Ey Sevgili Okur!
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Esra Bayraktar
Bu yazıyı “sevgiye dair” bir yazı olarak oku….
Sevgi ışık gibidir. Sevgisizlik karanlık. Sevgi konuşulmaz yaşanır. Sevmek güvenmektir. Sevmek onaylanmaktır. Sevmek sevgiliye bir nefes gibi, bir ses gibi yakın olmaktır. Sevmek çok ötelerde olsa bile yaşamak ve yakın olmaktır sevgiliye.
Yalınlıktır, doğallıktır, özdenliktir sevmek. Yalansızlık, içtenlilik, ölümsüzlülüktür. Sevmek. İlk insanin, Havva"nın Adem"in saflığını ve temizliğini, çocuk masumluğunu taşımaktır Sevmek, gözyaşı olmaktır. Yağan yağmur olmaktır. Bir sonbahar mevsiminin sarı yaprağı gibi yalnız olmaktır sevmek. Sevgilisizken sevgiliyi sevmektir. Bu duyguyu içinde taşıyabilen insanoğluna yaşam ne kadar sıkıntı verirse versin bazen bu duygu ile her şeyi kolaylaştırabilir. Unutmayın ki, zor zamanlarda sevdiklerin ile olmak istersin. Onların sevgisi seni ayakta tutar, hani bazen bir omuz ararsın yanı başında o omuza başını yaslamak bile yeterli gelir. Şimdi sizleri duyar gibiyim yaşanan sıkıntılar bu söylediklerinle geçiyor mu sanki diye. Sizde zaman zaman polyanacılık oynayın. İnanın ruhunuza ve siz çok iyi gelecektir. Hayat sevgi dolu bakın. Sevdiklerinize “Seni Seviyorum” deyin. Kalplerin anahtarı bu sihirli sözcüğü sevdiğinize söylemekten korkmayın. Gönlünüzde olanı dile getirmekten daha doğal, daha kutsal ne olabilir ki? Yarın belki çok geç olabilir. Elde fırsat varken sevdiğinizi bilsin sevgiliniz. Sevginizi kapalı kapılar, kilitli kasalara saklamayı. Sevmek fedakârlık demektir. Vermeyi bilmek demektir. Hem de hiç karşılık beklemeden. Sevgi emektir. Çabadır. Umuttur. Sevgi gönül bahçesinde açan nadide bir çiçektir. Sevgi önce canan sonra can diyebilmektir. Sevgi en güzel ne anlatabilir diye düşündüm ve okuduğum bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Sizlerde okuduğunuzda kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz.
Bir Fransız halk hikâyesidir;
Bir salkım üzüm
“Hasat zamanıydı. Çiftçi bir ailenin tüm fertleri büyük bir tarladaki buğday demetlerini arabalara yüklüyorlardı. Aile fertleri, aralarında güzel bir iş bölümü yapmışlardı. Herkesin işi başka başkaydı. Evin annesi, orakçıların hendek kıyısında biçemedikleri başakları toplarken, küçük bir ağacın dalları arasında bir salkım üzüm gördü. “Oh, bu kavurucu sıcakta bu bir salkım üzüm ne iyi gider” diyerek, salkımı kopardı. Tam yemek üzereydi ki, gözü az ilerisinde, demetleri arabaya yükleyen kocasına takıldı. “Onun bu üzümlere benden daha fazla ihtiyacı var. Sabahtan beri en çok o çalışıyor” diyerek üzüm salkımını kocasına götürüp verdi.
