Öküz Parası
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Hakiki Kabakçı

Bin dokuz yüz altmışlı yıllar sırası
Herkesin gönlünde bir Avrupa sevdası
Ana baba günüydü İstanbul Haydarpaşası
Biletçi dedim; kaç para İstanbul Alamanya arası
Boş ver gardaş dedi, yere batsın Avrupası
Atılırda gidilir mi şu memleketin havası
Kalmam dedim, dönerim kazanınca öküz parası
Gurur Mudur, Utanç Mı “Emirdağlıyım” Demek?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
‘Nerelisin’ sorusu Türkiye’de yaşamınız boyunca karşılaşabileceğiniz en sık sorulardan birisidir. Özellikle yeni bir ortamda yeni insanlarla yeni bir tanışma faslında “adınız nedir” sorusunun hemen ardından “Nerelisiniz” sorusu gelir karşınıza…
Aslında dünyanın ya da Türkiye’nin herhangi bir yerinde yaşayan birisi için bu soruya cevap vermek oldukça basittir. “İzmirliyim, Vanlıyım, Ankaralıyım” ya da buna benzer cevapları hazırdır, Emirdağlı olmayanların.
Ya Emirdağlıların?
Hiç düşündünüz mü? Belki sizin de başınıza geldi “Nerelisin” sorusuna bir an tereddüdün ardından neler söylediğiniz?
-“Emirdağlıyım, şey aslında Afyonluyum, yani Emirdağ Afyon’un bir ilçesi de”
Bu cevapta aslında haykırmak isteriz “Emirdağlıyım” diye, içimizden geçer “İl olmak” Afyon kelimesini hiç kullanmamayı isteriz ama bu gidişle bu sadece hayalden ibaret…
Başka bir diyalogda “Emirdağlıyım” deriz gayet rahat bir şekilde. Karşımızdaki şaşırır: “Emirdağ da neresi ?” diye sorunca açıklama yapma ihtiyacı hissederiz, “Afyon’un bir ilçesi..” ve hemen yanıt gelir, “Afyonluyum desene o zaman”
Biz ise zaten alışığız bunlara, cevabımız hemen hazırdır genelde, “Pek iyi geçinmeyiz de…” Fakat bu tatminkâr bir yanıt değildir. Yabancı devam eder “Neden?” Emirdağlı son kozunu oynar “….Ya ne bileyim işte Eskişehir’e bağlı gibiyiz…”
Bu ve buna benzer diyaloglar her Emirdağlının başına sık sık gelir. Nedir bu kimlik karmaşasının sebebi?
Doğduğumuz yer mi, doyduğumuz yer mi? Bu topraklar, bu yaylalar, bu dağlar mı?
Bağlı olduğumuz il olan Afyon mu? Neden kabullenemeyiz Afyonlu olduğumuzu?
Biz Emirdağlılar neden “Ötekilileştirildik”
Bizim Afyon ve Afyon’a bağlı diğer ilçelerde yaşayanlardan ne farkımız var?
Kendimizi “özel” hissetmeye neden ihtiyaç duyuyoruz?
Nereli olduğumuz sorusu karşısında düştüğümüz bu ikilem, aslında Yörük-Türkmen, Yerli-Köylü, Gavurcu-Gavurcu olmayan, Alevi-Sünni gibi toplumsal ayrışıma maruz kalmamızın daha genel anlamda “kimliğimize yansıması”.
Şu bir gerçek ki bizler “farklıyız”. Afyon’dan, Afyonlu’dan, Afyon’un diğer ilçelerinden. Kendimizi özel hissetmemizin nedeni de bu olsa gerek. Yıllar önce Avrupa’ya başlayan göç sonucunda farklılıklar da girmeye başladı hayatımıza. Alamancının “radyosu”, Belçikalının “hünerli gelini”, Hollandalının “peyniri” derke başladı değişimimiz ve hâlâ da devam ediyor. Aslında bu değişim Emirdağ için kazançtır, olumlu değişiklikler bunlar bizi farklı kılan kültürümüze zenginlik katan nedenlerden sadece birkaçı…
Sadece kültürel yönden değil sosyal anlam da değiştik. Emirdağ’a açılan Yüksek Okul da etkiledi bu değişimi… Emirdağ’lı sözüm ona, yabancıların bizi dışarıdan görenlerin deyişiyle “yontuldu bir nebze”. Emirdağ’daki Askeriye (Artık olmayacak) sayesinde esnafımız “Gurbetçi” ve hemşerileri haricinde başka birileriyle nasıl alışveriş yapılacağını öğrendi.
