Orta öğretimini ise Afyon Lisesi ve Eskişehir Atatürk Lisesi’nde tamamladı.
1976 yılında Yüksek öğrenimini Afyon Eğitim Enstitüsünde bitirdi.
Yüksek öğrenimini bitirdikten sonra,İlk olarak Muğla’da sınıf öğretmeni olarak göreve başladı,
Daha sonra sırasıyla Afyon ve Erzurum illerinde sınıf öğretmenliği görevinde bulundu,
1981 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Özlük İşleri Genel Müdürlüğü Şube Müdür Yardımcısı olarak atandı,
1986 yılında Personel Genel Müdürlüğü Şube Müdürlüğüne atanan Ali İhsan Avcı,
1990 yılında Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü Şube Müdürlüğü’ne atanmıştır.
Halen Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü Personel Şubesi Müdürü olarak görev yapan Ali İhsan Avcı evli ve iki çocuk babasıdır. Büyük oğlu Topçu Üsteğmen olarak görev yapmakta, küçük oğlu ise Makine Mühendisliği son sınıf öğrencisidir.
.jpg)
Çanakkale Savaşı ve Emirdağ
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Videolar
Çanakkale Savaşı döneminde Elhan Köyü ve Emirdağ Hakkında Süleymen Koçabaş (95) ile Bilal Kocabaş Söyleşisi
Zafer Kazandıran Manevi Dinamikler
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Bizler tarihi şeref levhalarıyla dolu bir milletin evlatlarıyız. Ecdadımızı zaferden zafere koşturan ve tarih sayfalarını kahramanlık destanlarıyla süsleten, Allah’ın hak olan vadine erme ve O’nun şehitler için hazırladığı mükafata mazhar olma arzu ve isteğidir. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de: “Allah müminlerden mallarını ve canlarını kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu) Tevrat’ta, İncil’de, Kur’an’da Allah üzerinde hak bir vaaddir. Allah’tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır? O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu büyük bir kazançtır”(1) diye hitap ederek Allah yolunda canını ve malını feda edenlerin büyük bir mertebeye erişeceklerini müjdelemektedir. Sevgili Peygamberimiz de: “Hiç kimse cennete girdikten sonra –bütün dünyaya sahip olsa bile- tekrar dünyaya dönmek istemez. Yalnız şehitler, erdikleri nimetler sebebiyle dünyaya dönüp, on defa şehit olmayı arzu ederler”(2) buyurarak Allah yolunda ve vatan uğruna can vermenin ne kadar büyük bir mükafat olduğunu bildirmiştir.
Ecdadımız işte bu anlayış bu ruh ve heyecanla, İslam’ın varlık yokluk mücadelesi olan Bedir savaşında arslanlaşmış, İslam ve Müslümanlar için büyük bir felaket olan haçlı ordularını durdurmuş, Malazgirt meydan muharebesiyle Anadolu’yu Müslüman Türklere anavatan yapmıştır.
İstanbul’un fethiyle Bizans İmparatorluğunu yıkarak orta çağı kapatıp yeni çağı açmış, Çanakkale’de bütün dünyaya meydan okuyarak “Çanakkale geçilmez” dedirtmiş, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar meydan savaşını kazanarak ülkeyi düşman işgalinden kurtarmıştır. Gazi Mustafa Kemal de Çanakkale’de zafer kazandıran ruhu şöyle anlatıyor: “Karşılıklı siperler arasındaki mesafe sekiz metre. Yani ölüm muhakkak. Birinci siperlerin hiçbiri kurtulmamacasına kamilen düşüyor. İkinciler onların üzerine gidiyor. Fakat ne kadar şâyân-ı gıpta bir itidal ve tevekkül biliyor musunuz? Öleni görüyor, üç dakikaya kadar öleceğini biliyor, en ufak bir fütur göstermiyor. Sarsılmak yok. Okumak bilenler ellerinde Kur’an-ı Kerim cennete girmeye hazırlanıyorlar. Bilmeyenler Kelime-i Şehadet getirerek yürüyorlar. Bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren şâyân-ı hayret ve tebrik edilecek bir misaldir. Emin olmalısınız ki; işte bize Çanakkale muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”
Bu vesile ile bu topraklar için toprağa düşmüş aziz şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyor, gazilerimizi minnet ve şükranla yâd ediyoruz. Hutbemi merhum M. Akif’in dizeleriyle bitiriyorum:
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem sığmazsın.