Adam, bu beklenmedik ikrama çok sevindi. Tam üzümleri iştahla yemek üzereydi ki, buğdayları tırmıklayan küçük kızını gördü ve: “Küçük kızım ne kadar da zayıfmış” dedi. “Bu üzümleri götürüp ona vereyim.” Küçük kız, babasının ikram ettiği üzümleri sevinçle aldı ama tam yemek üzereydi ki, o da, başakların deste deste yüklendiği arabanın üzerindeki ağabeyini gördü. “Zavallı ağabeyim, güneşin altında saatlerdir çalışıyor. Dili damağı kurumuş, birbirine yapışmıştır. En iyisi, bu üzümleri götürüp ona vereyim” dedi. Delikanlı, küçük kardeşinin kendisine uzattığı üzüm salkımını neşe ile aldı. Tam yiyecekti ki, o da, hendek kenarında iki büklüm çalışan annesini gördü. “Anneciğim ne kadar da yorulmuş. Ben iyisi mi bu salkım üzümü ona vereyim o yesin” dedi ve üzümü annesine götürdü. Evin annesi, üzüm salkımının dönüp dolaşıp kendisine geri geldiğini görünce, olanları hissetti ve kendisine böyle sevgi dolu yüreğe sahip şefkatli aile bahşettiği için Allah"a şükretti. Ve bütün ailelerin kendileri gibi mutlu olmaları temennisinde bulundu.” Yaşamın içinde iyi kötü ne olursa olsun en önemli olan şey SEVGİ…
Oruç İbadetinin Önemi
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Oruç sözlükte, “bir şeyden uzak durmak, bir şeye karşı kendini tutmak, engellemek” anlamında kullanılır. Terimi olarak ise, imsak vaktinden iftar vaktine kadar, Allah’ın rızasını kazanmak için bilinçli olarak, yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak demektir. Bize olduğu gibi bizden önceki ümmetlere farz kılınan bir ibadettir. Yüce Allah, “Ey mü′minler! Kötülüklerden ve haramlardan korunmanız için oruç tutmak, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı”(1) buyurmuştur.
Oruç ibadetinin Allah rızasını kazanmanın yanında temel amaçlarından biri de kişinin nefsini terbiye etmesidir. Peygamberimiz (sav): “Oruç bir kalkandır. Biriniz oruçlu iken çirkin, kötü ve kaba söz söylemesin, bağırıp çağırmasın, kavga etmesin. Birisi kendisine söver ya da çatarsa ona ‘ben oruçluyum’ desin”(2) buyurmuştur. Hadis-i şerif, orucun gayesinin insanın edep ve ahlakını güzelleştirmek olduğunu açıkça ifade etmektedir. Eğer oruç, insanı kötü söz, eylem ve davranışlardan uzaklaştırmıyor, ahlakını güzelleştirmiyorsa amacına ulaşamamış demektir. Böyle oruçtan istenilen sevap da elde edilemez. Bu sebeple orucu sadece midemize değil diğer duyu organlarımıza da tutturmalıyız.
Nitekim Peygamberimiz (sav), “Nice oruç tutanlar vardır ki onların oruçtan nasipleri sadece aç ve susuz kalmalarıdır”(3) buyurmuştur. Dolayısıyla oruç tutan insan; yalan, yalancı şahitlik, gıybet, iftira, hile, aldatma, kötü söz ve davranışlardan uzak durmalı, her zaman dürüst ve doğru olmalıdır. Oruç ayrıca insana sabırlı olmayı öğretir. Peygamber Efendimiz (sav), “Oruç sabrın yarısıdır”(4) buyurmuştur. İnsanın hayatta başarılı olabilmesi için irade hâkimiyeti ve güçlükler karşısında dayanabilme gücü önemli bir role sahiptir.
Oruç, yoksulların durumunu daha iyi anlamaya, dolayısıyla onların sıkıntılarını giderme yönünde çaba sarfetmeye de vesile olur. Yine orucun sağlık açısından da pek çok yararları bulunmaktadır: Bir yıl boyunca çalışan vücut makinesinin, özellikle mide ve sindirim organlarının dinlenmesi için iyi bir moladır. Ama asıl önemli olan orucun bize Allah katında kazandırdıklarıdır. Sevgili Peygamberimiz (sav): “Kim iman ederek ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir”(5) buyurmuştur. Bir başka hadis de ise oruçlunun sevinci şöyle anlatılır: “Oruçlu için birisi iftar ettiği vakit, öteki Rabbi ile karşılaştığı vakit olmak üzere iki sevinç vardır”(6).