Daha geçen hafta Ankara’da tesadüfen Emirdağ’da acemiliğini yapan bir askerle karşılaştım. Tabii hemen Emirdağ hakkında izlenimlerini sordum. Samsunlu bir gençti. “Emirdağlı çok kaba ve yüzü gülen insan göremedim, ah hele o esnaflar” dedi, gerisini yazmayacağım.
Keza google’da “Emirdağ” yazarsanız, acemi birliğini ilçemizde geçiren askerlerin “Youtube” adlı paylaşım sitesinde hakkımızda nasıl atıp tuttuklarını hatta hakaret ettiklerini ibretle okursunuz. Aslında Emirdağlılar olarak bu kişilere “hakaret veya tazminat davası” açabiliriz, ilçemizin saygınlığı açısından…
Keşke, bir üniversitemiz de olsaydı, Gurbetçiden başkası da gelseydi, başka ilçelerden, başka illerden, başka ülkelerden gelenler olsaydı… Bizi eleştiren daha çok olsaydı da, daha çok görseydik eksiklerimizi.
Yani Emirdağlı olarak yaşadığımız bu ikilem, bu Afyonluluğu kabullenememe, bu Emirdağlılığı yüceltme, bu asi, bu isyankâr, bu kabına sığmaz yanımız bizi biz yapan değerler. Anladım ki “Emirdağlıyım” derken utanmıyormuş Bozkır insanı, “Afyonlu değilim Emirdağlıyım” derken gururla söylüyormuş Adaçal insanı…
Merasimlerimiz ve Çevre Duyarlılığı
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
İnsan sosyal bir varlıktır. Bu yönüyle insan çevresi ile ikili ilişkiler kurmak, diğer insanlarla birlikte adab-ı muaşeret adı verilen belirli düzen ve kurallara uyarak yaşamak mecburiyetindedir. Bu durum sorumlu olmayı gerektirir. Alemde, sorumluluğu yüklenme bilincine sahip tek yaratık insandır. Ahzab suresinin “Biz emaneti, dağlara, taşlara emrettik, onlar bu emaneti taşımaya yanaşmadılar. Bunu insan yüklendi.”(1) ayetinde zikredilen emanet genel anlamda ‘sorumluluktur’.
İslam dininin özünü iman esasları, ana unsurunu da ibadetleri teşkil etmektedir. Fakat dindarlık bunlardan ibaret değildir. Dindarlık, yaratana kulluk, yaratılana şefkat ve saygı, hiçbir canlının hakkını ihlal etmeden, hiçbir kalbi incitmeden hak ve istikamet üzere yaşama demektir. Din ve dindarlık böyle anlaşılmaz ve uygulanmazsa, o zaman kaba, hoyrat ve bencil bir dindar tipi ön plana çıkar ki; bunun sonucu olarak cahil kesimler de dini böyle algılar ve dinden uzaklaşırlar. İşte bunun için genel ahlak, adab, görgü ve nezaket kuralları dinin ve dindarlığın tabii gereği olduğu için benimsenmeli ve uygulanmalıdır. Zaten bu açıdan adab-ı muaşereti öğrenmek dinimizce farz-ı ayın kabul edilmiştir.(2)
Dinimiz çevreye zarar vermeyi, insanların gelip-geçtiği, konakladığı yerleri kirletmeyi yasaklarken; Peygamberimizin: “İman altmış küsur şubedir. Bu şubelerden birisi insanlara sıkıntı verecek şeyleri gidermektir.