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.
(1) Tevbe, 111.
(2) Buhari, Cihad, 21.
Hoş Geldin Ya Şehr-i Ramazan
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Değerli Kardeşlerim,
İnşaallah Perşembe günü akşamı ilk Terâvîh Namazını Kılacağız. Sahûrumuz yapıp,ilk orucumuzu Cum’a günü tutacağız.
Üç ayların sonuncusu olan Ramazân, on bir ayın sultanı olarak anılır ve ayların en faziletlisidir.Zira bu ayda Kuran-ı Kerîm nazil olmaya başlamış ve a oruç tutmak farz kılınmıştır.
Ramazân kelimesi kızgın taş manasına gelen ramid kelimesinden türemiştir. Nasıl ki kızgın taş etrafındakini yakıp yok ederse,Ramazân ayı da kulların günahlarını yakıp,mahvettiği için bu aya bu ismin verildiğini söyleyenler olmuştur.
Bazıları ise Ramazân kelimesinin yağan yağmur manasına gelen ramid kelimesinden türetildiğini ve nasıl ki yağmurun yağması neticesinde yeryüzünün temizlenmesi gibi Ramazân ayında da günahların temizlenmesi sebebiyle bu aya bu ismin verildiğini söylemişlerdir.
Oruç:Ramazân ayı boyunca,ibâdet niyetiyle tan yerinin ağarmasından güneşin batışına kadar yemek, içmek ve cinsi arzulardan uzaklaşmaktan ibaret bir ibadettir.
Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Ola ki korunup sakınırsınız."
“Sayılı günlerde olmak üzere (oruç size farz kılındı). Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder. (İhtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da) oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye gerekir. Bununla beraber kim gönüllü olarak hayır yaparsa, bu kendisi için daha iyidir. Eğer bilirseniz (güçlüğüne rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.”
“Ramazân ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden Ramazân ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.”
Bakara Sûresi,183-185.Âyetler
Oruç, nefsi terbiye ederek iradeyi güçlendirir ve böylece insanda kötü alışkanlıklara karşı Direnme gücünü artırır.
Oruç, ruhu kötülüklerden arındıran, sevgi, şefkat ve merhamet duygularını geliştiren bir ahlak ve davranış eğitimidir.
Ayrıca orucun insan sağlığı bakımından da çok yararlı olduğu bilinen bir gerçektir. Bu husus tıbben de ispatlanmıştır.
Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur. "Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz."
Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed’in(s.a.v.)Oruçla ilgili hadîslerinden Bazıları:
“Muhammed’in (s.a.v.) nefsi elinde olan Allah’a yemin olsun ki, oruçlunun ağzının kokusu Allah katında misk ü amberden daha hoş ve daha güzeldir.”
( Buhârî, Sahîh, Savm, 9; Müslim, Sahîh, Siyâm 164; Ebû Dâvûd, Sünen, Savm 25)
“Oruçlular nerede diye nida edilecek mahşerde ! Hepsi kalkarlar ve iste Cennet’in Reyyân adlı kapısından içeri alınırlar; Oruç tutanlardan başkası alınmaz
(Buhâri, Sahih, Savm, 9; Müslim, Sahih, Siyam 166; Nesai, Sünen, Siyâm 43)
“Kim inanarak ve mükâfatını Yüce Allah’tan umarak oruç tutarsa, geçmis günahları affolunur.
(Buhâri, Sahîh, Îmân, 28; Müslim, Sahîh, Siyâm 3; Ebû Dâvûd, Sünen, Ramazân,1)
“Oruç ve Kur’ân,mahşer gününde şefaat edeceklerdir.”
(Ahmed bin Hanbel, Müsned, 2/174)
“Kim mazeretsiz ve hasta olmaksızın Ramazân’dan bir günün orucunu yerse, bütün bir ömür boyu oruç tutsa o Ramazân orucunu ödemiş olamaz.