(1) Bakara, 2/183
(2) Buhârî, Savm, 9;
(3) İbn Mâce, 21
(4) Tirmizî, Da’avât, 86
(5) Buhârî, Savm, 6
(6) Buhârî, Savm, 9
Hazır mısınız?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Maddi ve manevi sayısız güzelliklerin yaşandığı Ramazan ayını 20 Ağustos Perşembe günü yani bu akşam ilk teravih namazı kılarak idrak edeceğiz. Tabii olarak bu gece ilk sahurumuzu yapacak ve yarın “2009 yılı Ramazan Ayı”nın ilk orucunu tutacağız İnşaallah… Ancak hazırlıklar tamam mı? Son kontroller yapıldı mı? Eksik / hatalı / hazırlıksız başlayan yolculukların arzu edilen biçimde neticelenmesi zor olacaktır.
Sözün başında yeni bir manevi mevsime girmek üzere olduğumuz bu günde kendimize “Ben bu mübarek zaman diliminden en güzel bir biçimde faydalanmak için gerekli hazırlıkları / planları yaptım mı?” sorusunu sormakla işe başlamak doğru bir çıkış noktası olacaktır kanaatimce. Eğer cevabımız “EVET” ise sorun yok. Allah kolaylık versin. Ama cevabımız “ACABA” ile başlıyor ya da bir yerlerinde böyle bir tereddüt içeriyorsa; eskilerin tabiri ile evvel emirde bu tereddütlerin giderilmesi gerekir.
Peki, ne öneriyoruz?
a) En azından her birimiz “Kur’an Ayı” olan Ramazan’da en bir hatim okumalıyız. (Mukabele’den başka)
b) İmkânlar ölçüsünde hiç değilse namaz sureleri ve sıklıkla okuyup dinlediğim sure ve ayetler ile duaların anlamlarını okuyup öğrenmeliyiz.
c) İlmihal bilgilerimizdeki eksikleri tamamlamalıyız.
d) Her gün yapılan vaazlardan / sohbetlerden ilgimizi çeken bir cümleyi not edip öğrenmeliyiz.
e) Yine günlük olarak en az bir Hadis-i Şerif mümkün ise Arapça aslı ile birlikte öğrenmeliyiz.
f) Özetle 20 Ağustos 2009 – 20 Eylül 2009 arasında bir takım farklar olmalı hayatımızda.
Bu örnekleri çoğaltmak ya da daha farklı önerilerde bulunmak mümkün ama son madde mutlaka gerçekleşmeli bayrama yeptyeni bir kişi olarak çıkmanın azim ve kararı ile işe başlamalı ve Allah’ın izni ile gerçekleştirmeliyiz. Çünkü Ramazan Ayı, ferdi hayatta dindarlığın, sosyal hayatta kaynaşma ve paylaşmanın yoğun olarak yaşandığı / yaşanması gereken, oruç ibadeti ile iradelerin merhametle eğitildiği ve özgürleştiği / eğitilip özgürleşmesi gereken, Kur’an-ı Kerim’in evrensel mesajını anlamak ve özümsemek / içselleştirmek için daha çok okunduğu müstesna bir zaman dilimidir daha doğrusu böyle bir zaman dilimi olmalıdır. Büyün bunlar ise kuru bir sözle değil ciddi bir hazırlıkla olabilir.
Ramazan, İslâm’ın rahmetle yoğrulmuş adaletini, bilgi ve hikmetle bütünleşmiş ahlâkını bütün insanlığa gösteren Allah Resulü’nün, “İnanarak ve karşılığını yalnız Allah'tan umarak Ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahları bağışlanır" müjdesinin gerçekleşeceği rahmet ve bağışlanma mevsimidir. Ama bu oruç yalnız aç ve susuz kalmaktan ibaret bir davranış ile değil gereği gibi oruç tutarak olabilir. Çünkü o Kutlu Nebi konu ile ilgili bir ikazında örnek olarak “Yalan ve yalanla iş yapmayı bırakmayan bir kişinin aç ve susuz kalmasına Allah’ın bir değer vermediğini” ifade etmektedir.