Bu manada yol ortasında bulunan bir taşı kaldırmak imanın gereğidir”(3) hadisinde görüldüğü üzere buraları temiz tutmayı imanın bir gereği ve ibadet saymıştır. Efendimizin: “Komşusu elinden, dilinden emin olmayan kişi mü’min sayılmaz”(5) sözü, en yakın çevremiz olan komşuluk ilişkilerini düzenleme açısından çok dikkat çekicidir.
Geliniz, yukarıda verilen ölçüler ışığında toplumun birer ferdi olarak taşıdığımız sorumluluk, dindarlık ve çevre duyarlılığını hep beraber gözden geçirelim. Caddelerde, sokaklarda ve evlerimizde yaptığımız düğünlerimiz, nişanlarımız, sünnet merasimlerimiz, hatta özel yaş günü kutlamalarımız ve asker uğurlama törenlerimizdeki yüksek müzik sesleri, bağırmalar, araba kornaları ile çevremizi rahatsız ettiğimizi fark edelim. Uyuyan çocukları uyardığımızı, hasta olup yatanlara eziyet verdiğimizi, misafiri olan komşuları gücendirdiğimizi, okulda ders gören öğrencilerin eğitimlerini engellediğimizi, devlet dairesindeki çalışma ortamını yok ettiğimizi hiç düşündük mü? Evet değerli Mü’minler, hep düşünmeliyiz bunları ve de önemsemeliyiz. Tüm merasimlerimizde çevreyi rahatsız etmeyecek, kul hakkına düşmeyecek şekilde tedbirler almalıyız. Kendimize yapılmasını istemediğimiz şeyleri başkalarına reva görmemeliyiz Başkalarının ulaşım hakkını engellememe, caddelerde arabaların geçtiği yoldan yürümeme, başkalarının iş yerinin önünü, arabasının çıkacağı yolu kapatmama gibi hususlarda da ayrı bir duyarlılık göstermeliyiz. Unutmayalım ki “Başkalarına nasıl davranırsanız, size de öyle davranılır.”(6)
(1) Ahzab, 72
(2) TDV İslam İlmihali II, 469
(3) İ.Canan, Kütübü sitte, 2, 241
(4) İ.Canan, Kütübü sitte, 2, 349
(5) İ.Canan, Kütübü sitte, 10, 209
(6) DİB, 250 Hadis
Eğitimci, yazar Hasan Hüyük
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Biyoğrafiler
1970 Yılında Emirdağ da hayata başlayan Hasan Hüyük, İlköğretimini Emirdağ Yavuz köyünde tamamladı.
Eskişehir'in Mahmudiye İlçesine bağlı bulunan Hamidiye Köyü'nde bulunan Yunus Emre Öğretmen Lisesi'ni bitirdi. Denizli Eğitim Yüksekokulu'ndan bitirince öğretmen olarak göreve başladı. Uşak Eğitim Fakültesi’nde lisans tamamladıktan sonra Eskişehir İktisat Fakültesi'ni dışarıdan bitirdi. Van iline bağlı Çatak ve Çaldıran ilçelerinde ve Afyonkarahisar iline bağlı köylerde öğretmen olarak görev yaptı. Şu an halen Afyonkarahisar merkezinde öğretmen olarak çalışmaktadır.
2004 yılından itibaren çeşitli yayınevlerince (Bilgi-Başarı, Morpa, Mavi Beyaz, Artı Başarı) hazırladığı ilköğretime yönelik tüm dersler, tatil kitapları, yaprak testler, matematik kitapları, soru bankaları vb. basılarak yayınlanmıştır.
İlköğretime yönelik kitap çalışmaları halen devam etmektedir. 11 test kitabında imzası bulunan Hüyük’ün basıma hazır 3 kitabı bulunmaktadır.