(Tirmizî, Sünen, Savm, 27; Ebû Dâvûd, Sünen, Savm, 38; Ibn Mâce, Sünen, Siyâm 14)
"Ey Ka'b İbnu Ucre, seni, benden sonra gelecek ümeraya karşı Allah'a sığındırırım. Kim onların kapılarına gider ve onları, yalanlarında tasdik eder, zulümlerinde onlara yardımcı olursa, o benden değildir, ben de ondan değilim; âhirette havz-ı kevserin başında yanıma da gelemez. Kim onların kapısına gitmez, yalanlarında onları tasdik etmez, zulümlerinde yardımcı olmazsa o bendendir, ben de ondanım; o kimse, havzın başında yanıma gelecektir. Ey Ka'b İbnu Ucre! Namaz bürhandır.Oruç, sağlam bir kalkandır. Sadaka hataları söndürür, tıpkı suyun ateşi söndürdüğü gibi. Ey Ka'b İbnu Ucre ! Haramla biten bir ete mutlaka ateş gerekir. "
Tirmizî, Salât 433. (614); Nesâî, Bey'ât 35, 36, (7,160)
Hz. Ebû Hureyre anlatıyor: "Rasûlullah( s.a.v.) buyurdular ki: "Âdemoğlunun her ameli katlanır. (Zira Cenâb-ı Hakk'ın bu husustaki sünneti şudur:) Hayır ameller en az on misliyle yazılır, bu yedi yüz misline kadar çıkar. Allah Teâla Hazretleri (Bir Hadis-i Kudsî’de) şöyle buyurmuştur:“Oruç,bu kâideden hâriçtir. Çünkü o sırf benim içindir, ben de onu (dilediğim gibi) mükâfaatlandıracağım. Kulum benim için şehvetini, yiyeceğini terk etti.”
(Buhâri, Sahîh, Savm, 9; Müslim, Sahîh, Siyâm,164)
"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri, orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir. Oruçlunun ağzından çıkan koku (halüf), Allah indinde misk kokusundan daha hoştur.''
Bir rivayette de şöyle buyrulmuştur:“Oruç,perdedir. Biriniz bir gün oruç tutacak olursa kötü söz sarfetmesin, bağırıp çağırmasın. Birisi kendisine yakışıksız laf edecek veya kavga edecek olursa "ben oruçluyum!'' desin (ve ona bulaşmasın).''
(Buhârî, Savm 2, 9, Libas 78; Müslim, Sıyâm 164 (1151); Muvatta, Sıyâm 58, (1, 310); Ebû Dâvud, Savm 25 (2363); Tirmizî, Savm 55, (764); Nesâi, Sıyâm 41, (2, 160-161); İbnu Mâce, Sıyâm 1, (1638), Edeb 58, (3823).
Ebû Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar.''
Timizî, Cihâd 3, (1624)
Ebu Ümâme anlatıyor: "Ey Allah'ın Rasûlü dedim, bana öyle bir amel emret ki (yaptığım takdirde) Allah beni mükâfaatlandırsın.'' "Sana dedi, orucu tavsiye ederim, zira onun bir eşi yoktur.''
(Nesâi, Sıyam 43, (4, 165)
Sehl bin Sa'd anlatıyor: "Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Cennette Reyyân denilen bir kapı vardır. Oradan sadece oruçlular girer. Oruçlular girdiler mi artık kapanır, kimse oradan giremez."
(Buhârî, Savm 4, Bed'ü'l- Halk 9; Müslim, Sıyâm 166, (1152); Nesâi, Sıyam 43, (4, 168); Tirmizî, Savm 55, (765)
Timizî'nin rivayetinde şu ziyâde var: "Oraya kim girerse ebediyyen susamaz.''
Ebû Hureyre anlatıyor: "Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır. Üstelik bu sebeple oruçlunun seyabından hiçbir eksilme olmaz.''
Tirmizî, Savm 82, (807); İbnu Mâce, Sıyâm 45, (1746)
Ebû Hureyre anlatıyor: "Rasû) lullah (s.a.v.buyurdular ki: "Ramazân ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır,
cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur."
(Buhârî, Savm 5, Bed'ü'l-Halk 11, Müslim, Sıyâm 2, (1079); Nesâi, Sıyâm 5, (4, 129)
Nesâî 'nin bir rivayetinde şöyle gelmiştir: "Bir münâdi, her gece şöyle nida edip bağırır: "Ey hayır isteyen, gel! Ey şer isteyen kendini şerden tut!''