Dikkat etmemiz gereken bir nokta da burada ifade edilen “yalan ve yalan ile iş yapma” tabirinin aslında dinimizin önermediği / onaylamadığı her türlü söz ve fiili de ifade ediyor olmasıdır. Yani Müslüman’dan beklenen güzelliklere sahip olmadan / Müslüman yakışmayan çirkin söz ve davranışlardan uzaklaşmadan sadece “aç ve susuz kalma” fiiline bakarak kişinin hakiki manada “ORUÇLU” olduğunu söylemenin mümkün olmayacağı gerçeğidir.
Ramazan, dünyanın sayısız nimetleri içinde Allah’ın lütfuna mazhar olan insanın belli bir süre bunlardan kendini uzak tutarak, bir bakıma nimetin kadrini daha yakından bildiği, muhtaçların halini anladığı ve paylaşmayı öğrendiği oruç ayıdır. Ramazan ayı kaybettiğimiz manevi değerleri yeniden kazanmak, özümüzde var olan iyilik ve insani duyguları fiiliyata geçirmek için önemli bir fırsattır.
Oruç ve Kur’an ayı Ramazan, bir paylaşma mevsimidir. Yanıbaşımızdakinin ve uzağımızdakinin halini anlama zamanıdır. Öteki kavramını kaldırmak ve herkese bizden bir parça olarak bakmak gerekir. Çünkü hepimiz Hz. Âdem’in çocuklarıyız, hepimizin artı ve eksileri var. O yüzden kimseyi yargılamadan, sınıflandırmadan bir duygu ortaklığı sağlamamız gerekir…
Manevi arınma, yücelme, kendimizi sorgulama ve her an Rabbimizle olduğumuzu daha yakından hissettiğimiz Ramazan, bilgi dağarcığı ve gönül dünyamızı zenginleştirdiğimiz, milli birlik ve beraberliğimizi pekiştirdiğimiz bir aydır. Rahmet, bereket ve mağfiretle dolu ve ibadetlerin mükâfatlarının sınırsız olarak verildiği bu manevi mevsimi çok iyi değerlendirelim. Çocuk, genç, yaşlı, kadın erkek hep birlikte cemaate iştirak ederek camilerimizi şenlendirelim.
Orucumuzu kimin için ve niçin tuttuğumuzu düşünerek zenginleştirelim. Bu ibadeti zihnimizle, duygu ve düşüncemizle, kalbimizle, gönül dünyamızla da ifa ederek koruyucu bir kalkan kılalım.
Ramazan ayının şahsımız, ailemiz, milletimiz, ülkemiz ve bütün insanlık için hayır, huzur ve barış getirmesini, bizleri manevi yönden yüceltmesini Cenab-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
Fahri UÇAK
Yalan Dünya
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Metin Sağlam
Sevgili okurlar insanoğlu bir kuş misali bu gün var ama belki yarın yok. Kimsenin yarına çıkacağına garantisi yoktur. Doğduk büyüdük ve bir gün elbette her fani gibi bizlerde öleceğiz. Bir düşünün daha dün okula başlamıştık. Arkasından iş hayatı aile hayatı derken günler birbirini kovaladı. Birde bakmışız ki saçlarımız ağarmış, sevdiklerimiz bir kısmı şuan hayatta yok ve diyoruz ki sıra acaba bize ne zaman gelecek. Önemli olan Dünya ve Ahiret hayatını doya doya yaşamaktır. Elbette Ahiret hayatımız daha yaşanmadı. Ama bir söz vardır üç günlük dünya güzel bir benzetme. İşte geldik gidiyoruz. Acısı ile tatlısı ile bu ömür denen hayat bitti bitiyor. Dünya denen bu fani hayatta kimler geldi kimler geçti. En sevdiklerimiz gözümüzün önünden birer birer gidiyor. Önemli olan yaşanan acı tatlı olaylardan ders almaktır. İnsanoğlu elbette kuldur. Hata yapacaktır. Ama önemli olan bu hatalardan ders almaktır. Önceki yazılarımda bu konuda yazmıştım.”Hatasız Kul Olmaz” diye. Evet, sevgili okurlarım başımızı iki elimizin arasına alıp bir süre düşünelim. Bu hayata ne amaçla geldik? Neler yaptık? Acaba hayattaki belirlediğimiz hedeflere ulaştık mı? Bu yolları kat ederken acaba bazılarını kırdık mı? Bu soruların cevabını verebilene ne mutlu ki hayatı amacına uygun yaşamıştır.