Bu Haritayı Kabul Etmiyorum
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Yüksel Önaçan
Bizi Rusya, Slovakya ve Polonya’dan sonra 4.sıraya yerleştiren, o görmediğim haritadaki yerimizi kan kırmızısına değil de açık pembe(zannediyorum) gösteren, böylece dünyanın gözünde cesaretimize ilk üç sıradakilerden az puan veren bu haritayı kabul etmiyorum.
Zaten bu sıralamayı yapanlar,
Sürücüleri Tehlikeyi Seven, Cesur Olan Ülkeler diyecekleri yerde,
Sürücüler İçin En Tehlikeli Ülkeler demekle baştan yanlış yapmışlar.
Haritayı kim mi yapmış?
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü(OECD).
Sanırım kendilerine ayrılan fonu ceplerine sokup, Rusya’ya votka içmeye gitmişler ve harita da orada çıkarılmış.
Rus votkasını içince;
—Rize’de özürlüler için yapılan üstgeçitten minibüsünü sıyıra sıyıra geçen usta, cesur, hayatındaki en büyük idealini gerçekleştirdiğini söyleyen, 189.00 lira bir cezayla hobisini gideren,
—Türk rakısını içip, İstanbul trafiğine ters ola giren,
—“Bana nasıl yol vermezsin,” diye, eşiyle normal yolunda giden sürücünün yolunu kesip, eşinin gözleri önünde onu bıçaklayarak öldüren,
—Trafik denetlemesi yapan polisi metrelerce altına alıp, sürükleyen,
—Terörün kol gezdiği İzmir’de görevli polislerin “DUR!” ihtarına uymayıp, kaçan; seken kurşunla ölen ve arkasında haklı(!) baba bırakan,
—Tuttuğu futbol takımının galibiyetinden sonra otomobil kullanmanın bazı şartlara tabi olduğunu, bu şartların alkol aldıktan sonra bir eliyle de tabanca kullanmak gerektiğini düşünerek balkondaki insanı kolundan falan değil, kafasından vurabilmeyi beceren,
—Evine fırında pişmiş kelle götürürken emniyet şeridini kullanan, ama aynı zekada bir başkasının da o şeritte park ettiğini görünce sinirlenip, son sürat çarpmakla hayatına yanındaki oğluyla son verebilen,
—Bulgaristan’a şöyle bir tur atmak için giderken, kendisinden gerekli evrakları isteyen polise, ”Benim milletvekili olduğumu bilmiyor musun?!” diye, polisi tokatladıktan sonra direksiyona öfkeyle binip, giden,
—Sevgilisiyle birlikte kafayı bulduktan sonra çırılçıplak soyunup otomobiline binen ve karşıdan gelen kamyonla küpüşüp, bu dünyayı beğenmeyerek öbür dünyaya uçan cesur yürekli sürücülerimizi elbette göremezler, bilemezler. Rus votkası bu, Eskişehir’in Kalabak suyu değil ki…
Onun için ben yapılan haritayı kabul etmiyorum.
Türkiye sürücüleri mutlaka 1. sıraya konulmalı.
İnsan Hayatının Değeri
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Cuma Hutbesi
Yeryüzündeki varlıkların en mükemmeli insandır. Allah, onu en güzel bir şekilde yaratmış, hak ve vazifesini idrak edebilmesi için vahiy ve akıl kaynaklı bilgi nimetiyle donatmıştır. Sayısız nimetler arasında, kaybedildiğinde geri kazanılamayan en önemli şey hayattır. Sahip olduğumuz bütün güzellikler ancak hayatla anlam kazanır. O halde saygı duyulması gereken şeylerin başında yaşama hakkı gelir.
Güven içerisinde yaşamak her insanın en temel hakkıdır. Bu güvenliğin sürekliliğini sağlamak amacıyla Yüce Allah, yaşama hakkını her türlü haksızlığa karşı koruma altına almış ve cana kıymayı kesin bir şekilde yasaklayarak şöyle buyurmuştur: “Kim katil olmayan ve yeryüzünde fesat çıkarmayan bir kişiyi öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insanın hayatını kurtarırsa sanki bütün insanların hayatını kurtarmış olur.”(1)
Tatil mi? Kamp mı?