Nesâi, Savm 5, (4, 130)
Ashâb-ı Kirâm’dan Ubâde İbnu’s-Sâmit şöyle demiştir: “ Ramazân ayının geldiği günlerden birinde Resulullah (sav) şöyle buyurdular: “Size Ramazân geldi. O bir bereket ayıdır; O ayda Allah sizi zengin edecek: Rahmetini indirecek, hataları temizleyip dûâlara cevap verecek. Allah sizin yarışınıza bakıp sizinle meleklerine övünecek. O halde içinizdeki hayır arzularını Allah’a gösterin. Bedbaht; bu ayda Allahu Teâlâ’nın rahmetinden mahrûm kalandır.”
Ramazân ile ilgili yapılan şu güzel yorumu dikkatle okuyup,tefekkür edelim.
*Dindar olmasan da güzeldir Ramazân.
*Iskalanmaması,tadına varılması gereken çok özel bir dönemdir.
*Ramazân;sıcak pide kuyruğundaki sabırsız bekleyiştir.
*Posta kutunda davulcuların fotoğraflı ilan savaşları;
*Elinde tokmak, kapına dayanmış bıyıklıdır.
*Eski günlerdir;anneannendir, dedendir,
*Oradan oraya koşturan aç annendir.
*Gün doğumuna yakın; uykulu gözlerle içtiğin çay,
*Televizyondaki Türk filmi, radyodaki türküler ve oyun havalarıdır.
*Gün batımına yakın; mutfaktan gelen mis gibi kokular,
*Tertemiz masanın üzerindeki zeytin tabağı, beklediğin ezândır.
*Alış veriş sonrası verilmiş imsâkiye,
*Abur cubura uzun aradır.
*Minârelerdeki renkli floresanlar,
*Akşam sokakta atılan volta,
…………………………………….
*Yetişilememiş bir iftâr, uyanılamamış bir sahûr,
*Erken kopartılmış bir lokma ekmektir kimi zaman.
*Bir ortaklık duygusudur Ramazân.
*Yalnız, yapayalnız olmadığının duygusudur.
*Hep birlikteliktir.
*Acıya, sıkıntıya beraber katlanma,ödülünü de beraber paylaşmadır.
*Çevrende onca gönüllü aç kalmış insan varken:“Sizinleyim – Ben de yemiyorum!” dur.
Ramazân’a sağlık ,âfiyet içinde ulaşan hepimize Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedi’nin-Nebiyyi’l-l Ümmiyyî ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim demeyi Yüce Allah tekrâr nasip etti.
Ancak şunu da ifâde etmeden geçemeyeceğim. Geçen yıl Ramazân’a ulaşıp,oruçlarını tutan kardeşlerimizden bazıları maalesef bu mübârek günlere ulaşamadı.Onları da rahmetle anıyoruz.Bununla birlikte belki idrâk ettiğimiz son Ramazân ayı olabilir düşüncesiyle oruçlarımızı şuurlu bir şekilde tutmaya özen göstermeli ve âile içindeki ve etrâfımızdaki insanlara şefkât ve merhametle muâmele ederek ,fakîri,yoksulu, öksüzü,yetimi de gözeterek Ramazân ayını idrâk etmeliyiz.
Onbir ayın sultanı,
Kıymetlidir her ânı,
Süslersin şu cihânı,
Hoş Geldin yâ Ramazân!
Gökyüzünün melekleri,
Devrân eder felekleri ,
Bu ayda ikrâm edenin,
Zâyi’ olmaz emekleri.
Hakk’ın bize ihsânısın,
Hem ayların sultânısın,
Sen bir saadet kânısın
Ey Mâh-ı Sultân Merhaba
Kavuştuk Ramazân’a,
Hem de büyük ihsâna,
Bu ayda oruç tutmak,
Huzur verir insâna.
İslâm Âleminin daha nice Ramazânlara sağlık,sıhhat,âfiyet içinde kavuşmasını Yüce Allah’tan niyâz ediyor.Hayırlı Ramazânlar diliyorum.
Dr.Erdoğan KÖYCÜ
( Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti )
Sayfa 442 / 497