Güneş gibi şahsım olsa
Devlet gibi tahtım olsa
Gazi gibi bahtım olsa
Yine bana gelen olmaz
Güller açsam bağlar gibi
Gazel döksem çağlar gibi
Altın olsam dağlar gibi
Kıymetimi bilen olmaz
Hazne dolu akçem olsa
Türlü kumaş bohçam olsa
Yalan dünya bahçem olsa
Benden bir gül alan olmaz
olmaz, olmaz...
Evet, bu güzel şiirde de bahsedildiği gibi “Yalan Dünya” aslıda yalan olan Dünya değil insanlardır. Ama ne hikmetse biz toplum olarak her şeyi tersinden okumayı çok severiz. Mutlaka her hatada da bir suçlu buluruz. Kendimiz sütten çıkmış ak kaşık misali ter temizizdir. Acısı ile tatlısı ile yaşanmış hayat bizim hayatımızdır. Ne mutlu hem Dünyasını hem de Ahretini kurtarana…
Ramazan Ayına Hazırlık
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Mübarek Şaban ayının sonlarına yaklaşmış bulunmaktayız. Önümüzdeki hafta bugün Allah izin verirse Ramazan ayına girmiş bulunacağız. Peygamber Efendimiz (sav) üç aylara kavuştuğu zaman şöyle dua etmiştir: “Allah’ım Recep ve Şaban aylarını hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl bizi Ramazan ayına ulaştır.”(1) Yine bir başka hadis-i şeriflerinde ise; “Recep Allah’ın, Şaban benim, Ramazan’da ümmetimin ayıdır”(2) buyurmuşlardır.
Bu mübarek zaman dilimleri kainatın sahibi Cenab-ı Hak tarafından bizlere verilmiş büyük bir ganimettir. Bu aylar ve içindeki müstesna geceler adeta Yüce Rabbimizin bizi bağışlaması için bir bahanesidir. Bizler de bu mübarek ayların değerini bilip hürmet göstermeli, bu manevi atmosfer havasından olabildiğince istifade etmeliyiz. Ayların sultanı olan Ramazan ayına asırlarca biz müslüman topluluklar tarafından büyük hassasiyetler gösterilmiş, bu mübarek ay hayır ve hasenat ayı olarak değerlendirilmiştir. Çünkü bu ayda yapılan her iyiliğe Yüce Rabbimiz kat kat mükafat vermektedir.
Ramazan ayına ayrı bir güzellik katan hiç şüphesiz İslam’ın beş şartından biri olan oruç ibadetidir. Orucun maddi ve manevi bize çok faydaları vardır. Bir ay boyunca tutacağımız oruçla midemizi dinlendirip sağlıklı bir yaşama adım atma imkanına kavuşacağımız gibi manevi yönden de sabrı öğrenerek nefsimizi terbiye ederiz. Ramazan ayı aynı zamanda Kur’an ayıdır. Rabbimiz Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır: “O Ramazan ayı ki insanlığa bir rehber olan, onları doğru yola götüren ve hakkı batıldan ayıran en açık ve parlak delilleri ihtiva eden Kur’ân o ayda indirildi.”(3) Öyleyse bu ayda bol bol Kur’an okuyup, okunan mukabelelere katılalım. Kılacağımız teravih namazlarına çocuklarımızın da elinden tutup götürmeye özen gösterelim. Onbir ayın sultanına yakışır şekilde bu Ramazan’ı karşılayalım ve bu ayı dopdolu geçirebilmek için elimizden geldiğince özen gösterelim. Hutbemi bir hadis-i şerif ile bitirmek istiyorum: “Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da bağlanır”(4)
(1) Ahmet b. Hanbel, Müsned, I, 259
(2) Camiü's-Sağır, c.4, s.18
(3) Bakara,185
(4) Buhârî, Savm, 5
Bulgarlar'ın Ettikleri / 2
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Türkiye'ye tatile gelip de belini inciten beni bulur nedense.