- Ayrıntılar
- Üst Kategori: Sizden Gelenler
Bu yıl da çok şükür mübarek üç aylara kavuştuk. Bu bizim için büyük bir nimettir. Çünkü geçen sene aramızda bulunan bir kısım akraba, dost ve ahbaplarımız yoklar. Biz kendilerine ALLAH Teâlâ’dan rahmet diliyoruz. Binaenaleyh, bu nimetin kıymetini bilip, ondan faydalanmamız gerekir.
Bu istifadenin yolu nedir? İşte cevap: Abdullah b. Abbas (ra): Receb ayında Hz. Peygamber (sav) Efendimizin: “Bu, artık orucu bırakmaz” deyinceye kadar çok oruç tuttuğunu, bazen de, “Bu artık oruç tutmaz” deyinceye kadar orucu terk ettiğini, haber vermiştir. Bundan anlaşılıyor ki Hz. Peygamber (sav) Efendimiz, Receb ayında diğer aylara nazaran daha çok oruç tutmuştur.
Ayrıca, Mucibe el-Bahiliyye’nin babası veya amcasından rivayete göre, Hz. Peygamber (sav) Efendimiz, mübarek üç parmağını yumup açarak işaret edip: “Haram, hürmet gösterilmesi gerekli olan aylardan bu kadar, yani üç gün oruç tut ve terket,” buyurmuşlardır. Görülüyor ki Hz. Peygamber (sav) Efendimiz haram aylarda oruç tutmayı teşvik etmişlerdir. Receb ayı da, o haram aylardan birisidir.
Üç aylara nasıl bakalım da bu sezon bizim için kazançlı geçsin derseniz âcizane kanaatimi paylaşmak isterim. Bu sezonu hayatımızda farklı bir program uygulanan bir tatil gibi mi görüyoruz yoksa ileriki sezonda ihtiyaç duyduğumuz formu kazanma amaçlı bir kamp gibi mi düşünüyoruz?
Ya da bir takım arızaları olan aracınızı servise verdiniz diyelim. Burada amacınız nedir? Serviste düzgün çalışsın. Deneme sürüşü iyi geçsin de evde eski gibi arızalı olsun ister misiniz? Yoksa bu düzelme ve iyileşmenin sonuna kadar devam etmesini mi arzu edersiniz?
İşte kendimizi manevi açıdan bir takım arızaları olan bir araç gibi düşünün ve bu ayları da bizim arızalarımızın tamir edildiği yaratıcının genel bakım servis günleri kabul edelim. Yani hayatımızda aslında yapmamız gerektiği halde çeşitli nedenlerle ihmal ettiğimiz eksiklerimizi tespit edip bunların tamamlanması için bir fırsat olarak bakalım.
Hatta cesur bir adım daha atıp bu dönemde elde edilen kazanımlarımızı bayramdan sonra da / hayat boyu sürdürme azmini ortaya koyabilirsek işte o zaman bu dönemi gerçekten kazançlı olarak geçirdik demektir.
Hatta büyük bir zat kendisine “Ramazan orucunun kabul edildiğini anlayabileceğimiz bir işaret var mı?” diye sormuş. Verdiği cevap manidar: Ramazan ayından önceki hayatın ile ramazan ayından sonraki hayatın arasında manevi açıdan bir fark var mı bunu ölçmeye çalış buyurmuş.
Bakalım bizim hayatımızda bir değişim olacak mı? Ya da nasıl ve ne kadar bir değişim olacak? Var mısın bir mukayese yapmaya… İşte hepimiz için gayet net ve pratik bir ölçü… Haydi, kolay gelsin…
Bu duygularla üç ayların ve Regaib Kandili’nin hepimiz için bahse konu değişim ve dönüşüm adına başlama fırsatı olması en kalbi dileğimdir. Allah’a emanet olunuz…
Fahri UÇAK
Sayfa 447 / 497