"-Ağabey," dedi Şükrü, "bel fıtığı oldum burada. Çocukları uçakla göndereceğim, kendim arabayla gideceğim mecburen. Belçika'ya gitmeyi düşünüyorsan,…"
Brüksel'deki bir dernekten orada üniversiteli öğrencilere iki konuda konferans vermem için zaten davet de almıştım. Sovyetler yeni dağılmıştı; güzergahtaki ülkeleri görmek istiyordum.
"-Romanya üzerinden gidersek olur," dedim. Çaresiz, kabul etti.
Gurbetçilerin çoğu Bulgaristan'da yaşadıkları garipliklerden bıktığından uçakla geliyorlar, Türkiye'de satın aldıkları otomobilleriyle tatillerini yapıp, sonra garajlarına kilitleyip, ya da satıp, uçakla geri dönüyorlar daha.
Bulgaristan'a girişte yeşil pasaportumun onlar için özelliği olmadığını, 25 DM transit vize, 5 DM toprak bastı, 5 DM çöp vergisi vermem gerektiğini söylüyor gümrük kapısındaki görevli yılışık kız. Pasaportumun ayrıcalığı, bagajımızın boşaltılmamasını sağlıyor.
Kuzeye yöneliyorum. Yol, bomboş. Otoban ve 130 km. hızım var. Bom boş yolda kilometrelerce sonra sağdaki polis arabasını görüyoruz. Ziftlenen iki polis durduruyor.
"-Kırk Mark komşu," diyor, birisi. Yol arkadaşım devreye giriyor. O, bu yollarda daha tecrübeli.
"-Hifti hifti(Yarı yarıya)."
20 DM verip, devam ediyoruz. Makbuz falan istesek dokuz dereden su getirtecekler; ben de biliyorum.
Tüm trafik işaret levhaları Kiril Alfabesi. O zamanlar henüz navigasyon sadece Amerika'da var.
Romanya'da duvarına Türk Bayrağı resmedilmiş bir yere giriyoruz. Çorbacı. Türk TIR şoförleri karşılaştıkları zorlukları anlatıyorlar.
Romanya'dan feribotla Tuna'yı geçip, Macaristan'a gireceğiz. Tuvalete giren İngiliz turist kızlar çığlık atarak kaçışıyor. Bakıyoruz, her taraf göl.
Romanya gümrük çıkışı karşıda. Tüm otomobillerin bagajları boşalttırılmış. Pasaportumun garipliği derdine düşüp, bizimkini boşalttırmadılar. Benimki gibi pasaport görmemişler; müdürü çağırıyorlar. Müdür de görmemiş, iyi sigara soruyor. İki paket 2000 veriyorum.
Benzin deposunu doldurduktan sonra Macar gümrüğüne giriyoruz. Yine tüm bagajlar boşaltılmış, saatlerce bekledikleri belli. Pasaportum için bir yere telefon ediyorlar. Bagajımızı boşaltmıyorlar ama depodaki benzinin ne kadar olduğunu soruyorlar. Diğer otomobillerin depolarını ölçüp, vergi alıyorlar. "Tarant litr(otuz litre)" diyor, arkadaşım. Vergiyi ödüyor, yemyeşil Macar topraklarına giriyoruz.
Ormanlık bir alandan geçerken iç çamaşırlarıyla iki kız yolumuzu kesiyor. Duruyoum.
"-Normal zehn Mark, saksafon zwenzig(normal on mark, saksofon yirmi,)" diyor birisi Almanca. Yorgun olduğumuzu söyleyip, yola devam ediyorum.
O yönden gidecek gurbetçilerime uyarımdır.
Ve navigasyonsuz zorluk çekersiniz.
Hayırlı yolculuklar.
Sayfa 443 / 497
















